A-1 (AABAM - ANAL)

Cumartesi, 20 Ekim 2012 11:01 Site Yönetimi
Yazdır

 

AABAM (AABAMA): Simyacıların kurşuna verdiği ad.

AAMU:Eski Mısırlıların,Asya’nın Mısır’a yakın bölgelerinde yaşayan Sami kavimlerine verdikleri ad.

AARAU: İsviçre’de bir kent.

AARE :İsviçre’de ırmak.

AARON: Tevrat’ta Hazreti Musa’nın ağabeyi Harun’un adı.

AAY: Reha Erdem’in bir filmi.

AB :Evrensel alıcı kan grubu.

AB :Eski dilde su..

ABA:Günümüzde Hatay ve Gaziantep yörelerinde görülen,geleneksel Türk güreşlerinden biri.

ABA:Halk dilinde abla.

ABA:Yünden dövülerek yapılan kalın ve kaba kumaş.Bunlara şayak da denir. Cübbe, hırka,potur,terlik yapımında kullanılır.Çoban,deveci ve göçebelerin giydiği uzun ve yakasız üstlük,bir tür kepenek.

ABABURA:Kastamonu yöresinde,közde ya da sacda kebap edilmiş kestaneye verilen ad.

ABAD(ABAT): Şen,rahat.

ABADAN:Yünlü yada pamuklu bir dokuma.

ABADANİ:Bayındırlık,mamurluk.

ABADİ :Kalınca ve açık saman renginde ipekten yapılan yarı mat bir kağıt türü. Hattatlar tarafından kullanılır. Yazma kitap ve levhalarda kullanılan sarımtırak renkte,pürüzsüz,ipek kağıt.

ABAENİ:Urartu Devletini oluşturan ve Van Gölü kıyısında yer alan ülkelerden biri.

ABAİ:Kılaptan ipekle işlenmiş kalın ve iri desenli bir kumaş türü.

ABAİNDİ:Van Gölü kıyısındaki Urartu kenti.

ABAK: Karagöz resimleri gibi deriden ya da başka bir maddeden kesilmiş resim ve şekiller.

ABAK:Aritmetik hesap yapmakta kullanılan birçok devingen parça dizisiyle donatılmış düzenek.Abaküs.

ABAK:Eski Türklerde ölmüş ataların tapılan suret ve heykellerine,toteme verilen ad.

ABAK:Eski Yunanistan’da tapınaklarda yer alan ve üzerine sungular konan masa.

ABAKA :Filipinlerde yetişen ve Manila keneviri adlı elyafı veren muz türü.

ABAKAHAN: İslamiyet’e karşı Budizm’i savunmuş,bu yolda babası Hülagu Han’ın başlattığı mücadeleyi sürdürmüş ünlü İlhanlı hükümdarı.

ABAKAN:Rusya’daki Hakasya Özerk Cumhuriyetinin başkenti.

ABAKAY: Asya’nın kuzeyinde yaşayan Türklerde saygın ve sözü geçer kadınlara verilen ad.

ABAKI: İlkel toplumlarda kötü gözden ve kötü ruhlardan korunmak için evlerin önüne ya da tarlalara dikilen tılsım niteliğindeki heykel.

ABAKUA:Nijerya ve Kamerun’dan getirilen zenci kölelerin Küba’da oluşturdukları dinsel hareket.

ABAKÜS:Sayı boncuğu,çörkü.Üzerinde sayı saymaya yarayan boncuklar bulunan küçük levha.

ABALE: Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu kaplamacılıkta kullanılan bir ağaç.

ABALON:Kabuğundan düğme ve süs eşyası yapılan deniz kabuklusu .

ABAM: Gübrelerini toplamak üzere güvercinler için yapılan kule.

ABAN:Eskiden İran’da kullanılan Zerdüşt takviminde yılın sekizinci ayı.

ABANA : Kastamonu’nun bir ilçesi.

ABANA:Bedava anlamında yerel bir sözcük.

ABANDONE:Boksta dövüşemeyecek duruma gelen sporcunun karşılaşmayı bırakması.

ABANİ:İpekten sarımtırak dallı nakışlarla işlenmiş bir tür beyaz ve ağır kumaş.Üzeri kasnak işi sarı,turuncu ipekle işlenen bej renk ince dokuma.Daha çok sarık,kuşak,bohça,yorgan yüzü olarak kullanılmıştır.

ABANMA: Yaslanma,dayanma.

ABANOZ:Tahtası ağır,sert ve siyah renkli olan bir ağaç.

ABANT:Bolu ilinde turistik bir göl.

ABAPUŞ: Bir tarikata bağlı derviş.

ABAR :Eski dilde hesap defteri.

ABARA :Tarlada saban izi. Saban demirinin tarla sürülürken açtığı çizgi.

ABARA: Köy evlerinin tavanlarında iki direk arasında bırakılan boşluk.

ABARA:Tarla sulamasında kullanılan tahta oluklar. Değirmen oluğu

ABARA:Toprak, kum ve saman elemeye yarayan iri delikli kalbur

ABARAN: Kafkasya’da,Aras Irmağı’nın kolu olan bir akarsu.

ABARNA:Orta Anadolu’da bir ilk çağ yerleşmesi.

ABARTI: Mübalağa.

ABASI: Yakut Türkleri inanışında kötü ruhların adı.

ABAŞİRİ :Kumaş üzerine yapılan bir tür işleme .

ABAŞİRİ: Japonya’da bir kent.

ABAŞO: Denizcilik dilinde aşağı indir,bekle,tut şeklinde emir. Gemiyi baştan yada kıçtan halatla karaya bağlama.

ABAT:Bayındır, mamur.

ABATON:Bir tapınak yada kutsal alanın yalnız din adamlarının girmesine izin verilen bölümü.

ABAY:Kazakistan ulusal edebiyatının kurucusu olarak tanınan şair.

ABAYİ:El dokuması yünden yapılan üst giyeceği.

ABAZALAR:Kuzey Kafkasya’da yaşayan Müslüman bir halk.

ABAZAN:Uzun süre kadınsız kalan erkek,cinsel açlık çeken.

ABBARA:Mardin’in geleneksel sokaklarındaki kemerli geçitlere verilen ad.

ABBAS: Arslan.

ABDAL MUSA:Bektaşiliğe ilk inananlardan ve yaygınlaşmasında büyük rol oynayanlardan biri olan,14. Yüzyıl Anadolu ereni.

ABDAL:Eskiden kimi gezgin dervişlere verilen ad.

ABDİGÖR :Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesine özgü bir tür köfte.

ABDULLAH:Tanrının kulu.

ABDÜLAZİZ:Heykeli yapılan tek Osmanlı padişahı.

ABDÜLKADİR MERAGİ: Özellikle Camiül-Elhan adlı yapıtıyla da tanınan,Itri’den önceki en büyük Türk besteci ve müzik kuramcısı.

ABE: Daha çok Rumeli ağzında kullanılan bir seslenme ünlemi.

ABEK:Eski dilde cıva.

ABELYA: Çiçeklerinin güzelliğinden dolayı süs bitkisi olarak yetiştirilen bir ağaççık.

ABEONA: Roma mitolojisinde yolcuların koruyucusu olan tanrıça.

ABERASYON:Bir gök cisminin,yörünge hızının ışık hızı ile birleşmesinden ileri gelen,görünen yer değişimi. Sapınç.Yörüngeden sapma.

ABERECİ : Sırf buğday yolmakta çalıştırılan tarım işçisi.

ABES:Boş., yararsız, saçma.

ABESE : Kuranda bir sure.

ABEYİ:Bir baş rahip ya da bir baş rahibe tarafından yönetilen manastır.

ABHER: Dört rekatlık nafile namazı.

ABIÇEŞM:Gözyaşı.

ABIHAYAT:Efsanelere göre içene ölümsüzlük sağlayan bir su.

ABIRU :Yüzsuyu

ABİ : Açık mavi, kırmızı ve beyaz,sıkı ve tatlı küçük elma.

ABİ :Ağabey sözcüğünün konuşmada aldığı biçim.

ABİ: Törenlerde giyilen resmi elbise.

ABİDİN:İbadet edenler.

ABİDJAN: Fildişi Sahilleri’nin başkenti.

ABİDOS:Çanakkale yakınında antik bir kent.

ABİR: Safran,amber ve misk karıştırılarak yapılan güzel bir koku.Eskiden beyaz sandal, sümbül kökü,kırmızı gül,turunç ve iğde çiçekleri gibi kokulu maddelerin miskle karıştırılıp dövülmesinden yapılan güzel koku.

ABİS:Okyanusların çok derin yeri. Denizde sekiz bin metreyi geçen derinlik.

ABİSAL: Derin sular. Okyanusların çok derin kesimleriyle ilgili olan.Dipsiz derinlik.

ABİYE:Kadınların özel gecelerde giydiği şık giysi veya tuvalet. Öğleden sonra giyilebilecek,fantezi kadın giysisi biçimi.Resmi veya yarı resmi davet ve toplantılarda,törenlerde giyilen ciddi,itinalı,zarif kıyafet.

ABİYOGENEZ: Yeryüzünde yaşamın canlı olmayandan nasıl gelişebildiğinin araştırılması.

ABLACI: Argo’da eşcinsel kadın,lezbiyen anlamında sözcük.

ABLAK:Yayvan ve dolgun yüz.

ABLATİF:Gramerde çıkma durumu.

ABLATYA:Özellikle lüfer avında kullanılan geniş gözlü balık ağı.

ABLAVUT: Bön,aptal,sersem.

ABLİ:Yarım serenleri sağa,sola yada ortaya çevirmek için bunların ucuna bağlı bulunan donanım.Seren ve bumba cundalarından aşağı iki tarafa inen halatlar.

ABLUKA: Kuşatma, çevirme.

ABO:Turku’nun İsveç’teki adı.

ABOLİSYON:Köleliğin kaldırılması.

ABONE:Önceden ödemede bulunarak süreli yayınlara alıcı olma işi

ABORDA:Bir deniz teknesinin başka bir tekneye veya iskeleye yanını vererek yanaşması.

ABORİJİNLER:Gerçekte herhangi bir ülkede ilk olarak yaşayan insanlara, günümüzde ise Avustralya yerlilerine verilen ad.

ABOSA:Denizcilikte,çekilmekte (hisa edilmekte) veya indirilmekte (vira edilmekte) olan bir halatı veya zinciri durdurup bir yere bağlamak için verilen komut.

ABRA (ABURA): Eski Türklerde,yeraltındaki büyük denizde yaşadığına inanılan timsahı andırır efsanevi canavar.

ABRA:Değiş tokuş da üste verilen şey.

ABRA:Teraziyi denklemek için hafif gelen kefeye konulan ağırlık.

ABRAKSAS:Tüm ortaçağ boyunca kullanılmış olan bir tılsım.

ABRAMAK: Deniz taşıtlarını yönetmek.

ABRAMAK:Eski dilde idare etmek,temize çıkarmak.

ABRAŞ:Çilli,çopur yüzlü,açık renk gözlü,çapar. Alaca benekli./Cüzamlı./Çiçek bozuğu.

ABRAŞ:Deseni ve atkısı bozuk olan halı.

ABSE: İrin kesesi.

ABSOLÜTİZM:Her şeyde kesinliği yeğleyen tutum ve davranış.

ABSORBE:Soğurma.

ABSTRAKSİYON:Soyutlama.

ABSTRAKSİYONİZM:Soyutçuluk.

ABSTRE :Soyut, mücerret.

ABSÜRD (ABSÜRT) :Saçma.

ABU: Asya Yayın Birliğinin simgesi.

ABU:Rize ilinde bir yayla.

ABUJA:Nijerya’nın başkenti.

ABUKİR:Napolyon’un Mısır’ı işgali sırasında 1799 da Osmanlı ordusunu yendiği savaş.

ABULİ:En basit konularda bile karar verip harekete geçmeyi engelleyen, hastalık derecesinde ilerlemiş irade zayıflığı. İstenç yitimi,irade kaybı.

ABULLABUT:Hantal,kaba ve anlayışsız kimse.

ABUS :Asık suratlı,somurtkan.

ABUZİTTİNBEY: Argo’da züppe.

ABYDOS:Nara burnunun mitolojideki adı.

AC : Aktinyum elementinin simgesi.

AC :Eski dilde ılgın ağacı.

ACAİBAT:Teratoloji.(Ucubeler bilimi).

ACAK: Yeni Gine’de yaşayan,kırmızı renkli ve vahşi bir köpek cinsi.

ACAR :Yeni.

ACAR:Gözü pek olan,atılgan,güçlü,becerikli.

ACARA:Artvin yöresinde yaygın horon türü ,kadın erkek birlikte oynanan bir halk oyunu.

ACARİSTAN:Gürcistan’ın güneybatı ucunda özerk bir cumhuriyet.

ACCOUNT:Bilgisayarda abonelik,hesap.

ACE:Teniste hızlı, iyi, karşılanamayan servis atışı.

ACEH:Endonezya’nın Sumatra adasında bir bölge.

ACELLE:Sakarya’nın Akyazı ilçesinde bir yayla.

ACEM LALESİ:Tohumla saksıda ve tarlada üretilebilen bir süs bitkisi,güneş topu.

ACEMAŞİRAN : Türk müziğinde bir makam.

ACEMBORUSU: Bir süs bitkisi.

ACEMBUSELİK: Türk müziğinde bir makam.

ACEMHÖYÜK: Aksaray ilinde, M.Ö. 3200 yılına kadar uzanan ünlü höyük.

ACEMİ: Çaylak,toy,tecrübesiz.

ACEMKÜRDİ: Türk müziğinde bir makam.

ACEROLA:Vatanı Antil adaları olan ve Barbados kirazı da denilen bir meyve.

ACEVELE:Suda yüzdürülerek çekilen veya herhangi bir yere asılan cismin sağa sola çarpmasını önleyen donanım.

ACHİLLE:Truva savaşında,Paris’in topuğuna attığı bir okla can veren,Homeros destanının ünlü kahramanı.

ACIBADEM:İrmik ve şekerle yoğrularak fırında pişirilen bir tür kurabiye.

ACIBAKLA:Termiye.

ACIBALIK:Gördek.

ACIÇAY: Kızılırmak’ın önemli bir kolu olan akarsu.

ACIGÖL: Denizli Afyonkarahisar sınırında bir göl.

ACIKA (AÇIKA): Çerkezlerin kahvaltılık acı biber salçalı cevizli mezesi.Karadeniz yöresine özgü,salça,ceviz ve kırmızı biberle yapılarak kahvaltılarda yenen bir yiyecek.

ACIKARA:Sık ve küçük taneli bir çeşit ekşi üzüm.

ACIKAVUN:Eşek hıyarı.

ACIKLI:Koygun.

ACIKULAK: Yaprakları ekşi olan ve salata yapımında kullanılan küçük bir bitki.Çiğ ve pişmiş olarak yenebilen bu bitkiye kuzukulağı da denir.

ACIMIK:Buğday tarlalarında yetişen yabani bitki. Mavi kantaron.

ACIRGA:Yaban turpu.

ACISU: Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bir kaplıca.

ACISU: Çıban,sivilce ve yanığın içindeki sarı su,iltihap.

ACİBE:Hiç görülmemiş,alışılmamış,şaşılacak veya yadırganacak şey.Ucube.

ACİO: Paranın resmi değeri ile piyasada geçerliği arasındaki fark.

ACİR:Kiraya veren kimse.

ACİVİKA: Hindistan’da Budacılık ve Caynacılık ile yaklaşık aynı dönemde ortaya çıkan çileci bir tarikat.

ACMAN: Birleşik Arap Emirliklerinden biri.

ACONCAGUA: Güney Amerika da And dağlarının en yüksek tepesi..

