S - (S-SYR)

Cumartesi, 20 Ekim 2012 21:39 Site Yönetimi
Yazdır

S :Kükürt elementinin simgesi.

SA :Nazi partisinin hücum kıtasını simgeleyen harfler.

SA: Eskiden İslam ülkelerinde kullanılan bir tahıl ölçeği. Eski bir tahıl ağırlık ölçüsü.

SA:Suudi Arabistan’ın plaka işareti.

SAADETLU:Osmanlı döneminde korgeneral ile albay arasındaki rütbeli subaylara ve bu derecedeki vezirlere verilen unvan.

SABA : Türk müziğinde bir makam adı.

SABA :Gün doğusundan esen hafif ve tatlı rüzgar. Sabah yeli.

SABABUSELİK: Türk müziğinde bir makam adı.

SABAHAT: Güzellik.

SABAL:Amerika’nın sıcak bölgelerinde yetişen ve meyveleri hekimlikte kullanılan bir palmiye.

SABETAYSEVİ: Mesihliğini ilan ettikten sonra Dönmeler ya da Avdetiler adıyla bilinen mezhebin doğmasına neden olan 17. yüzyılda yaşayan Yahudi önder.

SABİ: Ergenlik çağına ulaşmamış küçük çocuk.

SABİH (SABİHA): Güzel,latif,şirin.

SABİHA : Eski dilde gemi.

SABİR:Yakındoğu’da ve özellikle Cezayir’de konuşulan Arapça , Fransızca , İtalyanca ve İspanyolca karması dil.

SABİT: Durağan,yeri değişmeyen.

SABİTE:Durağan yıldız.

SABO:Tahta ayakkabı.Tek bir tahta parçadan ya da tahta parça üzerine tutturulmuş kösele bir üstlükten oluşan ayakkabı.

SABOTAJ: Baltalamak.

SABOTE:Baltalama.

SABRA:İsrail’de doğmuş İsrailli .

SABUK :Doğu Karadeniz’in dağlık kesimlerinde yaşayanların giydiği,bacağı çorap gibi saran bir tür çizme.

SABUNİYE:Bir tür nişasta helvası.Yağ,şeker ve nişastayla yapılan pelte türü bir tatlı.

SABUR:Çok sabırlı.

SABURA:Gemi safrası.

SAC(SAÇ): Üzerinde ekmek pişirilen tandır.

SAC: Demir levha.

SACAYAĞI:Üç ayaklı çember veya üçgen biçiminde sac altına konan demir destek.

SACİDE:Ülker Köksal’ın bir tiyatro yapıtı.

SACİT: Secde eden.

SACUR (BAĞIRSAK DERESİ):Güneydoğu Anadolu’da bir akarsu.

SAÇAK:Bazı giyim eşyalarında ya da döşemeliklerde kumaş kenarlarına dikilen süslü ipekten püskül. Havlu ya da halı kenarındaki püskül.

SAÇI :Düğün armağanı. Gelinin başından aşağı saçılan para,çiçek,arpa gibi şeyler.

SAÇKIRAN:Aziz Nesin’in bir romanı.

SAÇULA:Dökümcülerin kullandığı ağaçtan yapılmış kalıp.

SAD: Uğur.

SADABAD: İstanbul’da Kağıthane Deresi’nin Haliç’e doğru uzandığı düzlükteki eğlence yerine Lale Devri’nde verilen ad.

SADAK : Ok torbası, kılıfı.

SADAKOR:Düz dokunmuş,açık saman renginde bir ipek kumaş.

SADARET:Osmanlı imparatorluğunda baş vezirliğe,sadrazamlığa verilen ad.

SADEKAR : Eskiden kuyumculara taslak hazırlayan kimselere verilen ad.

SADEKARİ :Ayrıca değerli taşlarla süslü olmayan , altın yada gümüşten yapılmış kuyumculuk işleri.

SADET :Konuşulan asıl konu.

SADEYAĞ:Sütten elde edilen yemeklik yağ.

SADIR:Osmanlı döneminde kazaskerlere verilen san.

SADİ: Osmanlı devletinde Acemi Ocağından olanlara verilen ad.

SADİD: Yaradan akan sıvı,irin.

SADİDİREN:Ayrıntıların ağır bastığı duvar panolarıyla tanınmış, 1927 de doğmuş seramik sanatçımız.

SADİYE: Yılanlı törenler yapmakla tanınmış bir İslam tarikatı.

SADME: Çarpışma,tokuşma.Ansızın gelen bela.

SADR:En iyi,en yüce yer.

SADRAZAM:Osmanlı İmparatorluğunda başbakan.

SAF: Sıra,dizi.

SAFA: Diyarbakır’da 15. asırdan kalma bir caminin adı.

SAFA:Eğlence,neşe,zevk.

SAFAHAT: Safhalar,evreler.

SAFAİN: Gemiler.

SAFARİ:Ketenden yapılan kısa pantolon,büyük cepli uzun ceket ve geniş mantar şapkadan oluşan av kılığı.

SAFEVİLER: İran’da 1501-1732 yılları arasında hüküm süren hanedan.

SAFFET:Temizlik,arılık.

SAFİN:Eski dilde iyi cins at.

SAFİR : Saydam,açık maviden koyuya renkleri değişen değerli bir taş.Gökyakut da denir.

SAFİR:Yolcu.

SAFRA:Deniz teknelerini dengede tutmak için,dip bölümlerine konulan ağırlık.

SAFRAN :Soğanlı bir süs bitkisi ve bu bitkiden elde edilerek bazı yiyecek ve içeceklere tat,koku ve sarı renk veren bir baharat çeşidi.

SAFSATA:Boş,temelsiz,asılsız söz.

SAFTİRİK:Argo’da saf,budala.

SAGA:Bir çok kuşağı kapsayan ve bir romanda,filmde yada televizyon dizisinde anlatılan bir tür aile destanı.

SAGALOSSOS:Burdur ilinin Ağlasun ilçesinde ünlü bir antik kent.

SAGAR :İçki bardağı.

SAGARMATHA:Nepal halkının Everest dağına verdikleri gökyüzünün tepesi anlamında ad.

SAGİR: Küçük,ufak.

SAGU (SAĞU): İslamlıktan önceki Türk edebiyatında ağıta verilen ad. Eski Türklerde ölen bir kişinin ardından yazılan şiir türü.

SAGU: Kimi hurma ağaçlarının özünden çıkarılan ve pirinç gibi kullanılan nişastalı bir madde.

SAGU:Hint irmiği.

SAĞALTIM: Tedavi.

SAĞAN :Yelyutan da denilen,kırlangıca benzer bir kuş.

SAĞDIÇ: Düğünde gelin veya damada kılavuzluk yapan kimse.

SAĞGÖRÜ:Basiret.Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği.

SAĞMAL: Bol süt veren,sağılan.

SAĞRI (SAĞIR): Memeli hayvanlarda bel ile kuyruk arasındaki dolgun ve yuvarlakça bölüm. Atın omuzları arasında kalan bölge.

SAH:Bir şeyin doğru olduğunu belirtmek için konulan işaret.

SAHABE :Sahip çıkanlar,tutanlar. Hz Muhammed’in meclisinde bulunan kimseler.

SAHABET : Koruma,esirgeme,gözetme.

SAHAF:Eski kitap alıp satan kimse. Kitapçı.

SAHALAR: Kuzeydoğu Sibirya’da yaşayan ve Yakutlar (Dolganlar) da denilen Türk soylu bir halk.

SAHALİN:Rusya’ya bağlı,Japonya sınırındaki ada.

SAHAN :İçinde yemek ısıtılan ya da yumurta gibi şeyler pişirilen,derinliği az , madeni, kapaklı yemek tabağı.

SAHANLIK: Binalarda kapı önünde,merdiven başlarında veya ortasında olan boşluk.

SAHARA:Artvin ilinde ulusal park kapsamına alınan bir yayla.

SAHAVET: El açıklığı,cömertlik.

SAHİR: Büyüleyici güzellikte olan.

SAHİRE: Yeryüzü,dünya.

SAHN: Eski dilde sıcaklık.

SAHN:Avlu.Cami ve medreselerde insanların toplanmasına özgü üstü kubbeli yer.

SAHNISEMAN:İstanbul’da Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan dini bilimlere özgü medrese.

SAHRA: Çöl,kurak arazi.

SAHRE: Gaziantep yöresinde piknik,mesire anlamında kullanılan sözcük.

SAHTİYAN: Sepilenerek boyanmış ve cilalanmış deri. Özellikle ciltçilikte kullanılan bitkisel sepileme görmüş keçi derisi.

SAHUR:Ramazan ayında oruç tutanların gün doğmadan önce belirli saatte yedikleri yemek.

SAİ: Çalışan, gayret eden.

SAİ:Eski dilde haberci,ulak.

SAİ:Orta Amerika’da yaşayan ve başlıklı maymun da denilen maymun cinsi.

SAİD:Sevap kazanmış olan. Kutlu.

SAİK: İstekli,hevesli.

SAİKA:Yıldırım.

SAİL:Eski dilde dilenci.

SAİM :Oruçlu,oruç tutan.

SAİNETE:İspanyol tiyatrosunda güldürücü kısa oyun.

SAİNTJEAN (SENJAN):Onuncu yüzyılda Kudüs’te kurulan şövalyelik tarikatının adı.

SAİRFİLMENAM:Eski dilde uyurgezer.

SAİTABAT:Bursa’nın Kestel ilçesinde bir şelale.

SAİTFAİKABASIYANIK:Ünlü hikayecimiz.

SAK :Uyanık, gözü açık.

SAKA: Sırtında veya hayvanla su taşıyan kimse.

SAKA:Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde tabiatı koruma alanı kapsamına alınan göl.

SAKA:Serçegillerden,başında ve boynunda kırmızı sarı tüyler bulunan,güzel öttüğü için kafeste beslenen küçük bir kuş.

SAKAF: Çatı,dam.

SAKAĞI: Özellikle atlarda görülen ve insanlara da bulaşan hayvan hastalığı,ruam.

