M - (M-MZABİLER)

Cumartesi, 20 Ekim 2012 21:28 Site Yönetimi
Yazdır

M:Romen rakamında bin.

MA : Eski dilde su.

MA:Anadolu halklarının en eski ana tanrıçası.

MA:Fas’ın plaka işareti.

MAADA:Başka,fazla,ondan başka,onun dışında,gayrı.

MAADAYKARA: Güney Sibirya’da yaşayan Altay Türklerinin destanı.

MAAMAFİH: Bununla birlikte.

MAAN: Ürdün’de bir kent.

MAAR:Düşük sıcaklıklı bir yanardağ patlaması sonucunda ortaya çıkan,huni biçimli küçük krater. Patlak çukur.

MAARİF:Öğretim ve eğitim sistemi.

MAAŞ: Aylık.

MABA: Meşin gibi sert ve hep yeşil yapraklı bir ağaç ya da ağaççık.

MABAİLER: Tayland’da yaşayan,kadınların boyunlarını uzatmak için bilezikler kullandığı bir halk.

MABEYİN(MABEYİNCİ): Osmanlı devletinde padişahın saray dışıyla ilişkisini düzenleyen,emirlerini ileten,ya da ona sunulacak dilekçeleri kabul eden görevli.

MABEYİN: İki kişi arasındaki soğukluk.

MABEYİN:Eski konaklarda harem ile selamlık arasındaki daire. Padişah sarayında harem dairesi ile dış daireleri arasındaki bölüm.

MABİRA: Doğu Karadeniz yöresinde,yerel destancılara verilen ad.

MABLAK:Aşure kazanını karıştırmak için kullanılan uzun saplı, yayvan uçlu kepçe.

MABUDE: Tanrıça.

MABUT: Tapınılan varlık.

MABUYA: Tropikal bölgelerde yaşayan bir kertenkele.

MACAR:Argo’da bit.

MACENTA:Erguvan kırmızısı.

MACİDETANIR: Uzun yılar Devlet Tiyatrosu’nda çalışmış ve birçok oyunda başrol oynamış, anılarını “Tiyatro’nun Cadısı” adlı kitapta toplamış kadın tiyatro sanatçımız.

MACİT:Şan ve şeref sahibi olan kimse.

MAÇA:Argo’da kıç anlamında kullanılan söz.

MAÇAHEL Artvin’in Borçka ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir vadi.

MAÇAKIZI: Dört kişiyle oynanan bir iskambil oyunu.

MAÇETE:Özellikle tropikal bölgelerde kullanılan bir cins büyük bıçak,pala.

MAÇİÇ: Brezilya kökenli olan,Avrupa’da 20. yüzyıl başlarında yaygınlaşan bir dans.

MAÇKA (ÇAKIRGÖL) : Trabzon ilinde bir yayla.

MAÇO: Kadın üzerinde tam bir egemenlik hakkına sahip olduğuna inanan erkek.

MAÇUNA:Gemilerde yada rıhtımlarda ağır yükleri kaldırmakta kullanılan araç. İslimle çalışan ağırlık kaldırma makası.

MAD: ABD’de yayımlanan dünyanın en ünlü mizah dergilerinden biri.

MADA:Beyşehir gölünde bir ada.

MADAM: Müslüman olmayan evli kadınlar için kullanılan sözcük.

MADAMA:Halk dilinde abla.

MADAMKALİTEA: Türk sinemasının ilk vamp oyuncusu olan aktris (Ayrıca beyaz perdede öpüşen ilk oyuncumuzdur).

MADARA:Kötü,sevimsiz.

MADER: Eski dilde anne.

MADERZAD: Doğuştan,anadan doğma.

MADIMAK :İç Anadolu’nun çeşitli yörelerinde, özellikle Tokat, Sivas ve çevresinde kadınlar tarafından oynan türkülü halay türü bir halk oyunu.

MADIMAK:İlkbaharda kırlarda yetişen,ufak yeşil yapraklı,ıspanak gibi yenebilen bir bitki.

MADİK :Miskete fiske vurarak oynanan zıpzıp oyunu.

MADLEN: Bir tür sert çikolata.

MADONNA:Hıristiyan sanatında,Meryem Ana ile çocuk İsa’yı gösteren heykel veya resim.

MADRA:Ege bölgesinde bir dağ.

MADRABA:At yarışları ve konkurhipiklerde,binicilerin kilosunu tamamlamak için eyer ya da eyer altındaki örtüye takılan kurşun levhalar.

MADRABAZ: Çıkar sağlamak için dürüst olmayan yollara sapan,düzenbaz,hileci.

MADRABAZ:Eskiden hayvan,balık,sebze,meyve gibi yiyecekleri yerinden alarak toptan satan kimse.

MADRAN:Aydın ilinde bir baraj.

MADRİGAL:İnsan sesleri için yazılmış bir oda müziği türü.

MADRİGAL:Konusu daha çok aşk olan kısa şiir.

MADU:Sayılmış.

MADUN:Ast.

MADYTOS:Çanakkale’nin eski adı.

MAESTRO: Orkestra şefi.

MAFİOSO:Mafya örgütünün üyelerine verilen ad.

MAFİŞ:Bir çeşit yumurtalı ve hafif hamur tatlısı.

MAG:Eriyen elektrotla, karbondioksit koruması altında uygulanan ark kaynağı.

MAGANDA : Argo’da kaba saba ve görgüsüz kimse.

MAGARSOS: Adana’nın Karataş ilçesinde antik bir kent.

MAGENDOVİD: Üst üste iki eşkenar üçgenden oluşan altı köşeli yıldız biçimindeki Yahudi simgesi.

MAGİRİTSA: Yunan mutfağına özgü sakatat çorbası.

MAGMA :Yerin içinde sıvı veya hamur kıvamında uçucu gazlarla doymuş olarak bulunan eriyik. Lav.

MAGNACARTA:On üçüncü asırda İngiltere’de despot kralların yetkilerini büyük oranda daraltan siyasal bir anlaşmaya ve belgeye verilen ad.

MAGNESİA: Manisa’nın antik dönemlerdeki adı.

MAGNET: Buzdolabı gibi metal eşya üzerine yapıştırılan,üzerinde resim ya da tazı bulunan,mıknatıslı küçük etiket.

MAGRİ: Yılanbalığıgillerden,Avrupa kıyılarında yaşayan,eti lezzetli büyük bir balık.

MAĞ:Başıyla kanat ve kuyruk uçları aynı renkte olan güvercin.

MAĞARA : Trabzon ilinde bir yayla.

MAĞAZA: Satımevi.

MAĞFİRET: Af,bağışlama.

MAĞLOVA:İstanbul’un Ali Bey Deresi üzerinde,Mimar Sinan’ın en önemli yapıtlarından biri sayılan su kemeri

MAĞRİP:Güneşin battığı yer, batı.

MAĞRUR: Kurumlu,gururlu.

MAH:Gökteki ay.

MAHABHARATA:Hindistan’ın iki büyük destanından biri.(Öbürü Ramayana).

MAHAL:Yer.

MAHAMAT:Eskiden avukata verilen ad.

MAHARANİ:Hindistan’da mihracenin eşine verilen ad.

MAHARET:Beceri.

MAHATMA: Hindistan’da,Gandi gibi önde gelen önemli ruhani kişilere verilen unvan.

MAHCUR: Kısıtlı.

MAHDUM:Erkek evlat,oğul.

MAHDUMKULU: Türkmen şair (18. Asır).

MAHDUT: Sınırlı.

MAHE: Seyşeller’i oluşturan adaların en büyüğü.

MAHFE: İçerisinde bir veya iki kişinin oturabileceği deve veya fil gibi hayvanların sırtına konan kafes.

MAHFEL:Subaylar için düzenlenmiş askeri gazino.

MAHFİ: Gizli,saklı,gizlenmiş.

MAHFİL:Toplantı yeri.

MAHFUZ :Saklanmış,korunan,saklı.

MAHİ:Eski dilde balık.

MAHİR:Becerikli,usta.

MAHİTAP :Mehtap.

MAHJONG: Dört kişi arasında domino benzeri taşlarla oynanan bir Çin oyunu.

MAHLAS: Şairlerin takma adı.

MAHLEP:Gülgillerden bir ağaç ve bu ağacın bahar olarak kullanılan nohut büyüklüğünde yemişi,kokulu kiraz.

MAHLUK :Yaratık.

MAHLUL:Eriyik.

MAHMUDİYE:Donizetti Paşa’nın bestelediği Osmanlı devletinin 1828-1839 yılları arasındaki resmi marşı.

MAHMURÇİÇEĞİ :Çiğdem.

MAHMUT:Övülen,övgüye layık.

MAHMUZ:Çizmenin,potinin arkasına takılan ve binek hayvanlarını dürtüp hızlandırmaya yarayan demir veya çelikten yapılmış parça.

MAHMUZ:Tavuk ayağındaki uzantı.

MAHNA:Halk dilinde bahane.

MAHPEYKER (MEHPEYKER):Ay yüzlü.

MAHRA:Üzüm taşımaya yarayan tahta kap.

MAHRAMA:Bazı bölgelerde kadınların sokağa çıkarken manto üstüne örtündükleri işlemeli geniş örtü.

MAHRECİAKLAM: Osmanlılar döneminde devlet görevlisi yetiştirmek için 1862 ‘de İstanbul’da açılan okul.

MAHREÇ:Çıkış yeri,çıkak.

MAHREK:Yörünge.

MAHREMİYET:Gizlilik.

MAHRUKAT: Odun,kömür gibi yakacak,yakıt.

MAHRUMÇALI: Antalya’nın Manavgat ilçesinde bir mağara.

MAHRUT :Koni .

MAHRUTİ:Konik.

MAHSUP: Hesaba geçirilmiş.

MAHSUP: Sayışma.

MAHSUR: Kuşatılmış,sarılmış.

MAHUR: Türk müziğinde bir makam adı.

MAHUT:Bilinen,adı geçen,sözü geçen.

MAHYA: Ramazan gecelerinde iki minare arasına ip gerip,üzerine kandil veya elektrik ampulleriyle yazılan yazı veya yapılan resim.

MAHZ: Katışıksız, saf. yalın.

MAİ:Mavi.

MAİDE: Kuranda bir sure.

MAİDE:Sofra.

MAİDEN: Hiç koşu kazanmamış atlara verilen isim.

MAİL: Elektronik posta adresi.

MAİLE:Sularını bir denize veya göle gönderen bölge.

MAİN:Eşkenar dörtgen.

MAİNATE:Güney Asya’da yaşayan ve sesleri iyi taklit ettikleri için kafeste beslenen bir tür sığırcık kuşu.

MAİŞET:Geçim.Geçinmek için gerekli şey.

MAİYET: Alt kademe. Üst görevlinin yanında bulunan kimseler.

MAJDANEK: Polonyanın Lublin kenti yakınında,yüz binlerce Yahudi’nin imha edildiği Nazi toplama kampı.

MAJİK:Bin dokuz yüz on dört’te İstanbul (Beyoğlu)’ da açılan sinema salonu.

MAJOLİKA:On beşinci yüzyıldan başlayarak İtalya’da üretilen kalay sırlı seramik.

MAJÖR :Büyük,önemli.

MAJÖR:Müzikte bir makam,bir akor ya da aralığın oluşma biçimi.

MAKABİL:Bir şeyin öncesi, geçmişi.

MAKADAM :Kırılmış taş döşenip silindir geçirilerek yapılan yol.

MAKAK: Güneydoğu Asya’da yaşayan kuyruklu bir maymun türü.

MAKALE :Bilim,fen konularıyla siyasal,ekonomik ve toplumsal konuları açıklayıcı ve yorumlayıcı niteliği olan gazete ve dergi yazısı.

MAKALU:Himalayalarda yer alan dünyanın beşinci en yüksek dağı.

MAKAM: Türk müziğinde bir dizinin işleniş biçimine verilen ad.

MAKAME:Arap edebiyatında,eğlendirici öyküler içeren bir tür.

MAKANİ:Başörtüler.

MAKAR:Karargah.

MAKARA: Üzerine iplik,tel gibi şeyler sarılan silindir.

MAKARA:Hint sanatında sıkça betimlenen,timsah,yunus ve fil karması efsanevi su canavarı.

MAKARENA: El kol hareketleriyle yapılan bir tür hızlı dans.

MAKARON: Fransa’ya özgü bir tür badem kurabiyesi.

MAKARON:Sigara makinesinde,içine kıyılmış tütün doldurularak sarılmış uzun ve şerit halinde sigara.

MAKARONİK:İki ayrı dilin komik bir etki yaratacak biçimde konuşturulmasıyla yazılan İtalyanca ve Latince sözcüklerin birbirine karıştırıldığı bir tür kaba güldürü şiirine verilen ad.

MAKAS:Kumaş ya da kağıt kesmeye yarayan araç.

MAKASTAR:Kumaş biçen,prova yapan,parçaları patrona göre ayarlayan,iş dağıtımını yapan usta.

MAKBER:Mezar,kabir.

MAKD: Yerinde konuşma ya da davranma.

MAKDEM: Osmanlılar döneminde kalyoncuların giydiği bir tür başlık.

MAKERERE: Uganda’nın başkenti Kampala’nın eski adı.

MAKES:Bir şeyin yansıdığı yer,köken.

MAKETA:Don yağı ile yağlanmış ve et kısmı temizlenmiş inek derisi.

MAKFERLAN:Omuzdan yarı bele kadar inen pelerini olan palto.

MAKILI: Arap abecesiyle yazılan bir kufi yazı türü.

MAKİ : Madagaskar adasında sık rastlanan,uzun kuyruklu,yumuşak tüylü bir memeli primat.

MAKİ: Akdeniz bölgesinin silisli topraklarında mantar meşesi ormanlarının çeşitli etkilerle gerilemesi sonucu ortaya çıkan,yaprak dökmeyen çalı ve baltalık topluluğu.

MAKİ: İkinci Dünya Savaşında Alman işgaline karşı direnenlerin toplandıkları ıssız yer.

MAKİMONO:Japon sanatında el rulosu üstüne yatay yapılan resim.

MAKİNETA:Ayakkabıcılıkta kenar düzeltmek için kullanılan metal alet.

MAKİR:Hile yapan,hileci.

MAKİRİYE:Osmanlı devletinde iskelelerden alınan bir tür vergi.

MAKLUBE: Hatay yöresine özgü,tavuk eti ve patlıcanla yapılan bir tür pirinç pilavı.

MAKO:Dik burun da denilen köpekbalığı cinsi.

MAKORE:Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta ve kaplamacılıkta kullanılan çok büyük ağaç.

MAKRAMA (MAHRAMA): Genel olarak yün ve ketenden Anadolu’da el tezgahlarında dokunan bir çeşit peşkir,havlu,büyükçe mendil.Bazı yörelerde kadınlar başlarına örter.

MAKRAME:İpten düğümlü saçaklarla oluşturulan bir el sanatı.

MAKROMELİ:Kol ve bacaklardan birinin yada bir kaçının aşırı derecede gelişip ucubeleşmesi.

MAKSAT:Amaç.

MAKSİM:Bentlerde toplanan suyun künklerle kente getirilerek toplandığı,üstü örtülü bir yapıdan meydana gelen su haznesi.

MAKSURE:Camilerde parmaklıklarla çevrilmiş yer.

MAKSUT: İstenen,niyet edilen,güdülen,amaçlanan.

MAKTA: Hattatlıkta,kamış kalemi yontmak ve ucunu açmak için kullanılan alet.

MAKTA: Orman kesim yeri.Arazi bölümü. Kesit.Kesim noktası.

MAKTA:Divan edebiyatında gazelin yada kasidenin son beytine verilen ad.

MAKTEL:Cinayet işlenen yer.

MAKTU:Götürü;belli miktarda.

MAKTU:Kesilmiş,kesik.

MAKTUL:Öldürülmüş.

MAKUL :Akla uygun.

MAKULA:Gözde ağ tabakada yer alan,sarı renkli küçük çukur.

MAKULE: Ulam,kategori.

MAKULE:Eski dilde takım,çeşit.

MAKUMBA:Brezilya’da oldukça yaygın olan ve Vudu dinine benzeyen bir inanç ve büyücülük anlayışı.

MAKUS:Ters çevrilmiş,baş aşağı getirilmiş.

MAKUS:Uğursuz,kötü.

MAKYAVELİZM (MAKYAVELCİLİK):Politikada amaca ulaşmak için ahlaka aykırı da olsa , her türlü aracı hoş gören anlayış.

MAL:Büyükbaş hayvan.

MALA: Harç alıp sürmeye yarayan,yassı demirden yapılmış,tahta saplı bir sıvacı aracı.

MALABADİ:Diyarbakır’da bir köprü.

MALABAR: Hindistan’ın güneybatısındaki kıyı bölgesi.

MALAFA:Önceden delinmiş parçaları tornalamaya özgü torna tezgahı bağlama aleti.

MALAGA: İspanya’da üretilen ünlü bir şarap.

MALAGA:İri taneli misket üzümü.

MALAK : Manda yavrusu.

MALAK: Buğday ya da mısır ununu kaynar suya dökerek yapılan ve pekmezle yenilen bir yiyecek.

MALAKANLAR: Kars yöresinde 1880-1960 yılları arasında yaşamış Rus asıllı bir halk.

MALAKARİ :Alçıdan kabartma süsler.Süslemecilik sanatında alçak kabartma tekniğinde, mala ile yapılan alçı süslemeye verilen ad.

MALAKİT:Bakır taşı.

MALAKKA (MALAY): Güneydoğu Asya’da Tayland, Birmanya, Malezya ve Singapur topraklarının yer aldığı üçgen şeklinde yarımada.

MALAKLI: Orta Anadolu’ya özgü iri bir çoban köpeği.

MALAKOLOJİ :Yumuşakça bilim.

MALAMA: Samanla karışık tahıl.

MALAMUT: Alaska kökenli,haski’ye benzer bir köpek cinsi.

MALARYA:Sıtma hastalığı.

MALAY: Mısır unuyla yapılan bir ekmek.

MALAYANİ:Boş ve yararsız, saçma. .

MALAZ: Hayvanlara yedirilen kuru ot.

MALAZ: Sulak yer.

MALAZ: Sürülmemiş,ot bürümüş toprak.

MALÇLAMA: Toprağı ve bitkileri korumak için toprağın üzerini samanla örtme işlemi.

MALDON :Oyunda kağıt dağıtırken yapılan yanlış.

MALE: Maldivler’in (Hint Okyanusu) başlıca adası ve başkentinin adı.

MALECEMA: Yelkenli savaş gemilerinde fırtınalı havalarda kıç direğe açılan küçük yelken.

MALEK:Sessiz sinemanın üç büyük komedyeninden biri olan “Gülmeyen Adam” Buster Keaton’ın Avrupa’da yaygın olarak bilinen adı.

MALGAÇA:İzmir’in Urla ilçesinde bir içmece.

MALGAMA: Cıvanın herhangi bir madenle yaptığı alaşım.

MALHATUN: Osman Gazi’nin ikinci eşi ve Orhan Gazi’nin annesi olan Osmanlı kadını.

MALHITA (MAHLITA):Kırmızı mercimekle yapılan çorba veya pilav.

MALİBU:Kahve,Hindistan cevizi,süt ve alkolden oluşan,İngiltere’de üretilen içki.

MALİHÜLYA:Karasevda,melankoli.

MALİK: Cehennem meleklerinin en büyüğü.

MALİKANE: Büyük ve zengin köşk.

MALİN: Tıp dilinde kötü huylu tümöre verilen ad

MALİSOR:Kuzey Arnavutluk’ta Osmanlılar döneminde yaşayan Katolik Arnavutlara verilen ad.

MALİYET:Bir şeyin fiyatı, bedel.

MALKIRAN :Sığır vebası.

MALKOÇ: Osmanlılarda akıncılar ocağının komutanı.

MALOPE:Akdeniz yöresinde yetişen ve çok güzel pembe çiçekler açan bir süs bitkisi.

MALT:Bira yapmak için çimlendirilip kurutularak hazırlanmış arpa veya başka taneler.

MALTA:Hapishanede volta atılan alan yada koridor.

MALTAERİĞİ: Yeni dünya.

MALTAHUMMASI :Akdeniz kıyılarında görülen,keçi sütüyle insana geçen ateşli bir hastalık.

MALTIZ:Yemek pişirmekte kullanılan ve içinde ızgarası bulunan ayaklı ve taşınır ocak.

MALUL: Bedence bir sakatlığı olan kimse.

MALUMATFURUŞ:Eski dilde bilgiçlik taslayan.

MAM: Çocukların oynadığı kaydırak oyunu.

MAM:Meksika-Guatemala sınırında konuşulan yerli bir dil.

MAMA:Bebek için hazırlanan yiyeceklerin genel adı.

MAMAHATUN :Ağabeyinin ölümü üzerine Saltuklular Beyliğinin başına geçen ve özellikle Erzincan’ın Tercan ilçesindeki kümbeti,köprüsü ve kervansarayıyla tanınan kadın hükümdar. Saltuklu emiresi.

MAMALİGA:Kaynar suda haşlanıp üzerine yağ gezdirilen mısır unu yemeği.

MAMASIN : Aksaray’da bir baraj.

MAMBO:Haiti ,Küba kökenli,rumba ve çaça’ya benzeyen bir dans müziği.

MAMELEK: Bir kimsenin alacak,mal ve borçlarının tümü.

MAMELEK: Mal varlığı.

MAMEY:Antil kayısısı da denilen bir meyve.

MAMOGRAMİ:Meme bezinin radyografiyle incelenmesi.

