O - (O-OZUGA)

Cumartesi, 20 Ekim 2012 21:33 Site Yönetimi
Yazdır

O: Oksijen’in simgesi.

O: Üçüncü tekil şahıs.

OAHU:Pearl Harbor deniz üssünün bulunduğu Hawaii adası.

OAS:Amerikan Devletler Örgütü.

OB :Hint okyanusunda denizaltı dağı.

OBA :En küçük izci kuruluşu.

OBA: Bölmeli göçebe çadırı.Çadır halkı,göçebe ailesi.

OBA:Benin’de,hem siyasal hem de dinsel önder olan krala verilen ad.

OBA:Doğu Karadeniz dağlarının yükseklerinde yaygın geçici kırsal yerleşme tipi.

OBAKU:Japonya’daki üç zen mezhebinden biri.

OBAL:Vicdanı inciten iş ya da davranış anlamında yerel sözcük.

OBAN:Su değirmenlerinde suyun yüksekten dökülmesini sağlayan oluk.

OBELİSK :Dikilitaş.

OBERJ:Doğa güzelliklerinden yararlanmak yada spor yapmak için oluşturulmuş konaklama tesisi. Şehir merkezinin dışında sade,basit kurulmuş konaklama tesisi.

OBEŞE : Tropikal Afrika’da yetişen ve odunu marangozlukta kullanılan büyük bir ağaç.

OBEZEFOBİ: Şişmanlama korkusu.

OBEZİTE :Aşırı şişmanlık.

OBİ : Asya’da bir ırmak.

OBİ:Kimononun üstüne takılan,biçimi ve boyutu cinsiyete,yaşa,mevkisine ve bölgeye göre değişen,bir düğümle birleştirilen geniş ipek kuşak.Japon kemeri.

OBJE: Nesne.Öznenin dışında kalan her konu.

OBJEKTİF: Görüntünün sensör veya film üzerinde yeterli aydınlık ve netlikte oluşmasını sağlayan mercek.

OBJEKTİVİZM:Nesnelcilik.

OBLAST:Bölge anlamında Rusça sözcük.

OBLİGASYON: Borç senedi.

OBLOMOV: İvan Gonçarov’un, uyuşuk ve iradesiz bir toprak sahibinin portresini çizdiği ünlü romanı.

OBOTO: Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç.

OBRAM: Bataklık anlamında kullanılan yerel sözcük.

OBRUK :Huni biçiminde çukur yer. İçbükey. İçine su biriken doğal çukur. Karstik kayaçlardaki doğal kuyular.

OBRUK: Adana’nın Saimbeyli ilçesinde bir şelale.

OBSERVATUAR:Gözlemevi. Rasathane.

OBSESİFKOMPALSİFBOZUKLUK:Saplantılı,takıntılı davranışlar.

OBSESYON:Herhangi bir zamanda bilince çıkan ve bilinci kuşatan saçma yada yersiz düşünce. Takıntı, kişiyi mantık dışı davranışlara iten saplantı.

OBSİDİYEN:Volkanik kökenli doğal cam.

OBSKÜRANTİZM:Halk yığınlarını bilgisiz ve karanlıkta bırakma anlayışı.Aydınlık düşmanlığı.

OBUA: Tahtadan yapılmış nefesli,üflemeli bir çalgı.

OBÜS: Yüksek ve alçaktan mermi atabilen top ve havanların bazı özellilerine sahip kısa namlulu top.

OCAK: Taş ya da maden çıkarılan yer.

OCAK:Bostanlarda her cins sebze için ayrılmış ve çevresi yükseltilmiş toprak parçası.

OCUMAK:Bir şeyden korkmak,ürkmek,çekinmek.

OD : Aşk ateşi.

OD :Bestelenmiş her tür şiire Batı’da verilen ad.

OD: Bir kişinin ya da toplumun yaşamındaki yüce bir olayı anmak üzere yazılan lirik şiir türü.

ODA:Serbest meslek adamlarını içinde toplayan resmi birlik.

ODA:Yeniçeri kışlası.Osmanlı devletinin askerlik,saray ve yönetim örgütlerinde kışla,koğuş ve bürolara verilen ad.

ODABAŞI:Yeniçeri ocağında görevi alaylarda selam törenlerini düzenlemek ve yönetmek olan subay.

ODAK: Bir ışık ya da ısı kaynağından yayılan ışınların toplandığı yer.

ODALIK:Eskiden nikahsız olarak alınan cariyelere verilen ad.

ODEON (ODEİON): Eski Yunan’da müzisyenlerin konser verdiği basamaklı yer. Antik Yunan’da,konserler verilen,şiirler okunan,oyunlar oynanan,genellikle dikdörtgen biçiminde,üzeri kapalı yapı.

ODESSA :Almanya’da 1947’nin başlarında SS üyelerini kaçırmak amacıyla kurulan gizli örgüt.

ODİN :Eski İskandinav mitolojisinde baş tanrı.

ODİNA:Asya ve Afrika’nın tropikal bölgelerinde yetişen bir ağaç.

ODİTORYUM:Konferans,konser veya tiyatro gösterilerinin yapılabileceği gibi düzenlenmiş büyük salon. Etkinlik merkezi,dinleme salonu.

ODİYOMETRE: İşitme duyumunun ölçülmesi.

ODONTOFOBİ:Diş sorunlarından ve dişçiden korkma.

ODONTOMETRE: Pulların dantelini ölçmekte kullanılan aygıt.

ODORİ: Japonya’ya özgü bir halk dansı.

ODUN: Yakılmak için kesilmiş ağaç.

ODYOVİZÜEL:Görsel-işitsel.

OECD: Ekonomik işbirliği ve Kalkınma Teşkilatı kısaltması.

OEM:Bilgisayar piyasasındaki kutusuz ve markasız ürünlere verilen ad.

OFÇAVİNA: Kırklareli yöresine özgü,koyun sütü ve kırık peynirle hazırlanan bir yiyecek.

OFFLİNE:Bilgisayarın çevrim dışı,bağlantısız çalışması.

OFİDİYOFOBİ: Yılandan aşırı derecede korkma.

OFİDİZM:Yılan sokmasından ileri gelen zehirlenme.

OFİKLEİT :Fincan biçiminde bir ağızlığı ve keçe yastıklı anahtarları olan bakırdan yapılma nefesli bir çalgı.

OFİYOLOJİ:Yılanları inceleyen bilim dalı.

OFLAZ: İyi, güzel, mükemmel,tam.

OFLAZ:Şişkin,gösterişe meraklı.