ACONİT:Boğanotunun bilimsel adı.

ACU:Mardin’de sert kabuklu meyve çekirdeğine verilen ad.

ACUK:Halk dilinde yabani acı elmaya verilen ad.

ACUL:Tez canlı,içi tez,ivecen.

ACUR:İrice bir çeşit hıyar.

ACUZE:Huysuz,çirkin ve yaşlı kadın.

ACYO:Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alınan komisyon.

ACYOTAJ:Devlet tahvilleri, kambiyo ve menkul değerler üzerinde yapılan spekülatif işlemler.

ACZİ : Asıl adı Müridzade Mustafa Ağa olan tasavvuf içerikli şiirler yazmış ve divanı ölümünden sonra yayınlanmış XIX. yüzyıl divan şairimiz.

AÇAİ: Güney Amerika’da yetişen,üzüme benzer şifalı bir bitki.

AÇALYA: Güzel renkli çiçekler açan bir süs bitkisi.

AÇAN:Oynak kemiklerin arasındaki açıları genişletmeye yarayan kasların genel adı.

AÇANA:Hatay ili Reyhanlı ilçesinde arkeolojik höyük.

AÇAR (AÇKI) : Halk dilinde anahtar.

AÇARAY :Halk dilinde nisan ayına verilen ad.

AÇELER:Endonezya’nın Sumatra adasında yaşayan Müslüman bir halk.

AÇELYA:Orman gülü.

AÇEVELE: Denizcilikte,suda yüzdürülerek çekilen ya da asılı bir cismin sağa sola çarpmasını önleyen donanım.

AÇILIM:Astronomide gök cisimlerinin konumunu belirlemeye yarayan doğu-batı koordinatı.

AÇIT:Kapı yada pencere boşluğu.

AÇKI:Bir yüzeyi düz, kaygan, parlak bir duruma getirme işlemi.

AÇKI:Demircilikte delik büyütmekte kullanılan araç.

AÇMA: Bir tür susamsız kalınca ve yağlı simit.

AD: Şöhret.

AD:Sayma, sayılma.

ADA:Bodrum kalesindeki müzede doldurulmuş cesedi sergilenen ünlü Karya kraliçesi.

ADA:Çayı,soğanı ve tavşanı vardır.

ADA:Değerli bir orkide türü.

ADA:Kadastro haritalarında parseller topluluğu.

ADABALIĞI :Amber balığına verilen bir ad.

ADABEYİ:Lipsos balığının bir diğer adı.

ADAÇAYI: Diş otu veya meryemiye olarak da bilinen kokulu bitki.

ADADA:Isparta’nın Sütçüler ilçesinde antik bir kent.

ADADİYOZ :Argo’ da külhanbeyi tavırlı kimse.

ADAGİDE:Bordo üzerine beyaz çizgili bir tür peştamal.

ADAGİO:Yavaş, ağır anlamında kullanılan müzik terimi.Largo ile Andante arasında kalan yavaş tempo ve bu tempoda yazılmış kompozisyon;genellikle sonat ve senfonilerin ikinci bölümü.

ADAK: Kutsal bir güce,bir dileği yerine getirmesi için yapılan vaat.

ADAKALE:Tuna ırmağında,Osmanlı tarihinde önemli bir yere sahip olan ada.

ADAKARASI : Balıkesir ve Bandırma yöresine ait olan, Avşa adasında çok rastlandığı için ada karası adını alan ve iyi bir sofra şarabı elde edilen kırmızı üzüm.

ADAKLAMAK:Küçük çocuğun yürümeye başlaması.

ADAKLI:Nişanlı,yavuklu,sözlü.

ADALAR DENİZİ: Ege denizinin eski adı.

ADALYA: Antalya’nın eski adlarından biri.

ADAMAVA: Orta Afrika’nın batısında volkanik bir yayla.

ADAMLIK:Önemli günlerde giymek için saklanan giysi.

ADAMOTU: Kökünün görünüşüne dayalı boş inançlarla ünlü otsu bitki.

ADAMOTU:Patlıcangillerden,geniş yapraklı,kötü kokulu bir bitki,kankurutan.

ADAMPOL: İstanbul ilindeki,1842’de kurulan Polonezköy’ün ilk adı.

ADAP :Yol,yordam,töre.

ADAPTASYON:Uyarlama,uyum.

ADAPTE:Uyarlanmış.Sinema,tiyatro,radyo ve televizyonun teknik olanaklarına uygun duruma getirilmiş.Yabancı bir eserin,kişi ve yer adları değiştirilerek yerli bir eser durumuna getirilmesi durumu.

ADAPTÖR:Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı,uyarlaç.

ADAR: Halk dilinde Mart ayına verilen bir ad.

ADAR:Eski dilde zaman, vakit,müddet.

ADASOĞANI:Zambakgillerden,soğanından ilaç olarak yararlanılan bir takım maddeler elde edilen,beyaz,mavi,pembe ya da eflatun çiçekler açan soğanlı bir bitki.

ADASOLA:Atlas okyanusunda derin yerlerde yaşayan midye cinsi.

ADAT:Faize temel oluşturacak miktar ile günlerin çarpımı sonucunda bulunan rakam.

ADATİS:Çok ince ve çok seyrek muslin yada pamuklu bez.

ADAVET:Düşmanlık,hınç,kin.

ADAYAVRUSU: İki ya da üç çifte kürekli küçük balıkçı teknesi.

ADAYHAN: Aksaray-Niğde arasında,Selçuklu döneminden kalma ünlü kervansaray.

ADDİSABABA:Etiyopya’nın başkenti.

ADELA:Avrupa’da yaşayan bol renkli iri bir kelebek türü.

ADELANTADO: İspanya’da ortaçağda Müslümanlarla sınır komşusu bölgelerin başına getirilmiş soylulara verilen unvan.

ADEM ELMASI:Gırtlak çıkıntısı.

ADEM: İnsan.

ADEM:Yokluk,hiçlik,ölüm.

ADEMBABA: Hapishanede geçimini haraççıların hizmetini görerek sağlayan mahkum.

ADEMİYET: İnsanlık,adamlık.

ADEN: Yemen’in ekonomik başkenti.

ADEN:Cennet.

ADEN:Kızıldeniz ile Umman denizi arasındaki körfezin adı.

ADENİT:Lenf bezi iltihabı.

ADENOM:Bir salgı bezi dokusunda,o doku aleyhine gelişen tehlikesiz epitelyum uru.

ADERANS:Farklı inşaat malzemelerinin birbirlerine yapışabilirlik derecesi.

ADESE :Mercek.Kovucuk.

ADETA: Atın eşkin yürüyüşü.

ADHA:Eski dilde kurbanlar anlamında sözcük.

ADIGÜZEL:Denizli’de Büyük Menderes ırmağı üzerindeki bir baraj.

ADIL:Zamir.

ADIR: Van gölünde Yaka adası da denilen küçük ada

ADIYAMAN: Halk dilinde şeftaliye verilen ad.

ADİ:Bayağı, sıradan.

ADİGE: Çerkezlerin kendilerine verdikleri ad.

ADİGE:İtalya’nın Po’dan sonra en uzun nehri.

ADİLE: Silifke yöresinde 19. asırda yaşamış kadın halk ozanımız.

ADİLŞAHİ:Özellikle 17. yüzyıl başlarında kullanılmış bir tür kağıt.

ADİNAMİ :Tıp’ta kuvvetsizlik ,güçsüzlük,Tifo gibi bazı hastalıklara eşlik eden kas zayıflığı.

ADİPOZ: Hücre dokusunun aşırı yağ yüklenmesiyle belirgin hastalıklı durum.

ADİSYON: Lokanta,otel gibi yerlerde ödenen hesap.

ADİVASİ:Hindistan’da kastlar halinde değil de kabileler halinde örgütlenmiş ve kültürleri Hindu olmayan yerli halk.

ADL:Eski dilde adalet,doğruluk.

ADLER:Bireysel psikoloji okulunu kuran ve aşağılık duygusu terimini ilk kez ortaya atan ünlü Avusturyalı hekim.

ADLİ:İkinci Bayezit’in şiirlerinde kullandığı mahlas

ADOLESAN:Tıp dilinde,10-19 yaş grubunu kapsayan ergenlik çağı için kullanılan sözcük.

ADONİS:Avlamak istediği yaban domuzu tarafından öldürülen,Bybloslu genç. Yunan mitolojisinde ,Afrodit’in gözdesi olan güzel delikanlı.Bitkilerin tanrısı.

ADONİS:Kan damlası,keklik gözü gibi adlar da verilen,kırmızı yada sarı renkli çiçekler açan bir süs bitkisi.

ADONİS:Parlak, mavi renkli gündüz kelebeği.

ADORANT:Resim ve heykelde Hazreti İsa’nın ayaklarına kapanan kişi figürü.

ADOUR: Fransa’da bir ırmak.

ADRAS.:Akdeniz bölgesinde bir dağ.

ADRASAN:Antalya Körfezinin batı kıyısında bir koy ve burun,antik bir kent.

ADRENAL: Böbrek üstünde bulunan bir çift endokrin bezine verilen ad.Salgıladığı hormon adrenalin’dir.

ADRENALİN:Hekimlikte damarları daraltma,bronşları açma,kanamaları kesme gibi amaçlarla kullanılan,kan şekerinin yükselmesine yol açan böbrek üstü bezlerinin salgısı.

ADSL:Günümüzde internet bağlantısı için en çok kullanılan bağlantı tekniği.

ADU:Eski dilde düşman ,hasım.

ADULT: İngilizce yetişkin,erişkin demektir.İnternette genelde pornografik sitelere bu ad verilir.

ADWARE: Reklam içerikli yazılımlar.

AE:George William Russell’ın takma adı.

AED:Eski Yunanda lir çalıp şiirlerini söyleyen şair.

AEDİCULA:Roma sanatında tapınak yada mezarlarda tanrı heykelinin,kutsal eşyanın ölünün heykelinin konulduğu küçük niş.

AEGİR:Eski İskandinav mitolojisinde,okyanus tanrısı.

AEGLE: Tropikal bölgelerde yetişen,limon ağacına benzer ağaççık.

AEK: İstanbul’dan Yunanistan’a göç eden Rumların kurdukları spor kulübü.

AENEİS: Vergilius’un ünlü destanı.

AERANKİMA:Kimi su bitkilerinin, suyun altındaki organlarında bulunan ve hava boşlukları içeren dokusu.

AEROB:Yaşayabilmesi ve üreyebilmesi için serbest oksijenin bulunduğu ortamlara gereksinim duyan organizma.

AEROBİK:Müzikli jimnastik hareketleri.

AERODİNAMİK: Fizik biliminin gazların hareketini inceleyen dalı. Hareket halinde bir cisim üzerinde havanın yarattığı etkiyi inceleyen bilim.

AEROFAJİ: Çoğu zaman yutkunamama ve bazen de kusmayla birlikte olan hava yutma.Yemek yerken,su içerken hava yutma.

AEROFOBİ: Hava akımlarından aşırı derecede korkma. Serin ya da esintili havadan korkma. Hava korkusu. Uçma korkusu.

AEROFON:Havanın titreşmesiyle ses veren çalgıların oluşturduğu sınıfın adı.

AEROGONOTİK: Motorlu ya da motorsuz hava taşıtlarının tasarımını,yapımını ve kullanımını konu alan bilim dalı.

AEROLİT:Göktaşı. Taş meteorit.

AEROMETRE: Hava ölçer.

AERONOMİ: Üst atmosferin fiziksel ve kimyasal yapısını inceleyen bilim dalı.Atmosfer özelliklerini koşullandıran fiziksel ve kimyasal olayları inceleyen bilim dalı.

AEROSKOP:Havadaki toz taneciklerini ölçmeye yarayan araç.

AEROSO:Yalnızca oksijenin bulunduğu ortamlarda gelişebilen bir mikroorganizma.

AEROSOL:Bir sıvını, bir çözeltinin ya da katı bir cismin çok küçük ve ince parçacıklarının havada ya da gaz içinde dağılması ya da asılması.

AEROSTAT:Havadan hafif taşıt.

AEROSTATİK:Dingin halde bulunan hava ve gazların dengeleriyle ilgili yasaları inceleyen fizik dalı.

AES:Roma tarihinde tunçtan ilk para.

AFADİMEM: Bursa yöresine özgü bir halk oyunu.

AFAK: İnsanın dışındaki tüm varlık alemi.

AFAK:Ufuklar,bütün dünya.

AFAKAN : İç sıkıntısı.

AFAKİ: Mekke’ye yalnız hac amacıyla giden kimse.

AFAKİ:Belli bir amacı olmayan, dayanaksız söz. Nesnel.

AFAKİYE:Nesnelcilik.

AFALİNA: Yurdumuz denizlerinde yaşayan bir yunus balığı türü.

AFAR:Ispanak ve benzeri sebzelerle yapılan bir tür börek.

AFARA :Tahılın taş ve samanla karışması./Harmanda ürün kalıntısı.

AFARACI :Harman yerlerindeki hububat döküntülerini toplayan kişi.

AFARET:Şeytani,ifritçe niyet,kötü düşünce.

AFARLAR:Kuzeydoğu Etiyopya ve Cibuti’de yaşayan bir halk.

AFAT:Kıranlar.

AFAZİ: İstenilen sözü bulup söyleyememe hastalığı.Söz yitimi. Konuşamama.

AFEFOBİ: Vücudunun herhangi bir yerine dokunulmasından duyulan korku.

AFELİ (AFEL) :Yer yuvarlağının yıl içinde Güneşe en uzak olduğu nokta.

AFEMİ:Konuşma bozukluğu.

AFEN:Yemeğin kokması.

AFEREZ: Kandaki istenmeyen maddelerin ayrıştırılması işlemi.

AFERİDE: Yaratılmış olan,yaratık.

AFERİST:Çıkarına göre hareket eden,vurguncu,dalavereci ., spekülatör kimse.

AFET: Doğal felaket.

AFGANİ:Afganistan’ın para birimi.

AFİ :Argo’ da gösteriş, çalım.

AFİF :İffetli,namuslu.

AFİFE:Namuslu,iffetli kadın.

AFİFEJALE: Tiyatro sahnesine ilk çıkan Müslüman Türk kadını.

AFİS :Gümüşbalığının küçüğü.

AFİŞE: Açığa çıkmış,duyulmuş.

AFİTAL :Bitkisiz.

AFİTAP (AFTAB).: Eski dilde güneş.

AFİYET: Hasta olmama durumu.Sağlık,esenlik.

AFONİ:Ses tellerinden ses çıkmaması durumu Ses yitimi.

AFORİZMA:Kısa ve özlü söz,vecize.Bir düşünceyi,bir ilkeyi kısa,özlü,çarpıcı ve kesin bir biçimde anlatan ve genellikle kimin söylediği bilinen özlü söz,özdeyiş.

AFOROZ :Hıristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma dinden çıkarma cezası.

AFRA(AFRATAFRA):Çalım.

AFRİKANER:Güney Afrika Cumhuriyetinde doğmuş veya uzun süredir orada yaşayan ve Afrikaans dili konuşan beyaz ırktan kişiler.

AFRO:Kısaltılmadan kıvırcıklık verilmiş saçların baş çevresinde geniş bir yığın oluşturduğu saç biçimi.

AFRODİT: Yunan mitolojisinde aşk tanrıçası.

AFRODİZYAK: Tıp literatüründe cinsel gücü arttıran ilaç anlamına gelen kelime. Çikolata,mesir macunu veya kapsaikin (kırmızı biberin içindeki etken madde) gibi cinsel arzuyu uyandırmak ve artırmak için kullanılan gıda maddeleri.

AFSUN: Büyü,sihir,efsun.

