Se Si Öz

  • Yazıtipi boyutunu arttır
  • Varsayılan yazıtipi boyutu
  • Yazıtipi boyutunu azaltır
SeSiÖz - Anasayfa Makaleler Herkes kalbî yapısına göre bir idrâke sahiptir
e-Posta Yazdır PDF

Herkes kalbî yapısına göre bir idrâke sahiptir

Selim Sinan ÖZTÜRK

18 Eylül 2018

Zaman içerisinde insanların birtakım değişikliklere uğraması kaderin bir tecellisi. Bu, daha çok gençlik üzerinde açığa çıkıyor. Birbirinden farklı olmaya çalışmak veya sevdiğine benzemeye çalışmak, insanları ve İslâma bağlılığı değiştiriyor. Mesela, eskiden başörtüsü İslâma samimi bağlılığın bir sembolü görülürken ve bunun mücadelesi verilirken, şimdi bakıyorsunuz, baştansavma bir örtünme veya başörtülü ama ağzında sigara, dilinde çirkin sözler olan bir gençlik görüntüye çıkıyor. Elimizden kayıp gidenlere üzülmemek elde değil. Bu, sadece benim tespitim de değil. Diyanet İşleri Başkanlığınca düzenlenen bir toplantıda, Türkiye’nin en iyi felsefeci, kelamcı ve ilahiyatçılarından oluşan 70 kişilik bir ekip, gençlerde deizm gibi akımlarının yaygınlaşıp yaygınlaşmadığını tartışmış ve ittifakla, bu akımların olmadığını ancak dine karşı bir soğumanın, uzaklaşmanın ve protest tavrın olduğunu tespit etmişler. Herşeye hükmeden, kalbleri evirip çeviren elbetteki Allah’ü teâlâ. Bizim kalbimizi de dini üzere sabit kılsın diye dua edelim, inşallah… “Yâ mukallibel kulûb, sebbit kalbî alâ dinike”

*

“Derviş Yunus bu sözü eğri büğrü söyleme/ Seni sîgâya çeken bir Molla Kasım gelir” diyor Yunus Emre. Sözü anlaşılır ve yoruma mahal bırakmayacak şekilde söylemek gerekir. Hele din ile ilgili konuşma yapanların, sözlerini söylerken daha dikkatli olmaları lazım. ‘Söz uçar yazı kalır’ deniyor ya, artık söz de kayıt altında kalıyor. Onun için, yazarken dikkatli olabilirsin belki ama söylerken dikkatli olmazsan sözü geri almak zor olabilir.

Kadın dövme konusunu konuşanlarla ilgili bir video elime geçti. Elbette maksatlı derlenmiş. Onun için diyorum, ağızdan çıkana dikkat edin diye… Bu devirde Kur’anı Kerimdeki insan ilişkilerinden bahseden âyetleri açıklarken ilmî, irfânî, felsefî, psikolojik, sosyolojik açılardan didikleyerek anlatmak lazım. Sadece erkek-egemen ve kadınlara söz vermeyen devirlerin açıklamalarıyla izah etmeye çalışmak eksik olur. Böyle bir açıklamayı duyan hangi kadın İslâmı kabul eder? Özel ilmî toplantılarda konuşulması gereken şeylerin herkese açık olması, İslâma pamuk ipliğiyle bağlı olanları koparır atar. Yazıktır. Biz İslâmı mı anlatacağız, yoksa İslamdan uzaklaşmayı mı? İslâm Allah indinde tek dindir. İslâmı en güzel yaşayan Peygamberimiz, hiçbir zaman kadına el kaldırmamış ve “siz kadınları Allah adına helal edindiniz” diyerek Allah’ın emaneti olduğunu bildirmiş. Âyeti açıklarken bunu da göz önüne almalı diye düşünüyorum.

*

“Herkes kalbî yapısına göre bir idrâke sahiptir. Meselâ Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimize bakınca, insan suretinde bir fazilet âbidesi gördü, O'na hayran oldu, "Canım-malım Sana feda olsun yâ Rasûlâllah!" dedi. Ebû Cehil ise Peygamber Efendimiz'e bakınca, kendi iç dünyasındaki katranı gördü, bu yüzden dehşetli bir nefrete kapıldı, azılı bir düşman kesildi. Demek ki göz bakar, fakat kalp görür. Bu görüş de, kalbin manevî keyfiyetine göre gerçekleşir... (Osman Nuri Topbaş Hocaefendi)

"Ayancık Belediyesi eskiden kilise olan eski hapishaneyi kültürel faaliyetlerde kullanmak üzere restore ettirdi. Vay efendim nasıl olur, kiliseyi canlandırıyorsunuz demeye başladılar. Anlamıyorum, yani harabe halinde mi kalsaydı, yoksa hapishane halinde mi kalsaydı, veya burası kiliseymiş diye yıkıp yoketsemiydik... Bizim müslüman olarak abdestimizden şüphemiz yok. Bina restore ediliyor diye kilise canlandırılmıyor. Bu yüzden kimsenin hıristiyan olacağını da sanmıyorum. Şöyle Ayancık'a bakıyoruz. Cuma günü camiden fazla dışarıda insan dolaşıyor. Bunlar hıristiyan mı? Niye, müslümansak müslümanca yaşayamıyoruz? Niye, asrı saadet müslümanı gibi örnek olamıyoruz? Önce bunları müslümanlaştırmak lazım değil mi? Bir düşünelim bakalım..."

