Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

Mutluluk Üzerine

e-Posta Yazdır PDF

Mutluluk Üzerine

Sabahattin Öztürk

18.Nisan.1969 – Sinop gazetesi (Sinop Yüksek Tahsil Derneği yayını)

İnsanoğlu, yaşamı süresince bitmez tükenmez bir hayat kavgasının içindedir. Her uğraşı bir mutluluk arayıştır. Ne yazık ki hiçbir zaman ulaşamaz aradığı mutluluğa, o arayış hep sürer. Mutlu olduğunu zannettiği anlar çok kısadır, çabuk biter. Ele geçirdiğinde mutlu olacağını, huzura kavuşacağını düşündüğü şeylerin rahatlığı o kadar kısadır ki yeni arayışlara yönelir, yetinmez buldukları ile... Bir ömür boyu hiç eksilmez bu özlem.

Bazan bir umuttur gelecekten, bazan bir anıdır geçmişten. Ama ger-çek olan şu ki mutluluğu bu günden yaşayan pek yoktur. Aradıklarına kavuştuklarını sananlar bir süre sonra aldanmış olmanın bunalımına düşerler.

Büyük şehrin gürültüsünden, zehirli havasından, yorgunluk ve bunalımlarından sıyrılıp sakin, yeşillik bir dağ başında kalmayı, yaylada sürülerini otlatan bir çoban olmayı en büyük mutluluk sayanlar vardır. Gece gündüz düşlerinde büyük şehrin hareketli hayatını yaşayanlar, tek mutluluğu o ışıklı, süslü, kalabalık dünya içinde arayanlar vardır. Herkes kendinde olmayanı, eksikliğini duyduğu şeyi ister, mutluluğu onu elde etmekle bulacağını sanır. Oysaki bu eksikler, yoklar hiç tükenmez. Biteviye bir çabadır, insanın mutluluk arayışı.. Aradıkları her zaman en yakınında olan şeylerdir. Başındaki şapkayı arar gibi arar onu, bir türlü bulamaz, bulduğunun farkına varmaz insan gördüğünü, bildiğini ister daima. Bilmediğini, görmediğini arzu etmez, ekmek ve eşten gayrı. Ama uygarlık hep ilerlemektedir ve insan her gün yeni bir şeyler, görür, öğrenir, ister.

Yiyeceklerin en pahalısını, giyeceklerin en güzelini vitrinlerden seyredenler için mutluluk bunlara sahip olmaktır. Bütün ailenin yarı aç yarı tok bir göz odaya doluştuğu geceler birer saray gibi görünür. Orada yaşayan insanların hep mutlu oldukları sanılır. İnsanca düzene aykırı bu yaşantının içinde önce ekmek diye haykıranlar daha mutsuzdur ama, karnı tok sırtı pek insanlarda aynı mutluluğu aramaktadırlar. Sanki rastgele esen, bazılarına değen, bazılarına dokunmayan bir rüzgardır mutluluk.

Kadınla erkeği birbirine yasak oyuncaklar olarak gören toplumlarda genç insanların tek özlemleri bir sevgiliye sahip olmaktır. Cinsel doyumsuzluk içindeki insanlar, yanlış terbiye ve toplumun şartlanmış tutumu yüzünden karşı cinsi tamamen soyutlayarak gözlerinde büyütmekte, ona sahip olmakla her şeyin hallolacağını sanmaktalar. Ama o oyuncağa sahip olunca zannettikleri kadar olağanüstü olmadığını görmekte ve hayal kırıklığına düşmektedirler. Yaşamak ve çoğalmak insanın iki temel iç güdüsü. Cinsel açlığında mide açlığı kadar doyurulması gerekli. Yani insan yaşamı tabiat kanunlarına uygun olmadıkça mutlulukta olamaz. Gene de bir sevgili ile başbaşa olmanın heyecanı ile titriyorsak, mutluluk duyuyorsak bu sevgiden dolayıdır. İki insanın birbirini sevmesi, birbirine inanması, birbirine destek olması -biraz bencilde olsa- mutluluğa atılmış en büyük adımdır. Sevmesini öğrenen insan mutlu olmanın sırrını bulmuş demektir.