MAMULAT: El ya da makine ile yapılmış şeyler,ürünler.

MAMURE: Bayındır yer.

MAMUT:Filgillerden,dördüncü zamanda Avrupa ve Asya’da yaşamış olan,şimdi ancak fosili bulunan iri,kıllı bir hayvan.

MAMZANA:Edirne yöresine özgü,közlenmiş patlıcan ve sarımsaklı yoğurtla yapılan bir meze.

MAN:Dünyanın tek kuyruksuz kedi cinsinin adı.

MAN:İrlanda denizinde bir ada.

MANA:Animist dinlerde doğa üstü güç.

MANABO:Ekvator Ginesi’nin başkenti.

MANAGUA: Nikaragua’nın başkenti.

MANAL: İzmir’in Karaburun ilçesine bağlı Mordoğan beldesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

MANALI:Gizli bir anlamı olan, bir şeyi ima eden.

MANAMA:Bahreyn’in başkenti.

MANAS:Kırgızların ünlü destanı.

MANAS:Tarım bitkilerine ve orman ağaçlarına büyük zarar veren bir böcek.

MANASİR: Eskişehir’in Mihalıççık ilçesinde bir mağara.

MANASTIR:Bazı rahip ve rahibelerin dünya ile ilgilerini keserek yaşadıkları yapı.

MANASTIRLIHAMDİ: İstanbul’un 16 Mart 1920’de İngilizler tarafından işgal edildiğini Ankara’ya bildiren ilk kişi olup Kurtuluş Savaşı sırasında Başkumandanlık Karargahı telgraf memurluğu görevine getirilen ve Nutuk’ta Atatürk tarafından takdirle anılan telgraf memuru.

MANAT:Azerbaycan’ın para birimi.

MANAV:Yaşadığı yerin yerlisi olmayıp başka yerden gelmiş kimse.

MANAZAN:Karaman’ın Taşkale beldesinde,dik bir kaya kütlesine kat kat odacıklar biçiminde oyulmuş mağaralara verilen ad.

MANCA:Kedi,köpek yiyeceği.

MANCANA: Sütleğengillerden,Antil Adalarında yetişen çok zehirli bir ağaç.

MANCANA:Gemilerde içme suyu konulan büyük ve yassı fıçı.

MANCINIK:İpekçi çıkrığı.

MANCINIK:Top yapımının bilinmediği çağlarda,kale kuşatmalarında,ağır taş gülle fırlatmakta kullanılan basit bir savaş aracı.

MANÇURYA: Çin’in kuzeydoğusunda tarihsel bir bölge.

MANDA:Birinci Dünya Savaşından sonra bazı azgelişmiş ülkeleri,kendi kendilerini yönetecek bir düzeye eriştirip bağımsızlığa kavuşturuncaya kadar Milletler Cemiyeti (Cemiyeti Akvam) adına yönetmek için bazı büyük devletlere verilen vekillik. Yönetimi yabancı bir devlete bırakılmış olan ülke ya da topraklar.

MANDA:Su sığırı.

MANDAGÖZ: Mercanbalığının bir türü.

MANDAL:Kapı vs şeyleri kapalı tutmaya yarayan,döner tahta veya metal parça.

MANDAL:Ut,kanun,keman gibi çalgıların tellerini geren düğme.

MANDAPOST:Posta havalesi.

MANDAR:Gemilerde kullanılan küçük makara.

MANDARİN:Avrupalıların Çin devlet memurlarına verdikleri ad.

MANDARİN:Parlak renkli tüyleri olan çok küçük bir kuş.Uzakdoğu’da yaşayan gösterişli bir ördek cinsi.

MANDEPSİ:Argo’da tuzak,oyun.

MANDIRA:Koyun,keçi gibi süt veren hayvanların barındırıldığı,süt ve süt ürünlerinin elde edildiği yer. Peynir,yoğurt ve tereyağı üretimi amacı ile yapılan ahır hayvancılığı.

MANDOLA:Lavta ailesinden,gövdesi armut biçiminde küçük telli çalgı.

MANDOLİN: Lavta ailesinden,gövdesi armut biçiminde ve düz,dört çift telli,kısa saplı bir çalgı türü.

MANDRİL: Afrika’da yaşayan bir maymun cinsi.

MANDUKA: Avcılıkta,çalı ve ağaççıklara vurularak kuşları kaldırmaya yarayan ince ve uzun sırık.

MANEJ:At eğitimi ve bu eğitimin yapıldığı yer.

MANES:Romalılarda tanrı olarak düşünülen ölü ruhlar.

MANET:Ünlü Fransız ressam.

MANGA:On kişilik asker birliği.

MANGAL:İçine kor konulan,sacdan,bakır veya pirinçten,üstü açık kap,korluk.

MANGIR: Osmanlılarda bakır ya da pirinçten kesilen sikkelere verilen ad.

MANGİZ:Argo’da para.

MANGO:Hint kirazı da denilen bir meyve.

MANGROV:Haliçlerde,tuzlu bataklıklarda ve çamurlu kıyılarda sık ormanlar oluşturan bazı ağaç ve çalı türlerine ve oluşturdukları ormanlara verilen ad.

MANGUR: Hayvanların boynuna takılan ve ip bağlamaya yarayan ağaç halka.

MANİ: Engel.

MANİ: Halk edebiyatına özgü genellikle dört dizeden oluşan şiir türü.

MANİDAR: Gizli ve ince bir anlam taşıyan. Anlamlı.

MANİFATURA:Fabrika yapımı her türlü kumaş ve bez gibi dokumalar.

MANİFESTO: Bildiri.

MANİFESTO:Bir gemideki malların gösterildiği , boşaltma işlerinin yapılacağı liman idaresine verilecek liste.

MANİFOLD:Otomobil motorunda silindirleri giriş ve çıkışlara bağlayan boru donanımı.

MANİKA:Gemilerde ambarlara ve makine bölümüne hava vermek için güverteye açılan baca.Güverteden hava akımını yakalayıp tekne içine yönlendiren,dik açıyla bükülmüş bir boruyu andıran,ağzı çanak gibi açık havalandırma düzeneği.

MANİKÜR:Elin ve özellikle tırnakların bakımı.

MANİLAKETENİ:Filipinlerde yetişen,dokuma maddesi elde edilen bir tür muz ağacı.

MANİPLE:Telgraf işaretlerini göndermek için,bir devredeki akımı kesmekte veya yeniden vermekte kullanılan araç.

MANİPURİ:Hindistan’da beş klasik dans üslubundan biri.

MANİPÜLATÖR :Bir telgraf aracı.

MANİTA:Argo’da hileyle,düzenle tanışır gibi bir hal takınarak para sızdırmak,hırsızlık.

MANİTA:Argo’da sevgili,flört.

MANİTU:Kuzey Amerika yerlilerinin inancında doğa üstü güç.

MANİVELA: Bir ucundan bağlı bulunduğu nokta etrafında dönen kol. Kaldıraç.

MANİYERİZM: Sanat ve edebiyat alanında doğallıktan ve yalınlıktan yoksunluk.

MANKAFA:Sakağı hastalığına tutulmuş at.

MANKALA:Delikli tahta üzerinde taşlarla oynanan bir oyun türü.

MANKURT: Kendi değerlerine yabancılaşmış kimse.

MANNA: Kudret helvası.

MANO:Kumar oynatanın oynayanlardan, kazançtan aldığı para, pay.

MANOLYA:Yaprakları almaşık,iri ve parlak yeşil renkte bir süs ağacı ve bu ağacın çiçeği.

MANOMETRE:Buharın yada herhangi bir gazın bulunduğu kabın iç yüzeylerine yaptığı basıncı ölçen alet.Kapalı bir yerdeki akışkanın basıncını ölçen aygıt.

MANONERA:ABD kentlerindeki İtalyan yerleşmelerinde 1890 dan 1920 ye değin Sicilya ve İtalya göçmeni gangsterlerin yönettiği haraç çetelerine verilen ad.

MANSIP (MANSUP): Yüksek memuriyet,makam. Atanan,atanmış.

MANSİYON: Bir yarışmada konulan ödüle yeterli nitelikte görülmekle birlikte,anılmaya değer bulunan kimseye veya esere verilen derece.

MANSUR:Yenen,kazanan.

MANŞ: Briçte roberi oluşturan iki bölümden her biri.

MANŞET :Gazetelerin birinci sayfa başlığı.

MANŞET:Bir gömleğin kol ağzına geçirilen,genellikle çift katlı kumaştan yapılan bölüm,kolluk.

MANŞON:Elleri soğuktan korumak için kullanılan astarlanmış kürk,el kürkü.

MANTA: Deniz şeytanı veya kulaklı folya da denilen vatoz balığı.

MANTALİTE:Düşünüş biçimi.Anlayış,zihniyet.

MANTAR:Küflüce de denilen bir bitki hastalığı.

MANTARLAR: Klorofilsiz ve çiçeksiz ilkel bitkiler sınıfı.

MANTI: Etli hamur yemeği.

MANTI:Denizcilikte gabya serenini kaldıran halat ve makara.

MANTIK: Doğru düşünme sanatı ve bilimi.

MANTIVAR:Anadolu ve Rumeli’de ilkbaharda,daha çok Hıdrellez’de genç kızların ve kadınların baktığı fal. Bir çömleğin içine konmuş manileri çekerek ve yorumlayarak bakılan bir fal.

MANTIVAR:Sarı ve güzel kokulu çiçekleri olan bir kır bitkisi.

MANTİKOS: Çanakkale’ye özgü, içine peynir,ıspanak gibi katıklar konarak hazırlanan bir tür poğaça.

MANTİN:Canfese benzeyen bir tür ipekli kumaş.

MANTİNOTA:Argo’da metres.

MANTOLAMA: Suyun neden olduğu olumsuzlukları gidermek için binalara uygulanan yalıtım.

MANTRA:Hinduizm ve Budizm’de mistik bir etkisi olduğuna inanılan kutsal sözcük ya da hece.

MANU:Hint mitolojisinde ilk insan.

MANUSA: Malatya ve Erzincan yöresinde el tezgahlarında dokunan,yollu ve nakışlı bir pamuklu kumaş.

MANUSMRİTİ :Manavadharmaşastra diye de adlandırılan Hindu yasalarının en önemli metnine verilen ad.

MANÜFAKTÜR: Kapitalizmin ilk sanayi girişimi dönemine özgü imalathanelere verilen ad.

MANYAK:Gülünç,garip,şaşırtıcı davranışları olan kimse.

MANYAS: Marmara Bölgesinde Kuş Cenneti olarak da bilinen göl.

MANYAT : Alamanadan küçük,üç çifte balıkçı kayığı.

MANYENET: Bir çeşit çok ince dantela.

MANYETO:Sürekli bir mıknatısın manyetik alanıyla indüklenen elektrik üreteci. İçinde mıknatıslı demir bulunan elektrik üreteci.

MANYOK: Tropikal bölgelerde yetişen ve yumruları besin olarak kullanılan bir bitki.

MANZANİLLA:İspanya kökenli olup 1984’ten beri yurdumuzda da yetiştirilen bir zeytin ağacı türü.

MANZANİTA: Funda familyasından,üzümsü meyveleri olan bir süs bitkisi.

MANZUME :Şiir,koşuk.

MAO: Perslerin ay tanrısı.

MAORİLER:Yeni Zelanda’nın yerli halkı.

MAPA:Denizcilikte kullanılan ucu halkalı cıvata.Bir makara veya palangayı oynar şekilde takmak için ihtiyaca göre teknenin muhtelif yerlerine yerleştirilen,sağlam bağlanmış,bağlandığı yüzeye dik duran sabit madeni halka.

MAPA:Gemi içini aydınlatmaya yarayan zeytinyağıyla yanan siperli fener.Gemi feneri.

MAPAM: Tibet’te,Hinduların en önemli hac merkezlerinden biri olan göl.

MAPPO: Japon Budacılığında,Buda yasasının yozlaştığı çağa verilen ad.

MAPUTO:Mozambik’in başkenti.

MAR :Eski dilde yılan.

MAR:Eski bir çalgı.

MARA:Güney Amerika’da yaşayan ve Patagonya tavşanı da denilen kemirgen bir hayvan.

MARABA:Başkasına ait toprağı işleyerek üründen pay alan kimse,ortakçı.

MARABU:Çoğunlukla akbabalarla birlikte yaşayan,her türlü leşi yediğinden yararlı bir temizlikçi kuş sayılan,Afrika’da yaşayan leşçil kuş.

MARABUT:Eskiden Kuzey Afrika’daki dervişlere verilen ad.

MARAKAS:Kurutulmuş kabağın içine küçük çakıl taşları doldurarak elde edilen ritim sazı. Latin Amerika ülkelerinde kullanılan vurmalı bir çalgı.

MARAL :Dişi geyik.

MARANGOZ: Ağaç işleriyle uğraşan ve ağaçtan çeşitli eşya yapan usta.

MARANTA: Antillerde ve bütün tropikal bölgelerde yetiştirilen,kökündeki yumrulardan ararot çıkarılan bir kamış çeşidi.

MARASKİNO: Bir tür kiraz likörü.

MARASPOLİ:Karaman’ın Ermenek ilçesinde,Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri.

MARAŞANTİYE: Sivas ilinde,MÖ 1500’lü yıllara tarihlenen ve günümüzde Kayalı pınar denilen Hitit kenti.

MARAŞOTU:Yurdumuzda yetişen ve kurutulmuş yaprakları enfiye gibi buruna çekilen yada emilen bir ot.

MARATON :En uzun yol koşusu (42,195 m’lik).

MARAZ:Eski dilde hastalık.İllet,sıkıntı.

MARBAŞ:Osmanlılar döneminde kullanılan,on para değerinde sikke.

MARDA: Iskarta mal.

MARDUK:Babil’in en büyük tanrısı.Mezopotamya dininde Babil’in koruyucu tanrısı.Babil mitolojisinde yerin ve insanın yaratıcısı güneş tanrısı.

MAREKE:Savaş meydanı.

MARENGO: Napolyon’un,günümüzde Londra’daki bir müzede iskeleti sergilenen en sevdiği atı.

MARENOSTRUM:Can Yücel’in,Deniz Gezmiş’i anlattığı ünlü şiiri.

MARENTELLİ: Karadeniz bölgesinde yetişen bir zeytin cinsi.

MARGARİTA: Alkollü bir içecek.

MARİ:Türkmenistan’da bir kent.

MARİANA: Büyük Okyanus’un kuzeybatısında,dünyanın en derin çukuru.

MARİFET:Tasavvufta,kalbin sezgi yoluyla elde ettiği duyu üstü bilgi.

MARİHUANA: Kenevirden elde edilen uyuşturucu bir madde.

MARİMBA: Afrika müziğine özgü ucu topuzlu sopalarla vurularak çalınan bir tür ksilofon.

MARİN: Bir deniz ya da liman manzarasını betimleyen tablo.

MARİNA:Yat limanı.

MARİNAT: Et yemeklerine lezzet katmak veya yumuşamalarını sağlamak için taze ot ve baharatlardan hazırlanan sıvı.

MARİNE:İngiliz ve Amerikan deniz kuvvetlerinde deniz piyadesi.

MARİNE:Salamuraya yatırılmış yiyecekler için kullanılan sözcük.

MARİNERA:Şili,Arjantin ve Peru’ya özgü bir halk dansı.

MARJ: Sınır.

MARJ: Ticari bir işlemde zarar tehlikesine karşı ayrılan pay.

MARJ:Kağıt kenarındaki boşluk.

MARJİNAL: Ekonomi,k analizde en sondaki,sınırdaki şeyleri anlatmakta kullanılan terim.

MARJİNAL: Toplumun dışında yer alan kimseler için kullanılan sözcük.

MARK:Sıkılmış üzümün cibresinden yapılan sert bir Fransız içkisi.

MARKETİNG: Pazarlama.

MARKİ:Kimi Batı devletlerinde soyluluk sanı. Almanca toprak parçası anlamına gelen march sözcüğünden türemiştir.Marki eşine de Markiz adı verilir.

MARKİZ:İki kişilik,alçak,oldukça geniş koltuk.

MARKİZET : Bir çeşit ince, çoğu kez çiçekli pamuklu kumaş.

MARKOPAŞA: Sabahattin Ali tarafından ilk sayısı 25 Kasım 1946’da İstanbul’da çıkarılan, yazarları arasında Rıfat Ilgaz ve Aziz Nesin’in de bulunduğu haftalık mizah gazetesi.

MARKOS: Dört İncil yazarından biri olan Hıristiyan azizi.

MARLEY:Döşeme gereci plastik madde.

MARMARA: Ege bölgesinin ikinci büyük gölü.

MARMARAY: İstanbul’un iki yakasını deniz altından birleştiren tünel.

MARMELAT:Şeker karıştırılarak pişirilmiş meyve ezmesi.

MARMOSET: Güney Amerika’da yaşayan bir maymun cinsi.

MARN:Pekmez toprağı da denilen ve üzüm şırasının tortularını çökeltmekte kullanılan kille karışık kireçli toprak. Çok ince taneli kil minerallerinden ve kalsitin değişik oranlardaki karışımından oluşan tortul kayaç.

MARNEL: Denizcilerinki gibi geniş ve yatık yaka.

MARNEL: Eskiden gemilerdeki usta gemicilere verilen ad.

MAROKEN :Mobilya yapımında kullanılan bir tür yumuşak işlenmiş keçi derisi.

MARON:Kestane rengi.

MARON:Yunan mitolojisinde Dionysos’un oğlu ya da torunu ve İsmaros’da (Trakya) Apollon rahibi.

MARPUÇ:Nargileyi kolayca içmeyi sağlayan ve nargileye takılan hortum biçiminde uzun ve bükülgen boru,nargile ağızlığı.

MARRANO:İspanya tarihinde baskıdan kurtulmak amacıyla Hıristiyanlığı benimsemiş göründüğü halde gizlice Yahudiliğin gereklerini yerine getiren Yahudilere verilen küçültücü ad.

MARS: Roma mitolojisinde savaş tanrısı.

MARSALA:İtalya’da Sicilya Adasında üretilen ünlü şarap.

MARSAMA: Güzel kokulu yaprakları yemeklere konulan nane ve yaban kekiğinin ortak adı.

MARSIK :Yapılırken iyice yakılmadığı için duman ve koku vererek baş ağrısı yapan odun kömürü. Niteliksiz odun kömürü.

MARSIVAN: Eşek.

MARSIVAN: Sınır beyi.

MARŞANDİZ:Yük katarı.

MARTAVAL:Argo’da yalan,uydurma söz,palavra.

MARTİN EDEN:Jack London’ın tanınmış bir romanı.

MARTİN:Tek kurşun atan bir çeşit tüfek.

MARTİNİ:Portakal kabuğu,cin ve vermutla yapılan içki.

MARTİŞOR:Romanya’da baharın gelişini kutlamak için kadınların taşıdığı kırmızı beyaz ipliklerle yapılmış takıya verilen ad.

MARTOLOS: Osmanlı garnizonlarında hizmet eden Hıristiyan askerlere verilen ad. Eskiden Türk garnizonlarında hizmet eden garsonlar.Rumeli’de bulunan askeri teşkilat.

MARUF:Herkesçe bilinen,tanınan.

MARUNİLER:Lübnan ve Suriye’de oturan Katolik Süryani topluluğu.

MARUZ:Sunulan,verilen,arz edilen.

MARYA:Beş yaşından büyük veya damızlık dışı bırakılmış dişi koyun.

MARZİPAN: Almanya ve Avusturya’ya özgü bir tür badem ezmesi.

MAS :Emme,soğurma.

MASA: Küçük boyutlu yüksek bir yaylanın en yüksek düzlüğü.

MASAİLER:Doğu Afrika’da yaşayan göçebe bir halk.

MASAJ: Ovma,gevşetme.

MASALA:Geleneksel Hint mutfağında kullanılan çeşitli baharatların karışımına verilen ad.

MASAR: Osmanlılarda Yeniçerilerin ilk üç aylığına verilen ad.

MASARA:Oltaya yerleştirilen düzenek .

MASARİKA:Bağırsakları tutan karın içi zarı.

MASAT:Bıçak bilemeye yarayan çubuk biçiminde çelik araç.

MASDARİYYE :Osmanlı İmparatorluğu’nda yurt dışından getirildikten sonra dahil olduğu mahalde sarf ve istihlak olunan mal ve eşyadan alınan vergiye verilen ad.

MASERATÖR: Rafinerilerde tohumların,pancar yongalarının ve üzüm cibresinin bastırıldığı kazan.Biracılıkta ve damıtma evlerinde şıranın basınç altında pişirildiği ya da şekerlendirildiği kapalı kazan.

MASERU: Lesotho’nun başkenti.

MASİF:Kaplama yada doldurma olmayan.

MASİKO: Rengi kırmızı ile sarı arasında değişen,doğal kurşun oksit,çömlek cilası.

MASİVA:Dünya ve dünya ile ilgili her şey. Yaratandan başka bütün varlıklar.

MASİYET:İsyan,günah işleme.

MASK :Yüz kalıbı.Bir kimsenin,özellikle de yeni ölmüş bir kimsenin yüzünden çıkarılan ve gerektiğinde çoğaltılan kalıp.

MASKARA: Karnaval maskesi.

MASKARA:Kaş boyası.

MASKARAT: Kuzey Amerika’da yaşayan iri bir sıçan.

MASKARATA:Ayakkabının üst yüzünün ön tarafında dikişle ayrılan burun bölümü.