SAKAK:Çene altı.

SAKALAR: Güneybatı Asya tarihinde önemli bir rol oynamış Türk soylu bir halk.

SAKALÇARPAN:Mercimek ve hamurla yapılan bir yemek.

SAKALİBE:Ortaçağ Arap coğrafyacılarına göre Balkanlarda yaşayan çeşitli Slav kavimleri.

SAKALTUTAN:Antalya ilinde Türkiye’nin en derin mağaralarından biri.

SAKALTUTAN:Erzincan-Refahiye karayolunda bir dağ geçidi.

SAKALTUTAN:Konya’nın Seydişehir ilçesinde bir mağara.

SAKAMET:Bozukluk,yanlışlık,eksiklik.

SAKANDIRIK :Baş giysilerinde çene bağı.

SAKANGUR:Eski dilde dokumacılıkta,tüle benzer ince ve saydam bir kumaş.

SAKANGUR:Geko da denilen sürüngen,bir cins kertenkele.

SAKAR:Muğla Marmaris karayolunda çok güzel bir panoramaya sahip dağ geçidi.

SAKARCA: Karameke de denilen bir tür yaban ördeği.

SAKARCA:Ordu ve Giresun yöresinde,soğanları yemek yapımında kullanılan bir tür çiğdeme verilen ad.

SAKARILICA:Eskişehir’in Mihalgazi ilçesinde bir kaplıca.

SAKARİMETRE:Bir sıvıdaki çözelti durumunda bulunan şeker miktarını belirlemeye yarayan alet.

SAKARİN:Şeker hastalarının şeker yerine kullandığı,maden kömürü katranından elde edilen beyaz bir toz.

SAKARMEKE : Yaban kazı.

SAKAROZ:Şeker kamışı veya şeker pancarından elde edilen bir tür şeker.

SAKÇAGÖZ: Gaziantep ilinde ünlü bir höyük.

SAKE:Mayalanmış pirincin süzülüp arındırılmasıyla yapılan alkollü Japon içkisi.

SAKINIM: İhtiyat.

SAKIP: Delen.

SAKIRGA :Kene.

SAKIT: Merih gezegenine verilen bir ad.

SAKIT:Düşen,düşmüş,düşük.

SAKİ : İçki sunanlara verilen ad.

SAKİ: Amazon ormanlarında yaşayan bir maymun.

SAKİL: Çirkin, kaba.

SAKİL: Türk müziğinde bir usul.

SAKİNAME:Divan şiirinde sakiye sesleniş biçiminde yazılmış,içkiyi,içkili eğlencenin türlü yönlerini gerçek ve tasavvuftaki anlamlarıyla konu edinen şiir.

SAKKARA:Eski krallık döneminde Mısır’ın başkenti olan Memphis’in nekropolünün bir bölümü.

SAKLIKENT:Antalya-Muğla il sınırında, Fethiye ilçesi yakınlarında doğal güzelliğinden dolayı ulusal park kapsamına alınmış kanyon.

SAKO :Paltoya benzer bir tür üstlük.

SAKOLETA (SAKULETE):Özellikle kaval toplarında kullanılan silindir biçiminde bir demirin içine çivi,cıvata vb demir parçaları doldurularak elde edilen bir mermi türü.

SAKS:Laciverde yakın koyu mavi renk.

SAKSAĞAN:Kargagillerden,karnı beyaz,kanatları ve kuyruğu kül rengi diğer yerleri parlak,kara uzun kuyruklu kuş.

SAKSAK: Konya ilinde,Hitit dönemine ait bir höyük.

SAKURA :Japon kirazı.

SAKURA:Japonya’da çok sevilen kiraz ağacı çiçeği.

SAKYOL:Tunceli’nin Çemişkezek ilçesinde bir höyük.

SAL :Tabut.

SAL: Düz ve korkuluksuz ırmak taşıtı.

SAL: Rize’nin Çamlıhemşin ilçesinde bir yayla.

SALA:Cenaze namazı kılmak için veya bayram ve Cuma namazına cemaati çağırmak için minarelerde okunan dua,çağrı ezanı.

SALACAK :Teneşir. Hasta,yaralı yada ölü taşınan ağaç sedye.

SALAÇOR:Çoruh ırmağının kolu olan bir akarsu.

SALAH:Düzelme,iyileşme,iyilik.

SALAMANDRA: Üstten çok hızlı ısıtan kapaksız bir fırın çeşidi.

SALAMANDRA:Odalar arasında gezdirilebilen bir tür kömür sobası. Seyyar soba.

SALAMANJE:Yemek odası,salonu.

SALAMURA:Asma yaprağı,peynir,turşu,balık gibi yiyeceklerin bozulmaması için içinde tutuldukları tuzlu su.

SALAMURİ:Gürcistan müziğine özgü bir tür kaval.

SALANGAN:Hint ve Çin denizleri kıyılarında yaşayan,uzun kanatlı,dört köşe kısa kuyruklu,esmer küçük kuş. Yuvasından Çin mutfağının en seçkin yemeği yapılan bir deniz kırlangıcı.

SALAPURYA :Ticaret eşyası taşımakta kullanılan , 10-15 tonluk , üçgen biçiminde yelkeni olan ticaret gemisi.

SALAR:Kumandan.

SALAŞ:Sebze,meyve satmak için kurulmuş,derme çatma dükkan.

SALAŞPUR:Seyrek dokunmuş,astarlık ince bez.

SALAT: Namaz.

SALAT: Hazreti Muhammed için okunan dua.

SALAVAT:Hazreti Muhammed’e ve onun soyundan gelenlere saygı bildirmek için okunan dua.

SALAVAT:Namazlar.

SALAVAT:Yağlı güreşte, yarışmalardan önce cazgırın okuduğu dua.

SALÇA: Domates ve kırmızı biber gibi çeşitli sebzelerin ezilerek suları çıkarıldıktan sonra kurutulmaları sonucu elde edilen püre halindeki yiyecek maddesi.

SALDA:Yurdumuzun göller yöresinde ,Burdur’da bir göl.

SALDIRMA: Bir tür büyük bıçak.

SALENTO: İtalya’nın güneydoğusunda bir yarımada.

SALEP: Aynı adlı bitkiden elde edilen tozla yapılan sıcak bir içecek.

SALEPGİLLER:Güzel çiçekli vanilya,orkide,Venüs çarığı gibi bitkileri kapsayan bir familya.

SALHANE: Mezbaha,kesimevi.

SALIK: Haber.Bir olguya,bir olaya ilişkin olarak verilen bilgi.

SALINIM: Ay’ın yarım yüzeyinden biraz fazlasının yerden görülebilmesini sağlanan olay.

SALINIM: Bir noktanın ardışık ve eşit zaman aralıklarında hep aynı devinimi yinelemesi.

SALİERİ: Mozart’ı zehirlediğine inanılan ve operalarıyla tanınan İtalyan asıllı Avusturyalı besteci.

SALİH: Dinin buyruklarına uygun davranan.

SALİK: Bir yola giren,bir yolda giden.

SALİM: Esen,sağlam,sakin,huzur içinde.

SALİP: Haç.İstavroz.

SALİSE:Matematikte saniyenin altmışta biri.

SALİSİLAT:Salisilik asidin tuzu.

SALİYE: Divan edebiyatında hicri yılbaşını (1 Muharrem) kutlamak amacıyla devlet büyüklerine sunulan kaside.

SALKIMAK:Pörsümek.

SALLAMA:Börülce salatası.

SALLAPATİ: Düşünmeden ve saygısızca davranan.

SALMA :Pirinçle pişirilen bir yemek.

SALMA: Köy işlerinin görülmesi için,ihtiyar heyetinin kararıyla köylülerden toplanan para.

SALMA:Kuş üretme odası.

SALMA:Osmanlılarda kol gezen kolluk eri.

SALMASTRA: Halat tellerinden saç gibi örülmüş olan ip.

SALOZ:Argo’da salak,aptal,bön anlamında sözcük.

SALPA: Gemi demirinin deniz dibinden kurtulması,ağırlığın zincire binmesi.Demir alınırken halatın son bir çekilişle çapanın dipten tam kurtulduğu an.

SALPA:Gevşek,iş bilmez,tembel.

SALSA:Önceleri Latin Caz denilen canlı tempolu Latin müziğine 1960 sonlarında verilen ad.

SALT :Yalnız,tek,sırf. Mutlak.

SALTA :Köpeğin arka ayakları üzerinde ayağa kalkması.

SALTA: Yakasız ve iliksiz bir tür kısa ceket.

SALTO:Rakibin bedenini kollarıyla birlikte kavrayarak yana yada arkaya savurma,devirerek bastırma biçiminde uygulanan bir güreş oyunu.

SALUKİ: Çok çevik,çok zarif ve çok hızlı bir tazı ırkı.

SALUR:Oğuz Türklerinin 24 boyundan biri.

SALVO :Genellikle topla yapılan yaylım ateş.

SALYA: Ağızdan sızan tükürük.

SAMA :Mantar enzim karışımı.

SAMA: Üstün nitelikli ,esnek ve yumuşak bir deri elde etmeye yönelik işleme banyosu.

SAMAN: Ekinlerin taneleri ayrıldıktan sonra kalan saplar.

SAMANDERE:Düzce ilinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir şelale.

SAMANKAPAN : Kehribara verilen ad.

SAMAR: Karaağaç ve dişbudakta olduğu gibi perikarpı (en dış örtüsü) zarsı kanat biçiminde uzayan ve tek tohum içeren kuru meyve.

SAMARYUM: Seyrek bulunan bir element.

SAMBA: Bir Brezilya dansı.

SAMBO: Rusya’da ortaya çıkan,judo ve serbest güreş arası bir güreş türü.

SAMED: Kimseye,hiçbir şeye ihtiyacı olmayan.

SAMEDBEHRENGİ:Küçük Kara Balık, Bir Şeftali Bin Şeftali, Kel Güvercinci, İnatçı Kediler gibi yapıtları dilimize de çevrilmiş, İran çocuk edebiyatının dünyaca ünlü yazarı.