OFORT :Bir plakanın değişik nitrik asit etkisinde bırakılmasıyla elde edilen baskı. Nitrik asitle gravür elde etme tekniği.

OFRİS: Çiçekleri sinek,örümcek gibi bir takım böcekleri andıran,yumrulu,salepgillerden otsu bir bitki.

OFSET: Kalıp işlerini önce kauçuğa,kauçuktan da kağıda geçirmeye dayanan çift kopyalı baskı yöntemi,düz baskı.

OFTALMİ :İltihaplı göz hastalıklarının genel adı.

OFTALMOLOG:Göz bilimci.

OFTALMOLOJİ:Göz hekimliği.

OFTALMOSKOP :Gözün içini aydınlatıp görmek ve gözü muayene etmek için kullanılan aynaya verilen ad.

OGAN (OĞAN):Eski Türklerde Tanrı.

OGRATEN (AUGRATİN):Üstü galeta unu ya da rendelenmiş peynirle kaplanarak fırına verilen yemekler için kullanılan sözcük.Peynirli beşamel sos ile kaplayarak fırınlamak da bu anlama gelir.

OĞLAK:Keçi yavrusu

OĞUL:Bey denilen bir dişi arıyla kovandan çıkan arı topluluğu.

OĞULCUK:Embriyon,rüşeym.

OĞULOTU: Ballıbabagillerden,tıpta yapraklarından yararlanılan bir bitki,melisa.

OĞUZ: Sağlam ve gürbüz kimse.

OĞUZ:İyi huylu kimse. Temiz kalpli.

OĞUZATAY:Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar gibi romanlarıyla tanınmış yazarımız.

OĞUZLU: Bir halk oyunumuz.

OHA:Büyükbaş hayvanları durdurmak için kullanılan seslenme sözü.

OHEL : İskambil kağıtlarıyla oynanan bir oyun.

OHM :Elektrik direnç birimi.

OHRANKA:Çarlık Rusya’sında devrimci eylemlere karşı kurulmuş gizli polis örgütü.

OHRİ:Makedonya-Arnavutluk sınırında bir göl.

OİL: Fransa’nın kuzey yarısında konuşulan Roman dili lehçeleri.

OİL: İngilizce sıvı yağ.

OJİT: Yanardağ kütlelerinde bulunan ve feldispatla birlikte bazaltların temelini kuran mineral madde. Yanardağ kütlelerinde bulunan piroksen cinsinden mineral madde.

OK:Yahya Kemal’in hece ölçüsüyle yazdığı tek şiiri.

OKA:Volga nehrinin kolu olan bir ırmak.

OKALA: Yumuşak,esmerimsi tropikal ağaç.

OKALİPTÜS:Boyu 100 metreyi aşabilen ve bataklıkları kurutmakta kullanılan bir ağaç. Mersingillerden,toprağın suyunu çekerek yerin bataklık duruma gelmesini önleyen bir ağaç.

OKAN:Anlayışlı,ince ruhlu.

OKAN:Tropikal Afrika’da yetişen bir ağaç.

OKANDEMİRİŞ:Sonatları, süitleri ve düzenlemelerinin yanı sıra Dördüncü Murat ve Karyağdı Hatun adlı operalarıyla da tanınmış bestecimiz.

OKAPİ :Geviş getirenlerden , Kongo’da bataklık ormanlarda yaşayan , gövdesi kızıl kestane renginde , bacakları beyaz çizgili bir memeli hayvan.

OKAR :Telli balıkçıl. Başında ok biçiminde bir tel demeti bulunan balıkçıl kuşu.

OKARİNA: Yumurta biçimli ve sekiz delikli bir flüt. Geleneksel İtalyan halk çalgısı. Güney Amerika’da topraktan yapılan nefesli bir çalgı.

OKAY: Beğenme,takdir etme.Aferin,bravo anlamında kullanılan bir sözcük.

OKAZYON:Değerinden çok aşağı bir fiyatla alınan veya alınabilecek olan şey,kelepir.

OKEANOS:Yunan mitolojisinde düz olduğuna inanılan yer çevresinde akan ırmak.

OKEY :Yüz altı taşla oynanan bir oyun.

OKKA: Ağırlık ölçüsü birimi (1283 gramlık veya 400 dirhemlik).

OKLAĞAÇ: Halk dilinde oklava.

OKLOFOBİ :Kalabalıktan aşırı derecede korkmak.

OKLUK:Gökova Körfezi’nin en güzel koylarından biri.

OKMA:İzmir’in Tire ilçesine özgü,ısırgan otu ve peynirle yapılan zeytinyağlı bir yemek.

OKR : Aşı boyası.Eskiden ahşap evlerin kirliliğini kapatmak için cephelerine sürülen demir oksitli kırmızı bir toprak boya.

OKRA:Daha çok konservesi yapılan bir cins bamya.

OKRA:Deri ciltlerde kurt yeniklerinden dolayı meydana gelen iz.Zayıf düşmüş hayvanların derilerinin altında yaşayan ve hastalanmalarına neden olan bir tür kurtçuk.

OKRAMA :Atın kişnemesi.

OKSALAT:Billurları idrarda bulunabilen ve idrar yollarında taş yapan madde.

OKSER: At yarışlarında kullanılan klasik engele verilen ad.

OKSERA: Süs bitkisi olarak yetiştirilen bir tür tırmanıcı çalı.

OKSİ: Argo’da git,defol anlamındaki sözcük.

OKSİDASYON: Oksijen katkısıyla besinlerin vücudumuzda yanması.

OKSİMORON:Öldürücü şefkat,korkunç güzel,yaşayan ölü örneklerinde olduğu gibi,birleşemeyecek ters kavramların bir araya getirilmesine verilen ad.

OKSİYÜR:İnsanların,özellikle çocukların bağırsaklarında yaşayan küçük bir solucan,sivrikuyruk.

OKŞAMA :Denizli yöresinde kına gecesinde gelin için okunan maniye verilen ad.

OKTAN:Parafinler serisinden,bir çok izomerle doymuş hidrokarbonlar. Petrolde bulunan renksiz hidrokarbonlu sıvı.

OKTANT :Yıldızların yüksekliğini ve açık uzaklığını gözlemeye yarayan alet.

OKTANT: Kırk beş derecelik yay.

OKTAPOLİS: Muğla’nın Fethiye ilçesinde antik bir kent.

OKTAV:Müzikte sekiz sesten oluşan ses dizisi;bir do sesiyle ondan sonraki do sesi arasındaki uzaklık.