MASKARON: Bir kemerin kilit taşını ya da bir çeşme ağzını süsleyen baş ya da maske.

MASKAT:Umman’ın başkenti.

MASKE VE RUH: Halide Edip Adıvar’ın bir tiyatro eseri.

MASKOT:Uğurluk.

MASLAHAT: İş,husus,konu ,önemli iş,mesele.

MASLAHATGÜZAR:Bir büyükelçinin temsilci olarak bulunduğu ülke dışına çıkması durumunda veya o ülkeye gelmesinden önce ona vekalet eden diplomat.

MASLAK: Büyük yalak.

MASLAK:Bir kaynağın sağladığı suyu ölçmek ya da dağıtmak için düzenlenmiş tonozlu toplama odası.

MASLAK:Devamlı su akan boru.

MASLUKA:Şanlıurfa yöresine özgü,bulgur ve kıymayla yapılan bir tür köfte.

MASÖR:Erkek masajcı.

MASÖZ:Kadın masajcı.

MASRA:Güreş meydanı,karşılaşma yapılacak yer.

MASTABA:Cami,medrese, han, saray gibi yapılarda kapının yanlarında bulunan taş ya da ahşap seki.

MASTALYA: Tahta leğen.

MASTAR:Sıvacı ve duvarcıların cetvel gibi kullandıkları uzun,ensiz ve düz tahta.

MASTARA :Açı ölçme cetveli,iletki.

MASTAVE: Osmanlı mutfağına özgü bir tür cacık.

MASTI: Sırık,sepet çubuğu.

MASTİF: İri ve güçlü bir bekçi köpeği cinsi. Çoban köpeği.

MASTİKA: Sakız rakısı. Sakızla tatlandırılmış rakı.

MASTOR:Argo’da çok sarhoş.

MASTORİ :Geminin en geniş yeri.

MASUN:Korunan,korunmuş,saklanmış.

MASURA:Çeşme zıvanası.

MASURA:Karton,tahta veya plastikten yapılan,üzerine şerit,iplik vs sarılan koni veya silindir.

MAŞ:Bir cins börülce.

MAŞ:Tahıl,kepek ve kendir tohumu karışımından oluşan at yemi.

MAŞA: Başkasının isteklerine,amaçlarına alet olan kimse.

MAŞALA :Bağ ve bahçelerde sebze ya da meyve dikmek için ayrılmış toprak parçası,evlek.

MAŞALA: Bir dönümün üçte biri genişliğinde toprak parçası.

MAŞATLIK: Müslüman olmayanların,özellikle Yahudilerin mezarlığına verilen ad. Gayrı müslim mezarlığı.

MAŞER (MAHŞER): Kalabalık,yoğun insan topluluğu.

MAŞİYE: Parmak uçlarında yürüyen köpek,sırtlan,ayı gibi etobur hayvanlar.

MAŞİZM:Erkeğin toplumsal bakımdan kadına egemen olduğu ve bu nedenle efendilik ayrıcalıklarını hak ettiği düşüncesine dayanan ideoloji.

MAŞKUL: Trakya yöresine özgü,tavuk eti ve sirkeli sarımsakla yapılan bir yemek.

MAŞLAH: Tek parçalı ve kol yerine yarıkları olan bir kadın üst giysisi.Saf yün,ipek karışımı pamuklu kumaşlardan dikilen ve elbise üzerine giyilen bir çeşit uzun entari.

MAŞRABA (MAŞRAPA): Su tası.Bakır,gümüş,altın,ağaç,emaye ve seramikten yapılan, ağzı açık,kulplu,bardağa benzeyen su ve içki kabı.

MAŞRIK(MEŞRİK):Güneşin doğduğu yer,doğu.

MAT: Parlak olmayan,soluk.

MAT: Sivrisinekleri kovmaya yarayan tablet.

MATA:Halk dilinde mısıra verilen ad.

MATA:Yelkenin ucunda ip geçirmek üzere yapılmış göz.

MATADOR: Boğa güreşçisi.

MATAFORA:Sandalları asmaya yarayan ve gemilerin bordalarında bulunan dikmelere verilen ad.

MATAFYON:Yelkeni serene bağlamak için açılan delik.

MATALİ:Güneşin doğduğu yerler,doğu tarafları.

MATAMATA:Amerika’nın ekvator bölgesindeki tatlı sularda yaşayan bir kaplumbağa.

MATAR:Eski dilde yağmur.

MATARA:Yolculukta veya askerlikte kullanılan,boyuna veya bele asılı olarak taşınan,genellikle aba veya deri kaplı,metal su kabı. Belde taşınan su kabı.

MATATAN:Büyük boyda Hint davulu.

MATBAA: Basımevi.

MATE:Kahve kreması.

MATE:Yaprakları çay gibi haşlanarak içilen bir Güney Amerika bitkisi. Paraguay çayı.

MATEMATİK :Aritmetik,cebir,geometri gibi sayı ve ölçü temeline dayanarak niceliklerin özelliklerini inceleyen bilimlerin ortak adı.

MATERDOLOROSA:Güzel sanatlarda,Hazreti İsa çarmıha gerildiği sırada Meryem’in üzüntüsünü işleyen yapıtlara verilen ad.

MATERYAL:Gereç.

MATİKO: Güney Amerika’da yetişen ve yaprakları peklik verici ve kan dindirici nitelikler taşıyan bir ağaççık.

MATİNE:Herhangi bir eserin tanıtılması,okunması,yorumlanması veya bir sanatçıyı anma amacıyla düzenlenen toplantı.

MATİSSE: Fovizm akımının öncüsü olan ünlü Fransız ressam.

MATİZ :Denizcilikte iki halatı ek yeri kalınlaşmayacak biçimde birbirine ekleme işi.

MATİZ: Karagöz ve ortaoyununda sarhoş ve kabadayı tiplemelerinden biri.

MATKAP:Delgeç.

MATLA:Divan edebiyatında kaside veya gazelin ilk beyiti.

MATLA:Gök cisimlerinin doğması.

MATLUP: Alacak.

MATORRAL:Özellikle İspanya’da görülen cılız ve seyrek küçük ağaçlardan oluşan çalılık.

MATRAK: Dalga geçme,güldürme.

MATRAK:Eski dilde kalın sopa,değnek.

MATRAK:Osmanlı sarayında on dokuzuncu yüzyılda moda olmuş bir dans.

MATRAKA: Taşçılar ve heykelciler tarafından taş oyarken kalem,murç,çarpacak gibi sivri aletlerle vurmada kullanılan bir tür kısa ve ağır demir tokmak.

MATRAKÇINASUH: Matematik ve geometri alanındaki araştırmalarıyla tanınmış 16. Yüzyıl Osmanlı bilgini.

MATRAKOYUNU: Ellerindeki kalın değnek ya da tahta kılıç ve kalkan gibi kullanılan bir yastıkla oyuncuların yaptığı ritmik dövüş.Savaşı simgeleyen seyirlik bir oyun.

MATRİKS:İçinde bir çok biyolojik olayın meydana geldiği,akıcılığı az,cansız bir sıvı ortam.Mitekondrilerin içinde bulunan sıvı.

MATRİS: Gerçek ve karmaşık sayıların dikdörtgen biçiminde tablosu. Hesap ve kumanda işlerini gerçekleştirmeye yarayan elektronik devre. İstatistikte,bir elemanlar topluluğunun düzenlenmiş biçimi.

MATRİS:Baskı yoluyla teksir için kullanılan,girintili çıkıntılı metal veya mukavva kalıp,baskı kalıbı.

MATRİYOŞKA:Rusya’ya özgü,boyanmış tahtadan yapılan ve içine birbirinin eşi ve gittikçe küçülen bir dizi bebek yerleştirilen oyuncak bebek dizisi.

MATRUŞ:Eski dilde tıraş olmuş.

MATTA:İlk İncil’in yazarı sayılan, İsa’nın on iki havarisinden biri.

MATUF: Bir yöne çevrilmiş olan.

MATUH:Bunamış.

MATÜRİDİLİK:Özellikle Türkler arasında yayılan Sünni bir İslam mezhebi.

MAUMAU:Kenya’daki yerli halkın beyaz azınlığa karşı ayaklanma hareketini yöneten ve 1960’ta ortadan kaldırılan gizli örgüt.

MAUN: Akaju da denilen bir ağaç. Tespihağacıgillerden,Hindistan ve Honduras’ta yetişen büyük bir orman ağacı ve bunun parlak kırmızımtrak renkte,sert ve iyi cila tutan kerestesi Güneş ışığında koyulaşır ve makbuldür.

MAUN: Kuran’da bir sure.

MAUNA: Gemilerde üzerine çanaklık oturtulan kalın ve sağlam ağaç.

MAUNAKEA:Hawai’de bir yanardağ.

MAUNALOA: Hawai’de bir yanardağ.

MAUSOLOS:Dünyanın Yedi harikasından biri sayılan Bodrum’daki anıtmezarıyla ünlü Karya kralı.

MAUTHAUSEN: Avusturya’da yaklaşık 130.000 kişinin öldürüldüğü Nazi toplama kampı.

MAVAL:Argo’da yalan,uydurma söz anlamında sözcük.

MAVERA:Görülen alemin ötesi.

MAVERAÜNNEHİR: Orta Asya’da tarihsel bir bölge.

MAVGA: Mersin ilinde,13 yüzyılda Anadolu Selçukluları döneminde yapılan bir kale.

MAVİÇAM: Himalaya çamı da denilen bir çam türü.

MAVİDİL: Koyunlarda görülen bulaşıcı bir hastalık.

MAVİKOHOS: Kuzey Amerika’da yetişen ve çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan şifalı bir bitki.

MAVİKÜF:Tütün yapraklarında gelişerek bitkinin ölümüne neden olan asalak mantar.

MAVİMELEK: Marlene Dietrich’i üne kavuşturan ilk sesli Alman filmi.

MAVİNOTA: Blues müziğine özel rengini veren ve doğal nota ile bemol arasında yer alan ses.

MAVNA:Gemilere ve yakın kıyılara yük taşıyan,güvertesiz büyük bir tekne türü.

MAVRİKO: Karadeniz’den Marmara’ya en son göç eden uskumrular.

MAVRİMİRA: Mondros mütarekesi sonrasında İstanbul’da Rumların kurduğu ayrılıkçı örgüt.

MAVROMOLOS:İstanbul’un Sarıyer ilçesinde bir orman alanı.

MAVRUKA: İki yanı delik,bir tarafına telle iğne bağlanmış,kurşundan yapay balık biçiminde av aleti.

MAVRUŞKİL: İşkine de denilen eti lezzetli bir balık.

MAVUÇ:Denizcilikte eski kalafat üstüpülerini çıkarmada kullanılan ucu kanca biçiminde kalafatçı aleti.

MAVZER: Atış hızı dakikada ortalama altı mermi olan bir tüfek tipi.

MAXPLANCK: Kuantum teorisini ortaya çıkaran Alman fizikçi.

MAY:Konya ilinde bir baraj.

MAYA: Dişi deve. Damızlık dişi hayvan.

MAYA: İçerdikleri enzimlerin katalizör niteliği etkisiyle şekerleri karbondioksit ve alkole dönüştüren bir hücreli bitki organizmaları.

MAYA:Türk Halk Müziğinde bir uzun hava türü.

MAYA:Yoğurttan elde edilen Bulgar içkisi.

MAYALANMA: Mikro organizmaların salgıladıkları enzimlerin etkisiyle bazı organik maddelerin dönüşüme uğraması.

MAYASIL:Tende kızartı,kaşınma,sulanma,kabuk bağlama vs doku bozukluklarıyla kendini gösteren ve bulaşıcı olmayan bir deri hastalığı,egzama.

MAYDOS:Eceabat’ın eski adı.

MAYE : Türk müziğinde bir makam adı.

MAYE:Bir şeyin özü,aslı.

MAYIS: Taze sığır gübresi.

MAYISSIKINTISI: Nuri Bilge Ceylan’ın bir filmi.

MAYNA:Denizcilikte yelken indirme (Fora karşıtı).Bir yükün indirilmesi.

MAYONEZ:Yumurta sarısı,zeytinyağı ve limonla yapılan bir tür koyu soğuk salça.

MAYOZ: Hücrelerdeki kromozom sayısını yarıya indiren bölünme.

MAYŞELEME: Bira üretimindeki dört aşama işleminden biri.

MAYŞOR : Çinko, bakır ve nikelden yapılan, gümüşü andırır bir alaşım. Alman gümüşü.

MAYTAP:Yandığında renkli ve parlak ışıklar saçan,şenlik gecelerinde yakılan havai fişek.

MAYURİ:Hint müziğine özgü,uzun saplı bir tür lavta.

MAZA: Eski Yunan’da arpa unuyla yapılan bir ekmek.

MAZAK: Kırlangıçbalığıgillerden,Atlantik Okyanusu,Akdeniz ve Marmara Denizinde yaşayan,kırmızı renkli,lezzetli bir balık.

MAZALLAH:Tanrı korusun.

MAZARRAT: Zarara uğrama.

MAZATEKLER: Meksika’da yaşayan Kızılderili bir halk.

MAZBATA:Kararname,tutanak.

MAZBUT: Sağlam,düzgün,derli toplu.Ele geçirilmiş,zapt edilmiş.Deftere yazılmış.

MAZET:Avda hiçbir şey öldüremeyen veya tutamayan avcı için kullanılan sözcük.

MAZGAL: Kale duvarlarına açılmış olan iç yanı geniş,dış yanı dar delik.

MAZHAR: Kimi İslam tarikatlarında büyük ve zilsiz tefe verilen ad.

MAZHAR:Bir şeyin ortaya çıktığı göründüğü yer veya kimse.

MAZHARİYET: Erişme,elde etme.

MAZI :Servigillerden,yaprakları almaşık ve küçük pullar biçiminde,gövdesi düz olan,dipten dallanan bir süs bitkisi.

MAZI:Bodrum ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

MAZI:Hayvansal ve bitkisel asalakların,bazı böceklerin bitkilerde oluşturdukları ur.

MAZI:Kağnı ve arabalarda iki tekerleği birbirine bağlayan ağaç dingil.

MAZİN:Suudi Arabistan’da yaşayan birçok Arap kabilesinin ortak adı.

MAZLUM:Sessiz,uslu,boynu bükük.

MAZMAZA:Aptes alma sırasında ağzı su ile çalkalama.

MAZMUN: Divan edebiyatında bazı kavramları dolaylı anlatmak için kullanılan, kalıplaşmış nükteli ve sanatlı söz.

MAZNUN:Eski dilde sanık.

MAZOŞİST :Öz ezer.

MAZRUF: Zarf içine konmuş kağıt.

MAZUR: Özürlü.

MAZURKA:Bir çeşit Leh dansı veya bu dansın müziği.

MBA:İşletme yönetimi yüksek lisansı.Lisans üstü yeterlik derecesi.

MBİRA :Bir dizi metal yada bambu dilden oluşan Afrika’ya özgü parmak piyanosu da denilen bir çalgı.

MBUTİLER: Kongo Demokratik Cumhuriyetinde yaşayan,dünyanın en kısa boylu halkı.

MD: Mendelevyum elementinin simgesi.

MD: Moldova’nın plaka imi.

MD: Tıp Doktoru (Medicine Doctor) unvanının kısaltması.

MDF:Orta yoğunlukta lif levha.(Mediul Density Fibre board).

ME :Kuzu sesi.

MEBADİ: Başlangıçlar.

MEBANİ:Bina kelimesinin çoğulu.

MEBDE:Başlangıç.

MEBNİ: Eski dilde yapılmış,kurulmuş,bina olunmuş.

MEBZUL:Bol,çok.

MECAZ:Bir sözcüğün gerçek anlamından başka bir anlamda kullanılması.

MECCANİ :Parasız,bedava.

MECELLE: Osmanlı devletinde 1868’de yürürlüğe giren medeni yasa. Fıkıh hükümleriyle bu konudaki türlü içtihadı bir araya getiren,Tanzimat’tan sonra hazırlanmış olan,yasa yerine kullanılan eser. Kitap.

MECİD:Çok büyük,ulu.

MECİDİT: Uranyum ve kalsiyum,hidratlı doğal sülfatı.

MECİDİYE: İstanbul’daki Ortaköy Camisinin bir başka adı.

MECİDİYE:Osmanlı Devletinde 1840 yılında basılmış 20 kuruş değerinde gümüş sikke.Sultan Abdülmecid’in fermanı ile çıkarılan altın ve gümüş sikkeler.

MECİT: Allah’ın,şan ve şeref sahibi,ulu anlamındaki sıfatlarından biri.

MECMUA :Dergi.

MECRUH: Yaralı.

MECUSİ: Mecus dininden olan kimse.Zerdüşti. Ateşe tapan.

MECZUP: Tanrı aşkıyla aklını yitirmiş olan kimse.

MEÇ:Saçın küçük tutamlar biçiminde değişik renklerde boyanmış durumu.

MEÇ:Süngü gibi batırılarak yaralamaya yarayan kısa,düz ve ensiz bir kılıç türü.

MEÇHUL: Bilinmeyen.

MEDAFİN:Eski dilde mezarlar,kabirler.

MEDAR: Bir şeyin etrafında döndüğü nokta,dönence. Yerküre üzerinde,güneş ışınlarının yılda 2 kez dik açı ile geldiği,sıcak kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluşturan ve Ekvator’un kuzey ve güneyinden geçtiği varsayılan iki çemberden her biri.Dönence. Dayanak, neden.

MEDCEZİR: Deniz suyunun alçalıp yükselmesi.

MEDDAH:Taklitler yaparak,hoş hikayeler anlatarak halkı eğlendiren sanatçı.

MEDET:Yardım,imdat.

MEDFUNE (MEFTUNE): Kuşbaşı et ve patlıcanla yapılan bir yemek.

MEDHAL:Girecek yer,kapı,girinti.

MEDİD:Uzun süreli.

MEDİHA:Övgü için yazılmış şiir.

MEDİKAL: Tıpla ilgili olan,tıbbi.

MEDİKOSOSYAL:Toplum hekimliği.

MEDİL: Kastamonu’nun Azdavay ilçesinde bir mağara.

MEDİOKRASİ:İkinci sınıf bir toplum olmayı kabullenen kişilerin egemen olduğu yönetim biçimi.

MEDİTASYON: Bilinç düzeyinde değişim sağlamak amacıyla bir cisme,kelimeye veya fikre yoğunlaşma.

MEDRESE: İslam ülkelerinde genellikle İslam dini kurallarına uygun bilgilerin okutulduğu yer.

MEDUSA: Mitolojide Gorgon denilen üç kız kardeşten biri.Saçları yılanlarla örgülü,korkunç yüzlü Medusa başı,kötülükleri uzaklaştıran nazarlık olarak taş ve madeni eserlerde yer almıştır.

MEDÜZ:Deniz anası.

MEDYA: İletişim araçları ve ortamı.

MEDYAN: İstatistikte,bir dağılımı ortalayan değere verilen ad.

MEDYUM (MEDYOM):Paranormal,yani normal üstü yetenekleri olan,bedensiz varlıklarla iletişim kurabilen kişiler.

MEDYUN:Verecekli,borçlu.

MEFAHİR: Övünülecek şeyler.

MEFHAR: Övünmeyi gerektiren şey.

MEFHARET:Övünme,iftihar etme.

MEFHUM:Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı,kavram.

MEFİSTO:Geothe’nin Faust’undaki entelektüel iblis.

MEFKÜRE: Ülkü,ideal.

MEFLUÇ: Felce uğramış,felçli,inmeli.

MEFRUŞ: Döşeli.

MEFRUŞAT:Ev,işyeri vs yerleri döşemek için gerekli döşeme eşyası.

MEFSEDET: Bozgunculuk,fesatlık.

MEFTUN:Tutkun.

MEGAHERTZ: Değeri 1 milyon hertz olan frekans birimi.

MEGALOMAN: Kendini büyük gören.

MEGALOMANİ:Büyüklük hastalığı.Kendini hep büyük ve önemli görme hali.

MEGALOP:Yengece benzer bir su canlısı.

MEGAPOL: Çok büyük kentler.Bir tür kentlerin kenti.

MEGARA: Eski Yunanistan’da felsefe ve mantık okulu.

MEGARON:Bütün eski Yunan mimarlığına örnek olan dar cepheli derinlemesine ince uzun ev planı.Önde bir oda,arkasında içinde ocağı bulunan bir salondan oluşan dar ve uzun ev.

MEGATON: Bir milyar ton. Nükleer bir bombanın veya merminin gücünü ölçmeye yarayan birim.

MEHABET: Büyüklerin ya da saygın kişilerin karşısında duyulan korkuyla karışık saygı.

MEHALİK:Korkulu yerler veya işler.

MEHARİ :Afrika’nın hızlı koşular için yetiştirilmiş evcil hecin devesi.

MEHASİN:Mehmet Rauf tarafından 1908’de İstanbul’da yayınlanan aylık kadın gazetesi.

MEHAZ: Bir eser yazılırken başvurulan kaynak. Bir şeyin alındığı yer.

MEHDİ: İslam inancında kıyamet gününden önce ortaya çıkarak insanları dine döndürüp mutluluğa kavuşturacağına inanılan kişi.

MEHDİ:Doğru yolda olan,hidayete ermiş olan.

MEHDİULYA:Padişah anneleri için kullanılan unvan.

MEHEL:Uygun,yerinde,denk.

MEHİB (MEHİP): Heybetli,azametli,korkunç.

MEHİL :Önel,vade . Ek süre.

MEHİR:Diyarbakır yöresine özgü,buğday ve yoğurtla yapılarak soğuk olarak yenen bir yemek.