SAMİ:Yüksek,yüce.

SAMİGÜNER:Ünlü bir fotoğraf sanatçımız.(1915-1991)

SAMİH: Cömert,eli açık.

SAMİM:Eski dilde iç,öz,asıl,merkez.

SAMİSEN :Üç telli ve perdesiz Japon lavtası.

SAMİSTAL:Rize ilinde bir yayla.

SAMİT (SAMUT):Sessiz,susan,konuşmayan.

SAMİT:Lal oyunları da denilen ve sözsüz oynanan köy seyirlik oyunlarının genel adı.

SAMOSATA: Güneydoğu Anadolu’nun Kommagene bölgesinde antik bir kent.

SAMOYEDLER:Sibirya’nın Kuzey Buz Denizi kıyısındaki steplerde yaşayan göçebe bir halk.

SAMPAN: Asya ülkelerinde kullanılan düz dipli tekne.

SAMSA:Baklavaya benzeyen bir tür hamur tatlısı.

SAMSAM:Konya’nın Kulu ilçesinde bir göl.

SAMSHEPARD : Yapıtlarında pop motiflerini, bilim kurgu ve popüler kültürle gençlik kültürünün öbür öğelerini ustaca birleştirmiş, “Aç Sınıfın Laneti”, “Vahşi Batı”, “Si Bemol İntihar” gibi tiyatro yapıtlarıyla tanınmış ABD’li yazar.

SAMSI:Kastamonu yöresine özgü,içine kıyma,patates,haşlanmış yumurta konularak yapılan bir börek.

SAMSUN (SANSUN)(SEKSON) : Savaşta kullanılan köpeklere verilen ad.

SAMŞU:Pirinçten yapılan bir tür Çin birası.

SAMT:Susma,sessizlik.

SAMUR:Kuzey Avrupa’da yaşayan,çok yumuşak ve ince tüyleri olan,postu için avlanan küçük hayvan. Bir kürk hayvanı.

SAMURAİ (SAMURAY) : Japon mitolojisinde savaşçılar sınıfı. Bir derebeyinin hizmetindeki savaşçı.

SAN: Unvan.

SANA: Yemen’in başkenti.

SANAKA:Boş inan,hurafe.

SANAL:Gerçekte olmayıp zihinde tasarlanan.

SANAT: Yaratıcı insan etkinliği.

SANATKAR: Bir işi ustalıkla yapan kimse.

SANATORYUM: Özellikle veremli hastaların iyileştirilmesi için kurulmuş sağlık kuruluşu.

SANCAK: Bayrak veya teknenin sağ tarafı.Kıçtan başa doğru bakıldığında geminin sağ tarafı.

SANDAL: Kerestesi sert ve kokulu bir ağaç.

SANDAL:Kayık.

SANDALET:Yalnız tabanı bulunan,ayağa kordon ve kayışla bağlanan açık ayakkabı.

SANDALOS:Bazı ağaçların gövde ve dallarından sızan ve romatizma ağrılarına karşı ilaç olarak kullanılan bir tür sakız.

SANDALYE: Dört ayak üzerinde,arkalıklı,kolsuz,ağaç iskemle.

SANDALYELİK:Sandalye arkalıklarının duvarı zedelememesi için duvar yüzüne,arkalık yüksekliğinde boydan boya yerleştirilen ensiz ahşap,plastik parça.

SANDARAK: Vernik imalatında kullanılan bir çeşit reçine.

SANDUKA: Mezarın üzerine yerleştirilmiş tabut büyüklüğünde tahta veya mermer sandık.Lahit gibi içinde ölü yoktur,sadece mezar üzerine konmuştur.

SANEKALLAH:Tanrı seni korusun anlamında kullanılan bir deyim.

SANEM :Put, totem, çok güzel kadın.

SANİ : Eski dilde ikinci.

SANİ: İşlenilen,yapılan,görülen iş.

SANİ:Yaratan.

SANİDİN :Volkanik kayaçlarda bulunan ortoz feldspat türü.

SANİH (SANİHA):Birdenbire akla gelen,içe doğan şey.

SANİYEN: İkinci derecede,ikinci olarak.

SANK: Kuş pisliği.

SANRI :Halüsinasyon.

SANSAR: Etçil hayvanların ortak adı.

SANSARAK :Bursa’nın İznik ilçesinde ünlü bir kanyon.

SANSASYON: Pek çok kimsede yaratılan güçlü heyecan.

SANSKRİT:Hint-Avrupa dilleri grubundan olan,klasik Hint din ve edebiyat dili.

SANSÜR:Sıkı denetim.

SANTERİA:Küba’da doğan ve komşu adalarla ABD’de özellikle siyahlar arasında yaygın olan , Hıristiyanlıkla Afrika inançlarının karışımı bir din.

SANTİAGO:Şili’nin başkenti.

SANTİM: Herhangi bir birimin 100 de biri.

SANTİMANTAL:Duygulu,içli,hassas.

SANTİMANTALİZM:İnsan davranışlarına aşırı bir duyarlılığın yön vermesi durumu.

SANTRA:Orta,merkez.

SANTRAL: Telefonların bağlı olduğu merkez.

SANTUR: Kanuna benzeyen ve tellerine iki küçük tokmakla vurularak çalınan bir çalgı türü.

SAP: Argo’da eşi,sevgilisi olmayan erkeğe verilen ad.

SAP: Demet durumundaki ekinler.

SAPA: Gidilen yol üzerinde olmayan.

SAPAKLAVİ: Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu’ya özgü bir üzüm cinsi.

SAPAN: Kaldırılacak bir şeyin üzerine geçirmek için halattan yapılan çember.

SAPAN: Kuş lastiği.İki ucu ip,ortası örme ya da meşin olan bir taş atma aracı.

SAPARNA:Eskiden kökü hekimlikte kullanılmış olan,zambakgillerden yeşilimsi çiçekli ve tırmanıcı bir bitki.

SAPARTA (ZAPARTA) :Gemi bordasındaki top çıkarılan dört köşe boşluk ve açıklık.

SAPARTA:Azarlama,tersleme.

SAPARTA:Bir batarya topun birden ateş etmesi.

SAPELLİ:Tropikal Afrika ormanlarında yetişen ve Fildişi kıyısında abudikro adı verilen çok büyük bir ağaç.

SAPISİLİK:Kişiliksiz,boş,serseri.

SAPLAM:İğneye takılan bir sap iplik.

SAPOT: Lezzetli meyvesi ve çiklet yapımında kullanılan sütlü salgısı için sıcak ülkelerde yetiştirilen bir ağaç.

SAPSAGO: İsviçre’ye özgü bir cins peynir.

SAR:Eski dilde öç,intikam.

SARA: Yilbik,tutarık gibi adlar da verilen sinir hastalığı.

SARABANDA:Ağır tempolu,gitar ve kastanyet eşliğinde oynanan bir İspanyol halk dansı.

SARAÇ: Deri,muşamba gibi gereçlerden bavul,çanta gibi şeyler yapan kimse. Koşum ve eyer takımları yapan ya da satan kimse.

SARAFAN:Rus köylü kadınların giydiği kollu veya kolsuz uzun elbise.

SARAHAT: Açıklık.

SARAHATEN :Açıkça,apaçık,açıktan açığa.

SARAK: Yapı yüzeylerinde yatay,enli,az çıkıntılı,süslü ya da düz silme,kuşak.

SARAKA:Argo’da alay,istihza.

SARANGİ: Yayla çalınan Hint müziğine özgü üç telli bir çalgı.

SARAT :Büyük delikli kalbur.

SARATOGA:NATO’nun 1992 deki bir tatbikatı sırasında Muavenet adlı Türk muhribini bombalayan ve beş askerimizin ölümüne neden olan ABD savaş gemisi.

SARAY:Tekirdağ’ın bir ilçesi.

SARAYDÜZÜ: Sinop’un bir ilçesi.

SARAYİ : Kaygusuz Abdal’ın kimi şiirlerinde kullandığı mahlası.

SARAZEN:Ortaçağda Batılıların Müslüman halklar için kullandığı ad.

SARBAN: Deve sürücüsü.

SARDANA: Katalonya’nın geleneksel dansı ve müziği.

SARDİNYA: Akdeniz’de,İtalya’ya ait bir ada.

SARDUN:Balıkçıların kullandığı bir tür halat.

SARDUNYA: Büyük,katmerli ve gösterişli çiçekler açan,yaprakları güzel kokulu bir süs bitkisi.

SARFBİLGİSİ: Dil bilgisi.Sözcüklerin yapısını ve çekim biçimlerini inceleyen dilbilgisi dalı.

SARGANA:Uzun ağızlı balık.

SARGOS:Baltabaş karagöz, Tahta balığı da denilen bir Akdeniz balığı.

SARIASMA: Parlak sarı tüyleri olan ötücü bir kuş.

SARIBALIK:Halk dilinde sazan.

SARICA :Halk dilinde yaban arısına verilen ad.Bal yapmayan arı.

SARICA:Osmanlılarda eyalet valilerinin buyruğundaki başıbozuk asker

SARIÇALI:Kabuğu ve kökü solucan düşürücü ilaç olarak kullanılan bir bitki,kadıntuzluğu,amberbaris.

SARIÇİÇEK: Artvin yöresinin bir oyunu.

SARIÇİÇEK: Ölmez otu da denilen ve beyaz,mor ya da firfiri renkte çiçekler açan otsu bir bitki.

SARIGERME: Muğla’nın Ortaca ilçesine bağlı turistik bir koy ve yöre.

SARIGÖZ: Yurdumuzun denizlerinde de yaşayan bir balık.

SARIHUMMA :Çoğunlukla sıcak ülkelerde görülen,bir cins sivrisinek aracılığı ile bulaşan,tene sarı bir renk veren,ateşli bir hastalık.