AFŞİN: Anadolu’nun Türkleştirilmesinde büyük emeği olan,11. Yüzyılda yaşayan Selçuklu komutanı.

AFT : Ağzın içinde oluşan pamukçuk. Ağız mukozasında oluşan yüzeysel yara.

AFTABE:Güneş biçiminde yapılmış olan mücevher.

AFTOS: Argo’da sevgili,nikahsız karı,metres,kapatma.

AFUR: Ahırlardaki hayvan yemliği.

AG:Gümüş’ün simgesi.

AGA:Mert, kalender ve babacan kimse.

AGADİR: Fas’ta bir liman.Ayrıca,Fas dağlarında tahkim edilmiş ortak tahıl ambarlarına verilen ad.

AGAH :Bilgili, haberli, uyanık.

AGAMA : Kayakeleri” de denilen bir cins kertenkele.

AGAMEMNON: Mondros mütarekesinin 30 Ekim 1918 de imzalandığı İngiliz zırhlısı.

AGAMEMNON:Efsanevi Argos kralı.

AGAMEMNON:İzmir’deki Balçova kaplıcasının antik çağdaki adı.

AGAMİ:Borazan kuşu da denilen ve Güney Amerika’da yaşayan bataklık kuşu. AGAMİREK(AKAMİREK):On altıncı yüzyılda yaşayan ve yetkin bir renk ustası olarak tanınan İranlı minyatürcü.

AGANE :ABD’ye bağımlı devletlerden Guam’ın başkenti.

AGANİGİ: Argo’da aşk ilişkisi,sevişme anlamında kullanılan sözcük.

AGANTA:Denizcilikte,hareket halindeki bir halatın yada zincirin bir süre tutularak bırakılmaması için verilen komut.

AGAR :Şerefli kimse.

AGARAGAR:Jeloz’da denilen ve Eskimoların besin olarak kullandıkları yosun türü.Kırmızı alglerden elde edilen ve bakteri kültürlerine besi ortamı hazırlamak için kullanılan jelatinimsi madde.

AGARVALA: Hindistan’ın kuzey ve batısında tüccar,banker,toprak ve dükkan sahiplerini içine alan önemli bir kast.

AGAVE: Dipten süren,sivri ve etli yaprakları bazen üç metreye varan,sarı sabır görünümünde bir bitki. Anayurdu Amerika olan mızraksı ve etli yapraklı bir bitki.

AGEL:Arap erkek giyiminde,kefiyenin kaymaması için başa geçirilen ayarlı çember.Yün çember bağ.

AGGER:Roma yığma toprak inşaatı.

AGİK:Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Konferansının kısa yazılışı.

AGİRA: Kızartmalık bir patates cinsi.

AGİTATO (ACİTATO):Bir parçanın canlı ve coşkulu çalınacağını anlatan müzik terimi.

AGLÜTİNASYON:Kümeleşim.

AGLÜTİNİN:Kendisine hastalığa karşı aşı yapılmış ya da hastalık geçirmiş canlının kanında bulunan ve o hastalığın mikroplarını birbirine yapıştırıp küme haline sokma özelliği olan madde.Serumda meydana gelen antikor.

AGNİ: Hint tanrısı.

AGNİ:Ateş anlamına gelen Sanskritçe sözcük.

AGNOSİ:Tanınan,bilinen varlıkları görme,işitme gibi duyu organları yoluyla ayırt edememe durumu,tanısızlık.Eşyaları tanıyamama.

AGNOSTİSİZM:İnsanın kendi deneyimleriyle elde ettiği olguların ötesinde hiçbir şeyi bilemeyeceğini öne süren öğreti,bilinemezcilik.

AGNOTOLOJİ: Bilgisizliğin kültürel üretimi.

AGONİ:Tıp dilinde can çekişmeye verilen ad.

AGONİLER: Nijerya’da yaşayan bir halk.

AGONUM:Su kıyılarında veya taşların altında yaşayan kınkanatlı böcek.

AGOPARAD: Göz alıcı renklerin egemen olduğu yapıtlarıyla tanınan ve 1913-1990 yılları arasında yaşayan ressamımız.

AGORA:Eski Yunan kentlerinde pazar yeri,antik kent meydanı.Yönetim,politika ve ticaret işlerini konuşmak için halkın toplandığı alan.Ticari,resmi,adli ve dini fonksiyonları olan etrafı portiko (tapınak girişi) ve dükkanlarla çevrili açık toplantı yeri.

AGORAFOBİ:Açık alanlardan ve kalabalık yerlerden aşırı derecede korkma. Özellikle yalnız başına dışarı çıkmak korkusu olarak nitelenen ruhsal çöküntü ve güçsüzlük yaratıcı,nispeten çok rastlanan bir bozukluk.

AGRA:Taç Mahal’in bulunduğu kent.

AGRAF:Kopça, kanca.

AGRAFİ:Yazma yitimi.Ellerde ve parmaklarda hiçbir sakatlık olmamasına rağmen ruhsal nedenlerle yazma yetisini yitirme.

AGRANDİSMAN:Büyültme.

AGRAP:Yurdumuzda yetişen ve palaz’da denilen bir fındık cinsi.

AGRARİZM: Tarımı ve kırsal kesimi kendilerine özgü ve birbirine bağlı iktisadi ve toplumsal bütünler olarak gören ve açıklayan ideoloji.

AGRAZ:İspanya ve Cezayir’e özgü badem,koruk,su ve şekerle yapılan serinletici içecek.

AGREGA:Benzer olmayan maddelerden oluşmuş bütün.

AGREGA:Betonun hammaddelerinden olan kum ve çakıl gibi doğal yapı malzemeleri.

AGREJE:Yabancı ülkelerde,doçent olmak için sınav vermiş kimse,doçent. Kimi ülkelerde profesör olmak için sınav veren kimse.

AGREMAN:Bir elçinin bir ülkeye atanmadan önce o ülkeden istenilen uygun görme yazısı.

AGRESİF:Saldırgan.

AGRİON: İnce ve silindirimsi gövdeli,parlak renkli küçük kız böceği

AGRONOMİ:Tarım bilim.

AGŞİYE:Eski dilde örtüler,zarlar anlamında sözcük.

AGUAFOBİ: Bireyin sudan korkması.

AGUŞ:Eski dilde kucak.

AGUTİ: Güney Amerika’nın nemli ormanlarında büyük sürüler halinde yaşayan kemirici bir hayvan.

AĞ: Network sözcüğünün Türkçesi.

AĞ:Pantolonun apış arasına gelen yeri.

AĞA:Kırkpınar güreşlerini düzenlemeyi üstlenen kişi.

AĞA:Kırsal kesimde büyük toprakları olan ve sözü geçer kimse.

AĞABANİ (AĞBANİ): Sarımtırak ipekle dokunan,üzeri ibrişim kıvrım dallarla süslenen kumaş çeşidi..

AĞAÇ ÇİLEĞİ : Ahududu.

AĞAÇERİLER:Tahtacılar da denilen konar göçer Türkmen topluluğu.

AĞAÇKAKAN:Serçegillerden bir kuş. Ağaç üzerinde yaşayan böcekçil bir kuş.

AĞALMATA:Eski Türklerde bazı heykellere verilen ad.

AĞAN :Akanyıldız.

AĞAR: Alnında beyaz beneği bulunan at.

AĞARAN: Rize ilinde bir şelale.

AĞARTI:Süt,yoğurt,peynir,ayran gibi yiyecekler ve içecekler.

AĞARTI:Uzaktan ancak seçilebilen,belli belirsiz bir aklık.

AĞDALI:Anlaşılması güç ifade.

AĞIAĞACI:Zakkum

AĞIL:Küçükbaş hayvan barınağı.Koyun ve keçi sürülerinin gecelediği yer.

AĞIM:Ayağın üstündeki tümsek yer.

AĞINMAK: Hayvanın yerde yuvarlanması.

AĞIRAYAK:Doğurması yakın olan hamile.

AĞIRSAK:Teker biçiminde ortası delik yassı nesne.

AĞIZ (AVUZ) :Yeni doğurmuş memelilerin koyu,yapışkan ilk sütü.

AĞLA:Hayvanların girmemesi için,tarla yada bahçe kenarına çalı çırpı ile yapılan çit.

AĞLAMSIK:Vara yoğa ağlayan,sulu gözlü.

AĞLASUN:Burdur’un bir ilçesi.

AĞLI: Kastamonu’nun bir ilçesi.

AĞMAK: Sarkmak.

AĞMAN:Eksiklik,kusur,ayıp.

AĞNAM: Koyun.

AĞNAM:Eskiden koyun ve keçi başına alınan sayım vergisine verilen ad.

AĞRIPAR:Osmanlı donanmasında kullanılan büyük bir tekne.

AĞU (AVU) : Yerel dilde zehir;çabuk yayılan kalın yapraklı orman gülü.

AĞYAR:Başkaları.

AHAB:Herman Melville’in “Moby Dick” romanındaki kaptanın adı.

AHADİS:Hadisler.

AHADİYET: Allah’ın birliği ve bölünmezliği.

AHALİ:İnsanların oluşturduğu topluluk,halk.(Kelimenin tekili,ehl.)

AHAR: Başkası.

AHAR:Eskiden hattatların kağıt cilalamak için kullandıkları nişasta ve yumurta akından yapılan özel bir karışım. Kağıt cilası. Hattat cilası.

AHASVERUS:Çarmıha giden İsa’ya kötü davrandığı için sonsuza dek yürümeye mahkum edilen efsanevi kişi.

AHD: Söz verme.

AHDİATİK:İncil’den önceki kutsal kitaplar.

AHDİCEDİT:İncil ve ekleri.İsa’dan sonraki kutsal kitaplar.

AHEN:Eski dilde demir.

AHESTE: Ağır,yavaş.

AHESTEBESTE: Yavaş yavaş,ağır ağır anlamında bir deyim.

AHFAT :Torunlar,soy.

AHFEŞ: Nurullah Ataç’ın,dil yanlışlarını işlediği yazılarında kullandığı takma ad.

AHGÜL: Arpa ve buğdayın başak kılçığı.

AHILGAN: Kovan içindeki delik ve çatlak yerleri kapatmak,petekleri sabitlemek için arıların kullandığı reçineli ve zamklı madde.

AHIR: Afyonkarahisar ilindeki bir dağın adı

AHIR:Büyükbaş hayvan barınağı.

AHIRKAPI: İstanbul’un en büyük deniz fenerinin bulunduğu semt.

AHİ: Fütüvvet şeyhi.

AHİ:Cömert,dost,arkadaş.

AHİLİK: Kökü eski Türk töresinde olan ve Anadolu’da 13. asırda yüksek bir gelişim gösteren esnaf, zanaatçı, çiftçilerden oluşan kurum. Anadolu Selçukluları döneminde Anadolu’da ortaya çıkan esnaf örgütü.

AHİMSA: Hint dinlerinin hiçbir canlı varlığa zarar vermemeye dayanan temel ahlak ilkesini belirten sözcük.Zora başvurmadan bir kötülüğe karşı koyma eylemi.

AHİREN: Son zamanlarda , son günlerde.

AHİT:Müridin tarikata girerken Şeyhe verdiği söz./Ant.

AHİZ :Alma yada kabul etme.

AHİZE: Almaç.

AHKAM:Hüküm kelimesinin çoğulu.Hükümler.Emirler.

AHKAR:Eski dilde hor görülen,aşağılanmış olan.

AHLAK :Başka insanların davranışlarını olumlu yada olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünü.

AHLAT:Yaban armudu.

AHLATLIBEL:Ankara’nın 14 km güney batısında,barındırdığı arkeolojik değerlerin yanı sıra Cumhuriyet tarihinin ilk Türk kazısı olması bakımından da büyük önemi olan yöre.

AHMAK: Aptal,salak.

AHMED:Övgüye değer,hamd ve sena olunmuş.

AHMEDİ : İskendername,Cemşid ü Hurşid adlı mesnevileri ve Divan’ ı ile tanınmış XIV. Yüzyıl divan şairi.

AHMEDİ: Sultan 3. Ahmet devrinde,Bursa ve Üsküdar’da dokunan çatma türünde ipekli kumaş.

AHMEDİYE:Gümüşhane’nin Kelkit ilçesi ile Erzincan sınırında,içinde yüzen adası da olan bir göl.

AHMEDİYE:On sekizinci yüzyılda Hindistan’da ortaya çıkan ve Kadıyanilik de denilen dinsel hareket.

AHMER :Kızıl, kırmızı.

AHMETBİNBELLA:Fransa’ya karşı yürütülen Cezayir Kurtuluş Savaşı’nın en önemli önderi, Cezayir Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı ve seçimle gelen ilk cumhurbaşkanı olmuş, ülke ekonomisine sosyalist yön vermiş, 1965’de Bumedyen önderliğindeki bir askeri darba sonucunda devrilmiş ünlü Cezayirli devlet adamı.

AHNIT:Sakat,kötürüm,hasta. Akılsız,aptal.

AHO:Trabzon’un Sürmene ilçesine özgü, ekşi ve biberimsi bir tadı olan peynir cinsi.

AHRAR:Eski dilde özgürlük yanlısı olanlar.

AHRARİYE:Nakşibendi tarikatına bağlı bir kol.

AHRAZ:Sağır ve dilsiz.

AHREB: Aruz ölçüsünde rubai türünde kullanılan 12 kalıbın ortak adı.

AHRETLİK:Besleme kız.

AHSEN:Çok güzel,en güzel.

AHŞA :İnsanın yada hayvanın göğsü ve karnı içindeki organlar.

AHTER:Yıldız,talih.

AHTİCEDİT :İsa’dan sonraki kutsal kitaplar. İncil ve ekleri.

AHU:Güzel,ince,zarif kadın.Ceylan.

AHUDUDU:Gülgillerden bir bitki ve bu bitkinin duta benzeyen kokulu yemişi. Ağaççileği, frambuaz gibi adlar da verilen,böğürtlene benzer bir meyve.

AHUN:Yarık,delik.

AHUND:Şiilerde hoca,imam.

AHURAMAZDA:Zerdüşt dininde en yüce tanrı ,iyilik tanrısı.

AHVAL:Haller,olaylar,durum.

AHZÜKABZ:Kendine mal etme.

Aİ: Eski Filistin’de bir kent.

Aİ:Uluslar arası af örgütü.

AİD: Ortaçağ Avrupa’sına egemen sınıf içinde toplanan bir ödenti.

AİDA : Verdi’nin ünlü bir operası.

AİDAT: Ödenti.

AİDİ: Fas kökenli bir köpek ırkı.

AİKİDO:Bükme ve fırlatma tekniklerini kullanması ve saldırganın gücünü ve hamlelerini ona karşı kullanmayı amaçlaması bakımından Jiujitsu ve Judo dövüş tekniklerine benzeyen kendini savunma sistemi.Kelime anlamı ruhsal uyum yolu.

AİL :Ailesine bakan./Yoksul.

AİL: Eski dilde dengesi bozuk terazi.

AİM : Fransa’da bir ırmak.

AİN:Fransa’da bir idari bölge.

AİNOS:Edirne’nin Enez ilçesinin antik adı.

AİZANOİ:Kütahya’nın Çavdarhisar ilçesindeki ünlü antik kent.

AJ:Eski dilde dinlenme,istirahat.

AJAN:Gizli görevli.

AJANS:Haber toplama ve yayma işiyle uğraşan kuruluş.

AJİTASYON:Bir topluluğu siyasal alanda etkilemek ve coşturmak amacıyla yapılan yoğun çalışma. Kışkırtma,tahrik. Ruhsal gerginliğin dışa vurması.

AJİTE: Çok sert ve tutarsız hareketlerde bulunan akıl hastası.