MEHMET ASLANTUĞ:Antalya Altın Portakal Film Festivalinde 1992,1993 ve 1994 yıllarında en iyi erkek oyuncu seçilen,1961 yılında Kafkasya göçmeni bir ailenin oğlu olarak Samsun’da doğan,Yengeç Sepeti,Akrebin Yolculuğu,Aşkın İkinci Yarısı filmlerinde ve Sıcak Saatler,Bir İstanbul Masalı,Hanımın Çiftliği dizilerinde rol alan ünlü aktör.

MEHMET FERDA :Uğur Mumcu’nun Politika ve Çivi gazetelerinde yazdığı yazılarda kullandığı takma ad.

MEHMET RAŞİT ÖĞÜTÇÜ: Ünlü yazarımız Orhan Kemal’in gerçek adı.

MEHMET YEKTA MADRAN:Harmandalı ile Aydın zeybeğini düzenleyerek Türk folkloruna kazandıran İzmirli sanatçı.

MEHPARE:Ay parçası,çok güzel kimse.

MEHR (MEHİR): Müslüman bir erkeğin nikah esnasında eşine vermeyi kabullendiği mal veya para.

MEHTAP: Ay ışığı.

MEHTEK:Damlarda kiriş yerine kullanılan ağaç.

MEHVEŞ:Ay gibi,güzel.

MEİS: Kaş ilçesinin karşısındaki Yunan adası.

MEJORANERA: Panama’ya özgü,beş telli ve kısa saplı bir tür küçük gitar.

MEKANİK:Kuvvetlerin maddeler ve hareketler üzerine etkisini inceleyen fizik dalı.

MEKANİZE: Savaş ve taşıma malzemeleriyle donatılmış birlik.

MEKANİZMA: Düzenek.

MEKARİM: Cömertlikler.

MEKATRONİK: Mekanik,elektronik ve bilişim teknolojilerini tümleştiren ürünlerin,akıllı makinelerin ve robotların geliştirilmesini ve üretilmesini konu edinen mühendislik dalı.

MEKE :Ördeğe benzer bir su kuşu, av kuşu.

MEKE: Çorum’un Mecitözü ilçesinde bir kaplıca.

MEKE: Mısır bitkisi ve tanesi.

MEKE:Konya’nın Karapınar ilçesinde volkanik bir krater gölü.

MEKES: Eskiden sinek anlamında kullanılan bir sözcük.

MEKİK:El veya otomatik dokuma tezgahlarında atkı veya argaç denilen ve enine olan iplikleri,uzunlamasına olan arışların arasından geçirmeye yarayan masuralı araç.

MEKİK:Jimnastikte,yatış durumunda gövdeyi esnetme hareketi.

MEKİK:Oya yapmakta kullanılan,kemik,ağaç veya plastikten yapılmış,iki ucu sivri,arasından iplik geçecek bir yarığı bulunan küçük araç.

MEKİN: Vakarlı,temkinli,iktidar sahibi.

MEKKARE:Osmanlı ordusunda taşıma işlerinde kullanılan at,deve,katır gibi hayvanlar ve bu amaçla halktan ücret karşılığında kiralanan yük hayvanı.

MEKKAS:Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk yıllarında gümrük memurluğu mesleğine verilen ad.

MEKNİ: Gizli,saklı,gizlenmiş.

MEKR: Eski dilde hile, düzen,yanıltma.

MEKREMET:Kerem,cömertlik.

MEKRUH:İslam dininde,dince yasaklanmadığı halde yapılmaması istenen.

MEKS: Osmanlı İmparatorluğu’nun kurucusu Osman Bey zamanında, bazı geçiş yerlerinde alınan gümrük vergisine verilen ad.

MEKSEFE:İçine elektrik enerjisi yığılan alet,kondansatör.

MEKUL: Yiyecek.

MELA : Eski dilde dolum, dolma, doluluk.

MELAHAT: Güzellik,yüz güzelliği.

MELAL: Usanç, can sıkıntısı.

MELAMİLİK:Her türlü gösteriş ve dünya kaygılarından uzak kalmayı öğütleyen Sünni tarikatı.Tasavvufun tekkeler çevresinde tarikatlar biçiminde kurumlaşmasına tepki olarak gelişen tasavvuf anlayışı.

MELAMİNİK: Mobilyacılıkta kullanılan,kağıtla kaplanmış bir tür yonga levha.

MELANET :Büyük kötülük.

MELANİN: Hayvanlarda ve insanda deri,saç,kıl,tüy,pul ve bazı iç zarlarda bulunan koyu renkli pigment.

MELANİN: Saç,kıl,tüy gibi deri türevlerinde bulunan koyu renkli pigment.

MELANKOLİ: Sürekli hüzün hali,karasevda,malihulya.Hüzün duyguları,ilgi ve insiyatif kaybı,haz alamama,özsaygının azalması,öz suçlamalara ve pişmanlıklara gark olma gibi belirtilerle kendini gösteren bu depresyon halidir.

MELANOFOBİ: Siyah renkten korkma.

MELANURYA: İzmaritgillerden,gümüş renkli,eti kılçıklı bir Akdeniz balığı.

MELAS:Şeker üretiminde,billurlaşan şeker alındıktan sonra kalan şekerli posa.

MELATONİN: Epifiz bezi tarafından salgılanan ve uyku çevrimini düzenleyen hormon.

MELAZ:Sığınak.

MELCE:Sığınak,barınak.

MELE:Çocuk oyunlarında kale olarak kullanılan çukur. Kale çukuru.

MELE:Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da molla anlamında kullanılan sözcük.

MELEFE:Halk dilinde yatak yorgan yüzü.

MELEK:Nurdan varlık.

MELEKE: İnsanda bulunan bir şey yapabilme yeteneği,yeti.

MELEKÜT: Melekler ve ruhlar alemi.

MELEME :Ağır kanlı,rahatına düşkün kimse.

MELEN: Batı Karadeniz Bölgesinde bir akarsu.

MELENGİÇ (MERLENGEÇ): Çitlembik ağacına verilen bir başka ad.

MELES: Beli çökük at.

MELES: Köpeklerde yaş.

MELESİR: Halk dilinde mürver ağacına verilen ad.

MELEŞ: İki kuzulu koyun.

MELİ:Avustralya tavuğu da denilen bir kuş.

MELİH (MELİHA):Güzel,şirin.

MELİHİ: Yalın ve pürüzsüz bir söyleyişin egemen olduğu şiirleriyle tanınmış 15inci yüzyıl divan şairi.

MELİK:Padişah,hükümdar,hakan.

MELİKE :Kral karısı. Kadın hükümdar.

MELİKŞAH: Ankara’nın Çubuk ilçesinde bir kaplıca.

MELİNİT:Aslı pikrik asit olan patlayıcı bir madde.

MELİSA :Oğul otu da denilen,likör yapımı ve hekimlikte yapraklarından yararlanılan güzel kokulu bir bitki..

MELLAH:Gemici,denizci.

MELOCAN:Ordu yöresine özgü,yaprakları ve ince dalları sebze olarak kullanılan dikenli bir ot.

MELODİ:Ezgi.

MELODİKA :Üflenen havanın dillere ulaşmasını sağlayan subapları açıp kapayan bir klavyeye sahip,serbest dilli,üflemeli oyuncak çalgı.

MELODRAM:Çağdaş tiyatroda,hareketli ve duygusal olaylara dayalı bir oyun türü.Gerçek yaşamda olmayacak bir olay örgüsü içeren aşırı duygusal oyun ya da film.

MELODYUM: Amerikan orgu da denilen klavyeli bir çalgı.

MELOFOBİ:Müzik korkusu.

MELOFON: Çoğunlukla yürüyüş bandolarında kullanılan bir tür bakır nefesli çalgı.

MELON:Yuvarlak ve bombeli bir tür şapka.

MELTEM:Yazın karadan denize doğru esen mevsim rüzgarı.

MELUN:Lanetli,tehlikeli,şeytan,yılan.

MELUNCANLAR :ABD’nin güneydoğu eyaletlerinde yaşayan ve Osmanlı denizcilerinin torunları olduklarına inanan bir halk.

MELÜL:Boynu bükük,üzgün,zavallı.

MEMALİK :Memleketler.Ülkeler.

MEMAT: Ölüm.

MEMATİ:Ölümcül.

MEMBA: Kaynak.

MEMDUH:Övülmüş.

MEME:Gemi çapasında kolların birleştiği şişkin yer.

MEMECİK: Yurdumuzda yetişen bir zeytin cinsi.

MEMEŞ:Sığırın ağzından akan salya.

MEMİŞHANE:Tuvalet anlamında kullanılan bir sözcük.

MEMLU:Dolu,doldurulmuş.

MEMLÜK:Köle,kölemen.

MEMNU: Yasak.

MEMO:Kemal Bilbaşar’ın bir romanı.

MEMORANDUM:Bir devletin başka bir devlete politik sorunlarla ilgili olarak yolladığı uyarı yazısı.

MEMUNİYE:Un,süt ve balla yapılan bir tatlı.

MEMUR: Devlet hizmetinde aylıkla çalışan kimse.

MEMURİN:Memurlar.

MEN :Yasaklama,engelleme.

MEN: Bazı ağaçlardan sızan koyu ve şekerli madde.

MEN: Eski Anadolu halklarının ay tanrısı.(Tapınağı Isparta’nın Yalvaç ilçesinde).

MENA: Ölüm haberi.

MENAFİ: Faydalar,yararlar.

MENAK: Menkıbeler,destanlar.

MENAM:Eski dilde uyunacak yer,yatak odası. Uyku.

MENAR: Deniz feneri kulesi.Yol işareti olarak konulan ışık.

MENAT: Müslümanlık öncesi Kabe’de bulunan üç puttan biri.

MENCİLİS(MENGİLİS) :Karabük ilinde,Safranbolu ilçesinde bulunan Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri.

MENÇUNA: Artvin’in Arhavi ilçesinde bir şelale.

MENDEBUR(MENDABUR): Sümsük,sünepe,pis,iğrenç,kötü,kirli.

MENDEK:Karadeniz yöresinde yetişen ve çorbası yapılan,ısırgana benzer yabanıl ot.

MENDEL: Kalıtım teorisini geliştiren,genetik biliminin temellerini atan İskoçyalı botanikçi.

MENDERES:Bir akarsu yatağının az eğimli vadi tabanlarında ve ova düzlüklerinde çizdiği s harfine benzeyen kıvrım.

MENDİREK:Kıyılarda dalgakıranla yapılmış liman.

MENDUB: Dince yapılması işlenmesi uygun görülen.

MENEA:Bir kimsenin sürgüne gönderildiği yer,sürgün yeri.

MENEKSİLA: Eskiden Doğu Karadeniz yöresinde kullanılan bir kayık tipi.

MENELİK:Hazreti Süleyman ile Saba Melikesi Belkıs’ın efsanevi oğlu.

MENEMEN:Yumurta,soğan,yeşilbiber ve domatesle yapılan bir yemek türü.

MENEND:Benzer,eş.

MENENGİÇKAHVESİ:Kavrulmuş Antep fıstığı özünden yapılan ve hazmı kolaylaştırması için tüketilen bir tür kahve.

MENENJİT:Ateş,şiddetli baş ağrısı,kusma,ense katılaşması,sayıklama gibi belirtilerle ortaya çıkan beyin zarları iltihabı.

MENEVCER: Amasya yöresinde yemeği yapılan yabani kuşkonmaz bitkisi.

MENEVİŞ: Su yüzünde,maden ve ipekli kumaş gibi şeylerde görülen ince dalgalar.Hare. Bir yüzeyde renk dalgalanması sonucu görülen parlaklık.

MENEVİŞ:Terementi ağacının tohumu.

MENEVREK:Denizli, Isparta ve Burdur’un dağ köylerinde dokunan bir tür kaba kumaş.

MENFA: Bir kimsenin sürgüne gönderildiği yer,sürgün.

MENFEZ: Girecek veya geçecek yer,delik,ağız,açma.

MENFUR:Nefret edilen,iğrenç,tiksindirici.

MENGEL:Ayak bileğine takılan bilezik.

MENGENE: Bir sıkıştırma aleti.

MENGİ: Bir halk oyunumuz.

MENHUS: Uğursuz.

MENİSK :Bir yüzü içbükey,öbür yüzü dışbükey olan mercek.

MENİSK: Kimi eklemlerde kemik arasında bulunan kıkırdaksı levha.

MENİSKUS: Diz meniski travması.

MENKIBE :Din büyüklerinin ya da tarihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü işlerini,kerametlerini konu edinen kısa hikaye.

MENNAN: Çok ihsan eden,veren.

MENOPOZ:Kadınlarda doğurmanın sona ermesi,adetten kesilme.

MENORA:Museviliğin simgesi olan yedi kollu şamdana verilen ad.

MENSTRÜASYON: Adet kanaması,adet görme.

MENSUCAT:Dokuma,dokumalar,tekstil.

MENSUR: Düz yazı.

MENŞE:Başlangıç,bir şeyin çıktığı yer,köken,kaynak.

MENTA:Nane likörü.

MENTAL: Zihinsel.

MENTİRİ: Gaziantep yöresinde siklamen rengine verilen ad.

MENTOL:Nane esansından elde edilen,renksiz,keskin kokulu,bir tür alkol kristali.

MENUS :Alışılmış olan,alışkanlık haline gelen.

MENZİL: Konak yeri.

MENZİL:Bir merminin ulaşabildiği uzaklık,erim.

MEPUL: Yapılmış,işlenmiş.

MER: Erkek kişi anlamında eski bir sözcük.

MER:Rusya’nın Avrupa kesiminin doğusunda, geçmişte ortak dinsel şenlikler ve kurban adama törenleri düzenleyen Mari ve Udmurt topluluklarının oturduğu yöre.

MERA: Otlak.

MERAKİ:Eski dilde şüpheci, kuruntulu kimse için kullanılan sözcük.

MERAL OKAY:Asmalı Konak,Muhteşem Yüzyıl gibi dizilerin senaristi,oyuncu,söz yazarı.2012 yılında vefat etti.

MERAM:İstek, amaç.

MERAMET( MEREMET)(MEREMMED): Ağ tamiri.Üstünkörü bir biçimde,geçici olarak onarma.

MERANET: Bir madenin dövüldüğü zaman gösterdiği yayılma özelliği.

MERAPİ:Endonezya’da etkin bir yanardağ.

MERARE:Eski dilde öd kesesi.

MERARET: Acılık,tatsızlık.

MERATİP: Rütbeler,dereceler.

MERBUT: İlişik. Bağlı,bağlanmış,ekli,eklenmiş.

MERCALLI: Bir depremin yeğinliğini (şiddetini) ölçmekte kullanılan birim.

MERCAN: Sıcak denizlerin kayalıklarında yaşayan kalker iskeletli hayvan ve bu hayvandan elde edilerek boncuk,kolye,bilezik,küpe yapımında ve süslemede kullanılan kırmızı renkli süs taşı.

MERCAN:Eti beğenilen bir balık.

MERCANRESİFİ: Okyanusların sığ kesimlerinde,ölü mercanların kireç taşına dönüşen iskeletlerinin zaman içinde birikmesi sonucu oluşan ve dünyanın en zengin sualtı yaşamını barındıran kayalık ya da kumluk sırtlar.

MERCİMEK: Argo’da ham afyona verilen ad.

MERCİMEK:Yasmık.

MERDAN:Mert kimseler,yiğitler.

MERDEK: Halk dilinde domuz yavrusu.

MERDİVENKOVASI: Dönülerek çıkılan merdivenlerde ortada görülen boşluk.

MERDUT:Kovulmuş.

MERDÜMGİRİZ:İnsanların arasına karışmaktan hoşlanmayan,insanlardan kaçan kimse.

MERE:Köpeklerin boynuna takılan ve üzerinde çiviler bulunan demir tasma.

MEREK:Samanlık,odunluk,hayvan yemi deposu veya ahır.

MEREMET: Geçici olarak onarma. Eğreti onarım,üstünkörü.

MERENGE:Sambaya benzer,Haiti kökenli bir dans.

MERET : Uğursuz.

MERG: Taşlık yer,çıplak dağ tepesi.

MERGABÜTA: Hakkari ilinde kayak merkezi olan bir yayla.

MERGUP:Sevilen,rağbet gören.

MERHALE: Uzunluk ölçüsü.(45.480 m).

MERHUN:Rehin edilmiş mal.

MERİDYEN:Kutup noktalarından geçerek ekvatoru dik olarak kestiği ve dünyayı çevrelediği varsayılan daire,boylam.

MERİNALAR: Madagaskar’da yaşayan bir halk.

MERİNOS :Uzun,çok ince,beyaz ve bol tüylü yapağısından dokumacılıkta yararlanılan bir koyun cinsi.

MERİSTEM:Sünger doku.

MERİTOKRASİ:Liyakati olanların ve hak edenlerin işbaşında olduğu yönetim biçimi.

MERİYET:Yürürlük.

MERKANTİL: İşlerinde yalnızca kazanç elde etmek düşüncesiyle hareket eden kimse.

MERKANTİL:Satılmak üzere istiflenmiş kereste.

MERKAT: Mezar.

MERKEP: Eşek.

MERKEZEFENDİ:Mesir macununu bulan ve bunun dağıtımıyla ilgili törenler düzenleyen 16.yy Türk mutasavvıfı ve hekimi.

MERLANOS :Bir tür mezgit balığı.

MERMER:Genellikle beyaz renkli cilalanabilen billurlaşmış kireç taşı.Çeşitli renklerde,damarlı,değişime uğramış,billurlaşmış taşlar.

MERMERŞAHİ :Tülbent ile patiska arası ince pamuklu bir kumaş.

MERSA :Liman.

MERSEFE: Kars yöresinde çorba içmekte kullanılan büyük ve kulplu bardağın adı.

MERSEREM: Osmanlı mutfağına özgü,koyun etiyle yapılan bir yemek.

MERSERİZE :Kimyasal bir yöntemle parlaklık verilmiş pamuk ipliği.

MERSİN:Yaprakları yaz kış yeşil kalan,beyaz çiçekli bir ağaç.

MERSİYE:Sagu,ağıt,içli şiir.

MERSMUYE:Osmanlı mutfağına özgü elmalı ve köfteli bir tencere yemeği.

MERT: Kırklareli’nin İğneada beldesinde,göçmen kuşların uğrak yerlerinden biri olan göl.

MERT: Sözünün eri,güvenilir kişi.

MERTEBE: Aşama,derece,rütbe.

MERTEK :Direk. Üzerine çatı kaplaması yerleştirilen,ahşap veya metalden yapılmış,dört köşe veya yuvarlak,kalınca sırık.

MERV:Türkmenistan’da eski Orta Asya kenti.

MERVAL: Arjantin borsasının adı.

MERVE:Mekke’de bir tepenin adı.

MERYEMANA: Devedikeni,kengel gibi adlar da verilen otsu bir bitki.

MERYEMANA: Genellikle 15 Ekim’de meydana gelen fırtına.

MERYEMANAASMASI: Beyaz çiçek veren,bahçelerde süs çiçeği olarak yetiştirilen sarılıcı bir bitki,akasma.

MERYEMİYE: Eskiden adaçayına verilen ad.

MERZ: Eski dilde toprak,yer anlamında sözcük.

MES :Eski dilde değme,dokunma.

MESA:Düz tepeli, sarp yamaçlı dağ, masa dağ. Lav akıntısı kalıntılarının oluşturduğu yayla.

MESAB: İnsanların toplandığı yer.

MESAHA :Yüzölçümü.

MESAJ: İleti.Yazı veya sözle verilen,gönderilen bilgi.

MESALİS:Eskiden üç telli çalgılara verilen genel ad.

MESAME:Ciltte bulunan gözenek,delikçik.

MESARAŞ: Kader, alınyazısı.

MESCİT:Cuma ve bayram namazı kılınmayan minaresiz küçük cami.

MESÇERE :Ağaçlık,koru.

MESEL:Örnek alınacak söz.

MESEN: Sanatçıları ve bilim adamlarını koruyan,her yönden onlara destek olan varlıklı kimse.

MESERRET: Sevinç, şenlik.

MESERRET:İstanbul’da Cağaloğlu’nda bir zamanlar edebiyatçıların ve gazetecilerin uğrak yeri olan ünlü kahve.

MESH :Abdest alırken eli ıslatıp başa,meste sargı veya yaraya sürme,sıvazlama.

MESİH: Dinsel düşüncede,dünya tarihinin sonunda Tanrısal bir görevi yerine getirerek insanlığı kötülük ve günahlardan kurtaracak kişi.

MESİH:İsa Peygambere verilen adlardan biri.

MESİR: Manisa’da her yıl düzenlenen geleneksel şenliğe ve bu şenlikte dağıtılan macuna verilen ad.

MESKENET:Miskinlik,beceriksizlik,yoksulluk,fakirlik.

MESKUK:Damgalanmış , akçe haline getirilmiş madeni para.

MESKUN: Oturulan.

MESNEVİ:Divan edebiyatının en uzun nazım şekli.

MESRUR: Sevinçli,sevinmiş.

MEST:Üzerine ayakkabı giyilen,kısa konçlu,hafif ve yumuşak bir tür ayakkabı.

MESTAN :Sarhoşlar.

MESTİZO: Çeşitli ülkelerde melezler için kullanılan ad.

MESTURE:Örtülü,kapalı,gizli.

MESUDİYE: Çanakkale Boğazında bir İngiliz denizaltısı tarafından batırılan (1914) Osmanlı firkateyni.