SARIK:Başa giyilen kavuk,sikke,külah,börk,fes ve başka serpuşlar üzerine sarılan tülbent,ağbani,şal gibi kumaş ve bezler.(Sarık sarılış biçimine göre burma,silme,dardağan,dolama,örfi,şekeraviz,kafesi gibi adlar alır).

SARIKANAT:Çinekoptan biraz büyük lüfer balığı.

SARIKIZ:Kaz dağında yaşadığına ve ermiş olduğuna inanılan efsane kişisi.

SARIKUM:Sinop ilinde,zengin bir kuş yapısına sahip olan ve tabiatı koruma alanı kapsamına alınan orman bölgesi.

SARIKUYRUK:Sıcak ve ılık denizlerin kıyı bölgelerinde yaşayan kemikli bir balık türü.

SARIPAPA: Sarı renkli,tatlı ve sulu bir şeftali cinsi.

SARISABIR:Zambakgillerden bir süs bitkisi.

SARIYAR:Sakarya Irmağı üzerinde kurulu bir baraj ve hidroelektrik santralı.

SARİ:Bulaşıcı,geçici.

SARİ:Hint kadınlarına özgü giysi ve bu giysinin yapıldığı kumaş.

SARİG:Amerika’da yaşayan ve yavrularını sırtında taşıyan keseli sıçan.

SARİN: Sinir gazı.

SARİNDA:Hindistan’da aşağı kast üyeleri arasında çalınan halk kemanı.

SARİSSA:Sivas ilinde ortaya çıkarılan en büyük Hitit kenti.

SARKA:Üstü sırma işlemeli kadife ya da çuhadan yapılan kadın ceketi.

SARKOM:Kemik,kıkırdak,kas,bağ doku gibi dokularda oluşan kötü huylu ur.

SARLİYE:Musul yöresinde yaygın olan,Müslümanlıktan yola çıkarak Hıristiyan öğeleri de içeren bir mezhep.

SARMAN:Sarı tüylü kedi.

SARMAUYAK:Dört dizeli bir kıtada abba biçimindeki uyak dizilişine verilen ad.

SARNIÇ: Su deposu.

SAROD:Hint müziğine özgü,lavta ailesinden bir çalgı.

SARONG : Endonezya, Malezya gibi ülkelerde hem erkek, hem kadın tarafından giyilen ve etek biçiminde sarınılan uzun kumaş parçası.

SAROS: Yurdumuzun batısında bir körfez.

SAROT:Bolu ilinde bir kaplıca.

SARP :Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınır kapısı.

SARP :Yalman.

SARPA : İzmaritgillerden boyu 35 cm kadar olan bir Akdeniz balığı.

SARPIN: Tahıl kuyusu.

SARPIN: Ekmeği koymaya yarayan dört gözlü sandık.

SARPKİLİT :Uşak halısı ismi.

SARRAF:Mesleği değerli kağıt ve metal paraları birbiriyle değiştirmek,tahvil alışverişi yapmak olan kimse.

SARS:Gizemli zatürree de denilen akut solunum yetersizliği sendromunun kısa yazılışı.

SARSAK: Biçerdöverin arkasına yerleştirilen,salınımlı bir hareketle çalışarak döverden çıkan sap ve samanla karışık taneleri ayıklamaya yarayan elek.

SART:Batı Anadolu’da Lidya bölgesinde eskiçağ kenti.

SART:Orta Asya Türklerinin alışveriş yaptıkları İranlılara verdikleri ad.

SARUÇ: Basmaca da denilen ve kurutulmuş üzümün içine ceviz konularak yapılan bir yiyecek.

SARÜSOFON:Bakırdan,çift dilli nefesli üflemeli çalgı.

SARVAN:Deve sürücüsü.

SAS:Birleşik krallık ordusuna bağlı,ülke dışında görev yapan özel birliğin kısa yazılışı.

SAS:Deniz Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki Su Altı Savunma komandolarını işaret eden kısaltma.

SASA:Batı Anadolu’da yaşamış,Efes,Tire,Birgi’ye egemen olmuş Türkmen Beyi.(Öl.1308).

SASEBO: Japonya’da bir kent.

SASI :Tatsız tuzsuz yiyecekler için kullanılan söz. Çürük yumurta gibi kokan.

SAŞİMİ:Suşi gibi çiğ balıkla yapılan bir Japon yemeği.

SAT:Doğu Anadolu’nun Irak sınırı yakınında yüksek bir dağ.

SATAK:Eskiden türlü eşya ve öteberinin satıldığı çarşı veya Pazar yerine verilen ad.

SATALA:Gümüşhane’nin Kelkit ilçesinde antik bir kent.

SATANİZM: Felsefe ve edebiyatta şeytanı ve kötülüğü yücelten anlayış.

SATANOFOBİ:Şeytan korkusu.

SATAVAT :Kahırlar.

SATAVE:Artvin’in Şavşat ilçesinde,geleneksel gevrek festivaliyle tanınmış bir yayla.

SATAY:Malezya ve Endonezya’da odun kömüründe pişirilen çok baharatlı et şiş.

SATEN: Bir tarafı gayet parlak ve diğer tarafı mat olan kumaş. Atlas gibi parlak,pamuklu kumaş,atlas.

SATER:Çok aromalı yaprakları baharat olarak kullanılan otsu bir bitki.

SATIBEY: Osmanlı devletinde eğitim sisteminin çağdaşlaşması için çalışmış,daha sonra Arap milliyetçiliğini benimseyerek etkinliklerini bu doğrultuda sürdürmüş Arap eğitimci ve düşünür.

SATIÇIRPAN: Ankara’nın Kazan köyü (şimdi ilçe) muhtarı iken Atatürk’ün takdirini kazanarak milletvekili seçilmesi sağlanmış Türkiye’nin ilk kadın milletvekili.

SATIH: Yüzey.

SATİ :Hindistan’da ölen kocasının cesediyle birlikte ateşe atılan ve ermiş sayılan kadın. Dul kalan kadının sadakatini göstermek üzere kendisini kurban etmesi şeklinde bir Hindu geleneği.

SATİ: Karadeniz bölgesinde yetişen bir zeytin cinsi.

SATİR:Yergi,hiciv.Bir kimseyi,bir toplumu ya da bir düşünceyi yermek amacıyla yazılmış ya da söylenmiş söz.

SATİRİK:Yergi ile ilgili. Yergisel.

SATLICAN: Göğüs sancısı,ateş,titreme,öksürük gibi belirtilerle ortaya çıkan akciğer zarı iltihabı. Zatülcenp.

SATORİ:Zen düşünmenin ereği olan ruhsal uyanış.

SATRANÇ:Halk edebiyatında aruz ölçüsüyle yazılan şiir türlerinden biri.

SATRANÇ:İki kişi arasında altmış dört kareli bir tahta üzerinde değerleri ve adları değişik olan altışar siyah ve beyaz taşlarla oynanan bir zeka oyunu.

SATRAP:Perslerde il yöneticisi, vali.

SATVET:Zorlu ve ezici güç.

SATYAGRAHA:Gandi’nin Hindistan’da uyguladığı pasif direnişe verilen ad.

SATYR: Yunan mitolojisinde bir insan ve bir keçiden olma melez varlık.

SAUNA: Buhar banyosu. Buharlı hamam.

SAUR:Ocak,fırın.

SAV :Eski Türklerde atasözü, tez. İslamlıktan önceki Türk edebiyatında atasözü anlamında kullanılan sözcük.

SAVA:Eski dilde müjde, müjdeli haber.

SAVAK: Bir barajın fazla suyunu akıtmak için yapılan düzen.

SAVAK: Tunceli,Erzincan,Bingöl gibi illerin dağlık kesimlerinde üretilen bir cins tulum peyniri.

SAVAK:Değirmen suyunu başka yöne akıtmak için yapılan düzen.

SAVAN: Ağaçlı bozkır.

SAVAN:Pamuk ipliğinden yapılan kalınca kilim. Yaygı,örtü.

SAVANA :Ekvator kuşağındaki otsu bitkilerle kaplı çayırlara verilen ad.

SAVARİN:Yarım daire şeklinde dökülen,piştikten sonra üzerine şeker şurubu gezdirilen,rom yada likör ile kokulandırılan ve pasta kreması gibi şeylerle süslenen,mayalı hamurdan yapılmış pasta.

SAVARONA: Önceleri Atatürk’e tahsis edilmiş, sonradan okul gemisi olarak kullanılmış ünlü yat.

SAVART: Müzik seslerinin yükseklik farkı birimi.

SAVAŞTEPE:Yurdumuzda kurulmuş 21 Köy Enstitüsünden biri.(Balıkesir).

SAVAT:Esas maddesi gümüş sülfür olan siyah bir minenin,gümüş bir levhanın önceden hazırlanmış bölümlerine kakılmasıyla gerçekleştirilen süsleme tekniği. Gümüş üstüne özel bir biçimde kurşunla işlenen kara nakış.

SAVLET:Hamle. Şiddetli saldırı.

SAVLO (SAVLA): Gemilerde bayrakları direğe çekmekte kullanılan ince ip.Teknede normal halatların kalın geleceği bir çok yerde kullanılan ince halat.

SAVSAMA: İhmal.

SAVT :Tasavvuf ve tekke müziğinde bir form.

SAVUNMAN: Avukat.

SAY :Çalışma.

SAY: Düz,ince ve yassı tabaka durumunda taş,büyük taş.

SAY: Emek.

SAYA :Ayakkabının yumuşak olan üst bölümü.

SAYA: Koyunların kuzulama dönemine yakın sürü sahiplerini dolaşarak yiyecek ve bahşiş toplayan çoban.

SAYAÇ:Havagazı,elektrik ve suyun kullanılan miktarını veya mekanik etkilenmeleri ölçen alet.

SAYDİYE :Av vergisi, av resmi.

SAYE :Gölge.

SAYEBAN : Gölgelik.

SAYHA:Bağırış,çığlık.

SAYIŞTAY:Devlet harcamalarını denetleyen kamu kurumu.

SAYKAL:Maden,ayna gibi nesneleri parlatmak için kullanılan cila.Cilacı.