OKTRUVA: Kente giren şeylerden alınan vergi.

OKU: Kuranı Kerimin Peygamberimize ilk gönderilen suresinin ilk hecesi.

OKUMAK:Davet etmek.

OKUME: Afrika’da yetişen,kerestesi parlak,öz odunu mor,dış odunu pembe renkli mobilyacılıkta kullanılan bir ağaç.

OKUNTU :Çağrı kağıdı,çağrılık,davetiye.

OKUTMAN:Üniversite yabancı dil,Türkçe ve İnkılap Tarihi gibi ortak,zorunlu dersleri öğretmek için görevlendirilen,uygulamalı çalışmaları yöneten öğretim elemanı,lektör.

OKÜLER :Optik aletlerde objektiften aldığı ışınları göze veren mercek sistemi.

OKÜLTİZM: Doğanın bilgisine büyüsel işlemlerle varılabileceği inancı.

OKYILANI:Başı pullu,boyu 2 m kadar olan,zehirli ve tehlikeli bir yılan.

OLAMAN :Tuzlanmış ve deri tuluma bastırılmış peynir.

OLANAK:Yararlanılan uygun koşul.

OLAŞMA: Bulaşıcı,yaygın jastalık.

OLAY:Önemli tarihsel olgu.

OLBA.:Mersin’in Silifke ilçesinde antik bir kent.

OLCAY: Baht,talih,ikbal.

OLÇUM: Halk hekimi.

OLÇUM:Kendini becerikli,usta gösteren kimse. Hekimlik taslayan kimse.

OLE:Kastanyet eşliğinde bir kişi tarafından yapılan İspanyol dansı.

OLEFİN:Etilen gibi yapısına başka bir öğe yada kök sokulabilen,karbonlu hidrojenlerin genel adı.

OLEG: İlk Rus devleti Kiev’in kurucusu sayılan efsanevi Viking önderi.

OLEG: Vargelerin başı,yarı efsanevi bir kişiliğe sahip Rurik’in akrabası olan,onun ölümüyle Novgorod Prensi olan,Kiev devletini kuran Rus Prens.

OLEİKASİT: Özellikle zeytinyağında, bitkisel yağlarda bulunan bir asit türü. Yağlarda gliserin ile birlikte bulunan rengi,kokusu,tadı olmayan sıvı bir madde.

OLGU:Bir takım olayların dayandığı neden ve bu nedenlerin yol açtığı sonuç.

OLİFANT:Ortaçağda,şövalyelerin savaşta ve avda kullandığı,çoğu zaman zengin oymalarla işlenmiş fildişi boru.

OLİGARŞİ: Siyasi otoritenin bir grubun veya sosyal bir sınıfın elinde toplandığı bir yönetim şekli,toplumun küçük bir azınlık tarafından yönetimi.

OLİGOPOL:Sunumun birkaç satıcı tarafından yapıldığı ve bu az sayıdaki satıcının birbirlerinin üretim kararlarından etkilendiği piyasa türü.Çok sayıda alıcıya karşılık az sayıda satıcının bulunduğu piyasa sistemi.

OLİGOPSON:Çok sayıda satıcıya karşılık az sayıda alıcının bulunduğu piyasa.

OLİMPİYAT: Her dört yılda bir başka bir ülkede yapılan ve yalnızca amatörlerin katıldığı uluslar arası spor yarışmaları.

OLİMPOS:Antalya ilindeki Beydağları Milli Parkı’na verilen bir başka ad.

OLİNGO:Tropikal Amerika ormanlarında yaşayan bazı etçil küçük memelilerin ortak adı.

OLİVA:Sıcak denizlerde yaşayan karındanbacaklı bir yumuşakça cinsi.

OLİVE: Zeytin.

OLİVİN:Sarımsı yeşil renkli cam parıltılı magnezyum ve demirli silikat Değerli olan,zebercet adını taşıyan silikat.

OLLAPODRİDA:Çeşitli etlerin bir arada pişirilerek sebze,pilav ya da mercimekle sunulduğu geleneksel İspanyol bayram yemeği.

OLMEKLER: Meksika’da büyük bir uygarlık kuran eski halk.

OLON:Tropikal Afrika’da yetişen ve yumuşak odunu marangozlukta kullanılan bir ağaç.

OLTA: Ucuna iğne takılı naylon tellerden veya at kuyruğu kılından yapılmış balık tutma aracı. Mantara bağlı misinaya verilen ad.

OLTUTAŞI:Çeşitli süs eşyasının yapımında kullanılan ,kara kehribar da denilen ve sigaralık,tespih,takı yapımında kullanılan linyit türü. ,oksidasyon taşı.

OLU :Felsefede bir durumdan diğerine geçiş.

OLUK: Genellikle çatılarda yağmur sularının akmasına yarayan üst yanı açık boru.Taştan yapılanlarına sima veya çörten denir.İçinden su veya sıvı akan boru.

OLUNTU:Anlatı türünde bir yapıtta yada tiyatro oyununda,ana olaya bağlı ikinci derecedeki olay.

OLUŞ:Olmak eylemi ya da biçimi.

OLUŞUK:Bir jeoloji döneminde meydana gelmiş katmanlar dizisi.Yerbilimde,kayaç ya da katmanların tümüne verilen ad.

OLUT:Olmuş bir iş,vakıa.

OLUZ: Amasya ilinde,Hitit uygarlığına ait önemli buluntuların ortaya çıkarıldığı höyük.

OM: Bütün kutsal Hint metinlerinin başında ve sonunda yinelenen mistik hece.

OM:Kemiklerin toparlak ucu,

OM:Umman’ın plaka imi.

OMA :Kalça kemiği, bel kemiği.

OMACA:İri kemik.

OMACA:Kesilen ağacın kökü,kütük dibi.

OMAÇ: Peynir ve ekmek kırıntısıyla yapılan köfte.

OMAYRA: Murathan Mungan’ın bir şiir kitabı.

OMBRA:Doğrama işlerini kahverengiye boyamakta kullanılan toprak boya.

OMBROFOBİ:Yağmur korkusu.

OMBUDSMAN :İsveç’te ortaya çıkan , daha sonra başka ülkelerde de uygulanan ve yurttaşların idareden olan şikayetlerini inceleyen kamu denetçisi. Kamu görevlilerinin işlem ve davranışlarının yasalara uygun olup olmadığını araştırmaya ve uygunluğu sağlayıcı yolları önermeye yetkili denetçi.

OMÇA: Kalça kemiğinin bir bölümü.