MESULİYET: Sorumluluk.

MESURE:Gelenek olarak gelen ve beğenilen.

MEŞAKKAT:Güçlük,zorluk,sıkıntı.

MEŞAYİH:Şeyhler.

MEŞBU:Dolu,dolmuş.

MEŞE: Gürgengillerden,kerestesi dayanıklı bir orman ağacı.Sert olduğundan iyi cila tutar.(Ak meşe,tüylü meşe,mantar meşesi,kızıl meşe).

MEŞHER: Sergi.

MEŞHET: Şehit düşülen veya şehidin gömüldüğü yer.

MEŞHUT:Görülmüş,tanık olunmuş.

MEŞİHAT: Şeyhülislamlık makamı.

MEŞİME:Bir şeyin doğduğu yer.

MEŞİME:Etene,son,plasenta,döleşi.

MEŞİN :Sepilenmiş koyun derisi.

MEŞK:Yazı ve müzikte alışma ve öğrenmek için yapılan çalışma,el çalışması. El alıştırma,ders.

MEŞKUK:Şüpheli, kuşkulu. Kesin olmayan.

MEŞKURE: Teşekkür edilmeye değer olan.

MEŞREP:Yaradılış,huy,karakter,mizaç.

MEŞRUBAT:Arapça meşrub kelimesinden türemiş olup,içecekler anlamına gelen alkolsüz içeceklerin genel adı.

MEŞRUİYET: Belirli bir politik düzenin adil ve geçerli olduğu inancı.

MEŞRUT: Koşula bağlı,koşullu.

MEŞŞAİLER: İslam düşüncesinde Farabi ile başlayan Aristotelesçi felsefe geleneğinin temsilcilerine verilen ad.

MEŞUM: Uğursuz.

MEŞVERET:Bir konu hakkında birinin düşüncesini sorma,danışma.

MET:Çelik çomak oyununa ve bu oyunda kullanılan değneğe verilen ad.

MET:Eskişehir yöresine özgü,çubuk biçiminde bir helva.

METABOLİZMA:Canlı organizmada yada canlı hücrelerde hareketi,enerjiyi sağlamak için oluşan,biyolojik ve kimyasal değişimlerin bütünü.

METAFAZ:Biyolojide,mitozun ikinci evresi.

METAFİZİK :Doğa ötesi.

METAFOR:Bir sözcüğün alışılmış anlamı dışında kalan bir anlamda kullanılması. Eğretileme,istiare.

METAMORFOZ :Başkalaşım.

METAN :Bataklık gazı.

METASTAZ :Organizmanın herhangi bir noktasında bulunan bir hastalık olayının organizmanın başka bir yerine sıçraması.Küçük kanser hücre kümelerinin yerlerinden koparak uzak bölgelere gitmesi sonucunda kanserin vücudun her tarafına –lenf ve dolaşım sistemlerine- yayılması.

METATEZ :Lanet sözcüğünün nalet, kirpik sözcüğünün kiprik biçiminde telaffuzunda görüldüğü gibi bir sözcük içindeki seslerin yer değiştirmesi olayına verilen ad. Göçüşme, yer değiştirme.

METAZORİ: Zorla,zoraki.

METELİK :Eskiden on para değerindeki sikke.

METEOR: Yıldız kayması.

METEOR:Atmosfer içinde oluşan sıcaklık değişmeleri,rüzgar,yıldırım,yağmur,dolu gibi olaylara verilen genel ad.Uzaydan yerin atmosferine girerek buharlaşan taşsı gök cismi.

METEOROLOG: Hava tahmincisi.

METEOROLOJİ : İklimbilim.

METEREZ: Kaçkar dağlarında bir buz yalağı gölü.

METFUN:Gömülmüş olan,gömülü.

METHAL: Giriş yeri.

METİKAL: Mozambik’in para birimi.

METİS:Değişik türden hayvan veya bitkiden üremiş hayvan veya bitki,melez,kırma,azma.

METİYONİN:Yumurta,süt ve kazeinde bulunan ve organizmaya çok gerekli olan kükürtlü aminoasit.

METODOLOJİ :Yöntem bilim.

METONOMİ: Bir sözcüğün gerçek anlamının dışında kullanılması,mecaz.

METRDOTEL:Baş garson. Şef garson.

METRİS:Askerin çarpışma sırasında korunması için yapılan toprak siper.

METRO: Yer altı demiryolu hattı.

METRONOM:Bir müzik parçasının hangi hızla çalınması gerektiğini gösteren alet.

METROPOL:Büyükşehir,anakent.

METROPOLİS:İzmir’in Torbalı ilçesinde antik bir kent.

METROPOLİT:Ortodokslarda patrikten sonra gelen ve bir bölgenin din işlerinde başkanlık eden din adamı.

METRUK:Terk edilmiş,kullanılmayan.

METRUKAT: Ölen birinin bıraktığı şeyler.

METRUKE:Kocası tarafından bırakılmış veya boşanmış olan kadın.

MEVAD :Maddeler.

MEVAD: İşler,hususlar,kurallar.

MEVALİ: İslam ülkelerinde özgür bırakılmış kölelere verilen ad.

MEVALİ:Osmanlı devletinde görev yapan yüksek dereceli ilmiye mensuplarına verilen ad.

MEVAŞİ:Öküz,inek,koyun,keçi gibi süt ve et için veya yük ve binek için beslenen büyükbaş hayvanlar.(Kelimenin tekili,maşiye).

MEVAT:Cansız şeyler,sahipsiz,işlenmemiş toprak.

MEVC:Dalga.

MEVCUDAT:Varlıklar,yaratıklar.

MEVHİBE:Bağış,vergi,ihsan.

MEVHUM:Gerçekte var olmayıp var sanılan,var diye düşünülen,kuruntuya dayanan.

MEVİZE:Öğüt,nasihat. Vaaz.

MEVKUF :Tutuklanmış,tutuklu.

MEVKUTE:Belli zaman aralıkları ile çıkan yayın,süreli yayın,periyodik.

MEVLA :Tanrı, sahip, efendi, azat olmuş köle, terbiye eden.

MEVT : Ölüm.

MEVTA:Ölüler.

MEVUT: Vaat edilmiş,söz verilmiş.

MEVZU: Konu.

MEVZUAT: Uygulanması zorunlu olan hukuki ve idari usuller.

MEY:Doğu Anadolu’da kullanılan bir tür küçük zurna.

MEYA:Turfanda zamanı.

MEYAN :Orta, ara.

MEYANE: Çorba gibi yiyeceklere lezzet kazandırmak için un ,yağ ve su ile elde edilen karışım,çorba sosu.(Süt ile yapıldığında ise beşamel adını alır).

MEYDANCI:Hapishane koğuşlarında temizlik,çay,kantin alışverişi gibi işleri gören kimse.

MEYDANİ: Diyarbakır ve Gaziantep yöresinde dokunan,yarı ipekli bir kumaş türü.

MEYGEDE Meyhane.

MEYHANECİ OTU :Çoban düdüğü denilen keskin kokulu bir bitki.

MEYMENE: Orduda sağ kanat.

MEYMENET:Uğur,iyi nitelik,hayır,bereket.

MEYROKİ:Doğu Anadolu’ya özgü bir halk oyunu.(Bitlis).

MEYSERE: Orduda sol kanat.

MEYUS :Umutsuz, karamsar.

MEYVEHOŞ: Kuruyemiş.

MEZALİM:Zulümler,kıyımlar,haksızlıklar.

MEZAMİR: Eski dilde düdükler.

MEZAMİR: Makamla okunan Zebur surelerine verilen ad.

MEZARNA:Bir gemide,ambar ağızlarını yada güverte açıklarını çevreleyen,alçak ve düşey yapı öğesi.

MEZAT :Açık artırma ile satış.

MEZBAHA:Etleri yenen hayvanların kesildiği yer,çöplük.

MEZBELE:Çöp ve süprüntü dökülen yer,çöplük.

MEZE :Farsca’da tat, çeşni, tadılacak şey.

MEZEK: Alay,eğlenme.

MEZELLET :Alçalma,bayağılaşma.

MEZESTRE: Denizcilikte,herhangi bir cismi tam olarak yerine toka etmeyerek yarıda bırakma.

MEZGELDEK:Yurdumuzda da yaşayan bir tür yabani ördek.

MEZGİT:Avrupa ve Türkiye denizlerinde yaşayan,eti lezzetli bir balık,tavuk balığı.

MEZİT: İnegöl-Bozüyük karayolunda bir boğaz ve dere.

MEZKÜR: Anılan. Adı geçen,sözü geçen.

MEZODERM: Orta deri.

MEZOMER:Kimyada,bir tek formülle açıklanamayan bileşikler için kullanılan sözcük.

MEZON:Elektrondan ağır,protondan hafif bir atom cisimciği.Bir kuark ve bir karşı kuarktan oluşan temel parçacık.

MEZOPOTAMYA: Dicle ve Fırat ırmakları arasındaki tarihi bölge.

MEZRU: Ekili.

MEZUN :Yetkili.

MEZURA:Terzilikte ölçü almak için kullanılan,genellikle 1,5 m uzunluğunda şerit metre.

MEZZOSOPRANO: Soprano ile kontralto arasında kadın sesi ve sesi böyle olan sanatçı.

MG: Magnezyum elementinin simgesi.

MICIR: Kırma taş. Taş kırıntısı.

MIĞIRTEPE :Amanos dağlarının en yüksek tepesi.

MIH: Büyük çivi.

MIHALMİLER: Güneydoğu Anadolu’da,özellikle Mardin yöresinde yaşayan bir topluluk.

MIHLAMA: Değerli taşları maden üzerine yerleştirme sanatı.

MIHLAMA:Mısır unu,peynir ve tereyağıyla yapılan bir tür bulamaç. Soğanlı kıyma ya da pastırma üstüne yumurta kırılarak yapılan yemek. Yumurtalı soğan kavurması.

MIKLEB:Eski kitap ciltlerinde bir yanından alt kapağın dış kenarındaki sertaba bağlı,öbür yanı üçgen biçiminde olan parça.

MINTIKA :Bölge.

MIR:Halk dilinde bozulmuş turşuya verilen ad.

MIR:Halk dilinde değiş tokuş anlamında kullanılan sözcük.

MIRDANGA:Klasik Güney Hindistan müziğinde kullanılan iki yüzlü davul.

MIRIK:Cıvık çamur,bataklık,pislik.

MIRLAN: Süveyş Kanalının açılmasından sonra Akdeniz’e girerek güney kıyılarımıza yayılan bir balık.

MIRMIR: Lekeli mercan da denilen eti lezzetli bir balık.

MIRMIRIK: Tenekeden yapılan bir tür kepçe.

MIRRA: Güneydoğu Anadolu’ya özgü,gümgüm adlı cezvede kaynatılarak hazırlanan acı kahve.

MIRRA:Reçine sakızı.

MISIR:Buğdaygillerden,gövdesi kalın,yaprakları büyük,boyu yaklaşık 2 m olabilen,erkek çiçekleri tepede salkım durumunda,dişi çiçekleri yaprakla gövde arasında koçan biçiminde olan bir kültür bitkisi.

MISKAL:Her biri başka perdede bir sıra kamış boğumundan yapılmış düdük.Musikar.

MISKALA:Eskiden kullanılan ve metal parlatmaya yarar bir alet.

MITLAK:Eski dilde çok sık kadın boşayan erkek.

MIYMINTI: Her şeyi sorun eden huysuz,sorunlu kişi.Son derece yavaş iş gören.

MIZIKÇI: Oyunbozan.

MIZMIZ :Hiçbir şeyden memnun olmayan,çok nazlı.

MİA:Bağırsak.

MİBZER :Eker.

MİÇO (MUÇO):Gemilerde küçük yaşta tayfa yamağı. Gemici çırağı.

MİDAS:Bir çok efsaneye konu olmuş ünlü Frigya kralı.

MİDİLLİ: Birinci Dünya Savaşı başlarında Osmanlı donanmasına katılan ve Almanca adı Breslau olan kruvazör.

MİDİLLİ: Küçük boylu bir at cinsi.

MİFTAH:Eski dilde anahtar.

MİG:Bir savaş uçağı tipi.

MİGREN :Yarım baş ağrısı.

MİĞFER :Savaşlarda başa giyilen çelik zırh.

MİHALIÇ:Kelle peyniri de denilen İzmir ve Balıkesir yöresinde tam yağlı koyun sütünden üretilen peynir cinsi.

MİHANİKİ:Düşünmeden,yalnız kasların hareketiyle yapılan iş,hareket .Mekanik.

MİHBERE: Mürekkep hokkası.

MİHENGİR: Bir parça üzerine paralel çizgiler çizmek için kullanılan alet.

MİHENK: Altının ayarını anlamak için kullanılan taş,denek taşı.

MİHMAN:Konuk,misafir.

MİHMANDAR:Resmi konukları ağırlamak ve onlara kılavuzluk etmekle görevlendirilen kimse.

MİHNET:Sıkıntı,üzüntü.

MİHR :İslam hukukunda,kadının nikah ile kocasından hak ettiği mal.Şeriat gereği nikah sırasında kız ailesine ağırlık niteliğinde ödenen para.

MİHRACE:Hindistan’da racadan daha büyük hükümdarlara verilen unvan.

MİHRAK: Odak.

MİHRAP:Cami ve mescitlerde,namazgahlarda imamın cemaat önünde namaza durduğu ,kıble yönündeki duvarda bulunan ve imama ayrılmış olan oyuk veya girintili süslü bölüm.

MİHRİBAN:Seven,güler yüzlü,dost.

MİHRİMÜŞFİKHANIM:Bin dokuz yüz on dört’te İnas (Kız) Sanayii Nefise Mektebi’ni kuran ve okulun müdürlüğünü yapan, ilk kadın ressamımız.

MİHVER:Eksen.

MİK :Eski dilde çekirge.

MİKA: Yapraklar halinde ayrılabilen parlak bir mineral.

MİKADO :Japon imparatoruna verilen ad.

MİKADO:Küçük çubuklarla oynanan bir oyun.

MİKAP:Küp,kesme.

MİKAT:Mekke’ye giden yollarda hacıların ihrama girdikleri noktalar.

MİKELET: Artvin’in Şavşat ilçesinde bir kaplıca.

MİKERİNOS: Mısırdaki üç büyük piramitten biri.(Diğerleri:Keops ve Kefren).

MİKİ: Argo’da pornografik filme ya da dergiye verilen ad.

MİKİRLER:Hindistan’ın Assam eyaletinde yaşayan bir halk.

MİKİS TEODORAKİS: Giritli bir baba ile İzmir Urlalı bir annenin çocuğu olan ünlü Yunanlı besteci.

MİKOLOJİ :Mantar bilimi.

MİKOZ:Mantar asalaklarından oluşan hastalık. Patolojide mantar.

MİKROFOBİ: Mikroplardan korkma. Küçük şeylerden korkma.

MİKRON :Bir metrenin milyonda biri.

MİKRONEZYA:Pasifik adalarının etnik yapı ve coğrafya temelinde bölündüğü üç ada grubundan biri. Büyük Okyanus’ta,ekvator ile yengeç dönencesi arasında yer alan takımadaların tümü.

MİKSEFE: Otomobillerde kullanılan,içi elektrik enerjisiyle dolu aygıt.

MİKYAS : Ölçü,ölçek.

MİL :Selin getirdiği kumlu ve çamurlu toprak.Balçık.

MİL: Denizdeki uzunluk ölçüsü.(6080 feet:1852 metre)

MİL: İnce ve uzun metal çubuk.

MİL:Bir küre yada yuvarlağın üstünde döndüğü eksen.

MİL:Mısır’ın para birimi.

MİLAKA:Tahta kaşık

MİLANEZ:Özellikle ilik örmekte kullanılan ince ipek kordon.

MİLDİYU:En çok bağlarda görülen, asalak bir mantarın oluşturduğu bitki hastalığı.

MİLEL:Milletler,uluslar.

MİLENA : Franz Kafka’nın sevgilisi.

MİLET: Aydın’ın Söke ilçesinde ünlü bir antik kent.

MİLFÖY: Yaprak hamurundan yapılan bir pasta.

MİLİ:Bir ölçü biriminin önüne getirildiğinde bu birimi binle bölen önek.

MİLİBAR:Bir barın binde biri değerinde atmosfer basıncı ölçü birimi.

MİLLET: Ulus.

MİLO: Ünlü Venüs heykelinin bulunduğu Yunan adası.

MİLONGA: Tango benzeri ama ritmi daha fazla Arjantin halk dansı.

MİLORD: Arkada iki kişilik oturma yeri olan dört tekerlekli ve körüklü bir at arabası.

MİLPA:Orta Amerika’da ormandan açılmış arazide yapılan tarım.

MİM :Temeli taklide dayanan sözsüz oyun. Sadece jest ve mimikler kullanılarak gerçekleştirilen bir gösteri sanatı.

MİMESİS :Aristoteles’in şiir anlayışından alınan ve sanat yapıtını birtakım kurallara bağlı olmakla birlikte dünyanın bir taklidi olarak tanımlayan terim.

MİMİK: Duygu ve düşünceleri belirtecek biçimde yüzde beliren kımıldanışlar. Yüz,el ve kol hareketleriyle düşünceyi anlatma sanatı.

MİMODRAM:Sözsüz oyun biçiminde oynanan bir dram türü.

MİMOZA :Baklagillerden, sarı veya pembe, bazı türlerine beyaz veya menekşe renginde çiçekler açan,yaprakları akasya yaprağına benzeyen bir süs bitkisi.

MİN:Eski Mısır’da bereket ve hasat,üreme ve doğurganlık tanrısı.

MİNA: Mekke’nin kuzeyinde,şeytanın taşlandığı kutsal yer.

MİNA:Eski dilde cam,kristal.

MİNAKOP: Taş levreği.

MİNAM:Eski dilde çok bağışta bulunan.

MİNBER: Camilerde mihrapların sağına yerleştirilen,imam veya hatibin hutbe okuduğu merdivenli yüksek kürsü.

MİNCİ:Karadeniz yöresine özgü,yağı alınmış sütten elde edilen lor peyniri.

MİNDER: Oturmaya,yaslanmaya yarayan şilte.

MİNE: Cam hamuru ve çeşitli maden oksitleri ile maden üzerine renkli,yarı saydam cam kaplama (Emaye de denir).

MİNE: İnce ve parlak nakış.

MİNE: Saat kadranı.

MİNEOLA: Kırmızı kabuklu ve portakal büyüklüğünde bir mandalina türü.

MİNERAL:Normal sıcaklıkta doğada katı durumda bir takım maddelerle karışık veya birleşik olarak bulunan veya kimyasal yollarla elde edilen inorganik madde.

MİNERALOJİ:Maden bilimi.

MİNERVA: Roma mitolojisinde zeka ve bilgelik tanrıçası.

MİNESTRONE:Hamur yada pirinç ilavesiyle sebzelerden yapılan koyu bir İtalyan çorbası.

MİNHACİ:Ruhsati’nin oğlu olup kişisel acılarını dile getirdiği şiirleriyle tanınmış halk şairi.

MİNİMAL:Asgari,minimum.

MİNİMAL:Bin dokuz yüz altmış’larda New York’ta ortaya çıkan ve biçimindeki aşırı sadelikle ayırt edilen sanat akımına verilen ad.

MİNİSKÜL:Küçük harf.

MİNİVET: Asya’da yaşayan bir kuş.

MİNK:Sansargillerden,kürkü çok beğenilen bir memeli türü,vizon.

MİNKALE:İletki.

MİNKAR:Taş yontmaya yarayan alet,taşçı kalemi.

MİNNET: Yapılan bir iyiliğe karşı kendini borçlu sayma.

MİNNOŞ:Küçük ve sevimli kimselere söylenen seslenme sözü.

MİNORKA: Yumurta verimi yüksek bir tavuk ırkı.

MİNOS :Girit’in efsanevi kralı.

MİNOTA: Eskiden gemilerde kullanılan 30 dakikalık kum saati.

MİNÖR:Daha küçük,daha az.

MİNÖR:Mantıkta ve felsefede küçük önerme.

MİNSK:Beyaz Rusya’nın (Belarus’un) başkenti.

MİNTAN :Yakasız,uzun kollu erkek gömleği.

MİNVAL:Biçim,tarz,yol.

MİNYATÜR:Yazma kitaplarda bulunan,ince bir sanatla işlenen,küçük renkli resimlere verilen ad. Bir şeyin küçük ölçekte kopyası veya benzeri.Kağıt,parşömen,tahta üzerine renkli boyalarla küçük boyutlu resim yapma sanatı.

MİNYON:İnce,küçük,sevimli,çıtı pıtı.

MİNZİ: Doğu Karadeniz yöresine özgü yağı alınmış sütten elde edilen çökelek peyniri.

MİR:Başkomutan.

MİR:Bey,reis,başkan.

MİR:Rus köylü topluluğuna verilen ad. Rusya’da köy işlerini yöneten meclis.

MİRA: Arazi üzerinde seçilmiş bir işaret noktasının düşeyini (şakul doğrultusunu) göstermek,yön belirtmek için uzaktan gözlenen,geometrik biçimli tahta lata,taksimatlı cetvel.

MİRAÇ :Göğe çıkma. Hazreti Muhammed’in göklere yükselerek Allah katına çıkması.

MİRALAY :Eskiden albay.

MİRAT: Eski dilde ayna.

MİRATİ:Bektaşi inançlarını dile getiren şiirleriyle ve muammalarıyla (bilmece şeklinde düzenlenmiş şiir) tanınmış 19. yüzyıl halk şairi.