SAYLAV:Milletvekili,mebus.Dil devriminin ilk yıllarında kullanılan sözcük.

SAYRI : Hasta.

SAYVAD: Avcı.

SAYVAN: Evlere bitişik,önü açık,direkler üzerine oturtulmuş üzeri örtülü yer.

SAYVAN:Güneşten yada yağmurdan korunmak için bir şeyin üzerine çekilen örtü.

SAZ:Çalgı,her türlü müzik aracı.

SAZAK: Kuvvetli esen soğuk yel.

SAZAK:Bataklık,sazlık.

SAZALANI : Trabzon ilinde bir yayla.

SAZAN: Tatlı sularda yaşayan bir balık.

SAZAN:Argo’da bilip bilmeden her konuya atlayan kimseye verilen ad.

SAZENDE: Saz çalan kimse.

SAZLICA: Adıyaman ilinde,içinde yüzer adacığı da olan bir göl.

SB:Antimon’un simgesi.

SBİTEN:Bal ve zencefille yapılan bir Rus içkisi.

SC:Skandiyum’un simgesi.

SDİ: ABD’nin Yıldız Savaşları Projesini simgeleyen harfler.

SE :Tavlada üç sayısı.

SE: Selenyum elementinin simgesi.

SEAMUSHEANEY:İrlanda tarihine ve mitolojisine göndermeler yapan şiirleriyle tanınan 1995 Nobel ödülünü kazanan İrlandalı şair.

SEAN CONNERY: James Bond rolünü ilk oynayan İngiliz aktör.

SEANS:Gösterim,oturum.

SEB:Eski dilde yedi sayısı.

SEBA: Yemen’in doğusunda kurulmuş eski bir krallık.

SEBATİ (SEBAT): Sözünde ve kararında durma,caymama.

SEBE: Kuranda bir sure.

SEBİL:Kutsal günlerde karşılık beklemeden hayır için dağıtılan içme suyu.

SEBİLHANE: Genellikle camilerin yanında bulunan ve isteyenlere her zaman bedava içme suyu dağıtılan taş yapı.

SEBKİHİNDİ:Divan şiirinde 16.yüzyılda başlayan,güç anlaşılır ve süslü bir anlatım biçimi.

SEBLA: Eski dilde uzun kirpikli.

SEBORE :Derinin yağ bezi ve ter bezi salgılarının anormal artışı.

SEBU:Testi.

SECAVENT:El yazması kuranlarda ayetlerin arasına konan kırmızı noktalar.

SECCADE: Namazlık.Namaz kılarken secde yerine serilen halı ve işlemeli kumaşlar.

SECİ:Eskiden nesirde (düz yazıda) yapılan kafiye(uyak).

SECİYE :Karakter, huy, yaratılış.

SEDA: Ses .

SEDAN :Reasürans şirketlerine işveren şirket.

SEDATALP:Önemli bir Hitit yerleşimi olan Konya’daki Karahöyükde yaklaşık otuz yıl boyunca kazılar yapmış,ayrıca Hititlerin yasaları,sanatları ve toplumsal yapıları konusundaki araştırmalarıyla tanınmış arkeologumuz.

SEDATİF:Hastayı sakinleştirmeye yarayan ilaç.

SEDEF: Pulcukların belirmesiyle ortaya çıkan bir deri hastalığı.

SEDEF:Midye,istiridye gibi deniz hayvanlarının kabuğunda bulunan,pırıltılı,beyaz,sert bir madde.Süs eşyası yapılan kabukları.

SEDESİR: Doğu Anadolu’ya özgü,kavrulmuş un üzerine bal,pekmez ya da reçel gezdirilerek yapılan bir tür tatlı.

SEDİMANTASYON: Pıhtılaşması önlenmiş kanda,alyuvarların dibe çökme hızının ölçülmesiyle yapılan bir tür kan muayenesi.

SEDİR:Kol koyacak yeri olmayan,arkalıksız,üstüne minder yastık konulan kerevet,divan.

SEDİR:Kozalaklardan,boyu 40 m kadar olabilen ve kerestesi yapı işlerinde kullanılan bir orman ağacı. Dağ servisi, dikenli ardıç.

SEDNA: Güneş sisteminin bir gezegeni olduğu sanılan büyük bir gök cismi.

SEDREBEKİ: Anlamsız,saçma sapan söz.

SEDYE:Taşınabilir yatak.

SEEDİNG: Belirli bir amaç doğrultusunda istenilen şekilde bir marka,kişi ya da kurum için içerik üretmek.

SEFA: Gönül rahatlığı.

SEFAİN: Deniz araçları.

SEFARAD: Akdeniz ülkelerinde yaşayan İspanya kökenli Yahudilere verilen ad

SEFARET: Elçilik.

SEFER: Kez,defa.

SEFER: Yolculuk.

SEFERCELİYE: Osmanlı mutfağına özgü ayva kompostosu.

SEFİD: Beyaz.

SEFİH:Zevk ve eğlenceye düşkün,uçarı.

SEFİNE : Eski dilde gemi.

SEFİR:Büyükelçi.

SEG: Eski dilde köpek.

SEGU:Mali’de bir kent.

SEĞELER:Keten tohumu.

SEĞİRDİM:Değirmene su veren oluğun eğimi.

SEĞİRDİM:Yaya koşusu.

SEĞMEN(SEYMEN): Bayram günlerinde,düğünlerde törene yerli giysilerle,atlı ve silahlı olarak katılan yiğit.

SEHA: Beyin zarı.

SEHAB :Bulut.

SEHER: Tan vakti,gün ağarması.

SEHEŞ: Çerkez sütlacı.

SEHİ:Eski dilde düz,doğru,muntazam anlamındaki sözcük.

SEHİBEY: Osmanlı dönemi şairleriyle ilgili ilk tezkireyi yazan yazar ve divan şairi.

SEHİM: Pay.Hisse.

SEHİV :Sonucu bakımından çok önemli olmayan yanlışlık.

SEHPA: Küçük masa.

SEHVEN: Yanlışlıkla.

SEJM:Polonya’da millet meclisine verilen ad.

SEK: Sert veya şekersiz içki anlamında kullanılır.Dömisek ise biraz tatlımsı manasına gelir.

SEKALİBE :Endülüs Emevileri’nin çeşitli saray ve harem hizmetlerinde görev yapan hadım edilmiş Slav kölelerine verilen ad.

SEKANS:Filmin kurgusu açısından bir bütün oluşturan plan dizisi.

SEKANT:Kesen anlamında kullanılan matematik terimi. Trigonometride bir açının kosinüsünün tersi.Bir şekli kesen doğruya verilen ad.

SEKBAN: Osmanlılarda sınır boylarında görev yapan asker sınıfı.

SEKEL:Bir hastalıktan sonra yerleşip kalan işlev yada doku bozukluğu.

SEKELLER: Romanya’da yaşayan Türk soylu bir halk.

SEKENDİZ: Satürn gezegenine verilen bir ad.

SEKENE:Bir yerde oturanlar,sakinler.

SEKİ :Doğal set.

SEKİ:Atın ayağında genellikle bileğe yada dize kadar çıkan beyazlık.

SEKİ:Evlerin önüne oturmak için taş ve çamurdan yapılan set. Toprak üstündeki yükseklik.

SEKİL:Bektaşilerin boyunlarına taktıkları bir taş.

SEKLEM:Kıldan yada yünden dokunmuş çuval.

SEKMEN: Basamak.

SEKMEN:Arkalıksız iskemle.

SEKOYA:Kaliforniya’da yetişen,yüksek boylu ve çok uzun ömürlü kozalaklı bir ağaç türü.

SEKR:Sarhoşluk.

SEKSEK : Bir çocuk oyunu.

SEKSON:Yeniçeri ocağının, savaşta kullanılan köpekleri yetiştirmek ve yönetmekle görevli sınıfı. Osmanlılarda savaşta kullanılan köpeklere verilen ad.

SEKSTANT:Güneşin,yıldızların açısal yüksekliğini ölçmeye yarayan bir alet.

SEKT:Mezhep.

SEKTE: Durma,kesintiye uğrama.

SEKTER:Katı,hoşgörüsüz düşünce.Başkalarının siyasal ve dinsel düşüncelerine karşı katı ve hoşgörüsüz davranan.

SEKTÖR: Kesim.

SEKÜLARİZM:Laiklik , laik olma durumu.

SEKÜLER: Dünyevi.

SELADON:Soluk yeşil renk.

SELAHİYET: Yetki.

SELAHİYETTAR: Yetkili.

SELAHOFOBİ:Köpekbalığı korkusu.

SELAM :Esenlik dilemek,barış,esenleme.

SELAMLIK: Eskiden saray, köşk veya konaklarda erkeklerin bulunduğu ve erkek konukların alındığı bölüm.

SELAMOTU:Dağ kerevizi.

SELATİN :Padişahların adına yaptırılan ve birden çok minaresi bulunan büyük camilere verilen ad. Eski dilde sultanlar.

SELATİN:İzmir-Aydın otoyolunda,Türkiye’nin en uzun tünellerinden biri.

SELÇUK AYGAN: Sinop’ta 1945 yılında doğan,1966 yılında TRT’ye ses sanatçısı olarak giren,1993-1996 yılları arasında Müzik Dairesi Başkanlığı yapan TRT Türk Sanat Müziği solisti.

SELÇUKLULAR: Oğuzların Kınık boyundan gelen ve 11. asırda ön Asya’ya egemen olan hanedan.

SELE :Yayvan sepet.

SELE: Bisikletin oturulacak yeri.

SELEF:Bir görevde kendinden önce bulunmuş olan kimse.

SELEFİLİK(SELEFİYE):Dinsel dogmaları yorum ve saptırma yapmaksızın olduğu gibi kabul eden,ortaya konan her şeyi dine aykırı sayarak reddeden İslam mezhebi.

SELEKTÖR:Tahılı yabancı maddelerden ayırmak için kullanılan aygıt.

SELEM:Peşin parayla veresiye mal alma usulü.

