Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Seçme Yazılar Mir'at al'Memalik - Sayfa 5
e-Posta Yazdır PDF
Makale İçeriği
Mir'at al'Memalik
Sayfa 2
Sayfa 3
Sayfa 4
Sayfa 5
Tüm Sayfalar

Ertesi gün Şah davet ettiler. Mülakat esnasında fakirane hediyelerimizi arzettik ve ziyafet esnasında birçok konuşmalar yapılıp, şiirler okundu.Bizim halimizi tamamen anlayınca, beylerine hitaben: "Onların yüzlerinde secde izleri vardır" ayetini hatırlattı.Evvelce arzedilen İbrahim Mirza'nın vekili Gökçe Halife ve Mir Mevsinin memuriyetleri iade olundu.

Bu acize bir at, iki hil'at, bir yük ipek ve yol için bazı malzeme verdi. Saadetlu padişah hazretlerine sonsuz hürmet ve muhabbetlerini arzettiler.Son derece bağlılık gösterip, Şah bir gün bu acizi Mehterhanesine davet edip ziyafet verdiler.

Devletin büyüklüğünü göstermek için beşer yüz ve biner toman'a yapılmıştır, diye birçok büyük kadifeve ibrişimden resimli, işlenmiş küçük halılar, birçok paha biçilmez tahtlar, ustaca ve resimli olarak yapılmış haymeler, otağlar ve çadır bölmeleri gösterdi. Umerasından Musahib olan yüzbaşı Hasan Bey, bu gördüğümüz şeyler için: "Bunlar büyük bir hazinedir." Diye söyledi. Ben de " Padişahların hazinesi, altın, gümüş ve harb aletleridir. Bunlar hazine değildir." deyince, afallayıp kaldı, cevap veremedi.

Elçileri olan Sabit ağa, bizden önce Tebriz yolu ile gitti.Bizi bir ay kadar bırakmadılar. Bir gün, mecliste, ulemasından ve akrabasından olan Mir İbrahim Safevi bana bir sual sordu: "Osmanlı alimlerinin bizi tekfir etmelerinin sebebi nedir?" Ben de: " Ashaba küfredilir diye işitiliyor. Şayet böyle bir şey varsa, fıkıh kitaplarında: (Şeyhayn'a küfretmek küfürdür) diye yazılı ve kayıtlıdır." dediğimde."İmam-ı Azam'a göre öyledir, ama, İmam-ı Şaafii'nin görüşüne göre, bu küçük günahlardandır." diye cevap verdi. Ben de:

Şafinin görüşüne göre küçük günahlardandır sözünü reddedip "Bundan başka Hz. Aişe (R.A.) hakkında bazı terbiye ve edebe aykırı şeyler söylenirmiş diye işitiliyor." dediğimde, inkar edip: " Her kim Hz.Aişe'ye fuhuş isnad ederse, o bizce de kafirdir. Bu suretle hem küfretmiş, hem de Kur'anı inkar etmiş olur. Çünkü O'nun, (Hz.Aişe) hakkında Allah'u Teala Kur'an'ı Kerim'in birçok yerinde, iffet ve beraatine şahidlik eder. Fakat, Hz.Ali'ye muhalefet ettiği için, Hz.Aişe'ye muhabbetimiz yoktur." diye bunu itiraf etti.

Tekrar:"Bakalım buna nasıl cevap vereceksiniz. Hadis'i Şerif'te (Ümmetimin alimleri Beni İsrail'in Nebileri gibidir.) buyurulmuş iken, din büyüklerine dil uzatılıyormuş." dediğimde, "Bu söylediğiniz alimler arasında bizimkiler dahil değil midir?" diye sordu. Ben de "Latife yüzünden ümmetten olan ulemanın hepsi dahildir." dedim ve tekrar: "Malumunuz değil midir ki, alimler hakkında "Alimlerin eti zehirlidir. Kim onların etini koklarsa hasta olur ve kim de yerse ölür" diye zikrolunmuştur. Buna göre onlara dil uzatanlara dünya ve ahirette mutlaka bir bela gelecektir." deyince, daha cevap veremedi. Sözü kesip " Bütün bunlar uydurmadır." deyince, ben de " Çevirelim birer sayfa" diyerek sohbetimize geçtik.