OMÇA: Kesilen ağacın toprak üstünde kalan bölümü.

OMÇA: Üzüm asması. Bağ kütüğü. Kalın ve enli diken.

OMEGA: Yunan alfabesinin son harfi.

OMERTA:Mafya örgütünün suskunluk yasası.

OMLET:Yumurta ile yapılan bir yemek,kaygana.

OMNİBÜS :Dolmuş yapan büyük at arabası. Şehirlerde yolcu taşıyan atlı araba.

OMNİUM: Bisiklet sporunda altı disiplinden oluşan pist yarışına verilen ad.

OMNİUM:Her türlü işletmelerde ortaklık payları elde etmek amacıyla kurulmuş işletme.

OMO:Etiyopya’da insanoğlunun evrimini göstermesi bakımından büyük önem taşıyan arkeolojik buluntu yeri olan ırmak ve vadi.

OMURGA: Gemide,baş-kıç doğrultusu boyunca postaların bağlandığı ağaç veya çelik kısım.

OMUTA: Japonya’da bir kent.

ONAÇ:Burdur ilinde bir baraj.

ONAGRUS: Eski Romalıların taş ve gülle fırlatmak için kullandıkları mancınık.

ONAMA: Uygun bulma.

ONANİZM: Kendi kendine cinsel doyum sağlama. Mastürbasyon,istimna.

ONARIM: Tamirat.

ONAT:Dürüst,iyi ahlaklı. Düzgün.

ONAVUL:Suyun arklardaki taksim yeri.

ONBİNLERİN DÖNÜŞÜ: Ksenephon’un ünlü kitabı.

ONDALIK: Toprak üzerinden 10’da 1 oranında alınan vergi,aşar.

ONDÜLE:Dalgalı,kıvrımlı.

ONEGA:Avrupa’nın,Ladoga’dan sonra ikinci büyük gölü.

ONGUN :Kutlu,uğurlu. Çok verimli,bol,eksiksiz.

ONİ:Japon inanışında,çoğunlukla dev yapılı,çok güçlü ve korkunç görünümlü bir tür şeytansı yaratık.

ONİKİN:Tırnak keratini.

ONİKİTELLİ:Tambura cinsinden bir halk çalgısı.

ONİKOFAJİ:Özellikle çocuklarda görülen tırnak kemirme alışkanlığı.

ONİKOMİKOZ:Mantarlardan ileri gelen tırnak iltihabı.

ONİKS :Damarlı ve yarı saydam bir taş.Balgam taşı.

ONİOMANİ: Hastalık derecesinde alış veriş yapma saplantısı.

ONİROLOJİ:Rüyaları inceleyen bilim dalı. Rüya bilim.

ONKOLOJİ :Urları inceleyen bilim dalı.(Kanserle ilgili)

ONLAYN (ONLİNE) :Bir bilgisayar sisteminde merkezi işlem birimine bağlı olarak etkileşimli iletişimde bulunan birimler bütünü. Bilgisayarın çevrim içi,bağlı çalışması.

ONLİNE: Çevrim içi.Doğrudan bağlantı.

ONMA: Şifa bulma.

ONNAGATA(OYAMA):Japonların kabuki oyununda kadın rolüne çıkan erkek oyuncuya verilen ad.

ONOMASTİK: Özel adlar ve özellikle kişi adları bilimi.

ONOMATOPE:Doğa seslerine benzer seslerle yapılan sözcük ses yansıması,yansıma.

ONÖR:Briçte as,papaz,dam,vale ve onludan oluşan değerli kağıtlara verilen ad.

ONS: Altın için kullanılan bir ağırlık ölçüsü.(28.350 gr).Sıvılarda:0,030 litre.

ONTİK: Varlıksal.

ONTOLOJİ: Bir bütün olarak varlığı ele alan felsefe dalı. Varlık bilim.

ONUM:Kötü bir durumdan kurtuluş,felah.

ONUR:İnsanın kendisine karşı duyduğu saygı.Şeref,haysiyet.

ONURİS:Eski Mısır’da su aygırı avcısı olarak betimlenen tanrı.

ONURLUK: Plaket.

ONURSAL: Fahri.Saygı için verilen veya övünç için kabul edilen.

OOSİT:Büyüme evresini tamamlamış fakat henüz döllenecek duruma gelmemiş dişi gamet.

OPAK: Donuk renkli otomobil boyaları için kullanılan sözcük. Donuk, şeffaf olmayan.

OPAL: Silis grubundan değerli bir mineral.

OPAL:İnce,düzgün dokunmuş pamuklu kumaş.

OPALİN:Kalay oksit katılarak donuklaştırılmış yada kemik tozu katılarak yarı donuk hale getirilmiş cama verilen ad.

OPAN:Halk dilinde içinde yağ,peynir gibi şeylerin saklandığı mağaraya verilen ad.

OPART:Bir yüzey üzerinde girinti ve çıkıntılar oluşturarak yapılan ve değişik yönlerden bakıldığında başka görüntüler veren resim. Devinim izlenimi uyandıran optik etkilerin ağır bastığı resim akımı.

OPERA:Sözlerinin bütünü veya çoğu şarkı olarak söylenen müzikli tiyatro eseri.Baştan sona bestelenmiş konuşmalardan oluşan tiyatro oyunu.Genellikle özel olarak yazılmış ve libretto adı verilen bir tür tiyatro oyunu metni üzerine,sözleri şarkıcılarca,çalgı müziği eşliğinde söylenmek ve sahnede oynanmak amacıyla bestelenmiş eser.

OPERABUF:Konusu ve türü komik olan opera.

OPERAKOMİK: Konuşmalı ve şarkılı bölümlerin bir arada bulunduğu oyun.

OPERATİF:Bir savaşı yönetme sanatı.

OPERATÖR :İşletmen.

OPERET:Eğlenceli,hafif konulu,içinde bestesiz konuşmalar da bulunan müzikli sahne yapıtı.

OPORTÜNİST: Duruma göre davranan,içinde bulunduğu şartları değerlendirmeyi bilen kimse , fırsatçı.

OPORTÜNİZM:Güç durumlarda,davranışlarını ahlak kuralları yada düzenli bir düşünceden çok,çıkarlarına uyacak biçimde ayarlamayı amaçlayan tutum.

OPOSSUM: Kürkü değerli bir yaban kedisi. Güney Amerika’da yaşayan ve keseliler üst takımının bir familyasını oluşturan 66 memeli türünün ortak adı. Keseliler üst takımından bir çok memeli türünün ortak adı.