SELEN: Ses,haber,bilgi.

SELENE:Yunan mitolojisinde ay tanrıçası.

SELENTERELER:Bitkimsi hayvanlardan denizanalarını,sifonluları ve mercanları içine alan önemli bir bölüm.

SELERİFER:Bisikletin en eski şekli olan,iki tekerlekli taşıt aracı.

SELET: Ray pateni ile travers arasına yerleştirilen ve ray pateninin uyguladığı yanal kuvvetleri daha iyi dağıtmaya yarayan metal plaka.

SELEVİR: Afyonkarahisar ilinde bir baraj.

SELF SERVİS: Seç al yöntemi.Müşterinin kendi kendine servis etmesi yöntemi.

SELİKA:Güzel yazma yada söyleme yeteneği.

SELİM:Doğru, dürüst, kusursuz.

SELİMDEDE:Üçüncü Selim’in bestelediği dini yapıtlarında kullandığı mahlas.

SELİMİ:Padişah ve devlet erkanının resmi günlerde giydiği bir tür kavuk.

SELİMİYE:Mimar Sinan’ın baş yapıtı sayılan Edirne’deki cami.

SELİNDRO: Meksika’da sokaklarda çalınan bir tür müzik kutusu.

SELİNTİ:Yağış nedeniyle oluşan ufak sel.

SELİNUS: Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde antik bir kent.

SELİS: Akıcı söz.

SELİS: Halk edebiyatında aruz ölçüsüyle yazılan şiir türlerinden biri.

SELİS:Kalın su buğusu.

SELLUKA:Ege bölgesinde yetişen,özellikle iplere dizilip satılan bir çiçek.

SELMA EMİROĞLU: Amcabey , Doğan Kardeş, Tef, Akbaba gibi mizah dergilerinde çizen Türkiye’nin ilk kadın karikatür sanatçısı.

SELMEK: Türk müziğinin en eski bileşik makamlarından biri.

SELOFAN :Selülozdan yapılmış ince,saydam,ambalaj yapımında kullanılan tabaka.

SELSEBİL:Yukarıdan aşağıya doğru büyüyen oymalı yalaklardan oluşan bir çeşme türü.Cennet çeşmesi demektir.Genellikle saray,köşk,konak,yalı bahçelerine,yemek ve oturma salonlarına yerleştirilen süs ve ses çeşmesi.

SELÜLİT:Vücutta yağ birikimi.

SELVA: Amerika’da Amazon,Afrika’da Nijer ırmakları gibi Ekvator bölgesindeki büyük suların geçtiği havzalarda bulunan geniş ve balta girmemiş ormanların adı.

SELVA: Bal.

SELVA: Bıldırcına benzeyen bir kuş türü.

SELVİÇE: Gemi donanımındaki bütün hareketli ip ve halatlara verilen genel ad. Gemi armasında bulunan oynak halat.

SEM:Zehir.

SEMA: Gökyüzü.

SEMA: İşitme,duyma.

SEMA:Mevlevi dervişlerinin ney,nısfiye gibi çalgılar eşliğinde,kollarını iki yana açıp dönerek yaptıkları ayin.

SEMAFOR:Demiryollarında gündüz mekanik olarak bir kolla gece kırmızı ışıkla işaret veren alet.

SEMAFOR:İki gemi veya gemi ile kıyı arasında haberleşmede kullanılan üç kollu işaret sütunu. Bayrak ya da ışık gibi görsel işaretlerle haberleşme yöntemi.

SEMAH: Özellikle Sivas ve Tokat yöresinde oynanan ,Alevi ve Bektaşi topluluklarında yaygın olan ve müzik eşliğinde uygulanan tören nitelikli oyun. Müzik eşliğinde ve kadın erkek birlikte gerçekleştirilen, temelinde dinsel duyguların egemen olduğu coşkulu oyunlara Alevilerce verilen ad.

SEMAHAT:Eski dilde cömertlik,iyilikseverlik.

SEMAİ: Klasik Türk Müziğinde üç zamanlı ve üç vuruşlu basit usul.

SEMAİ:Halk edebiyatında sekizlik hece ölçüsüyle yazılan şiir türü.

SEMAN:Diş köklerini kaplayan sert madde.

SEMANTİK:Dili anlam açısından inceleyen bilim.Anlambilim.

SEMATOR : Taşıtlara yolun açık veya kapalı olduğunu göstermek üzere renkli levhalar ya da ışıklarla işaret veren dikme.

SEMAVER :Özellikle çay demlemekte kullanılan kömür ve yakacak ocağı kendi içinde bulunan,elektrikle de çalışabilen bakır,pirinç gibi metallerden yapılmış musluklu kap.

SEMAZEN:Sema eden derviş.

SEMBÜSEK(SAMBOUSEK): Mardin yöresine özgü,et ve soğanla yapılan bir tür pide.Kıyma veya peynirle doldurulan bir tür börek.

SEME:Sersem,ahmak,alık.

SEMELE: Yunan mitolojisinde,Dionysos’un annesi olan yer altı tanrıçası.

SEMEN: Şişman, semiz.

SEMEN: Bedel.Mal bedeli. Satış bedeli. Değer,tutar.

SEMENDER :Ateşte yanmadığına,hatta ateşi söndürdüğüne inanılan efsanevi hayvan.

SEMER :Eşek binmeliği .Eşek,katır gibi hayvanların sırtına konulan oturmalık.

SEMERE: Yemiş,meyve,ürün.

SEMET:Anadolu’nun bazı yörelerinde gelin alayı tarafından düzenlenen yumurtayı vurma eğlencesi.

SEMİ :İşiten. İşitme.

SEMİNER:Bir konu ile ilgili bilgi vermek ve bu bilgiler üzerinde tartışmak amacıyla birkaç yetkilinin yönetimi altında düzenlenen toplantı.

SEMİNOLELER:Kuzey Amerika’da yaşayan Kızılderili bir halk.

SEMİR:Arkadaş,geceleri konuşulup dertleşilen dost.

SEMİRAMİS: Dünyanın yedi harikasından biri olan Babil asma bahçelerini yaptıran Asur ve Babil’in efsanevi kraliçesi.

SEMİRSEK:Hatay-Antakya yöresine özgü bir tür kıymalı börek .Baklavalık yufkanın içine dövülmüş et,soğan,maydanoz ve baharat konarak hazırlanan bir tür börek

SEMİS:Eski Roma’da kullanılan bronz bir para birimi.

SEMİT:Derisi içinde kebap edilmiş kuzu ya da oğlak.

SEMİYOGRAFİ:Haritacılıkta,haritayla ilgili bilgilerin bir işaret dizgesiyle belirtilmesi.

SEMİYOLOJİ:Hastalıkların belirti ve işaretleriyle ilgilenen hekimlik dalı. İletişim amacıyla kullanılan her türlü gösterge dizgesinin yapısını ve işleyişini inceleyen bilim.

SEMİYOTİK: Göstergebilim.

SEMİZOTU: Etli ve mayhoş yaprakları sebze olarak kullanılan otsu bir bitki.

SEMPATİK: Sevimli,cana yakın.

SEMPATİZAN :Üyesi olmadığı halde bir partinin,bir topluluğun görüşlerini benimseyen yada bir görüş,bir öğretiyi,bir akımı tutan kimse.

SEMPOZYUM:Belli bir konuda düzenlenen oturum ya da seminer.Bilimsel toplantı,bilgi şöleni.

SEMPTOM:Araz,belirti.Vücuttaki işlevsel bir bozukluğun,hastalığın belirlenmesine yarayan olgu veya olay,bulgu.

SEMRA: Esmer.

SEMT: Bir kentin yerleşim bölgesi.

SENA : Övme, övgü.

SENARYO: Bir tiyatro,sinema,televizyon veya radyo eserinin sahnelerini ve akışını gösteren yazılı metin.

SENAT: Divan edebiyatı şiirinde uyağın kurala aykırı durumlarından biri.

SENATO: Eski Roma’da meclis.

SENBERNAR:Dağlarda kaybolan insanları kurtarmasıyla ünlenmiş köpek soyu.

SENDİK :Bir birliğin,ortaklığın yada alacaklılar grubunun haklarını korumakla görevli kimse.

SENDROM:Belirtiler.

SENECA:Milattan sonra 1’nci yüzyılın ortalarında Roma’nın en önde gelen düşünce adamı olan ünlü filozof ve hatip.

SENEDİ İTTİFAK: Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa ile Rumeli ve Anadolu ayanı arasında 1808’de imzalanan ve Osmanlı padişahının mutlak egemenliğini sınırlayan sözleşme.

SENEK :Çam ağacından yapılmış su testisi.

SENEK: Tanrı kabul etsin anlamında kullanılan sözcük.

SENFONİ:Orkestra için bestelenmiş uzun kompozisyon,sonat biçiminde orkestra eseri.

SENG:Eski dilde taş.

SENGESER:Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya özgü,tavuk eti,sarımsak ve ekmekle yapılan bir çeşit pilav.

SENİR :İki dağ arasındaki sırt.

SENİT:Hamur tahtası.

SENKRETİZM:Birbirinden ayrı düşünce,inanış yada öğretileri kaynaştırmaya çalışan felsefe sistemi.

SENKRON: Eş zaman.

SENKRONİK:Eş zamanlı.

SENOZ: Rize’nin Çayeli ilçesinde bir vadi.

SENOZ: Sıva ya da boyadan önce vurulan kat.

SENOZOİK: Jeolojide yeryüzünün yaklaşık altmış milyon yıllık çağı,üçüncü çağ.

SENSEN: Ağızdaki kokuları gidermek için çiğnenen baharlı bir madde.

SENSİTİF: Duyarlı.

SENSÖR: Fotoğraf makinelerinde görüntü algılayıcı olarak kullanılır.

SENTAGMA: Söz zincirinde birbirini izleyen ve belli bir birim oluşturan öğeler birleşimi,dizin.

SENTAKS: Cümle bilgisi,söz dizimi.

SEP:Kırık çanak çömleği yapıştırmaya yarayan yumurta akı, kireç, süt ve pamuk karışımı.