AJİTE:Yerinde duramayan kimse,huzursuz.Yönlendirme.

AJUR :Ahşap,mermer yada taş levhaları kafes biçiminde oyarak bezeme.

AJUR: Delikli örgü,gözenek.

AJUR:Mendil,örtü,yatak çarşafı gibi şeylerin kenarına ,kumaş üzerine yapılan bir tür süsleme.

AJURNE: Satranç oynayan iki kişinin oyunu ertelemesi.

AJUSKO:Meksika’da bir yanardağ.

AJUSTE: Bedeni saran elbise. Pens ve büzgülerle bedene oturtulmuş elbise.

AK:Halk dilinde ayrana verilen ad.

AKA : Cömert,dost.

AKA:Büyük kardeş, ağabey.

AKAB: Arka,bir şeyin hemen arkası.

AKABE:Hastalığın yada bir durumun en zor ve korkulu anı.

AKABE:Sarp geçit.

AKAÇ :Bir yerde biriken sıvıları dışarıya akıtmakta kullanılan oluk veya boru. Dren. Kanal,ark,su yolu.

AKAÇLAMA: Bir toprakta biriken suların çeşitli yollarla boşaltılması.

AKADEMİ: Yüksek okul.

AKADEMİ:Üyeleri edebiyat,güzel sanatlar,bilim ve bunun gibi dallardan birinde etkinlik gösteren kültür kuruluşu. Bilginler,yazarlar,sanatçılar kurulu.

AKADEMİCİ:Kurallara bağlı resim ve heykel çalışması yapan kişi veya sanatçı.

AKADEMİZM:Edebiyat,müzik ve plastik sanatlarda kendiliğinden ve özgün yaratıcılığın tersine,geleneksel estetik kavramlara ve kurallara sıkı sıkıya bağlı kalma eğilimi. Resim ve heykel çalışmasında kurallara bağlılık.

AKAĞA :Saraylarda hizmet gören hadım ağalarının bir bölümüne verilen ad.

AKAĞAÇ:Gürgengillerin,kerestesinden yararlanılan beyaz kabuklu bir türü. Bir ağaç türü.

AKAİT:Bir dinin öğrenilmesi gereken inançlarının ve tapınma kurallarının tümü veya bunları toplayan kitap.

AKAJU: Açık ve koyu damarlı kızıl kestane rengi.

AKAJU:Maun da denilen bir ağaç.

AKAK : Akarsu yatağı., mecra.

AKAL: Değerce en düşük olan.

AKALA :Pamuk çeşidi.

AKALAN: Samsun ilinde arkeolojik bir buluntu yeri.

AKALAR:Zehirli bir örümcek cinsi.

AKALAZYA:Bir kasın,gerektiği anda yeterince gevşeyememesi.

AKALEM:Osmanlı imparatorluğunun yedi saltanat sancağından biri.

AKALİDAL:Hindistan’ın Sih dinine mensup olanların siyasal partisi.

AKALİSSOS: Antalya’nın Kumluca ilçesinde antik bir kent.

AKAM: Kırmızı boya ağacı.

AKAMAS:Truva savaşında rol oynamış kahramanın adı.

AKAMAT: Verimsiz,taşlı ve dikenli tarla.

AKAMPSİS:Yeşil abanozun öteki adı.

AKANA: Altay panteonunda deniz tanrıçası.Eski Türklerde deniz tanrıçası.

AKANAK:Halk dilinde dere yatağı.Irmak veya dere suyunun hızlı aktığı yer.

AKANTHOS (AKANT): Korent düzeni sütun başlıklarında ve Bizans oymalarında kullanılan motif. Mimarlık ve bezeme sanatlarında,sivri uçlu yapraklara sahip tipik bir Akdeniz bitkisi olan kengerden esinlenerek yapılan,stilize bir bezeme motifi.

AKAPKAP:Kafkas müziğine özgü,ele vurularak çalınan,çıngırak benzeri bir çalgı.

AKAR (AKARET) :Kira geliri getiren mülk.

AKAR: Kene ve uyuzböceği gibi,organik maddelere dadanan,çok küçük,örümceğimsi böceklerin ortak adı.

AKARAK: Çin’de yaşayan Uygur Türklerinin bir içkisi.

AKARAMBER:Asya ve Amerika’da yetişen,odunu ceviz ağacınınkine benzeyen,güzel kokulu özsuyu olan büyük bir ağaç.

AKARAY:Halk dilinde Mart ayına verilen ad.

AKARCA:Halk dilinde kemik veremi. Fistül.Akıntılı hastalık.

AKARCA:Küçük akarsu.

AKARFOBİ:Kurtçuk korkusu.

AKARLAR: Bir örümceğimsiler takımı.

AKAROFOBİ:Uyuz olmaktan duyulan korku.

AKARP:Meyve vermeyen bitki.

AKARSU: Çay,dere,ırmak gibi suların genel adı.

AKARSU: Genellikle sırma ya da gümüş çizgili bir kadın kumaşı.

AKARSU:Tek sıra elmastan ya da inciden gerdanlık.

AKAS: Pis kokulu olma.

AKASBEST:Amyant.

AKASMA :Bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen sarılıcı bir bitki.Bir tür asma,Meryem ana asması.

AKASYA: Salkımsöğüt. Baklagillerden,sıcak iklimlerde bir çok çeşitleri yetişen ve zamk,boya gibi maddelerinden yararlanılan bir ağaç.Salkım ağacı.

AKAŞ: Halk dilinde sütlaca verilen ad.

AKAŞİ: Japonya’da bir kent.

AKAT:Aşık ve bilye oyunlarında kullanılan, içi oyulup kurşun akıtılarak ağırlaştırılmış boyalı kemik. Kemik bilye.

AKATAFAZİ:Psikolojide sözsel anlatım bozukluğu.

AKATİZİ : Felç,inme. Oturur durumda kalamama,yerinde duramama hali..

AKAY:Eskiden İstanbul’da Galata Köprüsü ile Adalar arasında deniz taşımacılığını üstlenen işletme.

AKBABA: Yusuf Ziya Ortaç tarafından İstanbul’da yayımlanan,Türkiye’nin en uzun ömürlü mizah dergisi.

AKBALIK:Halk dilinde kefal.

AKBAŞ: Deniz kazı da denilen bir kuş.

AKBAŞ:Orta Anadolu’ya özgü çoban köpeği.

AKÇA (AKÇE):Osmanlı İmparatorluğunun kuruluşundan 1820 yılına kadar kesilmesi (darpı ve basımı) sürdürülen gümüş sikke türü ve para birimi.

AKÇA: Hüsnüyusuf da denilen yerli bir armut cinsi.

AKÇADAĞ: Yurdumuzda kurulmuş 21 köy enstitüsünden biri.(Malatya).

AKÇAKALE:Gümüşhane’nin on km uzağında,sarkıt ve dikitleriyle tanınmış bir mağara.

AKÇAKATIK: Edirne iline özgü,süte peynir eklenerek yapılan bir tatlı.

AKÇAKATIK: Yağlı ve süzülmüş yoğurttan yapılan ve kışa saklanan bir tür peynir.

AKÇAKESME: Akdeniz Bölgesinde yetişen ve her mevsim yeşil yaprakları olan bir süs ağacı.

AKÇALI:Parayla ilgili,paraya bağlı,mali.

AKÇAYEL:Güneydoğudan esen yel.

AKDAĞ: Afyonkarahisar’ın Sandıklı ilçesinde 2000 yılında tabiat parkı kapsamına alınan dağ.

AKDAMAR:Van Gölündeki iki küçük adanı n adı.

AKDARI:Boza yapımında kullanılan darı türü. Buğdaygillerden bir bitki.

AKDİKEN:Hünnapgillerden,hekimlikte ve boyacılıkta kullanılan bir bitki cinsi,güvemeriği.

AKDOĞAN: Muş ilinde bir göl.

AKDUT: Beyaz renkli dut.

AKEFALİ :Bebeğin başsız olarak doğmasına tıpta verilen ad.

AKEKİN: Beyaz,iri taneli ve kırmızı başaklı bir buğday cinsi.

AKEMİ:İki elemanlı mermer yapıştırıcısı.

AKEN:İçinde tek tohum bulunan ve olgunlaştığında kendiliğinden açılmayan kuru meyve. Kapçık meyve.

AKERDEON :Kumaşlarda makine ile yapılmış kırma.

AKERE :Öküz yemliği

AKGEMRE:Isparta yöresinde yetişen ve iyi bir sofra şarabı veren üzüm cinsi.

AKGÖL: Ayancık ilçesinin güneyinde denizden 1200 metre yükseklikte ve üç dönümlük bir alanı kaplayan göl.

AKGÖL: Sakarya’nın Ferizli ilçesinde bir göl.

AKGÖL:Konya’nın Ereğli ilçesinde,150 dolayında kuş türünü barındıran ve tabiatı koruma alanı kapsamına alınan göl.

AKGÜNLÜK: Tütsü olarak yakılan bir tür sakız ağacı.

AKHAN: Denizli’nin kuzeydoğusunda,Selçuklular döneminden kalma ünlü kervansaray.

AKHENATON: Tek tanrılı firavun.

AKHİLLEUS:Deniz tanrıçası Thetis ile Zeus soyundan Pele-us’un oğlu;Phtia ülkesinin kralı.

AKHUNLAR:Eftalitler de denilen ve 5. yüzyılda güçlü bir devlet kuran eski Türk ulusu.

AKHYLS:Mitolojide karanlıklar tanrıçası.

AKI :Seyelan.

AKI: Eli açık, cömert, yiğit.

AKI: Işık kaynağının 1 saniyede çevresine yaydığı ışık enerjisi.

AKIM: Debi,akmak işi.

AKIN:Kazak ve Kırgızlarda saz şairlerine ,destan şairlerine verilen ad.

AKINDIRIK.: Reçine.Çam sakızı.

AKINKAYASI : Bir balık türü.

AKITMA:Birkaç dizi altın zincirden oluşan enli gerdanlık yada bilezik. Halk dilinde enli bilezik.

AKITMA:Kimi hayvanların özellikle atların alınlarında bulunan ve burunlarına doğru uzanan beyaz leke.

AKITMA:Un,süt,yağ,yumurta,şeker yada pekmezle yoğrularak cıvık bir duruma getirilen hamurun kızgın sac üzerinde pişirilmesiyle yapılan bir çeşit tatlı.

AKİ: Kabuğundaki zehirden ötürü bazen öldürücü de olabilen ve pişirilerek yenen tropikal bir meyve.

AKİBET: Son,sonuç,bitim.

AKİDE: Bir şeye inanarak bağlanış.İnanç haline getirilmiş ilke.

AKİF: İbadet eden.

AKİFER:Yer altı suyunu taşıyan geçirimli katman.

AKİK: Yüzük taşı, mühür gibi şeyleri yapmakta kullanılan yarı saydam, parlak ve değerli bir taş.Çok sert,renkli damarları bulunan,kalseduan kuars türünden değerli taş. Yeşil,kırmızı,turuncu,gök mavisi,beyaz renklerde çeşitleri vardır.Çok eskiden beri süs eşyası olarak kullanılmıştır.

AKİKA :Müslümanların bir çocuğun doğumundan yedi gün sonra Allah’a şükretmek amacıyla kestikleri kurban.

AKİKAZE: İkinci Dünya Savaşı yıllarının ünlü bir Japon destroyeri.

AKİLE :Eskiden kansere verilen ad. Eski dilde,yenirce denilen yaraya verilen ad.

AKİLE: Yiyen,yiyici kimseler.

AKİNAKES: Med,Pers ve İskit ordularında kullanılmış bir tür kısa kılıç ya da uzun hançer.

AKİNDA:Aydın ilinde antik bir kent.

AKİNEZİ:Parkinson hastalığının başlıca belirtisi olan,otomatik hareket yeteneğinin kaybolması.

AKİR: Kısır erkek.

AKİS :Yansıma,yankı,inikas.

AKİSE: Eski dilde ayna.

AKİTA :Japonya’da bir ırmak.

AKİTA:Japon kökenli bir köpek türü.

AKİTANYA:Fransa’nın güneybatısında planlama bölgesi.

AKİTU:Eski Mezopotamya halklarının en önemli bayramı.

AKİVADES :İzmir ve Ayvalık yöresinde çokça bulunan, kumun 5-6 cm altında yaşayan lezzetli bir midye türü.

AKKADLAR: Tarihin ilk imparatorluğunu kuran eski Mezopotamya halkı.

AKKAM: Osmanlı ordusunda yüksek rütbeli subayların çadırlarını kurup kaldıran görevli.

AKKANAT: Kuyruğu ve yelesi beyaz olan at.

AKKARINCA:Düz kanatlılardan,bitkilere çok zarar veren bir böcek cinsi,termit.

AKKASE: Kağıdın yazı yazılacak orta bölümüyle çevresini ayrı renklerde boyamaya ve bu tür tezhipli yazma kitaplara verilen ad.

AKKEFAL:Sazan balığı familyasından bir tatlı su balığı.

AKKENT: Denizli’nin Çal ilçesine bağlı bir belde.

AKKIZOTU: Şevketibostan da denilen ve yaprakları sebze olarak kullanılan otsu bir bitki.

AKKÖPÜK: Altay Türklerinin bir destanı.

AKKÖY:Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde Hisarcık deresi üzerine kurulu baraj.

AKKULAK: Beyaz mantar.

AKKULUT: Yeşil renkli,iri taneli bir çeşit üzüm.

AKKUM: İzmir Seferihisar’da ve Sinop’ta bir plaj adı.

AKKUŞ: Atmaca.

AKKUŞ: Halk dilinde martıya verilen ad.

AKKUYRUK:Tadını artırmak için çay harmanına katılan beyaz bir çay türü.

AKLAM: Osmanlılarda resmi dairelerde yazı işleriyle uğraşılan bölüm.

AKLAMA: Temize çıkarma.

AKLAN:Bir dağ sırasının yamaçlarından her biri.

AKLAN:Sularını bir denize ya da göle gönderen bölge.

AKLEVREK: Bir balık türü.

AKLISELİM :Sağduyu.

AKLİYE: Akıl hastalıklarıyla ilgili hekimlik kolu.

AKLUOFOBİ: Karanlıktan aşırı derecede korkma.

AKMA: Reçine.Çam sakızı.

AKMA:Kars yöresine ait bir halk oyunu.

AKMAN :Temiz, iffetli.

AKMANTAR: Keçi mantarı.

AKMAZ: Durgun su,gölet.

AKMEİZM: Rusya’da 9. yüzyıl başlarında simgeciliğe tepki olarak ortaya çıkan edebiyat akımı.

AKMER: Soluk mavi ya da gri renk.

AKMOLA:Kazakistan’ın başkenti Astana’nın eski adı.

AKNE:Yüz,omuzlar,sırt ve göğüsteki yağ bezleriyle ilgili kronik bir deri hastalığı. Sivilce.

AKO:Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta kullanılan bir ağaç.

AKOMPANYE: Müzikte eşlik etme anlamında kullanılan terim.

AKONİN: Bağanotundan elde edilen bir alkaloit.

AKONİTİN:Boğanotundan çıkarılarak hekimlikte kullanılan zehirli bir madde.

AKONT:Ödenmesi gereken bir paranın,alacağa sayılarak bir bölümünün ödenmesi.

AKOR :Müzikte armoni kurallarına göre üst üste bindirilmiş sesler.Üç yada daha çok sesin bir arada tınlaması.

AKORİ:Gözbebeğinin doğuştan yokluğu.

AKORT:Bir çalgıyı doğru ses vermesi için ayarlama.

AKOS (AKOZ): Saban,pulluk ya da traktörün toprakta açtığı iz.