OPOTERAPİ:Hayvanların doku ve salgılarından yararlanılarak insanda eksik olan maddelerin tamamlanması şeklindeki tedavi.

OPPENHEİMER: Atom bombasının babası olarak bilinen Amerikalı fizikçi.

OPRİÇNİK:Rus çarı Korkunç İvan döneminde,bir muhafız birliğinin yada polis örgütünün üyesine verilen ad.

OPRİÇNİNA: Çar Korkunç İvan’ın Moskova’dan ayrı olarak doğrudan kendi denetimine soktuğu toprakları yönetmek üzere oluşturduğu özel saraya verilen ad.

OPS:Roma mitolojisinde,bereket ve toprak ürünleri tanrıçası. Ekim ve biçim tanrısı.

OPSİYON: Bir malı veya menkul kıymeti belli süre içerisinde belli bir fiyata satma veya satın alma hakkı.Satıcının alıcıya tanıdığı süre.

OPTİK:Fizik biliminin ışık olaylarını inceleyen kolu.

OPTİMİST:Yelken sporunda kullanılan küçük bir tekne.

OPTİMUM:En elverişli durum.

OPUS :Müzikte yapıt. Bestecinin,besteleniş sırasına göre numaralanmış müzik eseri.

OR: Siper,hendek,önü hendekli siper. Kale hendeği. Müstahkem mevki.

OR: Kahverengiye çalar kırmızı renk.

OR: Rize yöresinde çocuk bezine verilen ad.

ORA: Polinezya halklarının savaş tanrısı.

ORAJO: Liköre benzer bir içki.

ORAK: Yarım çember biçiminde,iç yüzü keskin,ahşap saplı,madeni ekin biçme aleti.

ORAKAYI:Halk dilinde Temmuz ayına verilen ad.

ORAKBÖCEĞİ: Ağustos böceği.

ORAL: Ağızdan,ağız yoluyla.

ORAMA: Özbek mutfağına özgü bir tür tatlı.

ORAMAK:Ölçüp biçmek. Toprağı kazıp siper yapmak.

ORAN:İki büyüklük arasındaki bağıntı.

ORANGUTAN:Sumatra ve Borneo’da yaşayan,insana benzeyen ve yemişle beslenen bir cins maymun.

ORANLAMA: Halk dilinde atasözüne verilen ad.

ORANS:Hıristiyan sanatında,ellerini kaldırmış ayakta dua eder durumda canlandırılmış insan figürü.

ORANSA :Tuna ırmağında kullanılan bir çeşit yolcu kayığı.

ORATOR:Cicero’nun,ideal hatibi betimlediği retorik kitabı.

ORATORYO :Dinsel yada yarı dinsel bir konu üzerine bestelenen büyük ölçekli müzik yapıtına verilen ad. Solo sesler, koro ve orkestra için yazılmış,oyun öğesi bulunmayan,kutsal nitelikte müzik eseri.

ORBİTA: Tıp dilinde göz çukuruna verilen ad.

ORCİK: Cevizli sucuk.

ORDİNARYÜS: Mesleğinde üstün başarısı olanlara verilen bir unvan.

ORDİNARYÜS:Türk Üniversitelerinde en az beş yıl profesörlük yapmış,bilimsel çalışmalarıyla kendini tanıtmış öğretim üyeleri arasından seçilerek bir kürsünün yönetimiyle görevlendirilen kimseye verilen unvan.

ORDİNAT: Bir noktanın uzaydaki yerini belirtmeye yarayan çizgilerden biri.

ORDİNO :Bir poliçenin arkasına ciro edildiği kişiye ödenmesi için yazılan havale emri.

ORDİNO:Denizcilik işletmelerinde gemi adamlarını gemilere atama belgesi.

ORDİNO:Gümrük idarelerinden mal çekmek isteyen kişilerin ellerinde bulunan konşimento veya yük senetlerini gemini kaptan veya acentesine ibraz ederek kapları için tanzim ettirdikleri teslim belgesi.

ORDO:Eski Roma hukukunda mahkeme düzenine verilen ad.

ORDONAT:Silahlı kuvvetlerin savaş gereçlerini ve buna benzer her türlü ihtiyaçlarını sağlamakla görevli sınıf.

ORDÖVR: Yemek altı. Meze gibi yemekten önce yenen soğuk yemek.

ORDUBOZAN:Halk dilinde bacaklardaki varis hastalığı.

ORESTES : Yunan mitolojisinde annesini ve onun suç ortağını kız kardeşi Elektra ile birlikte öldürerek babasının intikamını alan mitoloji kahramanı. Agamemnon ile Klytaimnestra’nın oğlu olan Miken kralı.

ORFE: Yunan mitolojisinde müzisyen bir ozan.

ORFE:Yunan mitolojisinde intikam tanrıçası.

ORFOZ: Eti beyaz ve lezzetli,on kilodan elli kiloya kadar ağırlığı olan bir balık türü. Hanigillerden eti lezzetli bir balık türü.

ORG: Kar amacı gütmeyen NGO’lar (Sivil Toplum Kuruluşları) için internette kullanılan adres uzantısı.

ORG:Erganun.Genellikle kilise müziğinde yer alan nefesli ve klavyeli çalgı.

ORGANİZMA: Kendi başına ayrı bir bütün meydana getiren canlı varlık.

ORGANOLEPTİK: Cisimlerin duyu organlarını etkileme yeteneği.

ORGANTİN:Seyrek dokunmuş,ince,sert bir kumaş.

ORGAZM:Cinsel zevkin en yüksek noktası.

ORHAN GÜNŞİRAY: Fosforlu Cevriye,Mahalleye Gelen Gelin filmlerinin 1928-2008 yılları arasında yaşamış olan ünlü aktörü.

ORHAN KEMAL :Ahmet Raşit Öğütçü.

ORHAN SELİM :Nazım Hikmet’in Akşam gazetesine yazdığı yazılarda kullandığı takma ad.

ORHANARDA: Emin Onat ile birlikte Anıtkabir’in tasarımını gerçekleştiren ünlü mimarımız.

ORHANİYE:Marmaris ilçesinde, doğal güzelliğiyle tanınmış turistik bir köy.

ORİBE: Japon çay töreninin düzenleyicisi.

ORİBİ :Afrika’da yaşayan bir antilop türü.

ORİGAMİ:Japonlara özgü kağıt katlama sanatı.

ORİGENES:Eski Ahit’in altı değişik metnini bütünleştiren, erken dönem Yunan kilisesinin en önemli ilahiyatçısı.