Bir gün Şah bu acize: Şu kadar yer gezip dolaştın. Gördüğün memleketlerde hangi şehir hoşuna gitti.?"diye sorunca, açıkça:

Gezip seyreyledim her şehrini gerçi bu dünyanın

Nazirini görmedim hergiz Stanbul u Galata'nın

dedim. Şah da bu sözümü tasdik etti ve devamla: "Osmanlı Beylerbeyi ve emirlerinin dirlikleri kaç tümen olur" diye sordu. Ben de cevap olarak: "Diyar-ı Rum'da Padişahımızın Beylerbeyilerinin ve umerasının dirlikleri kendilerine mahsustur. Askerlerinin her birinin padişahtan başka dirlikleri vardır. Diğer padişahların umerasının dirliği kendilerine hükmettikleri askere göredir. Vilayet-i Rum (Osmanlı Ülkesi) da ordu padişahımızındır. Bundan dolayı Beyler beyi ve Umerası, diğer kullarından ayrıdır."dedim. Sonunda izin talep etmek için Şah'a bir gazel söyledim. Bu gazeli şah çok beğendi ve ondan hoşlanarak gitmek için izin verdi. Saadetlü padişah hazretlerinin yüksek şahsiyetlerine mektup yazdılar ve arzolunmasını canu gönülden dileyerek sonsuz muhabbetler gösterdiler.

Yüzbaşı hasan Bey'in kardeşi Nazar Bey'i bir miktar adam ile bize kattılar ve tekrar hil'at verdiler.


Kazvin'de medfun İmam Şehzade Hüseyin'i ziyaret ettik. Mübarek Rebi'ul Ahir' başında Bağdat şehrine doğru yola çıktık. Sultaniye yakınındaki Ebhur isimli şehrin önünden geçerken orada medfun Pir Hasan b. Ahi'nin harab olmuş türbesini ziyaret ettik. Kurkan'ı aştık. Orada da şeyh Muhammed Dem-tiz b. Hoca Ahmet Yesevi'yi ziyaret ettik. Oradan Dergüzün şehrine, oradan da Hemedan'a vardık. Ayn'ul Kudat (Kadıların gözü) Hemedani Hazretleri ve Peygamberimiz (S.A.S.) bayraktarı Mekkeli muhacirlerden Pir Ebu-l Ala'yı ziyaret ettik. Oradan Sadabad kasabasına varıp, serhad beylerinden olan Bey oğlu Hasan Bey'e yetiştik. O da çeşitli ihtimam gösterip hürmet etti. Ve ziyafet verdiler.Oradan da Elvend ve Nihavend dağı tarafından, yani Luristan eteğinden Bistan dağına geldik.

İmam Kasım'ı ziyaret ederek oradan Veysel Karani' (R.A.) yı ziyaret ettik. Kasr-i Şirin yolu ile Kürdistan içinden kal'ayı Zencir'e geldik. O gün gökyüzünde ansızın bir Huma (cennet ) kuşu göründü. Halk bunu "Hayra alamettir" diye sevinç ve mutlulukla seyrettiler. Bu kuş, kemikten başka bir şey yemez, yalnız kemik yer ve onunla yaşar derler. "İran'da büyük kişilerden herkes bir yerde düşman karşısına çıkamaz oldu mu, Huma kuşu gibi yiyeceğini evvelce ölçüp biçer ondan sonra yerdi. Böyle yapıp yiyerek hasmı karşısına çıkması gerekirdi" sözü bir hikaye halinde varmış.

O gün Nazar Bey'e geriye dönmesi için izin verdik. Ertesi gün Kal'ayı Zencir'den yola çıkınca dokuz ölüm dedikleri büyük nehirden geçip, Şehriban'a geldik. Bu şehrin sonunda Bağdat Şehrine ulaştık ve Hızır Paşa Hazretleriyle mülakat edip çeşitli iltifatlarına mahzar olduk. Oradan da Diyar-ı Rum'a doğru yola çıktık.

SON DURUMU BEYAN EDER. (BAKİYYE-İ AHVAL-İ BEYAN EDER)

Mübarek Cemaziyel evvel'in ilk günlerinde Dicle yani Şattı Bağdad-ı gemilerle geçtik. Önceden ziyaret ettiğimiz yerleri tekrar ziyaret edip yola koyulduk. Kasrı Sumke ve Harbi yolu ile Tikrit'e geldik.Oradan Musul'a vasıl olduk. Eski Musul ve Cizre yolu ile Nusaybin'e geldik. Diyarbakır'dan Mardin yolu ile Amd'e geldik. Orada İskender Paşa Hazretleri ile mülakat edip çeşitli lütuflarına mahzar olduk. Başımızdan geçenleri işittiklerinde hayrette kalıp: " Sizin başınızdan geçenler, Daranın başından geçmemiştir. Sizin gördüğünüz garip ve tuhaf şeyleri Belkiya ve Cihan-şah rüyasında görmemiştir." Deyip, gezdiğimiz yerlerin padişah ve askerlerini sordu. Ben de: Kur-an-ı Kerim'de;

"1- Elif; Lam; Mim.