MİRCAN:Genellikle 31 Ağustos’ta meydana gelen bir fırtına.

MİRE:İnce,parlak nakış.

MİREN: Küçük testi.

MİRİ :Devlet malı, beylik. Devlet hazinesi.

MİRİLU:Osmanlı devletinde uzun süren savaşlarda,gerektiğinde düzenli ordunun yanında hizmete alınan paralı asker.

MİRİMÇELEBİ: Ünlü Osmanlı matematik ve astronomi bilgini.(16. Asırda yaşamış).

MİRİMİRAN:Osmanlı devletinde 1843’ten sonra askeri ferik rütbesine karşılık olarak sivil yöneticilere verilen unvan. Osmanlı devletinde beylerbeyi,eyalet valisi anlamında kullanılan unvan.

MİRİVAN:İncir yada kayısı ve cevizle yapılan bir tür tatlı,kurabiye.

MİRKET: Firavun faresi,kuyruksüren gibi adlar da verilen ve Afrika’da gruplar halinde yaşayan memeli bir hayvan.

MİRLİVA:Eski dilde tuğgeneral.

MİRMEKOLOJİ:Karıncaları inceleyen bilim dalı.

MİRON :İstanbul’da şarap, zeytinyağı ve çeşitli esanslarla hazırlanarak dünyadaki bütün Hıristiyan Ortodoks kiliselerine gönderilen kutsal yağ.

MİRSAD: Gözlem yapılan yer.

MİRSAD: İstanbul’da 1891 de yayımlanan haftalık dergi.

MİRSAT:Eski dilde gemi demiri.

MİRYOKEFALON:Anadolu Selçukluları ile Bizanslılar arasında 1176 yılında yapılan ve Türklerin Anadolu’ya yerleşmelerini kesinleştiren savaş.

MİRZA:Kimi Türk topluluklarında ve İran’da kullanılan bir soyluluk sanı.

MİSAK: Antlaşma,sözleşme.

MİSAL: Örnek.

MİSEL:Özütleme sırasında bir çözücü içinde elde edilen yağ çözeltisi.

MİSİKA:Hindi.

MİSİS :Adana ilinde ünlü bir höyük.

MİSİSTİRA: Ucu sivri demirli kısa övendire.

MİSK: Asya,Afrika ve Avrupa’nın sıcak ülkelerinde yaşayan,uzun burunlu,ince uzun vücutlu,kediye benzer bir hayvan.

MİSK: Bir keçi türü.

MİSK:Asya’nın yüksek dağlarında yaşayan bir tür erkek ceylanın karın derisi altındaki bir bezden çıkarılan güzel kokulu madde.Güzel koku.

MİSKAL :Bir buçuk dirhem değerinde eski bir ağırlık ölçüsü birimi.

MİSKET :Ankara yöresine özgü bir halk oyunu.

MİSKET: İzmir yöresine özgü bir üzüm cinsi.

MİSKİN:Cüzam hastalığına tutulmuş olan kimse.

MİSKİNLERTEKKESİ:Eskiden cüzamlı hastaların konulduğu yere verilen ad.

MİSKİTOLAR: Orta Amerika’da yaşayan yerli, bir halk.

MİSMAR: Çivi,mıh.

MİSO: Japon mutfağına özgü,soya ezmesiyle yapılan bir çorba.

MİSOJİNİZM:Kadın düşmanlığı.

MİSSA :Şarkılı kilise duası için bestelenmiş müzik parçası.Katolik kilisesinde İsa’nın çarmıha gerilerek kurban edilmesini “son yemek’”in ekmeği ve şarabıyla anmayı amaçlayan temel dinsel tören.Ayin müziği.

MİSTİSİZM :Allah’a ve gerçeğe sezgi,gönül ve duygu yoluyla ulaşılabileceğine inanan din ve felsefe doktrini,gizemcilik.

MİSTRA:Hattatların kullandığı bir alet.

MİSTRAL: Yelkenli bir yarış teknesi.

MİSVAK : Kuzey Afrika,İran ve Hindistan’da yetişen dikensiz küçük bir ağaç. Müslümanlarca diş temizliğinde kullanılması sünnet olan bu ağacın dalı ucu dövülüp fırça durumuna getirilir ve diş temizliğinde kullanılırdı.

MİSYON:Bir kimse veya bir kurula verilen özel görev.

MİSYONER:Bir dini,özellikle Hıristiyanlığı yaymaya çalışan gönüllü.

MİŞERLER: Rusya’nın Orta ve Doğu Asya kesimlerinde yaşayan bir Türk boyu.

MİŞKO: Kars’ın Arpaçay ilçesinde bir göl.

MİŞMİŞ :Halk dilinde kayısı ve zerdaliye verilen ad.

MİŞMİŞİYE:Kayısı ve kuzu etiyle yapılan bir tür yahni.

MİŞNA: Tevrat sonrası dönemde sözlü Yahudi yasalarını bir araya getiren en eski ve bağlayıcı derleme.

MİT:Tarih öncesine dayanan efsane.

MİTA:Güney Amerika’da kanun yararına işler için Kızılderililerin tabi tutuldukları zorunlu çalışma,yerli halkın zorla çalıştırılması.

MİTANNİ:Mezopotamya’nın kuzey kesiminde MÖ 1500 yıllarında hüküm süren krallık.

MİTİL :Kapsız yorgan. Yorgan kılıfı.

MİTİN Eski dilde taşları parçalamakta kullanılan büyük çekiç.

MİTİNG: Toplantı.

MİTOMAN:Yalan söyleme hastası.

MİTOMANİ: Yalanlar ve hikayeler uydurmaya yol açan yapısal eğilim ,yalan söyleme hastalığı.

MİTOS :Tanrı,tanrıça,evrenin doğuşu ile ilgili düşsel,alegorik anlatımı olan halk öyküsü.

MİTOZ :Hücre bölünmesi yoluyla gerçekleşen hücre çoğalması. Karyokinez.

MİTRA:Papa,piskoposlar ve bazı din adamlarının giydiği tören başlığı.

MİTRAL:Kalpte sol kulakçık ile sol karıncık arasını kapayan kapak.

MİTRALYÖZ:Makineli tüfek.

MİVEL: Taşları kırmakta kullanılan sivri kazma.

MİYALJİ:Kas ağrısı.

MİYAN (MEYAN) :Bel, orta, ara, aralık.

MİYAR :Değerli madenlerde yasanın istediği ağırlık,saflık ve değer derecesi ölçüsü. Ayıraç. Ölçüt.

MİYASE:Yarısı değerli taşlarla süslü olan bir tür saç.

MİYOKART:Kalp kası.

MİYOKARTİNFARKTÜSÜ: Kalp krizi.

MİYOM :Kas yapılı ur.Kas dokularında görülen tümör.

MİYOSEN :Jeolojide,üçüncü çağın memeliler ve maymunların gelişmiş olduğu dönemi.

MİYOSTENİ:Özellikle kafatası sinirlerinin denetlediği kas gruplarında çabuk yorulma ve zayıflık,halsizlik gibi belirtilerle ortaya çıkan kronik hastalık.

MİYOTOMİ:Bir kasın tümünü veya bir parçasını kesme ameliyatı.

MİZA :Kumarda ortaya sürülen para.

MİZA :Halk dilinde erkek eşeğe verilen ad.

MİZAN :Terazi.

MİZANA:Üç yada daha çok direği bulunan yelkenli gemilerde arka direk.

MİZANPAJ:Gazete,dergi gibi yayınlarda sayfa düzeni.

MİZANPLİ :Kadın saç tuvaleti.

MİZANSEN:Bir şeyi,bir durumu olduğundan farklı göstermek amacıyla hazırlanan düzen.

MİZANSEN:Yönetmenin bir oyunu sahneye koyma çalışmalarının tümü.

MİZBER:Kamış kalem.

MİZİK: Sivrisinek.

MİZİTRA:Lor peynirine verilen bir başka ad.

MİZMAR: Türk müziğinde kullanılmış bir tür dilli kaval.

MİZOFOBİ: Kirlenme veya hastalık kapmaktan,pislikten aşırı derecede korkma.

MK: Makedonya’nın plaka imi.

ML: Marksist-Leninist anlamında kullanılan kısaltma.

MLAHSO: Diyarbakır’ın Lice ilçesinde konuşulmuş ve unutulmuş bir Süryani lehçesi.

MN :Manganezin simgesi.

MNE: Karadağ’ın plaka imi.

MNEMOFOBİ:Anılardan korkma.

MNEMOSİN: Sıcak bölge ormanlarında yetişen bir tür sarmaşık.

MNEMOSİN:Yunan mitolojisinde bellek tanrıçası.

MNEMOTEKNİ:Bir takım alıştırma ve çağrışımlardan yararlanarak belleği geliştirme yöntemi.

MO : Molibdenin simgesi.

MOA :Yeni Zelanda’da yaşadığı bilinen soyu tükenmiş bir kuş.

MOABİ: Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta kullanılan bir ağaç.

MOABİLER: Eskiden Ortadoğu’da yaşamış Bat Sami halkı.

MOAİ: Paskalya adasındaki devasa heykellere verilen ad.

MOAİ:Büyük Okyanus’ta yer alan Paskalya Adası’ndaki taştan yapılmış devasa insan heykellerine verilen ad.

MOBBİNG: Bir işyerinde bir kişinin,diğer çalışanlar tarafından taciz edilmesi. Toplu, sürü halinde hareket.

MOBESE: Güvenlik amacıyla çeşitli yerlere yerleştirilen kameralar için kullanılan sözcük.

MOBİL:Birbirine ekli parçalardan oluşan ve kendi kendine hareket eden soyut heykel.Gezgin.

MOBİLET: Küçük motosiklet.

MOBİLİZASYON:Bir organı normal yada patolojik bağlantılardan kurtarma manevrası.

MOBO:Genellikle polyester yada fiberglastan yapılan gazete satış kabini.

MOBOKRASİ: Kuru kalabalığın ya da çetelerin iktidar olduğu yönetim biçimi.

MOBSON: Truva savaşına katılan,zamanın ünlü kahinlerinden Kalkhas’ı sorularla yenen ve onun üzüntüden ölmesine neden olan ünlü kahin.

MOÇU: Kısa boylu ve şişman kimse.

MOD:İstatistikte bir grup veri içinde en sık görülen değere verilen ad.

MODA: Toplum yaşamına giren geçici yenilik.

MODANATURA: Bir inşaatta,yapısal öğelerin estetik değerini belirtmek için, bu öğeleri bezemeli olarak işleme.

MODEL: Benzer,örnek.

MODELAJ:Kil,balmumu gibi kolayca biçimlendirilebilen maddeleri yapılacak heykellere model hazırlamak üzere hacimli olarak biçimlendirme,taslak yapma.

MODEM: Bilgisayarların birbirleriyle konuşmasını sağlayan cihaz.

MODERATO:İcranın ılımlı,orta hızda bir tempoda olması gerektiğini belirten müzik terimi.

MODERATOR: Bir toplantıyı düzenleyen ve yöneten kişi.

MODERATOR:İnternette grup üyelerine gelen mesajları üyelere dağıtmadan önce süzerek ayıklayan mesaj yöneticisi.

MODİFİKASYON:Kalıtımla ilgili olmayan değişiklik.

MODİFİYE: Değiştirilmiş,değişikliğe uğratılmış.

MODİSTRA:Kadın terzisi.

MODLAJ:Biçimlendirme eylemi.

MODÜLASYON:Bir dalganın genlik,evre ve sıklığının bir yasaya göre zaman içinde farklılaşması.

MOFET:Genç yanardağların çevresinde,karbondioksit ve metan gazı ile çeşitli hidrokarbon gazları sızdıran yarık veya delik.

MOGAN:Ankara yakınlarında küçük bir göl.

MOHER:Tiftik keçisi kılından yapılan örgü yünü. Tiftik keçisinin ince,yumuşak,parlak yünü,bu yünden dokunmuş olan..

MOJİTO:Küba’ya özgü,romla yapılan ünlü bir kokteyl.

MOKA:Çok kokulu bir tür kahve.

MOKAMEYA: Altın,gümüş,kalay ve bakır karışımından oluşan karma metal.

MOKASEN :Bağsız ve kısa ökçeli ayakkabı.Kuzey Amerika Kızılderililerinin giydiği deriden yapılmış,tek parça ayakkabı.(Yaygın olarak makosen diye yanlış söylenir).

MOKET: Döşemelik kumaş olarak kullanılan bir tür yünlü kadife.

MOKİSSOS:Kırşehir’in antik dönemlerdeki adı.

MOKSHA: Hint dininde,dünyevi var oluştan ve ruh göçünün bağlarından kurtulmayı içeren nihai tinsel amaç.

MOL:Madde miktar birimi.Molekülgrama ya da belli Avogadro sayısı kadar moleküle verilen ad.

MOLAS :Karbonatlı kum taşı.

MOLEKÜL:Element veya bileşikleri oluşturan ve onların özgül niteliklerini gösteren en küçük birim,madde.Elektromanyetik kuvvetlerle bir arada duran atom topluluğu.

MOLESKİN:Pamuk yada selülozik elyaftan yapılmış ipliklerle,genellikle dimi yada saten örgü ile dokunmuş sık ve çok sağlam bir kumaş

MOLİSMOLOJİ:Çevre kirliliğinin yol açtığı sorunları inceleyen bilim dalı.

MOLLA:Eskiden medrese öğrencilerine verilen ad.

MOLOHİYA: Kıbrıs’a özgü,ıspanağa benzer bir sebze yemeği.

MOLOPO: Kuzey Afrika’da bir ırmak.

MOLOZ:Toprak ve kireçle karışık kırıntılar,yapı döküntüsü.

MOLU: Güğümleri parlatmak için kullanılan araç.

MOLVA:Eti lezzetli bir balık.

MOMENT:Bir kuvvetin,uygulandığı kütleyi bir eksen etrafında döndürme eğilimi.

MOMENTUM :Bir cismin hareketinin ölçülmesinde temel alınan nicelik.Bir cismin kütlesi ile hızının çarpımı.Bir cismi durdurmak için ne kadar güç gerektiğinin ölçütüdür.

MOMOYER:Trabzon yöresine özgü,genellikle yılbaşı günü doğaçlama oynanan köy seyirlik oyunlarının adı.

MON: Güneydoğu Asya’da yaşayan bir halk.

MONAD:Leibniz’in felsefesinde sonul gerçekliği kapsayan bölünemeyecek ölçüde küçük birimler.

MONARŞİ:Siyasi otoritenin genellikle miras yolu ile bir kişinin üzerinde toplandığı devlet düzeni veya rejim,tek erklik.

MONAT:Eski Yunan felsefesinde bölünmez birlik.

MONCUK:Atların boynuna takılan muska,değerli taş,hayvan tırnağı gibi şeylere eski Türklerde verilen ad.

MONDEN:Yüksek sosyete yaşamını seven.

MONET:İzlenimcilik akımının öncüsü olan ünlü Fransız ressamı.

MONETARİZM:Önde gelen temsilcisi ABD’li İktisatçı Milton Friedman olan ve para arzının ekonomideki etkinlik düzeyini belirlediğini savunan iktisat okulu.

MONGOL:Down sendromlu. Zihinsel özürlü.

MONİTÖR:Her türlü çalışmalarda,özellikle sporda yetiştirici.

MONİTÖR:Işınım yeğinlik düzeyini algılayıp ölçen aygıt.Bilgisayar ekranı.

MONİZM:Tekçilik.Gerçekliğin temeli olarak yalnızca tek bir ilkeyi benimseyen dünya görüşü.

MONOFİZİT:Hıristiyanlıkta,Hazreti İsa’nın tek bir doğası bulunduğunu savunanlara yada savunmakla suçlananlara verilen ad.

MONOFOBİ: Yalnız kalmaktan duyulan korku.

MONOGAM: Tek eşli.

MONOGAMİ:Tek eşlilik.

MONOGATARİ:Japon edebiyatında,genellikle düz yazı olarak yazılan,bazen de manzum bölümleri olan roman biçimindeki anlatı türü.

MONOGRAM:Önceleri tek harften,sonraları iç içe geçmiş iki yada daha çok sayıda harften oluşan arma yada marka.Bir ismin baş harflerinden oluşan marka.

MONOKL : Tek gözde kaş ile yanak arasına sıkıştırılan,çerçevesiz ve tek camlı gözlük.

MONOTEİZM:Tek tanrıcılık.

MONSENYÖR:Yüksek aşamalı din adamlarına verilen ad.

MONT:Kumaş veya deriden yapılan,genellikle belden kemerli,üstünde cepleri bulunan ,gömlek veya hırka üzerine giyilen kısa,hafif giysi.Kalçaların üst kısmına oturan spor ceket.

MONTAFON:Süt verimi yüksek bir sığır ırkı.

MONTAJ :Parçaları takıp birleştirme işi,kurgu.Bir filmin değişik süre ve yerlerde çekilen bölümlerini,bir anlam ve uyum bütünlüğü sağlayarak birleştirme.

MONTEVİDEO :Uruguay’ın başkenti.

MONTÜR: Çeşitli takılarda taşın yerleştirildiği çerçeve. Bir takının asıl süslemeye takılan mücevher,madalyon vs bölümü.

MOON :ABD’de oldukça yaygın olan ve “Birleşme Kilisesi” adıyla tanınan tarikatın kurucusu olan Koreli din adamı.

MOPED:Pedallı küçük motosiklet.

MOPSON:Aspendos ve Perge şehirlerini kuran ünlü kahin.

MOR: Süryanilerde azizlere verilen san.

MOR:İnci Aral’ın bir romanı.

MORA: Halk dilinde ,Karadeniz’de böğürtlene verilen ad.

MORAL:Bir inanın ruhsal gücü.

MORALİZM .:Ahlakı araç değil amaç sayan doktrin,ahlakçılık doktrini.

MORATORYUM: Çok bunalımlı dönemlerde bir ülkede,bölgede bir bölüm ya da tüm borçlardaki ödeme zorunluluğunun geri bırakılması. Bir ülkede olağanüstü dönemlerde devletin ödeme süresi gelmiş borçlarını yasayla ertelemesi.

MORAVYA:Çek Cumhuriyetinde tarihi bir bölge.

MOREN :Buzulların taşıyıp biriktirdikleri taşlar.Buzultaşı.

MORFOLOJİ: Sözcüklerin yapısını,türeme yollarını ve çekim biçimlerini inceleyen dilbilgisi dalı.

MORFOLOJİ:Organizmaların biçim ve yapısını inceleyen bilim dalı, biçim bilgisi.

MORGABRİEL:Mardin’in Midyat ilçesinde “Deyr-Ül-Umur” da denilen ünlü Süryani manastırı.

MORİLE:Ahşap bir teknede açılan delikleri geçici olarak tıkamada kullanılan,koni biçiminde ağaç,takoz.

MORİNA:Mezgitgillerden,kuzey denizlerinde yaşayan,eti yenen,karaciğerinden balık yağı çıkarılan bir balık.

MORMENİ: Böğürtlen.

MORMON:Peygamberlik iddiasındaki Joseph Smith tarafından 1930’da kurulan, ABD’de yaygın olan ve birden çok kadınla evlenmeyi kabul eden din.

MORMONLAR: ABD’de 1830’da Joseph Smith Jr’ın Ahir Zaman Azizleri İsa Mesih Kilisesi adıyla kurduğu yeni dinin üyelerine verilen ad.

MOROLAR:Filipinler’de yaşayan Müslüman bir halk.

MORON: Zeka geriliğinin ileri şekli.

MORÖTESİ:Gözle görülmeyen,yapay olarak elde edilip tıpta kullanılan bir ışınım, ultraviyole.Çok sıcak cisimler tarafından yayılan ve güneş yanıklarına yol açan görünmez bir ışık türü.

MORS:Kuzey Atlantik’te yaşayan,4 m uzunluğunda,derisi,dişi ve yağı için avlanan bir deniz memelisi.

MORS:Nokta ve çizgilerden oluşan bir alfabe kullanan telgraf sistemi. Telgraf alfabesi.

MORSELİZM: Küçük mülkiyetin geliştirilmesini konu alan toplumsal öğreti.

MORTADELLA: Bir tür İtalyan sucuğu ve böreği.

MORTGAGE:Kira öder gibi ev sahibi olmanın yollarını açan sistem.

MORTOCU: Hıristiyanlarda cenaze taşımak için tutulan kimse.

MORULA:Yumurta hücresinin embriyon oluşurken gelişerek aldığı ilk biçim,blastula.

MOSKOF:Halk dilinde Rus.

MOSSAD: İsrail Gizli Servisinin kısa yazılışı.

MOSTRA: Örnek,göstermelik,model.

MOŞAV:İsrail’de bir tür kooperatif tarım köylerine verilen ad.

MOTAMOT:Kelimesi kelimesine,hiç değiştirmeden,aynen.

MOTEL:Küçük otel.

MOTET:On üçüncü yüzyıl başlarında ortaya çıkmış çok sesli vokal beste üslubu.

MOTİF:Bir eserde sıkça tekrarlanan süsleyici öğe.

MOTİVASYON :Güdülenme.

MOTMOT: Orta ve Güney Amerika’nın ormanlık bölgelerinde yaşayan bir kuş.

MOTOKROS:Açık ve engebeli bir arazide yapılan motosiklet yarışı.

MOTOPOMP:Motorlu tulumba

MOTOR: Herhangi bir enerjiyi devinime çeviren aygıt.

MOTOTREN:Bir termik motorla çalışan,yolcu taşıyan demiryolu taşıtı.