Bütün dinler, insanlara adil bir düzen hazırlayıp mutluluklarını sağlamak için ortaya çıkmıştır. İstenilen düzenin tanrı buyruğu olduğu söylenmiş, toplumların tüm varlıklarıyla buna bağlanmaları istenmiştir. Ortaya çıktıkları çağda en iyi toplum düzeninin kurulmasına rağmen uygarlık yarışında tutucu durumuna geldiği için bu gün artık din kuralları yerine oturtulmuş bir yönetimle toplumda düzen sağlamak imkânsızdır. Günümüzün lâik dünyasında din tamamen bir vicdan işi olmuştur.

Doğuşlarından ölümlerine kadar bir tesadüf olmazsa ya da kestirme bir yol bulmazlarsa yaşantıları hiç değişmeyen, «böyle gelmiş, böyle gider» kaderciliğini benimseyen insanlar, fırsat eşitliği için, sömürünün sona ermesi için, kısacası mutlu yaşamak için bayrak açmışlardır. Senelerce, «bu dünyada sabret öbür dünyada mutlu olursun» yalanıyla hâkim sınıflarca şartlandırılmış halk kitleleri dünyada da mutlu olabilmek için bir çabaya girmişlerdir.

Bir ağaç gölgesi, bir pınarbaşı, bir kuş sesi, yıldızlar, çiçekler mutlu bir kahkahanın dekorları olur çoğu zaman. Bir bayram gününün heyecanı, yeni giyilen elbise, bir dost yardımı, bir başarı, bir sevgiliyi kucaklayış belleğimizde mutluluk anısı olarak kalırlar. Ama, insan ömrü gibi kısadır mutluluk, çok çabuk geçer. Ömür boyu sürecek bir mutlulukta yoktur zaten. Hayatın evrimi bir çelişkiler zinciridir. İyinin iyi olduğunu kötü gösterir. Mutluluğu biliyorsak, mutlu olmadığımız anların bulunması yüzündendir bu. Yapılması gereken şey mutlu günlerimizi çoğaltmaktır.

İşçilerin, köylülerin ve öğrencilerin düzene karşı çıkışları hep bunun içindir. Gerze köylüleri tütün sömürüsüne karşı çıkıyorlarsa daha iyi yaşayabilmek amacıyladır. İnsan «tek başına mutlu olamaz, çevresiyle kavuşur mutluluğa». Toplumun mutluluğudur önemli olan. İnsanlar kendi mutlulukları için çalışırlar bu doğru, ama çevresindeki insanlar mutlu olamıyorsa kendi mutlulukları bir diken gibi batacaktır. Sinop vilâyeti içindekinden daha fazla Sinop’lu vardır dışarıda. Bunca insanın evlerini, köylerini terk etmeleri mutlu yaşamak için değil midir? Aç insanları hiçbir şey mutlu edemez. Bugün dünyanın yarısı hâlâ açsa, bunca öğünülen yirminci asır uygarlığı onların kaderini değiştirmiyorsa suç insanların düzensiz düzenlerindedir. Hâlâ dilenciler varsa, hâlâ genelevler yeni sermayelere açıksa, hâlâ büyük şehir çevreleri gecekondu ağlarıyla çevrili ise hâlâ köylüye toprak, herkese iş bulunamıyorsa ve hâlâ insanlar en basit ihtiyaçlarından yoksunsa mutluluk düşünülemez. Yaşamak gerek mutlu olmak için.

«Yaşamak, bir ağaç gibi tek ve hür,

Ve bir orman gibi kardeşcesine»

Yarınından endişesi olmayan, severek, zevkle hep birlikte mutlu olmak için omuz omuza çalışan insanların dünyasını kurmak savaşında -yani halkın mutluluk arayışında- halkın yanında olmak gerek. Mutlu olmak varken süregiden kördöğüşünün sona ermesi için mutlu bir düzen kurmalı. Tüm halkıma mutluluklar dilerim.

 

Son Güncelleme: Salı, 23 Ekim 2012 19:56