Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

26 Ağustos 2009

e-Posta Yazdır PDF

26 Ağustos 2009, Çarşamba - İZMİR

Bazı anlar, birdenbire, bir şarkının nakaratı, bir filmin repliği, bir sahnenin görüntüsü beynimde, gözlerimde takılı kalır, farkında olmadan bir süre tekrarlar dururum. Örneğin; Musa Eroğlu’nun besteleyip çok güzel okuduğu Mihriban türküsünün Abdürrahim Karakoç’a ait dizeleri gibi:

“Yar deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lambada titreyen alev üşüyor

Aşk kağıda yazılmıyor Mihriban.”

“Tabiplerde ilaç yoktur yarama

Aşk deyince ötesini arama

Her nesnenin bir bitimi var ama

Aşka hudut çizilmiyor Mihriban.”

Benden Bu Kadar (As Good As İts Gets) filminde, ünlü bir aşk romanları yazarı olan takıntılı ve huysuz erkek (Jack Nicholson), her gün gittiği restoranda, kendisine tahammül edebilen garson kıza (Helen Hunt) ilgisini göstermeye çalışır. Kadın, ”Bana bir kez olsun güzel bir şey söyle, bir kompliman yap” diye ısrar edince, erkek bir süre lafı geveledikten sonra şöyle söylüyor:

“Senin yanındayken, kendimi iyi insan olmak zorunda hissediyorum.” Kadın gülümseyerek yerine oturuyor. ”Bu duyduğum en iyi kompliman”.

Yılmaz Güney’in yazıp yönettiği Umutsuzlar filmindeki bir repliği hep hatırlarım. Bu film Balerin Çiğdem (Filiz Akın) ile kabadayı Fırat’ın (Yılmaz Güney) aşk hikayesidir.

Balerin kız, bir arkadaşına Fırat’ı anlatırken, çekingen biri olduğunu, onunla kır kahvelerinde buluşup sohbet ettiklerini söyleyip şöyle devam eder: ”Bazen ona masallar anlatırdım. Ellerini tahta masaya dayayıp bir çocuk gibi anlattığım masalı dinlerdi. Sonra bir gün, masallardaki o iyi insanlar nereye gittiler diye sordu. Hep yaşarlar dedim, çevremizdedirler.” Ama cevap çok çarpıcıydı. ”Ben hiç görmedim”.

Müziği ve dansı anlatan filmleri severim. Türk filmlerinde müzikli ve danslı sahneler birer klip şeklinde filme monte edilmişlerdir. Zaten şarkıcı ve türkücülerin filmlerinde popüler parçaları filmde ilgili ilgisiz sahnelerde kullanmak amaçtı. İlk kez yönetmen Ezel Akay, müzikal film kalıplarında Neredesin Firuze ve Hacivat Karagöz Neden Öldürüldü gibi filmler çekmişti. Neredesin Firuze filminde, Haluk Bilginer, Cem Özer, Özcan Deniz, Ruhi Sarı ve Ragıp Savaş’ın Demet Akbağ’ın karşısında “Ya evde yoksan” diye dansedip şarkı söylemelerini çok sevmiştim. Özcan Deniz’in, Neşet Ertaş’ın çok sevdiğim dizelerini ilginç bir mizansen içinde söylemesini de unutamam;

“Cahildim dünyanın rengine kandım

Hayale aldandım boşuna yandım

Seni ilelebet benimsin sandım

Ölürüm sevdiğim zehirim sensin

Evvelim sen oldun ahirim sensin.”

Dün akşam, Kanal D’de Aşka Davet (Shall We Dance) filmine takılıp sonuna kadar izledim. Richard Gere ve Jennifer Lopez gerçekten güzel dans ediyorlardı. (Stanley Tucci ise bir harikaydı). Avukat John Clark (Richard Gere), işinde ve ailesinde huzurlu, başarılı biridir. İşe gidip gelirken tren penceresinden Paulina’yı (Jennifer Lopez) dans ederken görür ve dans kurslarına katılır. Sonradan, kaçamak dans derslerini ailesine niçin söylemediğini soran karısına şöyle cevap verir;

“Her şeyi olan biriydim. Daha fazla mutlu olmayı istediğim için senden utandım.” Özel hayat içindeki hobilerin, becerilerin insanı mutlu ettiğini, mutluluğunu artırdığını bu söz çok güzel anlatıyordu.

Müziği seviyorum. Dansı seviyorum. Müzikal filmleri seviyorum. Ama hiçbir dansı bilmiyorum. Gittiğimiz düğün davetlerinde eşim, bir tangoyu bile beceremediğim için eleştiriyor. İyi bir müzik kulağım vardı ve güzel şarkı söylerdim. Öğrencilik hayatım boyunca okul gecelerinde ve arkadaş grupları içinde şarkılar söyledim. Sesimin renginin Zeki Müren ve Güneri Tecer arasında olduğunu söylerlerdi. Yıllarca ara verince şimdi şarkı sözlerini hatırlamıyorum ve şarkıyı tamamlamaya nefesim yetmiyor.

Kendi kendime ezberlediğim şarkıları, çok çekingen ve utangaç olduğum için kalabalıklarda söyleyemezdim. Ama bir keresinde mecbur kalmıştım. İlkokulun dördüncü sınıfındaydık. Her zaman benimle şakalaşan, takılan sınıfın çalışkan ve yaramaz kızlarından biri yıl sonunda okul korosuna seçilmişti. Ben de koroya katılıp onun yanında olmak istemiştim, ama meramımı anlatamadım. Provalar sırasında öğretmenimiz Belma Özbatur’a “Ben de şarkı söylemek istiyorum hocam” dedim. Öğretmen, hemen o anda şarkı söyleyeceğimi zannedip sandalyesine oturdu, ”Çocuklar, Sabahattin bize şarkı söylemek istiyor” dedi. Artık, amacım o değildi diyemezdim. Mecburen “Benim Gönlüm Sarhoştur Yıldızların Altında” şarkısını söyledim. Bir daha hiç şarkı söylemeye gönüllü olmadım. Sadece, Kastamonu’da Abdurrahmanpaşa Lisesindeyken bu kuralı bozdum. Üniversitede doçent iken bırakıp Kastamonu’ya gelen ve Lisede Biyoloji derslerine giren Fahire Hanım, ders arasında öğrencilerle sohbet ederken, o günlerde popüler olan Zeki Müren’in Bahçevan şarkısını kastederek, ”Çocuklar deh deh düldül şarkısını bilen var mı“ diye sordu. Ben biliyorum dedim. Hemen dinlemek istedi. Gene mecburen söyledim. Bütün yıl boyunca, Biyoloji dersini düldül şarkısını söyleyerek geçtim.

Üstte, Belma Özbatur 1958'de öğrencileriyle görülüyor, altta 1963'te Fahire hanımla birlikte

SABAHATTİN ÖZTÜRK

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 12 Aralık 2012 17:35