ORİJİN:Çıkış yeri, kaynak, köken.

ORİJİNAL: Özgün.

ORİNOCO: Güney Amerika’da bir ırmak.

ORİON: Gökyüzünde hem güney yarımküreden hem kuzey yarımküreden görülebilen takımyıldız.

ORİON:Adını eski Yunan efsanelerindeki bir avcıdan alan bir takımyıldız. Eski Yunan mitolojisinde,Artemis tarafından öldürülen ve takım yıldıza dönüştürülen,Poseidon’un oğlu olan dev avcı.

ORİSSA:Hindistan’ın bir eyaleti.

ORİYA:Hint-Ari dillerinin Doğu öbeğine bağlı bir dil.

ORJİ:Çılgınca ve aşırı eğlence, toplu seks.

ORKA:Katil balina” da denilen bir balina türü.

ORKİNOS:Uskumrugillerden bir balık. Boyu iki buçuk metre kadar olabilen bir balık,ton balığının diğer adı.

ORKİT:Erbezlerinin yangılanıp şişmesi.

ORKOZ: Bir akıntının kıvrılarak aksi istikamete gitmesi. İstanbul Boğazında Marmara yönüne olan doğal akıntının lodos rüzgarı etkisiyle ters yöne dönmesi.

ORLEANSBAKİRESİ:Jeanne D’arc’ın lakabı .(1431 de yakılarak öldürülmüş,ölümünden sonra azize ilan edilmiş Fransız kadın kahraman).

ORLON: Yapay,sentetik dokuma ipliği ve bu iplikle dokunmuş kumaşlara verilen ad.

ORMAN:Ağaçlarla örtülü geniş alan.

ORNATMA: Biyolojide bir türün yerine onun değişik bir biçiminin geçmesi. Bir şeyin yerine başka bir şeyi koymak.

ORNE:Fransa’da bir ırmak.

ORNİTOFOBİ: Kuşlardan korkma.

ORNİTOLOG:Kuşbilim uzmanı.Kuş bilimci.

ORNİTOLOJİ:Kuşları inceleyen bilim.

ORNİTORENK: Gagalı memeli.

ORO:Polinezya halklarının savaş tanrısı.

OROBANŞ: Canavar otu da denilen ve ayçiçeği hastalığına neden olan bitki.

OROGRAFİ:Yeryüzündeki yüzey şekillerini betimleme.

OROJENEZ: Dağ oluşumu.

OROJENİ:Dağların oluşumunu inceleyen bilim dalı.

ORONİMİ :Adbilimin dağ adlarını inceleyen dalı.

ORONTE: Hatay ilindeki Asi ırmağının ilkçağdaki adı.

OROPENDOLA: Güney Amerika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan bir kuş.

OROS :Bir tuzla ürününün satıldığı bölgeler.

ORPHEUS: Mitolojide Trakya efsanelerinin müzisyen lirik şairi.

ORPİNGTON:Eti lezzetli bir tavuk ırkı.

ORRAKA: Eskiden Amerika’da bazı kabilelerin hindistancevizi suyunu kaynatıp yoğunlaştırarak yaptıkları içki..

ORSA :Geminin rüzgar alan yönü. Yelkenleri,mümkün olduğu kadar rüzgarın geldiği yöne çevirerek gitmek

ORTA: Futbolda topu havadan kale önüne yollama.

ORTA:Yeniçeri ocağında tabur.

ORTAÇ:Sıfat-fiil.

ORTAKENT:Bodrum ilçesinin turistik bir beldesi.

ORTAKLAR: Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsü’nden biri.(Aydın).

ORTAM:Canlı bir varlığın içinde bulunduğu doğal veya maddi koşulların tümü.

ORTANCA:Kırmızı,pembe yada mor renkli çiçekler açan bir süs bitkisi.

ORTAOBA: Kader, alınyazısı.

ORTAOYUNU: Tuluata dayanan ve seyircilerle çevrili bir alanda oynanan geleneksel Türk halk tiyatrosu.

ORTAY :Bir düzlem şeklin aynı yöndeki paralel bütün kirişlerini eşit parçalara bölen çizgi.Bir uzayı,bir yüzeyi iki eşit parçaya bölen düzlem ya da çizgi.

ORTOGENEZ: Organizmanın belirli bir yönde evrimsel ilerleyişi.Bireyoluş.

ORTOPEDİ: Hareket sistemi ve omurga hastalıklarını incelemeyi ve tedavi etmeyi konu edinen tıp dalı.

ORTOREKSİ:Sağlıklı beslenme saplantısı.

ORUJO: Liköre benzer bir içki.

ORUK: Yerli bir armut cinsi.

ORUK:Dövülmüş et,bulgur ve soğanla yapılan ızgara köfte. Haşlanmış ve kızarmış içli köfte.

ORUN:Hiyerarşik bir düzende önemli bir görev. Makam,mevki,kat,özel yer.

ORUNÇ :Eski Türkçede rüşvet anlamında kullanılan sözcük.

ORÜR: Altın alaşımı.

ORYA: İskambilde karo.

ORYANTİRİNG:Harita okuyarak yön bulmayı ve en kısa yoldan hedefe ulaşmayı amaçlayan spor dalı.

OS :Kat kat çakıl ve kumdan oluşmuş yer kıvrımı.

OS: Osmiyumun simgesi.

OSA:Kostarika’da bir yarımada.

OSAKA : Japonya’da bir kent.

OSBAR :Ürgüp yöresine özgü, yemek pişirmekte kullanılan bir tür toprak tencere.

OSCARWİLDE:İrlandalı şair ve oyun yazarı.

OSEİN:Canlı kemik hücreleri tarafından salgılanan ara maddeye verilen ad.

OSELO: Amerika’da yaşayan,kürkü için avlanan yabanıl kedi.

OSETLER: Kafkasya’da yaşayan bir halk.

OSETR: Mersinbalığı familyasından havyarı değerli bir balık.

OSİLATÖR: Alternatif elektrik akımı üretmekte kullanılan elektronik aygıt.

OSİLATÖR: Zaman aygıtlarında,bir rezonatör ile bunu çalıştıran bir sistemden oluşan ayarlama organı.

OSİLOSKOP:Zamana göre değişen bir büyüklüğün değişimlerini görüntülemeye ve böylece bir gösterim elde etmeye olanak veren aygıt.

OSİRİS:Eski Mısır inanışında ölülerin koruyucusu olan tanrı,baş tanrı.

OSKAR: İnek derisinden yapılma ayakkabı yüzü.