*

Türkiye’ye şimdi de ekonomi üzerinden saldırıya geçtiler. Birileri Pazar gece yarısı, dünya çapında borsalar açılmamışken Türk Lirasına operasyon düzenliyor, Amerika liderleri açıklama yapıyor ve tehdit ediyor, dünya çapında bir ekonomik savaş yaşanıyor, buna rağmen içeride bazıları hâlâ devletine destek olamıyor.

Dolar üzerinden yapılan saldırılara, aklıselim sahibi ve vatanını sevenlerin yaptığı direnme çağrısına, muhalif ters cevap verenlere ne desek boş. Diren desen de direnme desen de sana laf eden olur. Oysa ümitsizlik küfre yakın bir haldir. Can bedende olduktan sonra Allah'tan ümit kesilmez. Direneceksin elbette. Nefse, şeytana, şeytanın uşaklarına, her türlü şerre karşı... Yani dosta değil, düşmana direneceksin.

Ekonomi iyi giderken iyi kazananlar, okulda not alan öğrenciler gibi, ben kazandım diyor. Dolar ve faiz saldırısı olup sıkıntı olunca kabahati hükümete atıp, hoca zayıf verdi diyor. Kazanırken iyiydi değil mi. Dost dediğin iyi günde de kötü günde de birliktedir. Unutmayalım, mülk Allah'ındır. Bizde olanlar emanettir. Birgün devremülk gibi bırakıp gideceğiz. Türkiye'ye saldırı varsa çare de tükenmez, buna kafa yormak lazım. Rabbim, düşmanca üzerimize gelenlere müstehakkını versin inşallah.

Doların birdenbire bu kadar yükselmesinin ekonomik bir karşılığı yok. Ne oldu da bu kadar yükseliyor. Spekülatif algı operasyonu yapıldığı çok açık. Bu durumda 15 temmuz ruhuyla ve tam bir moral ve kendine güvenle bu oyunu boşa çıkarmak gerek. Gördük ki devlet bu oyunu boşa çıkarmak için çalışmalar yapıyor. Buna rağmen dedikodu ve yalanla algı oluşturmaya çalışanların olması ihanetin içerdeki uzantısı. Biz inanıyoruz ki eskiye göre ekonomimiz sağlam elhamdülillah ve Devletimize de güveniyoruz.

Ekonomik saldırılara karşı milletin topyekün reaksiyon göstermesi kuru hamaset değildir. Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez diyen şairin dediği gibi külli iradeye zemin hazırlayan kollektif bir zihin birliğidir. Bu da zengin-fakir bütün milletin aynı gayeye yönelmesine zemin hazırlar. 15 temmuz direnişinde bunu gördük. O zaman da buna kuru hamaset demişlerdi.

*

Büyük projeleri hizmetleri, betona yatırım yapmak olarak görmek, işi sadece yüzeysel olarak görmektir. Aslında yapılanlar insan için ve insana hizmet için bir yatırımdır. Belki eksik olan, insan yetiştirmektir. Veya bugünkü çağda insanları etkileyen elektronik bilgi bombardımanından dolayı insanca ve İslamca duyguların törpülenmesidir. Bunu önlemek belki de nefsine ve iradesine hakim olabilen, amacı ve gayesi olan, daha doğrusu nereye gittiğini bilen bir gençlik yetiştirmekle olur.

İnsanın biraz da okuduklarına göre fikri oluşur. Ne okuduğunuza dikkat edin. Bazı şeyler size doğru da görünebilir. Fakat memleketin genel görünümü ve istikbâli adına size moral bozukluğu empoze ediyorsa orada dikkat etmelisiniz. Eski Türk filmlerinde olurdu, bütün olumsuzluklar sanki bir adamın hayatında toplanmış gibi film, ağır bir hava içinde biterdi. Yahu bu adamın hayatında hiç mi iyi şeyler olmadı diye sormadan edemezdiniz.

Bugün bazı tv ve gazeteler aynı böyle hep olumsuz hava pompalamaktan başka birşey yapmıyor. Burada Mehmet Akif Ersoy'un bir şiirini hatırlayalım:

"Ye’s öyle bataktır ki; düşersen boğulursun.

Ümîde sarıl sımsıkı, seyret ne olursun!"

Pakistan’ın ünlü şairi Muhammed İkbâl de şöyle diyor:

“Ümit kesilirse hayat biter.

Ebedî hayat istiyorsan 'lâ taknetû'ya bağlan

Madem ki ümit birbirini kovalayan arzudur.

Ümitsizlik hayatı zehirler

Ümitsizlik seni mezar gibi sıkar.

Elvendi dağıysan bile seni ayağa düşürür.

Gam ile ümitsizliğin bir çadırda yaşar.

Keder, hayat damarına vurulan bir neşterdir.

Ey gam zindanında olan esir, 'lâ tahzen' öğüdüne sarıl.

Sıddik'ı sıddık yapan budur

Gerçeklik peymanesinin şarabı budur.”

Son Güncelleme: Pazartesi, 24 Eylül 2018 08:28