SEPARATÖR: Kurşun plakalı akülerde pozitif ve negatif plakaların birbirine değmesini önleyen yalıtım maddesi.

SEPE :Doğu Anadolu’nun bazı bölgelerinde oynanan halay türü bir halk oyunu.

SEPEK:Değirmen taşının ekseni.

SEPET: Saz,kamış veya ince söğüt dallarından örülen, yiyecek ve eşya taşımak için kullanılan saplı veya sapsız kap.

SEPETKULPU :Yapılarda yayvan kemer.

SEPİ: Deriyi kullanılabilecek duruma getirmek için uygulanan işlemlerin tümü.

SEPİRİ:Kore müziğine özgü bir tür küçük zurna.

SEPKEN: Dolu.

SEPKUKU: Pembe renkli büyük orfoz kristallerini kapsayan granit.

SEPPUKU:Japonya’da harakiri sözcüğü bayağı sayıldığı için bunun yerine kullanılan sözcük.

SEPTİK:Kuşkucu, şüpheci.

SEPTİSEMİ:Kanda hastalık yapan bir bakteri bulunmasından ileri gelen her türlü hastalık.

SEPYA:Mürekkepbalığı. Mürekkepbalığından elde edilen kahverengi boyaya ve bu boyayla yapılmış resme verilen ad.

SER: Limonluk.

SERA: Meyve ve sebzelerin yetiştirildiği ve korunduğu yer.

SERA:Trabzon’un Akçaabat ilçesinde bir göl.

SERAÇE:Küçük saray.

SERAETKİSİ: Atmosferdeki gazların güneşten gelen enerjiyi emmesi sonucu atmosfer sıcaklığını artırması.

SERAİR :Sırlar.

SERAK:Dik yerlerden inen buzullarda,derin yarılmalar sebebiyle buz parçalarının koparak aşağıya düşmesi. Buzuldan kopmuş buz parçası.

SERAMİK :Yüksek ısıda pişirilmiş topraktan yapılan vazo,çanak,çömlek gibi nesneler.

SERANDER:Doğu Karadeniz yöresine özgü,ahşap direkler üzerine kurulan ve tahıl,fındık gibi ürünleri saklamaya yarayan yapı.

SERAP: Ilgın,pusarık.

SERAPA :Baştan ayağa./Baştanbaşa.

SERAPİS :Eski Mısır dininde bir tanrı.

SERAPİS: Efes’te bir tapınak.

SERAR: Ayın son gecesi.

SERASER: Altın ve gümüş alaşımlı telle dokunmuş ipekli.

SERASKER:Sadrazamlık göreviyle yükümlü olmayan ve Osmanlı ordusunun komutanlığını yapan vezirin unvanı.

SERBAZ:Cesur,korkusuz.

SERBEST RADİKALLER: Besinlerin oksidasyonundan arta kalan parçacıklara verilen ad.Fazlası zararlıdır.

SERDAR:Osmanlılarda başkomutan.

SERDENGEÇTİ : Fedai.

SERDÜMEN:Dümen kullanmakla görevli bilgili ve tecrübeli tayfa.

SERE :Açık duran baş parmağın ucundan işaret parmağının ucuna kadar olan uzaklık.

SERE: Padişah tuğralarında asıl metnin yazılı olduğu alt bölüm.

SEREFRAZ: Baş kaldıran.

SEREMONİ: Tören,merasim. Genellikle resmi yerlerde,resmi işlerde uyulması gereken kural,yol ve yöntemlerin tümü.

SEREN :Konut kapılarında menteşe ve kilidin takıldığı düşey konumdaki kalın parça.

SEREN: Direkler üzerinde yelken açmak için ve işaret çekmek için yatay olarak bağlanmış uçları ince göndere verilen ad.Bir tekne direğine yatay veya çapraz olarak kesen ve üzerine yelken gerilen büyük tahta veya metal çubuk.

SEREN: Kuyudan su çekmekte kullanılan kaldıraca benzer aygıt.

SEREN:Meyve,sebze ve tarhana gibi şeyleri kurutmaya yarayan genişçe ve üstü açık balkon.

SERENAT :Geceleyin , açık havada sevgi duyulan biri için bir müzik aracıyla verilen küçük konser.

SERENCAM:Bir işin,bir olayın sonu,akıbet.

SERENDİP: Seylan (Sri Lanka) adasının eski adı.

SERENGETİ:Tanzanya’da yer alan ve uluslar arası bir turizm merkezi olan ünlü ulusal park.

SERETAN:Eski dilde Yengeç Burcu.

SERF :Derebeylik toplum düzeninde toprakla beraber alınıp satılan köle.

SERGEN :Raf.

SERGERDE: Ele başı.

SERGEYBONDARCUK:Savaş ve Barış, Waterloo, Vatanları İçin Öldüler, Boris Godunov gibi filmleriyle uluslararası bir üne sahip olan ve 74 yaşında ölen Rus sinema yönetmeni.

SERGİ:Yaygı, kilim.

SERGİHAN:Geleneksel Türk evlerinin arka bahçeye uzanan ve yazın oturulan bölümüne verilen ad.

SERGİL: Askıntı,baş belası.

SERGÜZEŞT: Serüven,macera.

SERHADDİ: Osmanlılarda önde gelen devlet adamlarının giydiği bir tür samur kürk.

SERHAT:Sınır boyu.

SERİ:Hızlı.

SERİGRAFİ: Kalıp baskı yapma.

SERİM:Roman,öykü gibi anlatı türlerinde giriş bölümüne verilen ad.

SERİMON: Anayurdu Orta Amerika olan,tatlı,kokulu ve beyaz etli bir meyve.

SERİNOFİL:Kanarya sevenler derneği.

SERİR: Osmanlı padişahlarının makam koltuklarına verilen ad. Taht.

SERİYAL:Konusu bir öncekinin devamı olan , birkaç uzun filmden meydana gelmiş sinema yapıtı.

SERİYE: Araplarda seçkin erlerden kurulu savaş birliği.Düşman üzerine gönderilen küçük süvari bölüğü.

SERKEŞ: Kafa tutan,baş kaldıran.

SERME: Sac ekmeği.

SERMED: Sürekli ve sonsuz olma.

SERMEST: Sarhoş,esrik.

SERMETÇAĞAN :Tiyatro yönetmenliği ve oyunculuğunun yanı sıra “Ayak Bacak Fabrikası” adlı oyunuyla da tanınmış yazarımız.

SEROTONİN:Mutluluk hormonu.Sinir hücrelerinde ve bazı dokularda bulunan ve sinir hücreleri arasındaki sinyal alışverişini düzenleyen bir nörotranmitter.

SERÖZOTİT: Enfeksiyon olmadan (Alerji veya nadiren tümör nedeniyle) orta kulakta meydana gelen enfeksiyon.

SERÖZZAR: Bazı iç organları örten parlak görünümlü,gri-pembe ya da parlak beyaz renkte,damarlı,esnek ve ince zar.

SERPANTİN :Eğlencelerde kullanılmak için kendi üzerine sarılarak hazırlanan,savrulduğunda çözülen,renkli kağıttan yapılmış ince ve uzun şerit.

SERPANTİN:Yılan taşı.

SERPENE: Dik durması ya da sarılması için meyve ağaçlarına konulan destek.

SERPİN: Su değirmenlerinde taş üstüne tahılın dökülmesini sağlayan ambar.

SERPME: Elle atılan,koni biçiminde,ucuna bir sıra kurşun dizilmiş balık ağı.

SERPUŞ :Eskiden giyilen bir külah.Kavuk,külah,arakiye,üsküfü,kalafat,dardağan gibi adlar almıştır.Mevlevilerin serpuşuna sikke denir.

SERTAB: İnatçı.

SERTABİP:Eski dilde başhekim.

SERTAVUL:Karaman’ı Mut ve Silifke’ye bağlayan karayolunda yüksek bir dağ geçidi.

SERTESER: Baştanbaşa.

SERTO: Tomas,dorak gibi adlar da verilen bir tür tulum peyniri.

SERV: Divan edebiyatında sevgilinin boyu için söylenen bir söz.

SERVAL: Afrika’ya özgü bir yaban kedisi.

SERVER: Baş, başkan,reis.

SERVER:Bilgisayarda sunucu.Bilgi işlem düzeninde istekleri yerine getirmekle yükümlü bilgisayar.

SERVİKS: Rahim ağzı.

SERVİS: Hizmet.

SERZENİŞ: Sitem etme,başa kakma.

SESAM:Sinema Eserleri Sahipleri Meslek Birliği’nin kısa yazılışı.

SESELİM:Rezonans,tannanlık.Ağız ve geniz boşluklarının bir ya da bir çok bölümünde meydana gelen seslerin ses organları tarafından büyütülmesi.

SEŞ:Bir gölün yüzeyinin dönemli ve düzensiz olarak alçalması ya da yükselmesi.

SET: Ateşli bir silahın namlusu içinde iki yivi ayıran çıkıntı.

SET: Bulunulan yerden daha yüksekte kalan düzlük.

SET: Toprağın kayıp akmasını önlemek için yapılan kalın duvar.

SET:Üzerinde film çevrilen stüdyo düzlüğü.Bir sahnenin filme alınabilmesi için açık ya da kapalı mekanda hazırlanmış yer.

SETA :Yosun sapçığı.

SETAR:İran müziğine özgü bir tür ut.

SETER:Kuşların yerini bulmakta kullanılan üç av köpeğinin ortak adı. Uzun tüylü İngiliz köpeği.

SETH:Eski Mısır inanışında savaş,yıkım ve ölüm tanrısı.

SETLİÇ :İç sürdürücü bir maden suyu.

SETR(SETİR):Eski dilde örtme, gizleme.

SETRE:Eskiden kullanılan düz yakalı,önü ilikli bir ceket türü.

SETTAR :Örten,bağışlayan.

SETULA:Kaktüslerde bulunan dikenli iğne.

SEUL: Güney Kore’nin başkenti.