MOTRİS:Birkaç arabalı bir katarda elektrik motoru veya patlamalı motorla çalışan ve katardaki arabaları çeken taşıt.

MOTTO: Özlü ve iğneleyici söz.

MOTTO: Yerin kabuk ile manto arasındaki sınırı.

MOYAMOYA: En çok Japonya’da görülen ve beyin damarlarının tıkanmasına neden olan bir hastalık.Japoncada sigara dumanı anlamına gelir.

MOZAİK: Türlü renklerde küçük taş,cam,çömlek parçalarının yan yana getirilmesiyle yapılan duvar,döşeme,tavan kaplaması şeklinde resim ve bezeme işi.(Tasvir şeklinde veya geometrik düzende olabilir).

MOZAİK:Tatlı bisküvi parçalarıyla yapılan kakaolu bir pasta.

MOZAK: Domuz yavrusu.

MOZİ: Doğu Karadeniz yöresinde oğul balına verilen ad.

MOZOLE :Anıtmezar. Anıtkabir.

MOZUK:İkinci kez evlenen kadının ilk kocasından olan çocukları.

MOZZARELLA:İtalya’da manda sütünden üretilen, tadı hafif, dokusu pürüzsüz peynir türüne verilen ad.

MÖNÜ :Yemek listesi.

MP3:Bilgisayarda internet üzerinde müzik dağıtımı için kullanılan bir ses kodlama ve sıkıştırma yöntemi.

MR :Manyetik rezonansın kısaltması.

MREN:Kars’ın Digor ilçesinde 7. yüzyıldan kalma bir katedral.

MRİDANGAM: Silindir biçimindeki ahşap gövdesinin her iki yüzüne de deri gerilen klasik Hint davulu.

MS: Beyinin ve omuriliğin bir hastalığı.(Kısaca).

MŞATTA:Ürdün’de, 8. yüzyıldan kalma Amman’ın 22 km kadar güneyindeki ünlü Emevi sarayı.

MŞE:Ünlü öykücümüz Memduh Şevket Esendal’ın kimi öykülerinde kullandığı kısa adı.

MT:Megatonun kısaltması.

MTS: Uzunluk,kütle,zaman birimler sisteminin kısa yazılışı.

MU :Eski dilde kıl,tüy.

MU: Yaklaşık 12.000 yıl önce 64 milyon insanla sulara gömülerek yok olduğuna inanılan,insanlığın ve uygarlığın anayurdu sayılan kıta.

MUACCEL:Peşin,hemen ödenmesi gereken. Acele.

MUACCELE:İltizama verilen vergilerde, mültezim tarafından peşin olarak ödenen tutar.

MUACCELİYET: İvedilikle.

MUADDEL: Değişik.

MUADELET:Eşitlik,denklik.

MUADİL :Denk. Eş değerli.

MUAF: Bağışık.Ayrı tutulmuş,ayrıcalık tanınmış.

MUAHEDE :Antlaşma.

MUAHEZE: Kınama.Küçük düşürme.

MUALLA :Yüksek,yüce.

MUALLAK:Sonuca bağlanmamış,sürüncemede kalmış,asılı,bağlı.

MUAMELE: İşlem,davranış.

MUAMMA:Anlaşılmayan,bilinmeyen şey.

MUAMMA:Halk edebiyatında manzum bilmece.

MUAMMER:Yaşamış.Yaşayan,hayatta olan.

MUAR: Ödünç verilmiş şey.

MUARAZA: İhtilaf.

MUARE:Dalgalı parıltılar verilmiş olan bir tür kumaş.

MUARIZ :Karşı koyan , karşı çıkan.

MUASIR:Çağdaş.

MUAŞŞER:Divan şiirinde onar dizelik bentlerden kurulan nazım biçimi.

MUATTAR:Itırlı,güzel kokulu.

MUAVAZA: Değiş tokuş,trampa.

MUAVENET :Yardım etme.

MUAVENET: Bir Nato tatbikatı sırasında,1922’de, ABD gemisi Saratoga tarafından bombalanan ve 5 mürettebatı ölen Türk muhribi.

MUAYENE: Gözden geçirme.

MUAYYEN: Belirli.

MUAZZEZ:Sayılan,saygı duyulan,aziz.

MUBAH:Dince yapılmasında sakınca olmayan,yapılması günah veya sevap olmayan.

MUCİP: Uygunluk.Olur verme.Gerek. Gerektiren,önerici.

MUCİR:Kiraya veren.

MUCUK :Bir çeşit küçük sinek.

MUÇİK: Saban demirini temizlemeye ve çamurunu düşürmeye yarayan ucu keskin demir değnek.

MUD: Osmanlı devleti zamanında kullanılmış bir tahıl ölçeği.

MUDEJARLAR: İber Yarımadası’nın Hıristiyanlarca yeniden ele geçirilmesinden (11. Ve 15. Yüzyıllar) sonra İspanya’da kalan Müslümanlara verilen ad.

MUDHİKE:Komedi.

MUDİ: Bankada hesap açan,emanet bırakan. Bankaya para yatıran kimse.

MUEZZA: Hazreti Muhammed’in kedisinin adı.

MUFLA: Cisimleri,aleve değdirmeden ateşin etkisine uğratmak için kullanılan büyük toprak kap.

MUFLON: Bu isimle anılan bir cins koyunun postuna benzeyecek surette dokunan havlı kumaşlar.

MUFLON: Pardösülerin içine iliklenerek geçirilen bir çeşit çok kalın,eğreti astar.

MUG:Eski dilde ateşe tapan,ateşperest.

MUGAN :Ateşe tapanlar, Zerdüşt dinine bağlı olanlar.

MUGANNİ:Şarkı söyleyen kimse,şarkıcı.

MUGAYİR:Aykırı,uymaz.

MUGNİ:Eski Türk çalgılarından biri.

MUĞBER:Gücenmiş,dargın,küskün.

MUĞLAK :Anlaşılmaz,karışık.

MUHACERET:Göç,göçme.

MUHACİM:Forvet hattında oynayan futbolculara eskiden verilen ad.

MUHACİR :Göçmen.

MUHADDİS:Hadis bilgini.

MUHAFAZAKAR: Tutucu.

MUHAL :İmkansız.

MUHALLEBİ: Süt,şeker ve pirinç unuyla yapılan bir tatlı.

MUHAMİ : Koruyan,müdafaa eden.

MUHAMİ: Eskiden avukat anlamında kullanılan sözcük.

MUHAMMARA :Biber salçası,kızarmış ekmek,dövülmüş ceviz,tahin ve nar ekşisiyle hazırlanan bir tür meze.(Antalya yöresi).

MUHAMMEN:Önceden tahmin edilen,oranlanan.

MUHAMMES: Türk müziğinde bir usul.

MUHAMMES:Beş parçası olan,beşli.

MUHAMMET UZUNER: Kalbim Seni Seçti,Koyu Kırmızı,Öyle Bir Geçer Zamanki dizilerinde ve Bir Zamanlar Anadoluda filminde rol almış tiyatro ve sinema oyuncusu.

MUHARREF:Asıl niteliği değiştirilmiş,bozulmuş,tahrif edilmiş olan.

MUHARREM:Kamer takviminin birinci ayı,aşure ayı.

MUHARRER :Yazılmış,yazılı.

MUHASARA:Kuşatma,sarma,çevirme.

MUHASEBE:Hesaplaşma,karşılıklı hesap görme.

MUHASSAL:Osmanlı maliye örgütünde vergi toplamakla yükümlü kamu görevlisi.

MUHASSALA:Bileşke.

MUHAŞERLAŞ:Süryani mutfağına özgü kırılmış nohut ve patlıcanla yapılan bir yemek.

MUHATARA: Zarar,ziyan korkusu. Korku verici durum.

MUHAVERE: İki kişi arasında karşılıklı olarak yapılan konuşma.

MUHAYYER: Seçmeli.Beğenmece. Seçmeye,beğenmeye bağlı olan.

MUHAYYER: Türk müziğinde bir makam adı.

MUHAYYERBUSELİK:Türk müziğinde bir makam.

MUHAYYERKÜRDİ : Türk müziğinde bir makam.

MUHAYYERSÜMBÜLE: Türk müziğinde bir makam adı.

MUHAYYİLE :Hayal gücü,imgelem. Düş gücü.

MUHAZARAT: Arap edebiyatında her türlü pratik ve yararlı bilgiyi içeren eğlenceli ve didaktik yapıtların genel adı.

MUHBİR: Haberci.

MUHİBBEDARGA:Ön Asya dilleri ve kültürleri konusundaki çalışmalarıyla tanınmış,1921 yılında doğmuş kadın arkeologumuz.

MUHİBBİ:Kanuni Sultan Süleyman’ın şiirlerinde kullandığı mahlas.

MUHİK:Haklı,doğru.

MUHİP:Seven,sevgi besleyen,dost.

MUHKEM:Sağlam.

MUHLİS:Dostluğunda ve inançlarında içten olan.

MUHRİM: İhram giyinmiş olan hacı.

MUHRİP:Torpido,top ve denizaltılara karşı kullanılmak üzere silahlarla donatılmış,küçük,hızlı giden bir savaş gemisi türü,destroyer.

MUHSİN:İyilik eden,bağış yapan.

MUHTARİYET:Özerklik.

MUHTASAR:Kısaltılmış olan,kısa,özet.

MUHTEKİR:Vurguncu,spekülatör.

MUHTELİT:Karma, karışık.

MUHTEMEL:Olası, olabilir.

MUHTEREM :Saygıdeğer,saygın,sayın.

MUHTERİS:Hırslı.

MUHTERİZ:Çekingen.

MUHTEVA: İçerik.

MUİN: Yardımcı,yardım eden.

MUİNAR: Latife Tekin’in bir romanı.

MUİT:Eskiden okullarda çocukları çalıştırmakla görevli kimse.

MUJİK : Rus köylüsü.

MUJONSO:Daha çok Tanzanya’da yetişen ve acı yaprak da denilen,şifalı bir bitki.

MUK : Karınca.

MUKAAR:İç bükey,konkav,obruk.

MUKABELE:Camilerde kuran okunurken , hafızların da karşılıklı olarak ezbere kuran okumaları.

MUKADDEM: Önceki.

MUKADDERAT: Alın yazısı,kader,yazgı.

MUKADDES:Kutsal.

MUKADDESAT:Kutsal sayılan inanç ve davranışlar.

MUKADDİME:Bir olayın başlangıcı.

MUKALLİT:Taklitçi.

MUKAR: İkrar olunmuş,onaylanmış.

MUKARNAS:Bir yüzeyden dışarıya taşan başka bir yüzeye geçmek ve ona destek görevi yapmak için birbiri üzerine oturan taş ya da tuğladan yapılmış bindirmelik. Merdiven biçiminde çıkıntıları olan kubbe.

MUKARRER:Kararlaşmış,kararlaştırılmış.

MUKASSİ:Eski dilde sıkıntı verici. Sıkıntılı,bunaltıcı.

MUKASSİM:Taksim eden,bölüştüren,ayıran, ikilem..

MUKATAA:Geliri merkeze ait arpalık.

MUKATELE:Birbirini öldürme,savaş,vuruşma.

MUKAVVES:Kavisli,eğri,eğmeçli.

MUKAYYET:Bağlı olan,bağlanmış.

MUKBİL:Mutlu,bahtiyar.

MUKİM: Bir yerde oturan.

MUKNİ :İnandıran, ikna eden.

MUKOZA:Üzerinde çok sayıda ince memecik ve salgı bezi delikleri bulunan,iç organları kaplayan koruyucu doku,sümükdoku.

MUKRİZ: Borç veren.

MUKTEDİR:Bir şeyi yapmaya.başarmaya gücü yeten,iktidarlı.

MUKTERİZ:Ödünç para alan.

MUKTESİT:Tutumlu.

MUKTEZA (MUKTEZİ) : Gerekli olan,gereken.Bir konuyu ve o konudaki görüşü zamana,bulunulan yere,duruma uygun biçimde dile getirme.

MULAJ :Alçı,balmumu gibi maddelerden bir şeyin kalıbını çıkartmak için yapılan işlemlerin bütünü.

MULAJ: Terzilerin patron çıkarmak için kullandıkları bir tür saydam kağıt.

MULATTO:Haiti’de,bir Avrupalı ile bir siyahın birleşmesinden doğan melez kimseye verilen ad.

MULAVARA: Halk dilinde saklambaç oyununa verilen ad.

MULETA :Boğaya tutulan kırmızı şal (Matadorların boğayı yormak ve hırslandırmak için kullandıkları kırmızı renkli kumaş parçası).

MULETA: Portekiz’e özgü bir tür balıkçı teknesi.

MULTİVİZYON: Çok sayıda ekran üstünde aynı anda ya da art arda yapılan görsel-işitsel gösterim.

MULUKHİYYA: Pirinçle ya da kuzu ve tavşan gibi etlerle servis edilen sulu ebegümeci yemeği.

MUM: Işık şiddeti birimi.

MUNÇAK: Güneydoğu Asya ormanlarında yaşayan küçük yapılı bir geyik cinsi.

MUNDAR (MURDAR): Pis,usulünce kesilmeden öldürülen hayvanın eti.

MUNEN:Kuzey mitolojisinde Odin’in omzuna konan iki kargadan biri.

MUNİ (MUNU): Gaziantep yöresine özgü,pirinç ve pekmezle yapılan çorba biçiminde tatlı.

MUNİA: Japon serçesi de denilen ötücü bir kuş.

MUNİS:Cana yakın, uysal,sevimli.

MUNTAZAMAN: Düzenli olarak.

MUNTAZIR: Bekleyen,gözleyen.

MUNZAM:Katılmış,ulanmış,eklenmiş.

MUNZUR: Baş belası,dert.

MUR :Eski dilde karınca.

MURABAHA :Tefecilik. Bir malı çok fazla karla satma.

MURABBA: Eskiden kareye verilen ad.

MURABBA:Divan edebiyatında dört dizeli bentlerden oluşan şiir türü ,dörtlü.

MURABBA:Kaynatılıp kıvama geldikten sonra dondurulan meyve suyu tatlısı.

MURABUT ( MARABUT) :Kuzey Afrika’da şeyhlere ve dervişlere verilen ad.

MURABUT:Leyleğe benzer leşçi bir kuş.

MURADNAME:Bedri Dilşad tarafından 1472 de yazılan ilk ansiklopedik Osmanlı yapıtı.

MURAFAA:Eski dilde duruşma.

MURAHHAS :Delege .

MURAHHAS AZA: Anonim şirketlerde yönetim kurulu adına bir takım işlemleri yürütmeye yetkili üye.

MURAKABE: Denetleme,denetim.

MURAKIP:Denetleyici,denetçi.

MURAKKA:Hat sanatında birkaç kağıdın,suları ters yönde olmak üzere üst üste yapıştırılmasıyla elde edilen mukavva.

MURANA:Yılanbalığına benzer,yırtıcı,eti beyaz,göğüs yüzgeci olmayan deniz balığı.

MURASSA :Değerli taşlarla donanmış,süslenmiş olan.

MURAT: Fırat ırmağının iki kolundan biri.

MURÇ :Beton delme kalemi. Betona delik açmakta kullanılan sivri uçlu, çelikten yapılmış bir alet,delgi,keski.

MURÇİNGE: Sivas’ın Divriği ilçesinde,Mengücükler döneminde yapılmış tarihi köprü.

MURTAZA: Beğenilmiş,seçilmiş.

MURTAZA:Orhan Kemal’in iki kez filme alınmış ünlü romanı.

MURTUĞA:Doğu Anadolu’ya özgü,yumurtayı tereyağı ve unla kavurarak yapılan ve kahvaltıda yenilen yemek.

MUS :En iri geyik.Avrupa ve Kuzey Amerika’da yaşayan iri bir geyik.

MUS: Yumurta akının iyice çırpılıp köpük kıvamına gelmesine denir.

MUS:Köpük kıvamında tuzlu yada tatlı yiyecek.

MUSADDIK:İspatlayan,gerçekleştiren.

MUSAFAHA:Selam ve dostluk için el ele tutuşma.

MUSAHABE:Konuşma,görüşme,söyleşi.

MUSAHHİH: Düzelten,ıslah eden.

MUSAHİP: Osmanlı padişahının sohbet arkadaşı. Sohbet eden,arkadaşlık eden kimse.

MUSAKKA: Ufak doğranmış sebzelerin kuşbaşı et ya da kıymayla pişirilmesiyle yapılan yemek.

MUSALLA: Namaz kılma yeri. Camilerde cenazenin konulup önünde namaz kılındığı yer.

MUSANDIRA:Geleneksel Türk evlerinde, odalarda kapı yanında bulunan ya da kapının yer aldığı duvar boyunca uzanan, en az bir insan boyu yüksekliğinde dolap,yatak yorgan konulan yer, büyük gömme dolap,yüklük. Asma kat. Mutfakta yüksekte ve geniş raf.

MUSAP:Başına bir kötülük,felaket gelmiş olan. Hastalığa yakalanmış,tutulmuş.

MUSAVVER :Resimli.

MUSE :Eski dilde çizme.

MUSHAF:Kuranı Kerim,Kelamı Kadim. Halife Osman döneminde çıkartılan el yazması Kuran örnekleri.

MUSİBET:Büyük zararlara yol açan ve kolayca savuşturulamayan hal.

MUSİKAR :Gagasındaki deliklerden rüzgar estikçe türlü güzel sesler çıktığına inanılan bir masal kuşu.

MUSİKAR: Türk müziğinde kullanılmış,panflüte benzer üflemeli bir çalgı.

MUSİR:Bir söz yada düşüncede direnen.

MUSKA:Hastalık veya sıkıntıları gidereceği inancıyla katlanıp üstte taşınan dua yazılı kağıt.Kötü gözlerden ( nazardan) hastalıklardan koruduğuna inanılır.

MUSKAT : Halk hekimliğinde gaz söktürücü ve antiseptik olarak kullanılan,aynı zamanda kimi yiyeceklere de katılan bir cins ceviz.Kimi yiyeceklere tat ve koku vermekte kullanılan küçük Hindistan cevizi.

MUSLİH:Düzelten,ıslah eden.

MUSLİN:Sık dokunmuş,parlak,ince,yumuşak bir tür pamuklu kumaş.İpekten dokunanına şifon,kalınına mermerşahi denir.Genelde düz renktir.Musul işi anlamındaki Musuli’den adını alır.

MUSOFOBİ: Fare korkusu.Fareden aşırı derecede korkma.

MUSON:Güney Asya kıyılarıyla Hint Denizinde yaz ve kış mevsimlerinde birbirine ters yönlerden esen geniş alanlı rüzgar.

MUSTABEY:Yazlık bir armut türü.

MUSTAFA:Seçilmiş,seçkin.

MUSTAFAHAKKINDAHERŞEY: Çağan Irmak’ın bir filmi.

MUSTAFAİNAN: Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Romanı’nda yaşamını anlattığı ünlü mühendis ve mekanik bilgini.

MUSTANTİK: Eski dilde sorgu yargıcı.

MUSTARİP:Istırap ve acı çeken.

MUSUR: Yunuslarla yakın akraba olan küçük yapılı balinaların ortak adı.

MUSURANA:Güney Amerika’da yaşayan ve zehirli yılanları yiyerek beslenen zehirsiz büyük su yılanı.

MUŞ :Altı düz,küçük gezinti vapuru.

MUŞABAK: Tersi de yüzü de kullanılan,sim ve renkli ipliklerle yapılmış verev iğne tekniğiyle işlenen kafes biçiminde nakış ,bir tür el işi.

MUŞAMBA:Bir tarafına kauçuk veya yağlı boya sürülerek su geçirmeyecek duruma getirilen kalın bez.

MUŞARABİYE: Çıtalardan oluşan,dışarıdan görülmeden dışarıyı görmeyi sağlayan ve İslam dünyasında yaygın kullanımı olan pencere kafesi.

MUŞER:Bir çeşit eğri testere.

MUŞKULU:Kastamonu’nun Pınarbaşı ilçesinde bir mağara.

MUŞT: Yumruk,tokat.

MUŞTA:Karşıdakine vurmak için parmaklara geçirilen demir parçası. Kunduracıların,derileri vurarak inceltmek için kullandıkları metalden tokmak.

MUŞTU:Sevindirici haber, müjde.

MUT :Elli şiniklik tahıl ölçeği.

MUTA :Veri.

MUTA: İslam’da geçici evliliğe verilen ad.

MUTAASSIP:Bir düşünceye,bir inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başka bir düşünce ve inanışı kabul etmeyen,bağnaz.

MUTABIK: Bağdaşmış.

MUTABIKKALMAK: Anlaşmaya varmak.

MUTAF:Keçi kılından hayvan çulu,yem torbası gibi şeyler dokuyan kimse.

MUTANCANA: Osmanlı mutfağına özgü,kuzu etiyle yapılan bir tür yemek.

MUTANTAN: Görkem,ihtişam,şatafat,tantana.

MUTASARRIF:Kendinde kullanım hakkı olan,elinde bulunduran ,işi dilediği gibi yöneten.

MUTASARRIF:Tanzimat’tan sonra,Osmanlı yönetim teşkilatında sancakların (ilden küçük,ilçeden büyük idare bölümünün) yöneticisine verilen ad.

MUTASAVVIF:Tasavvuf inançlarını benimseyerek kendisini Tanrıya adamış kimse,sofi.

MUTASYON:Doğada ve toplumda nitelikle ilgili değişmelerin yavaş yavaş değil,birdenbire olması.Genetik değişme süreci.

MUTAT(MUTAD): Olağan .Alışılmış,alışılan.