OSKİ :Argo’da lira anlamında kullanılan sözcük.

OSKULUM:Süngerlerde suyun çıkış deliği.

OSKÜLTASYON: Bir organın işleyişini değerlendirmek veya hastalığı saptamak için vücuttaki sesleri steteskop kullanarak dinleme işlemi.

OSMANASAFBORA:Sanayi Nefise Mektebinin ilk mezunlarından olup özellikle İstanbul’un çeşitli mekanlarını konu alan tablolarıyla tanınmış ressamımız.

OSMANBEY:Yeşil kabuklu ve ekşi bir elma cinsi.

OSMANCIK: Bir pirinç çeşidi.

OSMANİ: Osmanlı devletinde kullanılmış gümüş bir para.

OSMANLI: Fasulye ve bezelyeye benzer bir sebze.

OSMANLI: Karadeniz Ereğlisi’ne özgü bir çilek cinsi.

OSMOZ (OZMOZ):Geçişme.

OSSOBUCO: İtalya mutfağına özgü,domatesli ve beyaz şaraplı bir sos içinde ilikli kemiklerle birlikte pişirilen dana inciği yahnisi.

OST:Feodal dönemdeki ordu.

OSTEOLOJİ:Kemikbilim.

OSTEOPOROZ:Kemiklerin sert dolgu dokusunun incelmesi sonucunda,hafif bir baskıyla bile kırılabilir duruma gelmesiyle tanımlanan hastalık. Özellikle menopoz döneminde kadınlarda görülen kemik erimesi hastalığı.

OSTOMİ:İnsan vücudunda yapay bir delik yada çıkış oluşturmak için gerçekleştirilen cerrahi girişim.

OSTOTEK:İçinde,bir ölünün külleriyle dolu kavanoz bulunan sandık.

OSTRAKİSMOS: Eski Yunan’da,istenmeyen bir kişinin halkoylamasıyla sürgüne gönderilmesi cezası.

OSTRAKON: İlkçağda özellikle Mısırlılar,Yunanlar ve İbraniler arasında çizim yapmak,bazen de yazı yazmak ve hesap tutmak için papirüs yerine kullanılan kırık çömlek parçaları ya da kireç taşından küçük tabakalar.

OŞ :Kırgızistan’da bir kent.

OŞİK: Halk dilinde küçük köpeğe verilen ad.

OŞİNOGRAFİ:Okyanusların ve denizlerin fiziksel,kimyasal ve biyolojik özelliklerini araştıran bilim dalı.

OT :Argo’da esrar.

OT:Küçük bitkilere verilen ad.

OTA:Bitkilerden elde edilen ilaç.

OTAĞ:Büyük ve süslü çadır.

OTAĞA:Padişah veya vezir kavuklarında bulunan tül yada püskül biçimindeki sorguç.

OTALAMAK:Zehirlemek,ağılamak.

OTAMAK:Bitkilerden elde edilen ilaçlarla hastalığı iyileştirmek.

OTANTİK:Gerçek olan,gerçeğe yada aslına dayanan,orijinal. Asıl,esas,doğru.

OTARİ :Deniz ayısı da denilen ve soğuk güney denizlerinde yaşayan fok türü.

OTARMAK :Hayvanı otlatmak.

OTARSİ:Ekonomik alanda kendi kendine yeterli olmaya yönelen bir ülkenin rejimi.

OTARU: Japonya’da bir liman kenti.

OTÇU:Halk dilinde köylerde hekimlik yapan kimselere verilen ad.

OTEKİ:Japon müziğine özgü bir tür bambu flüt.

OTİ :Batı Afrika da bir ırmak.

OTİNA:Uzun kavkılı ,karındanbacaklı,akciğerli deniz yumuşakçası.

OTİNGO:Artvin’in Borçka ilçesinde bir kaplıca.

OTİSTİK (OTİST):İçe kapanık,psikolojik sorunları olan kimse.

OTİT :Kulak iltihabı.

OTİZM:İçe kapanıklılık. İçe yöneliklik.Kişinin dış dünyayla ilişkiyi reddederek kendi iç dünyasına kapanması.

OTLAKİYE : Osmanlı da devlet malı otlaklardan yararlanan hayvan sahiplerinden alınan vergi.

OTLUBAĞA:Halk dilinde kara kurbağasına verilen ad.

OTMAN BABA:Balkanların Türkleşmesinde büyük emeği geçen ünlü Bektaşi Şeyhi.

OTOBİYOGRAFİ:Öz yaşam öyküsü.

OTODİDAKT:Bir okula gitmeden kendi kendini yetiştiren,öz öğrenimli.

OTOFAJİ :İnsanın kendi kendini yiyip bitirmesi.

OTOFOBİ: Issız bir yerde kişinin tek başına olmaktan duyduğu korku.

OTOKAR:Toplu geziler için yapılmış büyük otobüs.

OTOKLAV:Vida ve cıvatalarla tutturulmuş basit bir kapağı olan,iç basınca dayanıklı kap.Yüksek sıcaklıklara ve basınçlara dayanabilen,çoğunlukla çelikten yapılmış sızdırmaz kap.

OTOKO:Japon Tiyatrosu Go’da erkek oyuncunun maskesi.

OTOKRASİ: Hükümdarın,bütün siyasal kudreti elinde bulundurduğu yönetim biçimi. Bütün yetkilerin sınırsız olarak bir kişide toplandığı devlet yönetimi biçimi.

OTOKRİTİK: Özeleştiri.

OTOKTON:Yerbilimde bir kayacın,bulundukları yerde oluşmuş bileşenleri için kullanılan sözcük,yerli.

OTOLİMİTASYON:Bir iktidarın , doğrudan doğruya iktidarı kullanan tarafından sınırlandırılması.

OTOLİT: İç kulakta bulunan işitme taşı.

OTOMAN:Bir tatu türü.

OTOMAN:Bir tür kadın elbiseleri yapımında kullanılan ipekli kumaş.

OTOMAN:Sedir biçiminde kanepe.

OTOMASYON: Makineler tarafından gözetim altında tutulan ve denetlenen,insan gözetimine çok az yer veren üretim süreçleri.

OTOMİKOZ: Dış kulak yolunda mantarlardan ileri gelen asalak enfeksiyonu.

OTOMİLER:Meksika’nın orta kesiminde yaşayan yerli bir halk.

OTOMOTİV: Motorlu taşıt yapımını konu alan sanayi dalı.

OTOMOTRİS:Raylar üzerinde kendi kendine hareket edebilen demiryolu taşıtı.