2- Rumlar (Doğu Romalılar) mağlub oldu;

3- Arap ülkesine en yakın yerde.. Halbuki onlar bu yenilgilerinden sonra muhakkak galip gelecekler.

4- Birkaç yıl içinde… Önünde ve sonunda emir Allah'ındır. O gün (Romalılar'ın üstün geldiği gün) müminler ferahlanacak.

5- Allah'ın (Bedir'de) zafer vermesiyle, O dilediğine zafer verir. O azizdir, Rahimdir."(Rum Suresi, Ayet 1-5) buyurulmuştur. Bunun gibi yeryüzünde ne Osmanlı ülkesine denk bir ülke, ne de Padişah-ı Alempenah'a benzer bir padişah vardır.

Haşredildiğimiz zaman, Cenabı Hakk ilk evvela Vilayet-i Rum'u a'bad padişahımızın ömrü devletini ziyad u berziyad, muzaffer ordusuna daima isteğine nail, düşmanını her zaman yerlerde inletir inşallah. Amin!

Bi hürmeti Seyyid'il Murselin, deyince onlar da tasdik ettiler ve "Komşu hükumetleri ben de bilirim. Hakikaten anlattığınızdan bin fazladır." dedi. Sohbet esnasında benim öldüğüm haberinin memlekette işitildiği, Mısır kaptanlığının Rodos Sancak Beyi Kurdoğlu'na verildiğini zikrettiler. O zaman ben de: "Padişahımız sağ olsun. Memuriyet işi kolaydır." Dedim ama, üzgün gönlümü teselli için:

Rağbet edermi adem olanlar bir haneye

Sayd olma dame, ey gönül aldanma daneye

Sehm-i kaza bilirsin erişur nişaneye

Çekmek güman mihmeti alemde yaneye

Gördün zamane uymadı,sen uy zemaneye

Ney gibi inlesen no'la her dem idüp figan

Kanun edindi kadında cenk etmeyi cihan

Çünküm senin turana raks eylemez zaman

Güç eyleme usule, gözet dairen heman

Gördün zemane uymadı, sen uy zemaneye

deyip hazreti Hakkın sonsuz lütfuna tevekkül ettim. Fakat, Hürmüz limanı ve Güccerat ülkesinin Osmanlı ülkesine katılma arzuları hatırımdan çıkmadı.

Asitane-i saadete yüz sürmek ümidiyle Vilayeti Rum'a doğru yola çıktık. Ergani'de Zülkif Peygamberi ziyaret ettik. Oradan Harput yolu ile malatya'ya geldik. Mutaallikat-ı Seyyid Gazi Sultan'ı ziyaret ettik.

Oradan, Vilayet-i Rum, yani sivas'a geldik. Orada da Ali Paşa Hazretleriyle mülakat ettik. Orada Abdülvahhap Gazi'yi ziyaret edip, Ali Baba ile mülakat ederek, duasını aldıktan sonra İstanbul'a doğru yola çıktık.

Kan ovasından Karahisar Şaha ve Bozok içinden Hacıbektaş'a geldik. Sultan Hacıbektaş Hazretleri ve Balım Sultan'ı ziyaret ettik. Oradan Kırşehir'e geçip, Ahi-Evran ve Aşıkpaşa Hazretlerini ziyaret edip, Ayaş yolu ile Varsık içinden geçtik. Kızılırmağı Çeşnigir köprüsünden geçerek Ankara'ya vardık. Hacı Bayram Sultan Hazretleri, evlatları ve Hızır Aleyhisselam'ın makamını ziyaret ettik. Cenabi Paşa Hazretleri ile mülakat ettik. Buradan Beypazaryolu ile Bolu'ya, oradan da Mudurnu'ya uğrayıp, Göynük'e geldik. Şeyh Akşemseddin Hazretlerini ziyaret edip, Taraklı Yenicesinden Geyve'ye vardık. Sakarya'yı köprüden geçtik. Ağaçdenizi geçip, Sapanca yolu ile İzmit'e gidip, Nebi Hoca Hazretlerini ziyaret ederek. Gebze yolu ile Üsküdar Boğazından Darussaltanat'ın en büyük ve en güzel şehri İstanbul'a vardık.

Bizi tehlikelerden çekip çıkaran ve ülkelerin en hayırlısına sağ salim ulaştıran Allah'a hamd olsun.