AKOVA :Sakarya ovasının diğer adı.

AKOVA: Gemide çapanın ucunun suya değecek kadar indirilmesi.

AKOZ: Saban,pulluk ya da traktörün toprakta açtığı iz.

AKOZ:Argo’da konuş,anlat,söyle anlamında sözcük.

AKOZLAMAK:Argo’da gizlice söylemek,haber vermek anlamında sözcük.

AKPARMAK:Dökülgen de denilen ve beyaz şarap yapımında kullanılan üzüm cinsi.

AKPAS:Lahana,turp,şalgam,karnabahar gibi bitkilerin kök dışındaki bütün bölgelerine yerleşebilen,özellikle semizotugillerde karşılaşılan yosunumsu mantar.

AKPINAR: Yurdumuzda kurulmuş 21 köy enstitüsünden biri.(Samsun).

AKR :İngiltere ve ABD’de kullanılan arazi ölçüsü birimi. Eskiden Fransa’da kullanılan 52 ar değerinde olan yer ölçüsü.

AKRA: Hatay ilinde bir dağ.

AKRABADİM: Basit ve bileşik ilaçların tanımlandığı kitap.

AKRAMA:Hindistan’da bir din büyüğünün çevresinde toplananların birlikte oturup eğitildikleri yer.

AKREDİTE: Güvenilir olma durumu.

AKREDİTİF: Kredi mektubu.

AKREP:Sıcak ve nemli yerlerde yaşayan kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehirli bir iğnesi olan böcek.

AKRİLİK :Özellikle resim yapımında kullanılan ,yağlı ve suluboya karışımını andıran sentetik bir boya çesidi. Suda ezilmiş pigmentlerin lateks içinde dağılımı sonucunda elde edilen emülsiyon boya.

AKROBASİ: Cambazlık,cambazın işi.

AKROBAT:Cambaz.

AKROENAS: Afyonkarahisar’ın eski adlarından biri.

AKROFOBİ:Yüksek yerlerde ya da yükselen araçların (asansör, uçak) gibi durumlarda oluşan korku. Yükseklik korkusu.

AKROLİT:Antik Yunan’da gövdesi tahtadan,baş el ve ayakları mermerden yapılmış heykellere verilen genel ad.

AKROMATİK: Fizikte beyaz ışığı çözümlemeden geçiren,renksemez.

AKROMATİN :Hücre çekirdeği içindeki ince iplikçiklerden yapılmış,kromatin ile boyanmış olan kromozomları oluşturan bölüm.

AKROMATİZM:Her tür sanat yapıtında renk kullanılmaksızın malzemenin doğal renk ve dokusuyla bırakılması anlayışı.

AKROMATOPSİ:Renk körlüğü.

AKROMEGALİ:Büyüme hormonunun aşırı salgılanmasına bağlı olarak ellerde, ayaklarda ve başta aşırı büyüme gibi değişikliklerle belirgin hastalık.

AKRONİM:Sözcük gibi okunan kısaltma.Bazı kelimelerin baş harflerinden oluşturulan ve telaffuz edilebilen yeni bir kelime.(Aselsan,Tübitak,Nato gibi).

AKROPOL: Yüksek tepe üzerine kurulan kale.Yukarı şehir,iç kale.

AKROPOLİS: Eski Yunan kentlerinde önemli yapıların ve tapınakların bulunduğu iç kale. Antik Yunan kentlerinin en yüksek kesiminde yer alan özel bölge.

AKROSTİŞ:Her dizenin ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okununca ortaya bir söz çıkacak biçimde düzenlenmiş manzume. Tevşih.

AKS :Dingil.

AKSA:Çok uzak anlamında eski bir sözcük.

AKSAK: Türk müziğinde oldukça kıvrak bir usul.

AKSAKAL:Köy yada mahalle ihtiyar heyetindeki kişi.

AKSALUR: Nevşehir’in Ürgüp ilçesine bağlı bir belde.

AKSAN: Bir ülkenin,bir bölgenin insanlarına özgü söyleyiş özelliği.Şive.Vurgu.

AKSARKAN:Bir çeşit beyaz buğday.

AKSATA : Alışveriş.

AKSE : Hastalık nöbeti, kriz.

AKSEDİR:Yalancı servinin eş anlamlısı.

AKSELEROGRAF:İvme yazar.

AKSELEROMETRE:İvme ölçer.

AKSEPTANS :Yabancı ülkelerde okuyacak öğrenciler için gönderilen kabul belgesi.

AKSESUAR:Bir şeyi tamamlayan parça veya parçalar.

AKSİYOM :Temel önerme.

AKSİYON: Eylem,etkime.

AKSİYON: Ortaklıkta pay senedi.

AKSON:Bir siniri oluşturan uzun liflerin her biri.

AKSU: Katarakt hastalığına verilen bir başka ad.

AKSU:Yurdumuzda kurulmuş 21 köy enstitüsünden biri.(Antalya).

AKSUNA :Vurgun yiyen bir dalgıcın iyileşmesi için tekrar indirilmesi gereken aynı suyun derinliğine verilen ad.

AKSÜLAMEL:Tepki,reaksiyon.

AKSÜLÜMEN:Cıva ile klorun bileşimi olan çok zehirli beyaz bir toz..

AKSÜYEK:Eski Türklerde soylular sınıfı.

AKŞAMSEFASI (GECESEFASI) :Gece açan küçük kokulu çiçekleri olan bir bitki.

AKŞIN:Kıllarında ve gözlerinde,kimi zaman da derisinde doğuştan boya maddesi bulunmadığı için her yanı beyaz olan insan yada hayvan.

AKTA:Eski dilde beylik arazilere verilen ad.

AKTAR:Anadolu’da iğne,iplik,baharat,zarf,kağıt,tütün vs satan kimse veya dükkan. Baharat satıcısı. Baharat,ev ilaçları,gereçleri satan kimse yada dükkan.

AKTARIM: Transfer.

AKTI: Götürü bir iş için ödenen ücret.El emeği.

AKTİF: Etkin,faal.

AKTİNİT:Aktinyum,Toryum,Amerikyum,Protaktinyum,Tulyum,Plütonyum,Küriyum ve Berkelyum radyoaktif elementlerinin ortak adı.

AKTİNOLOJİ:Güneş ışınlarının hem insan hem de bütün canlılar üzerinde etkisini inceleyen bilim dalı.

AKTİNON : Aktinyumun kendiliğinden parçalanmasıyla elde edilen ve kütle numarası 219 olan radon izotopu.

AKTİVİTE: Etkinlik,canlılık.

AKTOPRAK:Toprak evleri sıvamak için kireç yerine kullanılan bir tür toprak.

AKTÖRE:İyi ahlak.

AKTÜALİTE:Güncellik.

AKTÜEL :Güncel.

AKTÜER: Bir sigorta sözleşmesinin sigorta şirketi için doğurabileceği zararı ya da riski hesaplayarak uygun sigorta primini saptayan kişi.

AKUALAND :Su bahçesi.

AKUBA:Küçük kiraz büyüklüğünde ve kırmızı renkte üzümsü meyveler veren,bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilen,hep yeşil yapraklı bir tür çalı.

AKUÇİ: Güney Amerika’da yaşayan kemirici bir hayvan.

AKUET:İtalya ve Güney Fransa’ya özgü kokulu bir likör.

AKULALİ:Yazılı dili veya konuşma dilini kavrayamamakla ilişkili anlamsız konuşma durumu.

AKUMBE: Madagaskar’da yaşayan bir cins maymun.

AKUPUNKTUR: Vücudun bazı bölgelerine iğne batırılarak yapılan Çin asıllı tedavi yöntemi.

AKUR:Azgın,kızgın hayvan. Kuduz.

AKUR:Köstebek.

AKURİ: Dalıcı bir ördek cinsi.

AKURİ:Hint mutfağına özgü bir tür omlet.

AKUSTİK: Kapalı bir yerde seslerin dağılım biçimi. Sesin titreşim sıklığı,süresi ve duyulma gücü bakımından taşıdığı nitelik.Sesin üretimini, denetimini, aktarımını, kaydedilmesini ve etkilerini konu alan bilim dalı.Yankı bilimi.

AKUŞİ: Güney Amerika ormanlarında yaşayan kemirgen bir hayvan.

AKUT:Şiddetli belirtilerle başlayıp kısa sürede ağırlaşan hastalıklar için kullanılan sözcük.Kronik.

AKUZATİF:Gramerde yükleme durumu.

AKVA:Osmanlı devlet ileri gelenlerinin kullandığı bir bıçak türü.

AKVAREL:Saydam suluboya katmanlarıyla yapılmış resim.

AKVAVİT: Şnaps da denilen İskandinav ülkelerinin ulusal içkisi.

AKYA:Uskumrugillerden,genellikle Akdeniz’de yaşayan ufak pullu bir balık.

AKYAKA:Gökova körfezi kıyısında turistik bir belde.

AKYARLAR: Bodrum ilçesi yakınlarında turistik bir yöre.

AKYARMA:Gerede ve Kızılcahamam arasında E-5 karayolunun Köroğlu Dağlarını aştığı yüksek geçit.

AKYATAN:Çukurova’da zengin bir kuş yapısına sahip olan ve Türkiye’nin bir deltada oluşmuş en büyük gölü.

AKYEL:Halk dilinde lodos.

AKYEM:İzmarit,istavrit,uskumru gibi balıkların beyaz etinden yapılan ve oltada kullanılan yem.

AKYUVAR:Kan ve lenf gibi vücut sıvılarında bulunan çekirdekli,yuvarlak hücre,lökosit.

AKZİYE: Eski dilde hükümler anlamında sözcük.

AL :Alüminyumun simgesi.

AL: Hile, düzen.

AL: Serap.

AL:Arnavutluk’un plakası.

ALAADDİN:Dini yücelten.

ALABABULA:Birbirleriyle geçinemeyen,her biri ayrı havadan konuşan gemi tayfası.

ALABACAK :Dönek, uğursuz.

ALABACAK:Ayağı sekili at.

ALABALIK:Soğuk ve duru sularda yaşayan,eti turuncu ve lezzetli,250 gr olan 2 kg’a kadar gelen bir tatlı su balığı.

ALABANDA: Dümenin alabildiğine sağa,ya da sola döndürülmesi.(Alabanda iskele denilince dümen alabildiğine sola,alabanda sancak da ise sağa döndürülür.)

ALABANDA:Argo’da azarlama,paylama anlamında sözcük.

ALABANDA:Aydın’ın Çine ilçesinde antik bir kent.

ALABANDA:Deniz teknelerinin iç yanları. Yelkenlerin iç yanları

ALABASTRON:Eski Yunan ve Roma’da parfüm ve benzeri değerli sıvıların içine konulduğu küresel dipli, silindirik dar boyunlu,kulpsuz,uzun veya armut biçiminde koku şişeleri.İçine parfüm ya da merhem koymak için kullanılan ,pişmiş topraktan,mermerden veya camdan yapılan dar boyunlu,uzun,testiye benzer yassı kap.

ALABAŞ: Sürüyü idare eden erkek kıl keçisi.

ALABAŞ:Etli,yuvarlakça ve şişkin olan sap kısmı yenen lahana çeşidi. Turpgillerden şalgama benzeyen bir bitki.

ALABAY: Orta Asya kökenli bir bekçi köpeği.

ALABELEN:Antalya’nın Kaş ilçesinde bir mağara.

ALABEYİ: Osmanlılarda bir bölgede bütün tımarlı sipahilerin en büyük amiri.

ALABIK: İki yüzlü,arabozucu kimse.

ALABORA:Geminin devrilecek kadar yan yatması.

ALABORİNA:Bir çeşit gemici düğümü,ızbarço bağı.

ALABOYUN:Tahtalı da denilen iri bir güvercin cinsi.

ALABROS:Bir fırçanın kılları gibi dik duracak biçimde kısa kesilmiş olan saç biçimi.

ALACA :Karışık renkli,birkaç renkli pamuk iplikten el tezgahlarında dokunan bir kumaş türü. Beşparmak da denilir.

ALACA :Trabzon ilinde bir yayla.

ALACA: Ağaçta ilk olgunlaşan meyve.

ALACA: Dövülmüş buğday,mercimek ve nohutla yapılan bir tür çorba.

ALACA: Üzüme düşen ben.

ALACAHÖYÜK:Çorum ilinde,Hitit Uygarlığını aydınlatan ünlü höyük.

ALACALI: Karışık renkli olan.

ALACATANE:Uşak iline özgü,mercimek,bulgur,soğan ve salçayla yapılan bir tür yemek.

ALACATEK:İyice olgunlaşmamış ekin.

ALACIK :Dalla örtülü, çalı çırpıdan yapılmış kulübe,çardak.

ALAÇAKIR:Yarı olgunlaşmış sebze,meyve,özellikle domates ve karpuz için kullanılan sözcük.

ALAÇAM :Rengi kızıla yakın bir çam türü

ALAÇAM: Tokat yöresine özgü bir halk oyunu.

ALAÇATI:İzmir’in Çeşme ilçesine bağlı turistik bir belde.

ALAÇIK:Anadolu’da Yörüklerin kullandığı bir çadır türü. Keçeden yapılmış çadır.

ALAÇORA: Denizli iline özgü,kuru fasulye ve bulgurla yapılan bir yemek.

ALADA: Güllerin en bol açtığı zaman.

ALADANA:Peynir,soğan ve yufkayla yapılan bir çeşit yiyecek.

ALADARBIZ:Ne tamamıyla yaş nede kuru olan az tavlı toprak.

ALADI :Acele,tez anlamında kullanılan yerel bir sözcük.

ALADI:İpekböceklerinin koza yapmalarından bir hafta,on gün önce çok yaprak yeme devresi. İki yaşında ipek böceği.

ALADORLAK:Güney Anadolu’daki konar göçer Türkmenler arasında göç kervanını yöneten genç kıza verilen ad.

ALADURA:Batı Nijerya’da yaşayan Yorubalar arasında yaygın dinsel hareket.

ALAF :Hayvanların kışlık yemi.(saman,ot,mısır sapı gibi).Hayvan yiyeceği.

ALAGARSON :Kısa kesilmiş saç. Erkek saçı biçiminde kesilmiş kadın saçı.

ALAGEYİK: Ziya Gökalp’in manzum masalı.

ALAGORİNA: Bir tür gemici düğümü.

ALAGÖZ(ELAGÖZ): Sakarya Meydan Savaşında Başkumandanlık Karargahının kurulduğu Polatlı ilçesine bağlı köy.

ALAGÜN:Güneş bulut arkasında kaldığında oluşan gölgeli durum.

ALAİM :Eski dilde alametler, işaretler,belirtiler.

ALAİMİSEMA:Gökkuşağı ,eleğimsağma.

ALAİYE: Alanya’nın eski adı.

ALAK: Kuran’ın 96. Suresi.

ALAK:Bağ ya da bahçe kulübesi.

ALAK:Eski dilde kan pıhtısı.

ALAK:Eski dilde sülük.

ALAKA: İlgi,ilişki,sevgi,sevme.

ALAKABAK:Halk dilinde ağaçkakana verilen ad.

ALAKANAT:Büyük ve boz renkte yaban güvercini.

ALAKARGA:Halk dilinde saksağan. Kestane kargası da denilen iri gövdeli bir kuş.

ALAKART:Seçmeli yemek. Mönüden seçilerek,sipariş üzerine yapılan yemek servisi yöntemi. Yemekleri seçebilme özelliği.

ALAKIR :Antalya ilinde bir çay ve baraj.

ALAKİTAY: Halk dilinde bir çeşit basmaya verilen ad.

ALAKOK:Az pişirilmiş yumurta. Rafadan.

ALAKUR(ALATAV):Yarı yaş yarı kuru nemli toprak.