OTORE:Tıp dilinde kulak akıntısına verilen ad.

OTORİTE: Bir kişi veya grubun öteki kişi ve gruplar üzerindeki meşru gücü.

OTOSİST:İşitme keseciği.

OTOSKOP:Dışkulak yoluyla kulak zarını muayene etmeye yarayan alet.

OTOTROF:Besinini bağımsız olarak sağlayan bitki,kendi belsek.

OTRİŞ:Devekuşu tüyü.

OTUR: Karadeniz Bölgesine özgü bir zeytin cinsi.

OTURAK: Arkalıksız küçük iskemle.

OTURAK: Anadolu’nun kimi yörelerinde içkili,çalgılı ve kadınlı eğlencelerine verilen ad.

OTURTMA: Halka halka kesilmiş patates,patlıcan,kabak gibi sebzelerle yapılan bir çeşit kıymalı yemek.

OTURTMA: Kol gibi bükülmüş yaprakları tepsiye dizerek yapılan bir tür tatlı.

OTURUM: Harman yerindeki ekin demetlerinin yığını.

OTURUM:Yasama meclislerinin birleşimlerinden her biri.

OTZAMBAK:Kökten sürme uzun ve dar yapraklı,beyaz yada pembe çiçekli bir bitki.

OVA: Geniş düzlük,yazı.

OVABÜKÜ: Datça ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

OVAL: Yumurta biçiminde olan.

OVALAMA: Eritilmiş yağa ekmek doğrayarak yapılan bir çeşit yemek.

OVALAMAÇ: Güney illerimize özgü pisi köftesi,kedi yumağı gibi adlar da verilen ve ufalanmış yufka,peynir,domates,maydanoz ve soğanla yapılan bir tür köfte.

OVAR: Halk dilinde sıcak havaya ya da sam yeline verilen ad.

OVATA: Zambakgillerin hoşta cinsinden bir süs bitkisi.

OVATO: Yunanistan’da Türklerin yoğun olarak yaşadığı ve Beyköy de denilen belde.

OVÇARKA: Hayvan sürülerinin korunmasında yaygın olarak kullanılan,iri Rus çoban köpeği.

OVER:Yumurtalık.

OVERLOK:Kumaş kenarına makineyle yapılan sık sürfile dikişi.

OVİDİUS:Aşk Sanatı,Değişişler adlı yapıtlarıyla ünlü eski Romalı şair.

OVİS: Koyunun bilimsel adı.

OVİT :Rize-Erzurum karayolunda bir dağ ve geçit.

OVMAÇ :Hamuru ovalayarak yapılmış kırıntılarla pişirilen çorba. Taze tarhana.

OVOGON: Alg,mantar gibi ilkel bitkilerde dişi cinslik hücresi.

OVOLİT: İç içe mineral kabuklardan oluşan balık yumurtası biçiminde kalker.

OVOO: Şamanizm’de kutsal sayılan taş yığınları.

OVRA: Mussolini döneminde İtalya’da kurulan gizli polis örgütü.

OVÜLASYON: Yumurtlama.

OVÜLEN: Mantar gibi ilkel bitkilerde dişi cinsiyet hücresi.

OYA : İpek,ibrişim,renkli iplikten tığ,mekik,iğne ve firkete ile işlenen ince örgü. Dar tentene.

OYABUN: Japonya’da mafya tipi çetelerin şefine verilen ad.

OYAKATOĞLU: Ressam Turgut Zaim’in kızı olup halk motiflerine ve Anadolu görünümlerine dayalı kompozisyonların da naiflere özgü bir anlatım tekniği oluşturmuş ressamımız.

OYAKOŞİNCU: Japonya’da aile bireylerinin toptan intihar etmeleri geleneğine verilen ad.

OYAMA:Japonların kabuki adlı oyununda kadın rolünü oynayan erkek oyuncu.

OYAN :Atın başına geçirilen dizgin ya da süsler.

OYDAŞ :Aynı düşüncede,aynı inançta olan,hemfikir.

OYDAŞMA: Konsensüs.Düşünce birliği içinde olma.Bir grup,topluluk ya da toplumun üyeleri arasında,temel toplumsal değerler üzerindeki anlaşma.

OYKOFOBİ:Telefonun dinlenmesinden duyulan korku.

OYLAT :Bursa’nın İnegöl ilçesi yakınlarındaki ünlü bir kaplıca ve bir mağaranın ortak adı.

OYLUM: Hacim.

OYMABASKI: Çinko,bakır,tahta gibi levhaların kazıma ile yapılan,resimleri kağıda basma tekniği.

OYMAK :Aşiret.Aynı soydan gelen aileler topluluğu.

OYMAPINAR:Antalya’da Manavgat çayı üzerinde bir baraj ve hidroelektrik santralı.

OYO: Nijerya’nın bir eyaleti.

OYRAK: Çukur arazi,uçurum.

OYULGAMA (OYULGA):Elle yapılan kalın,kaba,seyrek,gelişigüzel dikiş.

OYUM :Ağaç veya fidan dikmeye yarayan yer.

OYUN: Eski Türklerde şaman, baskı,kam,ozan gibi adlar da verilen büyücü şairler için kullanılan bir başka sözcük.

OYUN:Oğuz Atay’ın yarattığı,yazınsal karakterlerin genel davranış biçimi.

OZALİT :Özgün çizim,harita,plan gibi şeylerin fotoğraf tekniğiyle çoğaltılması yöntemi.Kalıptan çekilen resim kopyası.

OZEKİ:Sumo güreşinde,yokozuna’dan sonra en önemli ikinci derece.

OZİGO:Tropikal Afrika’da (Gabon) yetişen ve daha çok kaba dokulu,yarı sert ve yarı ağır,gri-pembe bir odun veren ağaç.

OZMOS: Yarı geçirgen bir çeperin iki yanına yerleştirilmiş,derişikliği farklı iki sıvıdan oluşan yer değiştirme olayı.

OZMOZ: Çözücü maddelerin az yoğun ortamdan çok yoğun ortama,seçici geçirgen bir zardan enerji harcamadan geçişi.

OZOKERİT:Balmumu görünümünde doğal hidrokarbür,yer mumu.

OZON:Molekülünde üç atom bulunan oksijenden oluşan,ağır kokulu,gaz durumundaki basit element.

OZONTABAKASI: Atmosferin 20-25 km yükseğinde yer alan ve mor ötesi ışınların büyük kısmını tutan tabaka.

OZUGA: Tropikal Afrika’da yetişen çok sert bir ağaç.

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:45