Böylece, Üzüntü, sıkıntı, başımıza gelen olay ve zahmetlerden dolu dört yıl tamam oldu. 964 senesi Receb'inin ilk günlerinde akraba, dost, kabile ve kardeşlerimize kavuştuk.

Saadetlü Padişah efendimiz devletle Edirne'de bulunmaları dolayısıyla geşimizin ikinci günü yola çıktık. Nihayet saadetlü Padişah-ı alem-penah hazretlerinin inayet ve ihsanlarına mahsar oldu. Vüzera-yı 'Izam dahi çeşitli lütuflar gösterdiler. Bilhassa Rüstem Paşa Hazretleri sonsuz lütufkarlık gösterdi. (İnsan İhsan'ın kölesidir.) kabilinden ihsanlarını mahcup olarak can'u gönülden kabul ettim.

Bu acize günlük seksen akçe ile "Dergah-ı Mualla müteferrikalığı" sadaka olundu. Beraber olan kethudaların maaşları 8'er akçeartırılıp yine mısır'da müteferrikalık verildi. Bir bölükbaşının 8 akçe, ve diğer yol arkadaşlarının 66'şar akçe maaşları artırıldı. Birisi mısır çavuşu oldu. Diğerleri diledikleri yere gitmekte serbest bırakıldılar. Dört senelik ulufeleri verildi.

Mübarek Recep ayının sonlarında Saadetlü Padişah Hazretleri kuvvet u ikbal, Saadet u iclal ile İstanbul'a doğru yola çıktı.

Çatalca konağına gelindiği gün bu aciz kullarına Diyarbekir (Diyarbakır) tımarı defterdarlığını ihsan ettiler.

Allah Tealanın yardım ve gözetmesiyle Padişah Hazretlerinin sağlıklarından hepimiz arzularımıza kavuştuk. Allahu Teala Hazretleri, Saadetlü Padişahımızın ömrünü, devletini, şeref ve zaferini kat kat eylesin.Düşmanını daima ayaklarının altında ve sayılarını az eylesin.Amin!

Bu hikayeden, örnek alacaklara ve iş hakkında mükemmel bilgi ve tecrübesi olanlara öğüt şudur:

Hiç kimse olur olmaz heva ve heveslere kapılmasın. (Kanaat, tükenmek bilmeyen bir hazinedir.) sözü, daima kulaklarında olup, ona göre davransın.

Allah'ın takdiri ve değişmez ilahi kanunu icabı gurbete düşüp vatan evinden uzak, türlü zorluklar içinde ah edip inleyerek bela girdabında evsiz-barksız, sıkıntılar içinde, bu gurbet yerinde ağlayı

p inlerken (vatan sevgisi imandandır)hadis'i şerif'ine göre vatanını arzedip memleketine yönelen kimse İslam Padişahının ekmeğinin hakkını bilip, eşiklerine yüz sürmeye niyet etse, muhakkak o şahsın pek çok dileği Hak Teala tarafından kabul edilip dünya ve ahiret sadetini temin eder. İnsanlar arasında makbul, medhedilmeye layık ve dilediği işleri muhakkak olur. Sözlerimi Allah'ın sonsuz lütuf ve yardımlarıyla Şaban ayının başlarında H.964 senesinde Galata'da bitirdim.

965 Senesi Sefer ayı ortalarında da kitabın yazılması tamam oldu.

AÇIKLAMALAR :

(5) Yine sıkıntı denizi coştu; keder dalgaları başımızdan açıp çağıldadı.Zaman bütün düşmanlığını ortaya koyup bedenimizi yok etmeye azmetti.

(25) Nice arslanı yere vurmağa kudreti olan kimse; düşmana bir şey verirken tedbirli olur.
Görüşü keskin ve kuvveti bine karşı bir olsa da yine de görüşü kuvvetli ve sükut etmesi sonunda zafer umduğu içindir.
Biz tek olsak ; düşman çift olsa da bir şey değişmez. Bize "Kem min fie" : (cemaatten kaç kişi gelirse gelsin) ayeti kafidir.

(27) Şayet sevgilim benim halime acımızsa; derdime derman olacak ilaç nerede bulunur.
Ey gönül; benim nasibim olmasaydı ezelden Allah benim ona kavuşmamı yazmazdı.
Ey sevgili; dudağının kırmızısı için kendimden geçtik ki benden başka kimse ona vurulmasın.
Revamıdır ki sen hiçbir zaman benim için: Şu garıp benden ayrı olmanın kederiyle niye kavruluyor demiyesin.
Katibi bin türlü işve bilen yüzünü görünce; o nazlı gönül eğlediren beni kendine kul etti.