ALALAH:Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde Tel açana da denilen ünlü höyük.

ALALAMA:Kamuflaj.

ALALU:Huri-Hitit mitolojisinde,gökyüzünün ilk tanrısı.

ALAM :Eski dilde elemler,kederler,üzüntüler anlamında sözcük.

ALAM: İşaretler,izler,alametler.

ALAMAN: İzmir’in Selçuk ilçesinde bir dağ ve boğaz.

ALAMAN:Sivas’ın Şarkışla ilçesinde bir kaplıca.

ALAMANA :Büyük ve süslü balıkçı kayığı.Balık avlamak ya da yük taşımakta kullanılan büyük kayık.

ALAMATRA: Karadeniz’de imal edilen balıkçı teknesi.

ALAMECEK :Yurdumuzun bir çok yöresinde yayla ve dağlarda yaşayan kanatlarının üstü ve boynu kırmızı renkli küçük bir kuş.

ALAMİNÜT:Çarçabuk,anında,hemen,şipşak.

ALAMİT : Yün eğirmekte kullanılan çıkrığın adı.Pamuk ipliğini saran el çıkrığı.

ALAMOGORDO:Atom bombasının 16 Temmuz 1945 de ilk olarak denendiği ABD kenti.

ALAMUK: Yerel dilde yarı güneşli hava.Bunaltıcı sıcaklık.

ALAMUT:Haşhaşiliğin kurucusu Hasan Sabbah’ın karargahı olan İran’daki ünlü kale.

ALAN:Orman içinde düz ve ağaçsız yer,düzlük.

ALANGU: Hindistan kökenli bir bekçi köpeği cinsi.

ALANKOVA (ALANGOVA): Moğolların destansı tarihine göre Cengiz Han’ın yetiştiği soyun kutsal anası.

ALANLAR: Eski çağlarda Karadeniz’in kuzeydoğusundaki bozkırlarda yaşayan göçebe bir halk.Günümüzdeki Osetler’in atası sayılan eski bir kavim.

ALANO: İspanya kökenli bir av köpeği cinsi.

ALANTOPU:Tenis.

ALANTURİNG: Bilgisayar kuramına ve bilgisayarda yer alan süreçlerin mantıksal çözümlemesine önemli katkılarda bulunan İngiliz matematikçi ve mantıkçı.

ALANYA: Rusya’daki özerk cumhuriyetlerden biri.

ALANYUNT:Al renkli kısrak.

ALAOTRA: Madagaskar’da yaşayan ve soyu tükenmek üzere olan batağan cinsi bir ördek.

ALAOTRA: Madagaskar’ın en büyük gölü.

ALARA: Akdeniz bölgesinde bir akarsu.

ALARA: Alanya ilçesinde,Kilikya Ermeni Krallığı döneminde yapılmış bir kale.

ALARGA:Açıktan geç,yaklaşma anlamında denizcilik terimi. Bir gemiye veya kıyıya göre açık deniz tarafı.

ALARMAK:Kızarmak,olgunlaşmaya başlamak.

ALAS :Odun kömürü.

ALASİA:Kıbrıs adasının eski adı.

ALASKA: Amerika’nın yüzölçümü bakımından en büyük eyaleti.

ALASTOS: Anadolu’nun Pisidya bölgesinde antik bir kent.

ALASULU:Ham ile olgun arası.

ALAŞ: Orta Asya’da yaşamış eski bir Türk boyu.

ALAŞA:Eyere alıştırılmamış binek hayvanı. Azgın at.

ALAŞAHAN:Kazak Türklerinin soyundan geldiklerine inandıkları,efsanevi Türk hakanı ve kahramanı.

ALAŞORDA: Kazak Türklerinin 20. asır başlarında Rus egemenliğine karşı başlattığı ulusal hareket ve aynı adla kurulan ilk siyasal parti.

ALAT: Sarı ya da kırmızıya boyanmış yün iplik.

ALAT:Bez dokuma tezgahı.

ALATA : Akdeniz bölgesinde bir akarsu.

ALATAV:On birinci yüzyılda Anadolu’ya gelen Türklerin Ağrı dağına yüce dağ anlamında verdikleri ad.

ALATAVŞAN: Sarı renkli ve çilli bir üzüm cinsi.

ALATEN :Cüzamlı.

ALATİNİ:İkinci Abdülhamit’in Selanik’e sürgüne gönderildiği ve ikamet ettiği Selanik’teki köşkün adı.

ALATURA :Müzisyenlerin topladığı bahşiş. Çalgıcılara verilen bahşiş.

ALATURA: Kırmızı renkli bir üzüm cinsi.

ALATURKA :Eski Türk gelenek ,görenek,töre ve hayatına uygun,alafranga karşıtı. Türk usulü.

ALATYA:Ankara keçisinin, yünü kahverengi ya da siyah olan türü.

ALAVARA:Can Yücel’in bir şiir kitabı.

ALAVAZDA:Ekin biçilirken saptan dökülerek ertesi yıl kendiliğinden çıkan seyrek ekin.

ALAVERE:Bir şeyin elden ele geçmesi.

ALAVURA:Gelibolu yöresinde kadınların boydan boya örtündükleri bir tür çarşaf. Başa örtülen bir tür şal. Bir tür ferace.

ALAVURT: Halı göbeğinin ortasındaki düz dokunmuş koyu kısım.

ALAVURT: İnce uzun saplı bir çeşit su kabağından yapılan su içme kabı.

ALAVURT: Yarı tavlı,yarı kuru olan toprak.

ALAY: Osmanlılarda resmi ya da özel tören ve gösterilere verilen ad.

ALAYBOZAN: Halk dilinde varis hastalığına verilen ad.

ALAYBOZAN:Eskiden kullanılan,karabina da denilen bir çeşit fitilli tüfek.

ALAYCIKUŞ: Afrika’da yaşayan parıltılı, mavi ve yeşil tüylü bir kuş.

ALAYİŞ:Gösteriş,göz kamaştırma.

ALAYLI:Gerekli okul eğitimini görmeden kendini yetiştirmiş olan kimse.

ALAYUN: Batı Sahra devletinin başkenti.

ALAZ: Alev.Yalaz.

ALAZ: Alaca ve siyah kürklü bir cins küçük sansar.

ALAZ: El,ayak ve yüzün kızarıp şişmesi şeklinde ortaya çıkan bir hastalık.

ALAZ:Gümüşhane’nin Torul ilçesinde bir yayla.

ALAZA:Dökülen tohumlarla ertesi yıl kendiliğinden çıkan tahıl.

ALAZAN:Asya’da bir ırmak.

ALAZLAMA:Yılancık da denilen,el,ayak ve yüzde kızartı ve şişmelerle kendini gösteren hastalık.

ALAZLI : Trabzon ilinde bir yayla.

ALAZOM:Cinsiyetin belirmesinde temel rol oynayan özel kromozom.

ALBA:Şafak vakti sevgililerin birbirinden ayrılışını konu alan eski bir Fransız şarkı türü.

ALBARDAK:Bursa ve Kocaeli dolaylarında yetişen yerli bir erik cinsi. Kırmızı renkli,tatlı,sulu ve kokulu bir erik cinsi.

ALBASMA (ALBASTI) : Loğusa humması. Doğum sırasında temizliğe dikkat edilmemesi yüzünden loğusanın tutulduğu ateşli hastalık. Kabus.

ALBATR:Kaynak taşı,su mermeri.

ALBATROS: Atlantik Okyanusunda yaşayan iri bir kuş türü.

ALBEDO:Bir cismin ışığını yansıtma gücü.

ALBENİ:Cazibe.

ALBENİZ :Özellikle İberia adlı yapıtıyla tanınan İspanyol besteci.

ALBİNO: Akşın. Çapar.Kıllarında ve gözlerinde kimi zaman da derisinde doğuştan boya maddesi bulunmadığı için her yanı beyaz olan hayvan ya da insan.

ALBÜMİN:Bitkilerin,hayvanların doku ve sıvılarında bulunan,birleşimi karbon,oksijen,azot,hidrojen ve kükürt olan,suda eriyen,beyaza yakın renkte,yapışkan madde.

ALÇI: Toprak içinde katman olarak bulunan bir çeşit taşın pişirilip toz haline getirilmesinden elde edilen madde.

ALDANÇ:Çabuk ve kolay aldatılan kimse.

ALDANTE:Normalden daha az pişirme usulü.

ALDEBARAN:Boğa takımyıldızının en parlak yıldızı.

ALE :Hint sülünü.

ALE :İki yanı ağaçlıklı yol.

ALE:Bir tür İngiliz birası.

ALEF:İbrani alfabesinin ilk harfi.

ALEGA: Hindistan’da üretilen bir tür pamuk ve keten kumaş.

ALEGORİ :Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için simgelerle göz önünde canlandırıp dile getirme.İnsan davranış ve yaşantısına ilişkin doğrular ve genellemelerin,simgesel karakterler ve eylemler aracılığıyla sanatsal anlatımı.

ALEGRİA:İspanya’ya özgü,Flamenko dansının bir türü.

ALEKA: Kan pıhtısı.

ALEKA:Balçık.

ALEKO BACANOS:Rum asıllı Türk besteci.

ALEKO: Rahmaninov’un tek perdelik operası.

ALEKSİ :Görmede hiçbir bozukluk olmadığı halde okuma yetisinin yok olması. Okuma yitimi.

ALELITLAK: Yalın.Genel olarak.

ALELITLAK:Gelişigüzel.

ALELUYA:Yehova’ya hamd olsun anlamına gelen ve ayinlerde kullanılan İbranice sözcük.

ALEM: Minare külahlarına,kubbe ortalarına,bayrak direklerine,minber kürsüsüne yerleştirilen,taş ve madenden tepelik.Hilal ya da lale biçiminde süs. Sembol, işaret, timsal anlamına gelir.

ALEMDAR:Bayraktar.Sancak veya bayrak taşıyan.

ALEMİN:Dünyalar.

ALEMİYAN:İnsanlar,dünya adamları.

ALEMİYANE : Akıllıca.

ALEMŞÜMUL .:Evrensel.

ALENAS:On dördüncü asırda Avrupa’da kullanılan ince,uzun çoğu kez üç köşeli eğri hançer.

ALENEN: Herkesin gözü önünde,açıkça.

ALENGİR: Argo’da gösteriş,fiyaka anlamında sözcük.

ALENGİRLİ:Argo’da gösterişli,yakışıklı.

ALENİ: Açık,gizli olmayan.

ALERJİ :Bazı canlıların bir takım yiyeceklere , ilaç , koku , toz gibi nesnelere gösterdikleri ters tepkiye verilen ad.

ALERYON:Bayraklarda ve armalarda sıkça görülen,ayaksız ve gagasız olarak kanatları açık biçimde betimlenmiş kartal şekli.

ALESTA:Harekete hazır, tetikte.

ALEUT :Bering Denizi ile Büyük Okyanus arasında yer alan adalar grubu.

ALEV EBÜZZİYA:Bin dokuz yüz otuz sekizde doğmuş,özellikle ince bir işçiliğin egemen olduğu çanaklarıyla tanınmış kadın seramik sanatçımız.

ALEV:Mızrak uçlarına takılan küçük bayrak,flama.

ALEXANDREGUSTAVEEİFFEL: Paris’te yaptığı ve kendi adını taşıyan kule ile ünlü mühendis.

ALEYHTAR: Karşı olan.

ALEYNA: Bizim üzerimize olsun anlamında Arapça sözcük.

ALEZ: Yatağı korumak için kullanılan bir tür çarşaf.

ALFA: Akdeniz yöresinde kendiliğinden yetişen ve dokumacılıkta kullanılan mavi-beyaz yada menekşe renginde çiçekler açan bir bitki. Kuzey Afrika’da ve İspanya’da yetişen ve kağıt,ip,halı yapımında kullanılan bir bitki.

ALFA: Yunan abecesinde bir harf.

ALFENİT: İçinde bakır,çinko,nikel bulunan ve çatal bıçak takımı yapmakta kullanılan gümüşlü bir alaşım.

ALFRED SİSLEY:Fransız izlenimciliğinin kurucularından olan ünlü ressam.

ALG:Su yosunu.

ALGARNA(ALGARİNA): Denizde ağır cisimleri kaldırmaya,batık gemileri çıkarma veya askıya almaya yarayan,su kesimi az,vinçli tekne yada duba.

ALGERDAN: Temiz,iffetli.

ALGERDAN:Nar bülbülü de denilen ötücü bir kuş.

ALGI: İdrak.

ALGI:Haşhaş sütünü toplamakta kullanılan kaşık.

ALGIN :Cılız,zayıf,hastalıklı.

ALGOFOBİ: Acı görme veya çekme korkusu.

ALGOL: Genellikle fen ve matematik problemlerine ilişkin programların yazılmasında kullanılan bilgisayar programlama dili.

ALGORİTMA:Bir sorunu çözmek için belirlenmiş kurallar veya işlemler.

ALIÇ:Gülgillerden yabani bir ağaç ve bu ağacın mayhoş yemişi. Geyik dikeni.

ALIÇORA: Denizli yöresine özgü,kuru fasulye ve bulgurla yapılan bir yemek.

ALIK(ALAK):Eskimiş giyecek. Hayvan çulu.

ALIK: Aptal.

ALIK:Koyun,kuzu ve keçilerin tanınması için vücutlarının belli bir yerine,yün kırpılarak vurulan işaret.

ALINLIK:Kimi yapılarda giriş kısmının yada kapı ve pencerelerin üstünde bulunan üçgen veya yarı değirmi süsleme.

ALIYAR: Türk boylarından Terekemeler arasında söylenen türkülü büyük halk hikayesi.

ALİ AVNİ ÇELEBİ:Bin dokuz yüz dört – bin dokuz yüz doksan üç yılları arasında yaşayan ve Türkiye’de modern resmin ilk temsilcilerinden biri sayılan ünlü ressamımız.

ALİ BİN İSA: On birinci yüzyılda yaşayan,göz anatomisi ve göz hastalıkları üzerine çalışmalarıyla tanınan Arap hekim.

ALİ EMİRİ: Bağışladığı yaklaşık on beş bin kitapla İstanbul’daki Millet Kütüphanesini kuran ünlü tarihçi ve yazarımız.

ALİ PAŞA KEBABI:Kuş başı doğranmış et ve baklava yufkasıyla yapılan bir tür kebap.

ALİ RUHİ:Divan edebiyatı geleneğini sürdüren şiirlerini “LEAMET” adlı kitabında toplamış, acıklı hayatı Behçet Necatigil’in “Ertuğrul Faciası” adlı oyununa konu olmuş 19. yüzyıl Türk Şairi.

ALİ: Antalya’nın Gündoğmuş ilçesinde Helenistik dönemden kalma bir köprünün adı.

ALİ:Orhan Hançerlioğlu’nun bir romanı.

ALİ:Yüce,yüksek.

ALİABA:Hazreti Muhammed’in aile üyelerine verilen ad.

ALİBABA:Kütahya’ya özgü,şişkin,yuvarlak gövdeli,kısa ince boyunlu sürahi türü.

ALİBEŞE (ALUBEŞE):On dokuzuncu yüzyılda Gaziantep yöresinde yaşamış,yalın bir dille söylediği şiirlerinde doğa güzelliklerini ve sevgiyi konu edinmiş halk şairimiz.

ALİBEY:Ayvalık ilçesindeki Cunda adasına verilen bir başka ad.

ALİBİ:Bir sanığın,kendisini suçun işlendiği anda başka bir yerde bulunduğu şeklindeki savunması.

ALİBORON: Ünlü Türk bilgin El Biruni’nin Batı dillerindeki adı.

