Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır

26 Eylül 2013

e-Posta Yazdır PDF

26 Eylül 2013 –Perşembe-İZMİR

Bugün kızımın doğum günü

Sevgili kızım Nihan’ın doğduğu gün, sanki dünmüş gibi aklımda. Neriman’ın sancıları artınca gece yarısı İzmir Karataş Hastanesine gitmiştik. Evden çıktığımızda taksi bulamamıştık. Sokağa çıkma yasağı vardı. Çaresiz bir süre yürüdük. Sonra, Türk Hava Yollarının servis otobüsü çıktı önümüze. Bizi görünce durup sordular ve otobüse aldılar, hastanenin bulunduğu sokağın başında indirdiler. Nihan, daha doğmadan bize şanslı gelmişti. Ama, doğum o gece değil, ertesi gün öğleden sonra oldu. Dr. Birsen Avcıoğlu, Neriman’ı doğum odasına aldığında heyecandan ne yapacağımı bilemiyordum. Arada bir Neriman’ın çığlığını duyunca iyice paniğe kapılıyordum. O, bir doğum yapıncaya kadar ben dokuz doğurmuştum. Sonra hemşire geldi, görünüşümden nasıl bir anlam çıkardı bilmiyorum ama, bir kızınız oldu derken sanki kusura bakmayın der gibiydi. Herhalde, kendilerini ülkenin kralı zanneden babaların, tahtlarına oturacak bir prens aradıkları ve bu yüzden kız çocuklarına ilgi göstermedikleri sahneler yaşadıkları içindi. Oysa ben çok sevinçliydim, kızımız olacağını zaten biliyorduk.

Çok önceden, turne teftişlerinden birinde Neriman’a, üzerinde iki elini birleştirmiş hüzünlü bir şekilde dua eden bir kız resmi bulunan posta kartı göndermiştim. Kartın arkasına, ”Bizim mutluluğumuz için böyle içten dua eden bir kızımız olsun ister misin? İnşallah, planladığımız gibi gerçekleşir” diye yazmıştım. Beş erkek kardeşin en büyüğüydüm, hep kız kardeşsiz, kız arkadaşsız büyüdüğüm için kızım olsun istiyordum. Neriman, üç kız kardeşin ortancası olduğu halde O’da kız çocuk istiyordu. Hamileliğin başından itibaren tüm hazırlıklarımızı kız çocuk düşünerek yaptık. Çeşitli isimler seçerken Nihan adı ikimizin de hoşuna gitti. Ve 26 Eylülde kızımız doğdu.

Neriman’ın doğum izni bitince, ikimiz de memur olduğumuz için, çocuğa bakacak birini aradık. Arkadaşlarımızdan birinin çocuğuna bakmış olan bir kadını bulduk. Her sabah erkenden Esentepe yokuşuna çıkıp Nihan’ı bırakıyor, akşam gidip alıyorduk. Bir süre sonra kadın hastalandı ve sonra da öldü. Anneannesi Nihan’a baktı, ama bel fıtığı nedeniyle rahat eğilip doğrulamıyor, ağırlık kaldıramıyordu. Benim annem ise, babamın 1976 tarihinde ölümünden sonra, çocuk bakımı ve ev işlerinden kendisini soyutlamıştı. Apartmandaki komşumuz çekinerek kendisinin bakabileceğini söyleyince çok sevindik. Şehbal Hanım (Nihan’ın ciciannesi) uzun süre baktı, çok emeği geçti. Gerçi, hiç hoşlanmadığımı söylememe rağmen, kulağını deldirip küpe taktırmıştı, hatta otobüste, küpe Neriman’ın atkısına takılıp feryada başlayınca, yolcuların “ne biçim anne babasınız, küçücük çocuğa küpe takılır mı?” diye bizi suçlamasına iyice öfkelenmiştim ama, iyilikleri için her zaman ona minnettarız. Eylül 1983’te lojmana taşındıktan sonra da, sabahları Nihan kucağımda Mithatpaşa Caddesinden Hatay caddesine merdivenlerden kan ter içinde çıkar, daha önce kirada oturduğumuz eve, Şehbal hanıma götürürdüm. Kış aylarında terleyen sırtım rüzgarı da yiyince ağrılar içinde kalırdı. O zamandan beri, terleyip üşüttüğümde belim tutulur hep..

Nihan, iki buçuk yaşına geldiğinde, 23 Nisan Anaokuluna verdik. Bir hafta boyunca devamlı ağlamıştı evden çıkarken. Sabahları servise zorla bindirirdik, ağlayarak giderdi. Anaokulunda emzik vermedikleri için akşam geldiğinde, iki eline iki emzik alır, biri elinde biri ağzında, yorgunluktan hemen uykuya dalardı. Bir hafta sonra, artık ağlamayacağım demişti, beni gene geri getiriyorlar. Meğer, bizden tamamen ayrılacağı korkusuyla ağlıyormuş.
Lojmanın hemen yanında olan, İzmir’in en gözde ilkokullarından Hakimiyeti Milliye İlkokuluna başladıktan sonra, sabahçı ve öğlenci oluşuna göre, yeni açılan etüde devam etti. (Bu arada, Anaokulundaki öğretmeni Suna Ablası da bir süre eve gelerek Nihan’a baktı. Hatta,arkadaşlarım, Sabahattin kızına mürebbiye tutmuş diye şakalaştılar.)

İlkokuldan sonra, 60. Yıl Anadolu Lisesi’ni kazanınca, 25 km uzakta olan Güzelbahçe’deki bu liseye servisle gidip gelmeye başladı. İlköğretim sekiz yıla çıktığında ortaokulu bitirmişti. Kızım doğduğunda, düşüncelerimize uygun iyi bir baba olacağımı varsayıyordum, ama insan ana baba olmayı yaşayarak öğreniyor. Kızımızı eğitmeye çalışırken kendimiz de eğitildik. Bir baba olarak yanlışlarımı ancak zaman içinde düzeltebilmiştim. Ve daha öğreneceğimiz çok şey vardı. Yılmaz Erdoğan’ın, kızı için yazdığı şiirinde söylediği gibi, kızımız hem büyüyecek, hem bizi büyütecekti. Kızıma, Baban mı var derdin var diyecektim.


SABAHATTİN ÖZTÜRK

(15 YIL ÖNCEKİ YAZIM)

Son Güncelleme: Perşembe, 27 Şubat 2014 12:37