(29) Tali yüksek Gazi Humayun Şah Parlak sancaklarını göklere yükseltiyor. Varıp Hindistan'a Delhi'yi fethettiler ve dinin merkezine indiler. Askerinin gönlünü alarak onlar sayesinde birçok hanı önünde diz çöktürdü. Allah'a şükürler olsun ki fetih; onun devam-ı devletinde müyesser oldu. Bu fetihe de bir tarih düşürdüm: "Mübarek olsun Öğre padişaha": H.962

(33) Kan bulaşmış elin mercan gibi elini alaşağı etti. Zaten bu bir meseldir ki el elden üstündür.
O kırmızı dudaklı sevgili mecliste bir an bulunsa; saki kan ağlar; içki sürahisi kırılır.
Aşk sarhoşluğuna takva sahipleri fena söz söylesinler; bırakın. Aklı başında olanlar yanında bu sarhoşluk mazur görülür.
Kişinin dış görünüşüne değil ruhuna bak. Ey zahid; sen manaya bak; görünüşe bakanlar adam değildir.
Katibi; yaradılış günü vahdet şarabını içmeseydi senin varlığından dolayı nasıl zevklenirdi.

(34) Yanakları içki tesiriyle kızardığı zaman; bilir misin o gülyüzlü ne güzel olur.
Ömür güzelliğini sana ulaşmak için yollarda harcayanı diliyle öteye beriye söyleyip yayan tellaldır.
Ölü gönülleri diriltmekte dudağı; can tazeleyen bir veli gibidir. Zülüfleri büyüleyici; gözleri gönül alıcı; gamzesi aşıkları öldürücüdür.
Sevgilinin dudakları bir çiçek gibidir. Gönül niye ona tutulmasın. Her yeni açmaya başlayan çiçeğe gönül kapılmaya meyyaldir.
Ey Katibi; aşkından deli olup beni köle ederek ağlama.
Gümüş göz yaşı taneleriyle göğsüm dopdoludur.

(35) Sözlerine kızıyorum fakat büyücülüğün aşıkı yıldıramaz.
Ey sevgili; yaptıklarına; küfürdür demek iftira olmaz.
Ey gönlümün tabibi; dudağının şerbetinden hastana vermeyip gizlersen benim derdime kimse derman olamaz.
Aşk lafını orak edip aşıklara vurmak ayıp değil midir.
Onun aşkı uğrunda kimin aklı başından gitmez ki.
Sevgiliye söyleyin elalem ile dedikodu edip durmasın.
Meleği şeytan ile bir varlık olarak görmek doğru değildir.
Katibi onunla kavuşma bayramında kaş yayını ona versin.
Her kim onun aşkı yolunda kurban olmazsa kıbleden yüzü yanıp kızarsın; utansın.

(42) Hindistan içinde bir hüma kuşu vardı: Hümayun Padişah olanlar bir anda oldu ve o ölüme yöneldi. Bu acıklı haberi duyunca ağlayarak:
-Deyiniz tarihi (Fevt boldu Hümayun Padişah: 962)

(47) Gönül sevgilinin köyünü bırakıp ta cenneti arzu etmez. Herkese kendi memleketi Bağdat'tan iyi gelir.

(48) El şamarı yemiyen kendini kuvvetli sanar.

(52) Madem ki bu yerde adet böyledir

Ben de elbisemi ona göre giyerim.

(54) Biz herşeyden el-ayak çekmiş kimseleriz; bize felekler ne yapacaklar. Bir yıldır yolda olan kimseyi dokuz dağlı soyamaz.

(56) Doğuda bulunmak hasebiyle sevgilinin senden uzak olması düşünülürse de; sen çalış; çünkü aşk uzakları yakın eder; Bağdat yakına gelir.

(57) Ey gönül; ayrılıktan dolayı gam yeme. Çünkü ecelinden önce kimse ölmemiştir. Alnına çekeceği şey yazılmış olup ta silinmiş kimse de yoktur.

(59) Hz. Ali'nin türbesinin eşiğine bağlılığım var benim.
Bana her zaman bu eşikten açılan yeni bir kapı vardır.
Ben senin Kanberinim.
Allah'ın arslanı'nın türbesine el sürmeye ne bir şey sormak ve ne de ona bir cevap vermek isterim.

(60) Alemde iyilik ve kötülük görmeyenler insanın kıymetini bilemez. (Feleğin çemberinden geçmeyen insan kıymeti bilemez.)

 



Son Güncelleme: Pazar, 25 Kasım 2012 19:01