ALİCAN: Türkiye ile Ermenistan arasındaki sınır kapısı.

ALİCENAP : Onurlu,yüce gönüllü,şerefli.

ALİÇO:Kel lakaplı,1845-1922 yılları arasında yaşamış,aralıksız 27 yıl Kırkpınar başpehlivanı olmuş güreşçi.

ALİDAT :Bir doğrultuyu, dereceli bir çember üstünde işaretleyerek belirleme olanağı veren cetvel türü. Açı ölçmeye yarayan dönme hareketli bir çeşit cetvel.

ALİELİ: Hazar ötesinde yaşayan bir Türkmen oymağı.

ALİFATİK: Açık zincirli organik madde.

ALİKABULİBEY: Asarı Tevfik gemisinin süvarisiyken,31 Mart vakası sırasında Yıldız Sarayı önünde ayaklanmacılar tarafından öldürülen Türk deniz subayı.

ALİKEMAL:Kurtuluş Savaşı karşıtı yazıları nedeniyle yargılanmak üzere Ankara’ya götürülürken İzmit’te linç edilen gazeteci.

ALİKULA: Eski Roma’da aşağı sınıf halkın ve balıkçıların giydiği bir çeşit palto.

ALİKURNA (ALİGORNA): Eskiden özellikle sülüs yazı yazmak için kullanılan perdahlı bir kağıt türü .Bazı Karagözcüler tarafından deri yerine kullanılan ışık geçiren pütürlü kağıt.

ALİL:Hastalıklı, sakat.

ALİMALA:Antalya’nın Elmalı ilçesinin antik dönemlerdeki adı.

ALİME:İlkçağda Mısır’da ayrı bir sınıf oluşturan ve çok kültürlü olan kadın dansçılara verilen ad.

ALİNAZİK :Közlenmiş patlıcan,sarımsaklı yoğurt ve kıymayla yapılan bir çeşit yemek.

ALİNDA:Aydın’ın Çine ilçesinde antik bir kent.

ALİPAŞA: Erzurum’un Pasinler ilçesinde bir kaplıca.

ALİPAŞA: Trakya Türkleri arasında yaygın bir halk oyunu.

ALİPAŞA:Kuşbaşı doğranmış koyun eti ve baklava yufkasıyla yapılan bir tür kebap.

ALİSİN:Sarımsağın antibiyotik etki gösteren etkin maddelerinden biri.

ALİŞAR : Yozgat ilinde ünlü bir höyük.

ALİTERASYON :Cahit Sıtkı Tarancı’nın “Bir büyük boşlukta bozuldu büyü” dizesindeki “b” harflerinde olduğu gibi,şiirde aynı sesin sık yinelenmesiyle elde edilen ahenge verilen ad,ekoizm.

ALİVRE:Ürün daha tarladayken,yetiştiği zaman teslim edilmek üzere,önceden pey verilerek yapılan satış.

ALİYE BERGER :Dışavurumcu anlayıştaki gravürleriyle tanınan kadın sanatçımız.

ALİYYÜLALA:En iyi,en üstün.

ALİZARİN:Eskiden kökboya bitkisinden bugünse bireşim yoluyla elde edilen kırmızı boyar madde.

ALİZE:Tropikal bölgelerdeki denizlerde,bütün yıl boyunca düzenli olarak esen bir takım rüzgarlara verilen ad. Alçak enlemlerde esen düzenli rüzgar.

ALK :Kuzey buz denizinde yaşayan dalıcı bir martı türü.

ALKA: Baltık dininde kutsal ve dokunulmaz olan açık hava ibadet yeri.

ALKALİK:Kalevi.

ALKAN:Parafin.

ALKANTARA:Mobilyaların ve otomobil koltuklarının kaplanmasında kullanılan döşemelik bir kumaş cinsi.

ALKARA:Halk dilinde yabaya verilen ad.

ALKARASI:Halk inanışında lohusalara musallat olarak onları öldürdüğüne inanılan cin.Loğusayı ve yeni doğmuş bebekleri rahatsız ettiğine inanılan düşsel yaratık.

ALKARAZZA: İçine konan içkiyi buharlaşma yoluyla soğutan,gözenekli topraktan yapılmış bir çeşit testi.

ALKARNA :İstiridye, midye gibi kabuklu hayvanları avlamak için deniz dibini taramakta kullanılan ağız kısmı demirden yapılmış bir ağ. Üçgen biçiminde demirden yapılmış ve ağzında file bir torba bulunan, tekneden denize atılıp dibi taramak suretiyle midye ve diğer kabuklu hayvanları avlamakta kullanılan alet.

ALKAZAR:İspanya’da,Endülüs Araplarından kalma saraylara verilen ad.

ALKHUMRA: Suudi Arabistan kökenli öldürücü bir virüs.

ALKIM:Gökkuşağı.

ALKİN: Üçlü bağ içeren hidrokarbonların genel adı.

ALKOV:Bir oda veya mekana açılan,duvar yada çitle çevrili girinti.

ALLAHDİYEN: Manisa’nın Salihli ilçesine özgü bir kiraz cinsi.

ALLAK :Sözünde durmaz,dönek ,aldatıcı.

ALLAME: Çok bilgili olan.

ALLAPRİMA:Yağlı boya resimde,astar ve onu izleyen saydam boya katları uygulamadan zemin üstüne doğrudan boyama tekniği.

ALLEBEN:Gaziantep’teki ünlü dere.

ALLEGORİ: Bir şeyin başka bir şey aracılığı ile betimlenmesi,anlatılması.

ALLEGRETTO: Canlı,süratli müzik.

ALLEGRO:Bir parçanın canlı,neşeli ve hızlı çalınacağını belirten müzik terimi.

ALLERİON (ALERYON):Avrupa armalarında kanatları açık,gagasız ve pençesiz betimlenmiş kartal motifi.

ALLOPATİ: Karşıt karşıtı iyileştirir ilkesi.Savaşılması gereken hastalığın belirtilerine karşıt belirtiler meydana getiren ilaçların verilmesini öngören ve en çok kullanılan tedavi yöntemi.

ALMA: Kafkas dağlarında yaşadığına inanılan çok iri bir yaratık.

ALMAÇ : Ahize,alıcı,reseptör.

ALMADERE: Doğu Anadolu (Kars) yöresine özgü tek kişi tarafından oynanan bir halk oyunu.

ALMANAK :Kitap biçiminde takvim.Yıllık.

ALMAŞ:İki ya da daha çok şeyin sıra ile değiştirilerek, kullanılması veya kendiliğinden değişerek çalışması,keşikleme,münavebe.

ALMATI:Kazakistan’ın Astana’dan önceki başkenti.

ALMAZ: Yavrusunu emzirmeyen koyun ya da keçi.

ALME: Alp dağlarının yüksek kesimlerinde bulunduğu için kışın gidilemeyen çayırlara verilen ad.

ALNAÇ :Ön taraf, cephe, karşı, yamaç.

ALO:Hakkari yöresinde yetişen ve yemeği yapılan maydanoza benzer bir ot.

ALOE: Sarısabır bitkisine ve bu bitkiden elde edilerek parfüm sanayisinde kullanılan özüte verilen ad.

ALOGAMİ:Bir çiçek tepeciğinin başka bir çiçek tozu ile tozlanması.

ALOHA:Hawaii esenleme sözü.

ALOHA:Hawaii kökenli,üzeri rengarenk çiçekli bir çeşit yazlık gömlek.

ALONJ:Bono,çek ve poliçenin arka yüzünde işlem yapmak için yer kalmadığı zaman,yapılacak işlemler için bunlara eklenen kağıt parçasına verilen ad.

ALOPESİ:Kıl ve saçların dökülmesi ya da yokluğu.

ALOSA: Tirsi balığı.

ALOTROPİ:Karbon ,fosfor gibi maddelerin,fiziksel bakımdan ayrı özellikler gösterebilmesi durumu.

ALOZOM:Erkekliğin ya da dişiliğin belirlenmesinde rol oynayan kromozom.

ALPAGUT:Asilzade,derebeyi.

ALPAKA :Lamaya benzeyen koyunumsu hayvan.

ALPAKA: Alman gümüşü.

ALPHORN: İsviçre Alplerinde çobanlar tarafından kullanılan ve dört metre kadar uzunlukta olabilen,tahta ya da ağaç kabuğundan yapılmış üfleme çalgısı.

ALPİNİST:Dağcı.

ALPİNİZM :Dağcılık.

ALT KURUL : Encümen.

ALTAFA: İbrik.

ALTAMİRA:İspanya’da, tarih öncesi dönemlere ait duvar resimleriyle ünlü mağara.

ALTAN:Tatar hanlarına verilen unvan.

ALTAR: Akrep takım yıldızının kuyruğunun güneyinde yer alan,küçük güney takımyıldızı.

ALTAR: Tapınaklarda,üzerinde kurban kesilen,günlük yakılan,dini tören yapılan taş masa,sunak.

ALTAY: Celal Bayar öncülüğünde 16 Ocak 1914 yılında kurulan İzmir’in köklü spor kulüplerinden biri.

ALTERNATİF:Seçenek.

ALTERNATÖR:Dalgalı elektrik akımı veren üreteç.

ALTES :Prens ve prenseslere verilen şeref unvanı.

ALTES:Peru’da yaşayan uzun tüylü bir memeli hayvan.

ALTIDAN:Hastanelerde perhizsiz hastalara etlisi tatlısıyla verilen tam yemek.

ALTIKARDEŞ :Takım yıldız.

ALTILIGANYAN: Gün içinde yapılan altı koşunun birincilerini tahmine dayalı bahis.Üçlüsü,dörtlüsü ve beşlisi de vardır.İkilisine ise çifte bahis denir.

ALTIN:Kolay işlenen,yüksek değerli,paslanmaz element.

ALTINBAŞ:Kefal balığının bir türü.

ALTINBAŞ:Kırkağaç da denilen kalınca kabuklu bir kavun türü.

ALTINBEŞİK:Antalya ilinde ulusal park kapsamına alınmış ünlü mağara.

ALTINDERE:Trabzon’un Maçka ilçesinde,Sümela Manastırını barındıran ve ulusal park kapsamına alınan vadi.

ALTINOLUK : Altın sırma yada kılaptan işlenmiş çizgili ipek kumaş ve bu cins kumaşların üstünde bulunan sırma işlemeli yollar.

ALTINTAŞ (ANADOLU YAPINCAĞI): Bozcaada,Gökçeada ve Çanakkale yöresinde yetişen beyaz üzüm.

ALTINTOP:Turunçgillerden tadı acımsı bir meyve,greyfurt.

ALTIPARMAK:Palamut balığının bir türü.

ALTIPATLAR:Revolver.

ALTİMETRE:Bulunulan yerin yüksekliğini gösteren aygıt. Yükseklik ölçer.

ALTO :Kadın seslerinin en kalın olanı.

ALTO :Kemanla viyolonsel arası büyük keman, viyola.

ALTUNİ :Altın renginde olan.

ALU: Eski dilde erik.

ALUBEŞE: Gaziantep yöresinde 19. Asrın ikinci yarısında yaşamış,doğa güzelliklerini ve sevgiyi konu alan şiirleriyle tanınmış halk şairimiz.

ALUDE:Bulaşmış, bulaşık,kirli.

ALUK:Aşık kemiğine ve bu kemikle oynanan oyuna verilen ad.

ALUMEL: Alüminyum,manganez ve silisyum içeren nikel alaşımı.

ALÜVYON: Akarsuların taşıdığı malzeme.

ALVALA: İnce ipekten dokunmuş tülbent ya da gelin başörtüsü.

ALYAN: Vidaları sıkmakta ya da sökmekte kullanılan L biçimli ve altıgen anahtar.

ALYANAK :Güney Ege ve Akdeniz kıyısı bölgelerimizde Çipura balığına verilen ad.

ALYANAK: Bir kayısı cinsi.

ALYANAK: Yerli bir elma cinsi.

ALYANS: Nişan yüzüğü.

ALYON: Çok zengin kimse.Para babası,kalantor kişi.

ALYUVAR:Kana kırmızı rengini veren çekirdeksiz,yuvarlak,küçük hücre.

ALZHEİMER: Zihinsel etkinliklerde kötüleşme,beyin hücrelerinde bozulma,ağır hafıza kaybı,kafa karışıklığı,davranış bozuklukları ve kişilik değişmeleri ile belirginleşen ve hastanın işlev kaybı neticesinde başkalarına bağımlı hale gelmesine yol açan,genellikle 40 yaşından sonra ortaya çıkan kronik,ilerlemeli,dönüşümü olmayan,ölümcül bir organik hastalıktır.Bunama hastalığı.

AM: Amerikyum.

AM:Eski dilde yıl.

AMA :Gözleri görmeyen.

AMA:Japonya’da Buda Rahibesi.

AMABİLE:Bir parçanın sevimli ve cana yakın çalınacağını anlatan müzik terimi. Sakin,yumuşak müzik.

AMADE:Bir işi yapmaya hazır.

AMADİNDA:Afrika müziğine özgü,ağaç gövdelerinden yapılan bir tür ksilofon.

AMAK:Eski dilde derinlikler.

AMAK:Gözpınarları.

AMAKAT:Derinlik., aptallık.

AMAKİHİ:Hawaii’de çok yaygın olan ötücü bir kuş.

AMAKUSA:Japonya’da adalar topluluğu.

AMAL: Eski dilde emeller, istekler. İşlemler.

AMALAKA:Hindistan’da eğri çatılı tapınaklarının mahyasını süsleyen yollu yastık biçiminde mimari öğe.

AMALGAM :Dişçilikte kullanılan,cıva ve bakır yada cıva,gümüş ve kalay bileşiği.

AMALİK (AMALİKA):Hud Peygamber döneminde Hicaz’da oturan,kötü ahlaklarının yok olmalarına neden olduğu rivayet edilen,Kutsal Kitap’ta adı geçen,Kuranda söz edilmeyen bir kavim. Sina yarımadasında yaşamış,gariplikleriyle tanınan bir kavim.

AMAN:Evli olmadığı bir kadının dostluğuna mazhar olmuş kimse.

AMAN:Güvenlik içinde olma.

AMANİ: Safranbolu,Zonguldak yöresine özgü bir halk oyunu.

AMANİTA:Şapkasının altında ışınsı levhacıklar,sapının üst kısmında bir yaka ve dip kısmında bir etek bulunan ormanlarda oldukça yaygın bir mantar türü.

AMANOS:Güney Anadolu’da bir dağ.

AMAR : İstatistik.

AMAR:Eski dilde hesap, tahmin, istatistik. Araştırma, inceleme.

AMAR:Eski dilde karında su biriktirme hastalığı.

AMAR:Eski dilde ömürler, hayatlar, yaşlar.

AMARA (AMARE) : Irak’ta bir kent.

AMARAK: Mercanköşk de denilen ıtırlı bir bitki.

AMARAT :Marangoz, dülger, demirci ve çiftçilerin kullandıkları, testere, keser, balta, saban demiri, çizek gibi aygıtlar.

AMAREGİR:Muhasebeci,sayman.

AMARELO: Tropikal Amerika’da yetişen ve Brezilya şimşiri de denilen odunu marangozlukta kullanılan bir ağaç.

AMARETTO: Acıbadem ya da kayısı çekirdeği aromalı İtalyan likörü.

AMARİL:Sarı humma virüsü.

AMARİLİS: Güzelhatun çiçeği de denilen,güzel çiçekli bir süs bitkisi. Huni biçiminde çiçekleri olan,kısa ömürlü,soğanlı bir süs bitkisi.

AMARİLİT:Hidratlı doğal demir ve sodyum sülfat.

AMARNA:Mısır’da ünlü bir arkeolojik bölge.