MUTAVİN: Suudi Arabistan’da din polislerine verilen ad.

MUTAYANA:Gaziantep ve Kilis yörelerine özgü,kuşbaşı et yoğurt ve çeşitli sebzelerle yapılan bir yemek.

MUTAZARRIR:Zarar görmüş,zarara uğramış.

MUTEBER :Saygın,güvenilir,sözü geçer,hatırı sayılır.

MUTEDİL:Düşünce ve işinde aşırıya kaçmayan,ölçülü,ılıman.

MUTEKİS: Tersine çevrilmiş.

MUTEMET:Dairelerde,işyerlerinde para işlerine bakan görevli.

MUTENA:Özenilmiş,özenle yapılmış,seçkin.

MUTEZİL:İçinde yaşadığı toplumdan ayrılarak bir tarafa çekilen.

MUTEZİLE:Kaderi inkar ederek kul,ettiklerinin yaratıcısıdır diyen ve Tanrı’nın sıfatları konusunda sünnet ehlinden ayrılan bir felsefe.

MUTİ: Boyun eğen. Yumuşak başlı,itaat eden.

MUTLAKBUTLAN: Temelinden bozuk.

MUTMAİN:İnanmış,emin olan,gönlü kanmış.

MUTRİB: Çalgıcı,şarkıcı.

MUTTAKİ:Candan,içten,ihlaslı.

MUTTALİ: Öğrenmiş,haber almış,bilgi edinmiş.

MUVAFAKAT :Razı olma,uzlaşma.

MUVAFFAKİYET:Başarı,başarma.

MUVAFIK: Uygun,münasip.

MUVAHHİT:Tanrının birliğine inanan.

MUVAKKAT: Geçici.

MUVAKKATEN: Geçici olarak.

MUVAKKİT: Güneşe bakarak namaz vakitlerini bildiren kimse.

MUVAKKİTHANE:Eskiden imaret ve camilerde,güneşin her mevsim izlenebildiği, saat ayarı için ayrılmış küçük oda.

MUVASALA :Erişim.

MUVAZENE:Denge, ölçü.

MUVAZİ :Paralel.

MUVAZZAF: Bir görev ve hizmetle yükümlü olan kimse.

MUVAZZAF:Silahlı kuvvetlerde çalışan meslekten subay ve astsubaylarla askerlik hizmetini yapan erler.

MUYLU:Bir top namlusunun iki yanına tutturulan millere verilen ad. Bir milin yatağında dönmesini sağlayan bölüm.

MUYMUL:Atmaca ve doğana benzeyen bir tür yırtıcı kuş.

MUZ :Sıcak bölgelerde yetişen,bir çenekli,çok yıllık bir bitki.

MUZAHERET:Yardım etme,arkalama,destekleme,arka çıkma.

MUZIR: Zarar verici.

MUZLİM:Karanlık,gizli,belirsiz.

MÜBADELE :Değiş tokuş.

MÜBADİL: Türkiye’deki Rumlarla değiştirilerek Yunanistan’dan getirilmiş Türklere verilen ad.

MÜBAH: Dince sakıncası olmayan.

MÜBALAĞA: Abartı.

MÜBAREK: Kutsal,uğurlu,kutlu.

MÜBAREZE: İki düşman taraftan çıkan birer kişinin çarpışması.

MÜBAŞİR: Mahkemede duruşmaya girecekleri ve tanıkları çağıran,yargıcın emirlerini bildiren,kağıtları getirip götüren görevli.

MÜBAYAA: Satın alma.

MÜBECCEL: Yüceltilmiş,ulu.

MÜBERRA: Arınmış,temize çıkmış.

MÜBEŞŞİR: Muştu veren,müjde getiren kimse.

MÜBEYYİN: Gösteren.

MÜBİN:İyiyi kötüden,hayrı şerden ayırt edebilen.

MÜBREM: Kaçınılmaz,vazgeçilmez.

MÜCAHEDE: Çalışma,gayret.

MÜCAP: İsteği kabul edilen.

MÜCAVİR: Yakın komşu.

MÜCBİR: Zorlayıcı.

MÜCEDDERE:Anadolu’nun bazı yörelerinde mercimekli bulgur pilavına verilen ad.

MÜCEDDİT: Yenilik getiren.

MÜCEHHEZ: Donanmış,hazırlıklı,hazırlanmış.

MÜCELLA: Parlatılmış,parlak.

MÜCELLİT: Ciltçi.

MÜCERRET: Soyut.

MÜCESSEM: Cisim durumunda olan,görünür biçimde.

MÜCİRİM:Ankara yöresine özgü bir tür köfte.

MÜCMEL:Kısa ve özlü.

MÜCRİM:Suçlu.

MÜCVER :Rendelenmiş kabağa un,yumurta,peynir,dereotu,tuz,karabiber,taze soğan katılarak yapılan bir tür köfte.

MÜÇTEBA:Seçilmiş,seçkin.

MÜD: Osmanlılar döneminde kullanılan bir tahıl ölçeği.

MÜDANA:Halk dilinde minnet.

MÜDAVİM:Sürekli giden kimse,gedikli.

MÜDDEİ: Davacı.

MÜDDEİALEYH: Davalı.

MÜDDEİUMUMİ:Savcı.

MÜDEBBİR: Tedbirli.

MÜDERRİS:Ders veren,profesör.1933 Üniversite Reformu’na kadar profesöre karşılık olarak kullanılan unvan.

MÜDRİK:Anlamış,aklı ermiş.

MÜEBBET:Sonu olmayan,ömür boyu.

MÜEDDEP:Uslu,terbiyeli,edepli.

MÜEKKEDE:Sağlamlaştırılmış.

MÜELLİF:Kitap yazan veya hazırlayan , bir eseri ortaya koyan ve eserin sahibi olan kimse , yazar.

MÜELLİM: Elem veren,acıtan,iç sızlatan.

MÜENNES:Dişi.

MÜESSESE: Kurum.

MÜESSİF:Üzüntü veren,üzücü.

MÜESSİR:Etkili,dokunaklı.

MÜEYYİDE: Yaptırma gücü.

MÜFESSİR:Kuranı yorumlayan kimse.

MÜFİT:Faydalı,yararlı

MÜFLİS: Batkın.İflas etmiş.

MÜFREDAT :Öğretim programı. Ayrıntılar.

MÜFREDATLI: Dökümlü.

MÜFREZ:Ayrılmış,ifraz edilmiş.

MÜFRİT:Aşırı.

MÜFSİT:Arabozan.

MÜFTERİ:İftiracı,kara çalan.

MÜGE:İnci çiçeği de denilen hoş kokulu bir bitki.

MÜHİMMAT:Savaş gereçleri,cephane.

MÜHLİYE: Adana yöresinde yetiştirilen ve yaprakları sebze olarak kullanılan bir bitki.

MÜHRE:Kimi av hayvanlarını çekmek için kullanılan çığırtkan kuş.

MÜHTEDİ: Başka bir dinde iken Müslüman olan kimse.

MÜHÜRFEKKİ:Mühür bozma,mührün kaldırılması.

MÜJGAN:Eski dilde kirpikler.

MÜKALEME: Karşılıklı konuşma.

MÜKEBBİRE: Büyük camilerde,son cemaat yerinin camiye bitişik duvarında yer alan balkon biçimindeki küçük çıkma.

MÜKELLEF: Yükümlü.

MÜKERREM:Saygıdeğer,aziz.

MÜKTESEP:Kazanılmış,edinilmiş.

MÜL: Eski dilde şarap.

MÜLAHAZA:Düşünce.Bir konuda inceden inceye ve etraflıca düşünme.

MÜLAKAT: Görüşme.

MÜLAZIM:Teğmen.

MÜLEVVES:Kirli,pis,karışık,düzensiz.

MÜLGA :Kaldırılmış.

MÜLHAK: Eklentili.

MÜLHEM: Esinlenmiş.

MÜLTEFİT:Hoş davranan.

MÜLTEZİM:Devlete ait bir geliri götürü olarak üstüne alıp toplayan kimse.

MÜMASİL:Benzeyen,andıran.

MÜMBİT:Bitek.

MÜMESSİL: Temsilci.

MÜMEYYİZ: Ayırtman. İyiyi,kötüyü,doğru ve yanlışı ayıran,seçen.

MÜMİN:İnanan,inançlı,imanlı,Müslüman.

MÜMTAZ:Seçkin.

MÜMTEZİÇ:Birbirine uygun, karışık.

MÜNACAT (MÜNACAAT) :Tanrıya yalvarma,yakarış.

MÜNACAT: Divan edebiyatında Tanrıyı öven bir şiir türü veya şiirin bir bölümü.

MÜNADİ: Kamuya duyurulmak istenen şeyleri yüksek sesle haber vermeyi iş edinmiş olan kimse.

MÜNAFIK :Arabozan,bölücü.

MÜNAKALAT: Ulaşım.

MÜNAKALE: Bir şeyi bir yerden bir yere aktarma.

MÜNAVEBE:Nöbetleşme.

MÜNAZAA: Ağız kavgası,çekişme,münakaşa.

MÜNAZARA :Bir konu üzerinde belli kural ve yöntemlere uyularak yapılan tartışma.

MÜNCİ:Kurtarıcı,kurtaran.

MÜNDEMİÇ :Bir şeyin içinde var olan.

MÜNDERECAT (MÜNDERİCAT): İçerik. İçindekiler.

MÜNECCİM: Yıldız falcısı.

MÜNEVVER: Işıklı,parlatılmış,aydınlatılmış.

MÜNEZZEH:Temiz,arı.

MÜNFERİDEN:Tek başına,yalnız olarak.

MÜNHAL:Boş,açık.

MÜNHASIRAN:Özellikle,yalnız.

MÜNHAVİ:Eğri.

MÜNİF:Büyük,yüce,ulu.

MÜNİP:Tövbekar olan.

MÜNİR: Işık veren,parlak. Nurlandıran.

MÜNKESİR: Kırılmış,kırık.

MÜNKİR:İnkar eden,kabul etmeyen.

MÜNTAZIR:Bekleyen,gözleyen,intizar eden.

MÜNTEHİR:İntihar eden.

MÜNZEVİ: Topluluktan kaçan,yalnız yaşamayı seven.

MÜPHEM :Belirsiz.

MÜPTELA:Tutulmuş,vurgun.

MÜPTEZEL:Saygınlığı olmayan,aşağı görülen.

MÜR:İlaç ve parfüm olarak kullanılan değerli hoş kokulu bir yağ.Tütsü olarak kullanılan bir reçine.

MÜRAFAA: Hakim huzurunda duruşma. Davasını yargıca anlatma.

MÜRAİ :İki yüzlü, riyakar.

MÜRDÜMÜK:Baklagillerden bir yem bitkisi.

MÜREBBİYE :Kendisine bir çocuğun eğitim ve bakımı verilmiş olan kadın. Çocuk eğitmeni.

MÜREKKEP:Bileşik.

MÜREN:Tropik ve ılıman bölge denizlerinde yaşayan bir balık.

MÜRİD (MÜRİT): İrade ve ihtiyarını şeyhe vermiş kişi. Bir tarikat şeyhine bağlanarak ondan tasavvufun yollarını öğrenen,onun doğrultusunda ilerleyen kimse.

MÜRNEL:Gevşek bükümlü olarak hafif katranlı kendirden yapılmış ince halat.

MÜRRÜSAFİ: Çeşitli balsam ağaçlarından elde edilen bir tür reçine sakızı.

MÜRSEL:Gönderilmiş.

MÜRŞİD (MÜRŞİT): Manevi yolculukta önderlik eden,doğru yola götüren,irşad eden anlamına şeyhe verilen diğer ad. Doğru yolu gösteren kimse,kılavuz.

MÜRT: Ölmüş hayvan.

MÜRTECİ:Yeni düzene karşı çıkan,gerici.

MÜRTEKİP:Para,kazanç karşılığı olarak kötü,uygunsuz işler çeviren kimse. Rüşvet yiyen.

MÜRTET:İslam dinini bırakıp başka bir dine geçmiş olan kimse.

MÜRUR:Eski dilde geçip gitme, sona erme.

MÜRURİYE:Osmanlılar döneminde, yabancı ülkelerden gelen ve ülke içinde tutulmayarak diğer bir ülkeye nakledilen (Transit) eşya üzerinden alınan gümrük vergisi.

MÜRÜRUZAMAN: Zaman aşımı.

MÜRÜVVET:Ailede sünnet,evlilik,iyi bir görev gibi olaylardan duyulan mutluluk,sevinç.İnsanlık,yiğitlik.

MÜRVER:Demet durumundaki çiçekleri hekimlikte kullanılan ve meyvesi zeytine benzeyen bir bitki.

MÜSADEME:Silahlı iki grup arasındaki kısa çatışma,çarpışma.

MÜSAMAHA: Göz yumma,hoşgörü ile karşılama,tolerans.

MÜSAMERE:Okullarda öğrencilerin sunduğu,programında şiir,oyun gibi gösterilerin yer aldığı eğlence.

MÜSAVİ :Eşit,denk.

MÜSEBBİP: Sebep olan kimse.

MÜSEBBİYE:Bingöl yöresine özgü bulgur köftesi.

MÜSECCEL: Tescil edilmiş,kayda geçmiş.

MÜSEDDES: Divan edebiyatında her bendi altı dizeden oluşan şiir türü.

MÜSEDDES: Eskiden altıgene verilen ad.

MÜSEKKİN :Yatıştırıcı.

MÜSELLAH :Silahlı.

MÜSELLEM:Yeniçeri ocağının kurulmasından önce Osmanlı ordusunda atlı asker.

MÜSELLES: Eski dilde üçgene verilen ad.

MÜSELLES:Kaynatılarak koyulaştırılmış,baharat ve şekerle karışık şurup.

MÜSELLESAT:Eski dilde trigonometri.

MÜSELLİM: Ege denizinde Midilli adası ile Biga yarımadası arasındaki boğaz.

MÜSEMMA :Ad verilmiş,adı olan.

MÜSKİRAT :Alkollü içkiler.

MÜSTACEL: Acele,ivedi.

MÜSTAFİ: Kendi isteğiyle istifa etmiş olan.

MÜSTAĞNİ:Elinde olanla yetinen,doygun.

MÜSTAHAK: Hak etmiş,hak kazanmış,layık.

MÜSTAHDEM:Hizmetli.

MÜSTAHKEM:Sağlamlaştırılmış.

MÜSTAHSİL: Üretici.

MÜSTAHZAR: Kullanıma hazır duruma getirilmiş,hazırlanmış.

MÜSTAKİL: Bağımsız.

MÜSTAKİM:Doğru,doğruluktan şaşmayan.

MÜSTAKRİZ: Borç eden.

MÜSTAMEL: Kullanılmış,yeni olmayan,eski.

MÜSTANTİK :Eski dilde sorgu yargıcı.

MÜSTEAR: Eğreti olarak alınmış,takma.

MÜSTEAR: Türk müziğinde birleşik bir makam.

MÜSTEBİT: Zorba.

MÜSTECİR: İzmir tavlası da denilen ve daha çok Ege yöresinde oynanan bir tavla oyunu.

MÜSTECİR: Kiracı.

MÜSTEFİT :Yararlanan.

MÜSTEFREŞE:Odalık.

MÜSTEHAP: Hazreti Muhammed’in ara sıra yaptığı,uyulması hoş karşılanan ve sevap kazandırdığına inanılan şeyler.

MÜSTEHCEN: Açık saçık,edebe aykırı.

MÜSTEHLİK:Tüketici.

MÜSTEHZİ: Alaycı.

MÜSTEMLEKE: Sömürge.

MÜSTENİDAT: Dayanak.

MÜSTENİDEN: Dayanarak.

MÜSTENİT:Bir şeye dayanan.

MÜSTERİH :Rahat eden.

MÜSTEŞAR: Bakanlıklarda bakandan,elçiliklerde elçiden sonra gelen en büyük yönetici.

MÜSTEVFİ:İslam devletlerinde maliye işlerinden sorumlu görevli.

MÜSTEVLİ:Bir yeri istila eden,yönetimi altına alan.

MÜSTEZAT: Divan edebiyatında,her dizesine bir küçük dize eklenmiş şiir türü.

MÜSVEDDE: Karalama.

MÜŞABEHET:İki şey arasındaki benzerlik.

MÜŞAHEDE:Gözlem.

MÜŞAHHAS:Somut,gözle görülüp elle tutulabilecek durumda olan.

MÜŞAVERE:Danışma.

MÜŞAVİR :Danışman.

MÜŞEMMEN:Sekizli.

MÜŞERREF:Şereflendirilmiş.

MÜŞEVVİK: Kışkırtıcı.

MÜŞFİK:Sevecen,şefkatli.

MÜŞİR: Eskiden mareşal rütbesine verilen ad.

MÜŞİR: Gösterge.

MÜŞKİLAT: Güçlükler.

MÜŞKÜLE : Bir üzüm cinsi.

MÜŞKÜLPESENT:Zor beğenen,titiz.

MÜŞREFİYE:Arabistan,Mısır ve Kuzey Afrika’da konutlardaki cumbalara verilen ad.

MÜŞRİK:Allah’a ortak koşan.

MÜŞTAK:Çok özleyen,iştiyaklı.

MÜŞTAK:Türemiş,üremiş,ayrılmış.

MÜŞTEKİ:Yakınan,sızlanan,şikayet eden.

MÜŞTEMİLAT:Herhangi bir yapıya göre ayrı bir işlevi bulunan bölüm yada yapı,eklentiler.

MÜŞTERİ: Alıcı.

MÜŞTERİ: Jüpiter gezegeninin eski adı.

MÜTA:Geçici kazanç.

MÜTA:İslam’da (Şiilerde) geçici evliliğe verilen ad.

MÜTALAA: Okuma,tetkik,düşünce.

MÜTEADDİT: Çok,birçok.

MÜTEAHHİT: Yüklenici.

MÜTEALLİK: İlişkin.

MÜTEBAHHİR :Geniş ve derin bilgisi olan.

MÜTEBAKİ:Geri kalan,kalan.

MÜTEBBEL: Közlenmiş patlıcanla yapılan bir meze.

MÜTEBESSİM: Gülümseyen,güleç.

MÜTECANİS: Bağdaşık,homojen.

MÜTECAVİZ:Saldırgan.

MÜTECESSİS:Gizliyi arayan.

MÜTEDEYYİN: Dinine bağlı,dindar.

MÜTEESSİR: Üzülmüş,üzüntülü.

MÜTEFEKKİR: Düşünür.

MÜTEFERRİK: Ayrılmış,dağınık.

MÜTEGALLİBE: Zorba takımı.

MÜTEHASSİS :Duygulu,duygulanmış.

MÜTEKABİL:Karşılıklı.

MÜTEKAİT: Emekli.

MÜTEKAMİL:Olgunlaşmış,gelişmiş.

MÜTEKEBBİR: Kibirli,kendini beğenmiş.

MÜTEMMİM CÜZ: Tamamlayıcı parça.

MÜTENEKKİR: Kıyafet değiştiren ya da takma ad kullanarak kimliğini saklayan.

MÜTERCİM: Çevirmen,tercüman.

MÜTEREDDİT :Kararsız.

MÜTESELLİM:Vali veya mutasarrıfların gönderdiği vergi memuru.

MÜTESELSİL :Zincirleme.

MÜTESELSİLEN: Dayanışmalı,zincirleme.

MÜTEŞEBBİS: Girişken,girişimci.

MÜTEŞEKKİ :Şikayet eden.

MÜTEŞEKKİR: İyilik bilen.

MÜTEVAZI: Gösterişsiz,iddiasız,alçak gönüllü.

MÜTEVAZİN :Denk, uygun.

MÜTEVEFFA: Ölen.

MÜTEVELLİ: Bir vakfın yönetimiyle görevli olan kimse.

MÜTEVELLİT: Doğan.Doğmuş.

MÜTEYAKKIZ: Uyanık,tetikte.

MÜTEZİLE: Kaderi inkar ederek,kul ettiklerinin yaratıcısıdır diyen ve Tanrının sıfatları konusunda sünnet ehlinden ayrılan bir felsefe.

MÜTTEKA: Dayanılacak alet.Dervişlerin ibadet ederken uyuklamamak için yaslandıkları bir tür kısa baston.

MÜVEZZİ:Dağıtıcı.

MÜZAHE:Eski dilde mizah sanatı.

MÜZAHERET: Yardımlaşma.

MÜZAYEDE: Açık artırma.

MÜZE: Sanat ve bilim eserlerinin veya sanat ve bilime yarayan nesnelerin saklandığı,halka gösterilmek için sergilendiği yer veya yapı.

MÜZEHHEP: Yaldızla süslenmiş,altın suyuna batırılmış;yaldızlı.

MÜZEHHER:Çiçekli,çiçek açmış.

MÜZEHHİP:Özellikle yazma kitaplara yaldızlı resimler yapan sanatçı.

MÜZEKKERE:Bir iş için herhangi bir üst makama yazılan yazı.

MÜZEVİR :Söz götürüp getiren,arabozan.

MÜZEYYEN:Bezenmiş,süslenmiş. Süslü.

MÜZİKOTERAPİ:Müzikle tedavi yöntemi.

MÜZMİN :Eskimiş, üzerinden zaman geçmiş, kronik.

MYANMAR:Asya’da bir ülke.

MYLASA :Milas’ın eski adı.

MYRA:Antalya’da,Demre ovası yakınlarında ünlü bir antik Likya kenti.

MZABİLER: Cezayir’in güneyinde yaşayan Berberi halk.

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:42