AMARO: İtalya’ya özgü,keçiboynuzundan yapılan bir içki.

AMAROK: Eski Türklere özgü bir dövüş sanatı.

AMAROLİ: Hindistan’da idrarla yapılan tedavi yöntemine verilen ad.

AMAROS:Anadolu’nun Sinop yarımadasında kuzey fırtınalara kapalı doğal liman.

AMAS: İnsan vücudunda oluşan şiş ya da ur.

AMASA : Eski dilde şişme, kabarma.

AMAT:İhsan Oktay Anar’ın bir romanı.

AMATERASU:Japonların ulusal dini Şintoizm’in güneş tanrıçası.

AMATİ:Keman yapımıyla ünlü bir İtalyan ailesi.

AMATOFOBİ: Tozdan aşırı derecede korkma.

AMAUTA: Güney Amerika’daki And dağlarında yaşayan yerlilerin dinsel önderlerine verilen ad.

AMAZON: İri yarı,güçlü kuvvetli ve erkeksi kadın.

AMAZON:Amerika’da yaşayan iri papağan.

AMAZON:Kadınların ata binerken giydikleri bir ceketle uzun bir etekten oluşan kıyafet.

AMAZON:Muğla’nın Marmaris ilçesinde,doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

AMBALAJ: Eşyayı sarmaya yarayan malzeme.

AMBALE:Herhangi aşırı bir şeyden şaşırmış,bunalmış.

AMBAR:Tahıl,yiyecek veya eşya saklanan yer.

AMBARGO:Bir malın serbest sürümünü engellemek için konulan yasak.Yaptırım.Ticareti engelleme.

AMBER AĞACI:Bir cins mimoza.

AMBER:Aynı adı taşıyan balıktan çıkarılan güzel kokulu,kül renginde bir madde. Güzel kokulu bazı maddelere verilen ortak ad.

AMBERBARİS: Sarıçalı,kadın tuzluğu,karamuk gibi adlar da verilen,kabuğu ve kökü solucan düşürücü olarak kullanılan bir bitki.

AMBERBU: Hindistan’da,İran’da yetişen,pişince güzel koku veren,iri ve uzun taneli bir tür pirinç.

AMBERİ:Amber kokulu, amber gibi kokan.

AMBERİYE: Hoş kokulu şerbet ya da şarap.

AMBERİYE: İçkicilerin kendi aralarında rakıya verdikleri ad.

AMBERİYE:Yayla çiçeği.

AMBİYANS:Ortam,atmosfer,hava.

AMBLEM:Soyut bir şeyin,bir kavramın sembolü olan varlık veya eşya. Belirtke.

AMBOLAR:Namibya ve Angola’da yaşayan bir halk.

AMBOLİ:Atardamarda kanın pıhtılaşması veya yağ parçacıklarının oluşması sonucunda meydana gelen tıkanma.

AMBULANS: Cankurtaran.

AMCABEY :Cemal Nadir’in yarattığı bir karikatür tipi ve çıkardığı mizah dergisinin adı.

AME:Divit.yazı hokkası.

AMED:Devlet merkezinde bulunan il memuru. .

AMED:Eskiden devlet dairelerine gelen mektupların üzerine konan kayıt işareti.

AMEDİ:Haberleşmeyi yürüten kalem.Osmanlı devletinde Divan-ı Hümayun kalemlerinden biri.

AMEDİYYE (AMEDİYE):Osmanlı İmparatorluğu’nda yurt dışından getirilen veya nakledilen her türlü mal ve ticari eşyadan alınan gümrük resmine verilen ad.Osmanlılarda bir ilden diğerine geçen mallardan alınan vergi.

AMEL: Bir kimsenin dinin buyruklarını yerine getirmek için yaptıkları.

AMEL:İshal.

AMELE:İşçi.

AMELİ: Pratik. Kılgın.

AMELİMANDA :İşe yaramaz,iş göremez durumda olan.

AMELİYE: İşlem,kılgı.

AMENAJMAN:Devlete ve kişilere ait ormanların,önceden hazırlanıp kabul edilmiş esaslara uygun olarak işletilmesi için uygulanacak kuralların tümü.

AMENNA:Arapçada inandık anlamında bir söz.

AMENOFİS :Eski Mısır’da,18. hanedandan dört firavunun ismi.

AMENOKAL:Tuaregler de krala ya da reise verilen ad.

AMENORE: Kadınlarda adet yokluğu,adet görememe.

AMENSALİZM: Bir bitki türünün,kendisiyle aynı ortamda yaşayan ve engelleyici denilen diğer bir bitki türüne ait köklerden çıkan salgılar nedeniyle gelişememesidir.

AMER:Türlü bitkilerin yaprak ve kabuklarıyla kokulandırılmış acımtırak bir içki.

AMERİKAN :Pamuktan düz dokuma.

AMERİKAN ÜZÜMÜ: Şekerci boyası.

AMERİKANO: Bitter ve vermut karışımına soda ve limon kabuğu katılarak yapılan kokteyl.

AMERİKANO:Bir iskambil oyunu.

AMETİST: Güney Amerika’nın Amazon Bölgesinde yaşayan,kızıl gerdanlı ve yeşil gövdeli bir kuş.

AMETİST:Süs taşı olarak kullanılan mor renkte bir tür kuvars.

AMFETAMİN: Merkez sinir sistemi üzerinde çok güçlü uyarıcı etkisi olan sentetik bir ilaç.

AMFİBİ: Karada olduğu gibi suda da kullanılabilen araba,tank,uçak vs araç.

AMFİBİ:Hem karada hem suda yaşayabilen. İki yaşayışlı

AMFİTEATR:Sıraları geriye veya kenarlara doğru yükselen tiyatro salonu.

AMFİZEM: Doku veya organlarda aşırı hava birikmesi.

AMFORA (AMPHORA): İki kulplu,yumurta şeklinde,dibi genelde sivri olan veya bir ayakla biten dar boyunlu,karnı geniş antik kap,antik testi.Zeytinyağı gibi sıvı maddeler için yapılanları olduğu gibi mezar eşyaları arasında koku kapları,ölü külü kabı olarak da kullanılanları vardı.Geniş karınlı olanları hububat taşımak ve saklamak için kullanılmıştır.Eski Yunanlılar ve Romalılarda yapılması ve kullanılması adetti.

AMİD (AMED) : Diyarbakır’ın eski adı.

AMİGİ: Gerçek,somut.

AMİGO: Seyirciyi coşturan.

AMİK: Derin.

AMİK: Hatay ilinde bir ova.

AMİKASİN:Pek çok mikroba karşı etkili olan bir antibiyotik.

AMİL:Etken,yapan,faktör.

AMİLAZ :Nişastayı parçalayarak şekere çeviren enzim.

AMİN: Tanrı kabul etsin anlamında kullanılan söz.

AMİN: Yüreğinde korku olmayan,güven içinde olan.

AMİNALAYI:Eskiden okul öncesi yaştaki çocuklar mahalle mektebine başlarken yapılan tören.

AMİNO: Alkil kökü.

AMİNOASİT: Proteinlerin temel taşı olan organik bileşik.

AMİNOPİRİN: Ateş düşürücü ve ağrı giderici etkisi olan bir tür ilaç.

AMİNOS:Döl kesesi.

AMİP :Vücudun biçim değiştirmesiyle oluşan geçici kollar yada ayaklar üzerinde sürünerek yer değiştiren,tatlı ve tuzlu sularda yaşayan bir hücreli canlı.

AMİR:Buyurucu.

AMİRA: Osmanlı Devletinde 18. yüzyıldan sonra ileri gelen Ermenilere verilen ad.

AMİRE: Devlete ait olan.

AMİRİLER: İspanya’da hüküm sürmüş bir İslam hanedanı.

AMİSOS:Samsun kentinin antik dönemlerdeki adı.

AMİTOZ:Amip,akyuvar ve bazı bakterilerde hücre bölünmesi yoluyla olan çoğalma, eşeysiz bölünme.

AMLAKİT:Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla.

AMME: Antalya yöresinde Trabzonhurmasına verilen ad.

AMME: Kamu.

AMNEZİ:Belleğin güçten düşmesi ya da kaybolması. Hafıza kaybı,unutkanlık.

AMNİOS(AMNİYON): Döl kesesi.

AMNİOSENTEZ: Doğum öncesi bebekten sıvı alınması.

AMOK:Malaya dilinde delirme. Malezya’da rastlanan akut saldırgan çılgınlık nöbeti.

AMON: Eski Mısır’da güneş tanrısı.

AMONYAK:Azot ve hidrojen bileşimi olan,keskin kokulu bir gaz.

AMOR :Roma mitolojisinde aşk tanrısı.

AMOR: Bir kumaş türü.

AMORA: Sübye donanımlı yelkenlilerde yelkenin direğe bağlanan alt köşe yakası.

AMORA:Denizcilikte yelkenlerin açılması komutu.

AMORALİZM :Ahlak dışıcılık. Töredışıcılık.

AMORF:Özel bir biçimleri olmayan maddeler için kullanılan sözcük. Kimyada biçimsiz anlamında kullanılan terim.

AMOROFOBİ:Aşık olmaktan duyulan aşırı korku.

AMOROSO:Bir parçanın sevecenlikle,sevgiyle çalınması gerektiğini belirten müzik terimi.

AMOROZ:Geçici yada kesin olarak ışığı hiç algılayamama. Bakar körlük.

AMORTİSMAN:Taşınmaz malların aşınmalarına karşılık olarak yıllık kardan ayrılan belirli pay.Aşınma payı.

AMORTİSÖR:Motorlu araçlarda sarsıntı,sallantı gibi hareketleri en aza indiren düzen.Yumuşatmalık..

AMPER:Elektrik akım şiddeti temel birimi. Yeğinlik.

AMPİR:Napolyon döneminde Fransa’da ve Avrupa’da yaygın olan yapı,mobilya ve giyim biçemi. On sekizinci yüzyılda Fransa’da yayılan bir süsleme üslubu.

AMPİRİK:Tecrübeye dayanan. Deneysel.

AMPİRİZM: Bilginin gözlem,deneme ya da duyular yoluyla elde edilebileceğini ileri süren öğreti. Deneyimcilik.

AMPLİFİKATÖR: Alçak veya yüksek frekanslı akımların yararlı etkilerini artırmaya yarayan araç,yükselteç.

AMPUL:İçinde vücuda zerk edilecek sıvı ilaç bulunan cam tüp.

AMPÜTASYON: Bir organı kesip çıkartmak.

AMPÜTE: Eli ya da ayağından birinin olmaması durumu.

AMRİ:Yunus Emre tarzında yazdığı ilahileriyle de tanınan 16. yüzyıl divan şairi.

AMRİTA:Hint mitolojisinde, içenlere ölümsüzlük sağlayan içki.

AMRİTSAR:Hindistan’da Sihler tarafından kutsal sayılan kent.

AMS:Bir Batıni tarikat olan Nusayriliğin kutsal simgesi (Ali,Muhammet ve Selman El-Farisi’nin ilk harflerinden oluşur).

AMUCALAR: Osmanlıların Balkanları fethetmesinden sonra Anadolu’dan Balkanlara geçmiş Yörük Türkmen aşiretlerinden biri.

AMUDERYA: Orta Asya’da Ceyhun da denilen ırmak.

AMUDİ:Dikey,dikine.

AMULET:Eski Mısır’da kişinin muska gibi kullandığı atalarından kalma küçük vücut parçası.

AMUR: Asya’da bir ırmak.

AMURİYE: Afyonkarahisar’ın Emirdağ ilçesinde eski bir Frigya kenti.

AMURRULAR: Mezopotamya,Suriye ve Filistin tarihinde önemli bir rol oynamış eski halk.

AMUT:Dikme.Dik.

AMYANT:Kolayca bükülen ve ateşe dayanan liflerden oluşmuş,bir tür ak asbest.

AN :En kısa zaman.

AN: İki tarla arasındaki sınır. Tarlalar arasında sınır çizgisi olarak kullanılan ekilmemiş bölüm.

AN:Güzellik,cazibe.

AN:Zihin.

ANA: Aziz tanınan kadınlar.

ANA:Lütfi Ömer Akad’ın bir filmi.

ANAARI (ARIBEYİ):Adı bey olan kraliçe.

ANABAS:Sığ sulardaki çalılıkların dibinde yaşayan tırmanıcı küçük balık.

ANABASİS:Yunanlı tarihçi Ksenephon’un “Onbinlerin dönüşü” adıyla da bilinen ünlü yapıtı.

ANABATİZM: Küçükken yapılan vaftizin hiçbir değeri bulunmadığını ileri süren Hıristiyan tarikatı.

ANABOLİZAN:Proteinlerin kolay sentezlenmesini sağlayarak vücudun gücünü artıran maddelere verilen ad.

ANABOLİZMA: Biyolojide özümleme,asimilasyon ve biyosentez süreçlerinin tümü.

ANAÇ:Kurnaz, tecrübeli.

ANAÇ:Yavru yapmaya alışmış kümes hayvanları için kullanılan sözcük.

ANADENİZ: Okyanus.

ANADOL: Türkiye’de seri üretimi yapılan ilk otomobil.

ANADOLU: Türkiye’nin Asya kıtasında bulunan toprağı.

ANADUT:Daha çok sap yükleme ve harman aktarma işinde kullanılan uzun saplı tarım aracı. Dirgen.Yaba

ANAEROBİK:Oksijensiz yerde yaşayabilen,yetişebilen.

ANAFARTA:Gelibolu yarımadasında suvla da denilen bir koy.Çanakkale savaşlarının önemli çarpışmalarına sahne olan iki koyun ortak adı.

ANAFOR :Burgaç, çevri, eğrim. Ters akıntıların meydana getirdiği dönme.

ANAGLİF: Oymalı bir eser ya da kabartma heykellerle bezeli antik vazo.

ANAGRAM :Kitap, takip, patik, katip örneğinde olduğu gibi,bir sözcük içindeki seslerin yerini değiştirerek elde edilen yeni sözcüğe verilen ad.Bir sözcüğün ya da cümlenin harflerinin yerini değiştirerek yeni bir sözcük elde etme.

ANAHİTA:Eski İran dininde aşk ve bereket tanrısı.

ANAK: Heykel,abide anlamında kullanılan yerel sözcük.

ANAK:Boynu uzun adam.

ANAK:Yaprak sapı.

ANAKARDİYUM: Tropikal bölgelerde yetişen ve meyvesine kaju elması denilen ağaç.

ANAKENT: Büyükşehir.

ANAKIZ:Kastamonu yöresine özgü,mercimek ve pirinçle yapılan bir çeşit çorba.

ANAKİKLİK:Pay ederek iki kerede yap, Anastas muz satsana, Traş neden şart örneklerinde olduğu gibi, tersten okununca aynı anlamı veren tümce ya da sözcük.

ANAKONDA:Boagillerden,tropikal Amerika’da yaşayan,avını sararak ve sıkarak öldüren çok iri ve zehirsiz bir yılan.

ANAKRONİK:Çağı geçmiş.

ANAKRONİZM:Edebi eserlerde meydana geliş tarihi kesin olarak bilinen bir olayı değişik bir tarihte geçmiş veya yaşadığı zaman belli olan bir kişiyi başka bir zamanda yaşamış gösterme.Tarihe aykırılık.

ANAKSAGORAS: Ay ve Güneş tutulmalarının gerçek nedenini bulmasıyla ünlenen eski Yunanlı doğa filozofu.

ANAKTORON:Antik Yunan’da bir yapının en kutsal bölümü.

ANAKURU: Tokat yöresine özgü bir halk oyunu.

ANAL: Anüsle ilgili.

ANAL: Yıllık.

 

(A) Harfinin sonraki kısmı için Tık'layın

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 11:30