SEVAİ:Osmanlı devrinde Bursa ve Üsküdar’da dokunan ipekli kumaş çeşidi.

SEVERBASAL:Siirt yöresine özgü,taze soğanla yapılan bir tür çorba.

SEVİ :Aşk.

SEVİR:Boğa burcu.

SEVK: İleri sürme,bir sonuca bağlama,yollama.

SEVR:Hazreti Muhammed’in düşmanlarından saklandığı mağaranın adı.

SEY:Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bir kaplıca.

SEYCAĞIZI: Antalya’nın Akseki ilçesinde bir mağara.

SEYELAN: Akma,akıntı.

SEYF: Eski dilde kılıç.

SEYFE : İç Anadolu bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde sığ ve tuzlu ,zengin bir kuş yapısına sahip ünlü bir göl.

SEYFİYE: Osmanlı devletinde kara ve deniz subaylarının oluşturduğu sınıf.

SEYİRTME: Balıkçılıkta yemsiz kullanılan olta.Sürtme ile balık avcılığı.

SEYİS:Ata bakan,tımar eden kimse,at bakıcısı.

SEYİT: Hazreti Muhammed’in soyundan olan kimse.

SEYRAN:Gezme, gezinti. Göz gezdirme, seyretme.

SEYRÜSEFER: Trafik.

SEYYARE: Gezegen.

SEYYİAT: Din bakımından yapılan kötülükler,günahlar.(Hasenat:İyilikler).

SEZA: Anlayış,sezgi,zeka. Uygun,yaraşır,bir şeye değer.

SEZAR: Bir cins salata.

SEZÜ:Batı Akdeniz Bölgesinde yetişen bir tür meşe,mantar meşesi. Mantar katmanı çok gelişen bir tür meşe.

SF:Finlandiya’nın plaka işareti.

SFENKS:Eski Yunan mitolojisinde,geçen yolculara bir takım bilmeceler sorarak bilmeyenleri yuttuğuna inanılan efsanevi yaratık.

SFENKS:Mısır’da eski Mısırlılar çağından kalma kadın başlı aslan vücutlu heykel.

SFİGMOGRAF:Nabız atışlarını kaydeden alet.

SFUMATO:Resim sanatında biçimlerin dış çizgileriyle fon arasındaki yumuşak geçişleri belirten terim.Cisimlerin atmosfer içinde uzaklaştıkça aldıkları farklı görünümleri,renk ve ışıkta derece derece yapılan küçük değişiklikler yoluyla vermeye dayanan resim tekniği.

SHAKER:Soğutulmuş olarak sunulmak üzere içinde buzla kokteyl malzemelerin çalkalandığı çift çeperli kapalı maşrapa.

SHAREWARE: İstenildiği gibi paylaşılabilen yazılımlar. Kopyaların yazılımı.

SICAK NAL:Cemal Süreya’nın bir şiir kitabı.

SIÇAN: Küçük fare.

SIÇANDİŞİ:Giysi yada başka bir şeyin kenarını kıvırıp yapılan dikiş.

SIÇANLIK:Yeni doğmuş bebeğe,götürüldüğü evlerden verilen yumurta,mendil,şeker gibi küçük armağanlar.

SIÇANOTU:Arseniğin halk arasındaki adı.

SIDK: İçten bağlılık.

SIĞA:Bir kondansatörün elektrik yığma sınırı,bir şeyin içinde bulunan hacim,kapasite.

SIĞAÇA(SIĞAÇO): Kaptırma da denilen kollu testere.

SIĞIN :Alageyik. Mus olarak da bilinen,Kuzey Amerika’nın ve Avrasya’nın kuzey kesimlerinde yaşayan iri bir geyik türü.

SIĞIRCIK: Siyah renkli ve uzun gagalı bir kuş.

SIĞIRDİLİ: Yaprakları ve çiçekleri halk hekimliğinde kullanılan otsu bir bitki.

SIĞIRTMAÇ: Sığır çobanı.

SIĞLAYAĞI:Muğla yöresinde yetişen günlük ağacından elde edilen ve parfümeri sanayinde kullanılan hoş kokulu balsam.

SIHRİ(SIHR): Dünür.Evlenmeyle meydana gelen akrabalık.

SIKICIK:Kütahya yöresine özgü bulgur,tarhana,un ve yoğurtla yapılan bir çorba.

SIKIM:Kapalı elin aldığı miktar.

SIKMA: Bir tür pantolon veya şalvar.

SIKMAÇ :Pres.

SIKSARA:Trabzon yöresine özgü bir halk oyunu.

SILA :Memleket.Gurbetteki bir kimsenin doğup büyüdüğü ve özlediği yer.

SIMIŞKA: Kars yöresinde ayçiçeğine verilen ad.

SINDI: Makas.

SIPA: Eşek yavrusu.

SIPA: Sıvacıların,boyacıların kullandıkları iskele.

SIPA:Üzerinde yazma kurutulan dört ayaklı tezgah.

SIR:Kahramanmaraş ilinde bir baraj.

SIRACA: Deride ve daha çok boyunda görülen değişiklik;lenf düğümlenmelerinin şişkinliğiyle beliren tüberküloz türü. Deri tüberkülozu.

SIRALAÇ : Klasör.

SIRÇA: Camdan yapılmış olan.

SIRIK:Değnekten uzun ve kalınca ağaç

SIRIM:Bazı işlerde sicim yerine kullanılan,ince ve uzun,esnek deri parçası.

SIRMA: Rütbe gösteren şerit.

SIRMA:İşlemede kullanılan altın suyuna batırılmış ince gümüş teller. İpek ipliklere sarılmış olanlara klaptan denir.

SIRTAR: Bir keler cinsi.

SIRTARMAK: Yerel dilde alaylı gülme.

SIRTIKARA :Kofanadan küçük lüfer balığına verilen ad.

SIRVATKA: Bursa ve Balıkesir yöresinde,peynir altı suyuyla yapılan bir tür lor peyniri.

SIVAĞ :Alınmasını sağlamak için ilacın içine katılan nötr madde.

SIVIŞMA: Saklanma,kaybolma.

SIYGA:Eski dilde kip.

SIYIRGI:Harmanda samanı bir yere toplamaya yada damlardan karı kürümeye yarayan araç.

SIYIRTMAÇ: Konya’nın Akşehir ilçesine özgü,haşlanmış taze fasulyeyle yapılan bir yemek.

SIZAK:Dağ sırtlarında,taş aralarından sızan su,küçük pınar.

SIZGIT :Kavrulmamış et,kavurma.

Sİ: Silisyum.

SİAL:Yer kabuğunun hafif silis ve alüminyum bakımından zengin üst bölümü.

SİB :Eski dilde elma. .

SİBA:On birinci yüzyılda Kuzey Afrika’nın işgalinde önemli bir rol oynayan Arap kabilesi.

SİBAHAT:Eski dilde suda yüzme.

SİBAK:Eski dilde bir şeyin geçmişi.

SİBERNETİK:Canlılarda ve makinelerde kontrol,iletişim ve işleyişi inceleyen bilim. Karmaşık sistemlere uygulanan ve “güdümbilim” de denilen denetim kuramı.

SİBORO:Süryanilerin 25 Martta kutladıkları en önemli bayramları.

SİCİL: Resmi belgelerin kaydedildiği kütük.

SİCİLYA: Akdeniz’in en büyük adası.

SİCİM: Keten,kenevir gibi bitkilerin liflerinden yapılan ince ip.

SİCYOS: Amerika,Avustralya ve Okyanusya’nın sıcak bölgelerinde yetişen otsu bitki.

SİDAMARA: İstanbul Arkeoloji müzesinde sergilenen ve bulunduğu yerin adıyla anılan,dünyanın en büyük lahitlerinden biri.

SİDE: Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı,arkeolojik ve turistik bir belde.

SİDEROZ:Çoğunlukla kahverengi demir karbonat bileşimli, demir cevheri. Doğal demir karbonat.

SİDRE: Göğün yedinci katında bir makam.

SİEG: Almanya!da bir ırmak.

SİESTA:İspanyolların meşhur öğle uykusu.

SİEYES:Geliştirdiği halk egemenliği kavramıyla Fransız devriminin başlarında burjuvazinin monarşi ve aristokrasiye karşı mücadelesine yön vermiş ünlü Fransız din adamı.

SİF: Bir ya da birden çok sırttan oluşan uzun kumul.

SİFAKA:Madagaskar’da yaşayan bir maymun cinsi.

SİFE:İç Anadolu’da bir göl.

SİFİLİS :Frengi.

SİFTAH: Günlük ilk alışverişten alınan para. Satışa başlamak.

SİGAR:Yaprak sigara.

SİGUİRİA: Trajik ve üzüntülü bir İspanyol dansı ve müziği.

SİĞER:Ankara yöresine özgü kuzu eti , patlıcan , domates , biber gibi malzemeyle hazırlanan bir güveç.

SİĞİL:Deride özellikle ellerde oluşan zararsız pürtüklü küçük ur.

SİH:Kebaplık demir şiş.

SİHAM:Oklar.

SİHR:Eski dilde büyü.

SİKA:Asya’nın doğusunda soğuk ormanlarda yaşayan bir geyik cinsi.

SİKALAR: Açık tohumlardan parklarda süs bitkisi olarak yetiştirilen, yurdu Güney Asya olan,palmiyeye benzer ağaç.

SİKATİF:Sıvı yağlara, verniklere ve yağlı boyalara az miktarda katıldığında çabuk kuruma özelliğini artıran madde.

SİKKE: Hayvanları bağlamak için çakılan demir ya da ağaç kazık.

SİKKE: Madeni paralara vurulan damga.

SİKKE: Mevlevi külahı.

SİKKE:Cumhuriyet altını. Madeni para.

SİKKEKEN:Metal paraların ve madalyaların kalıbını hakkeden kişi,para ressamı.

SİKLAMEN :Kırmızıya çalan eflatun renk.

SİKLAMEN: Tavşankulağı,buhurumeryem.

SİKLON: Atmosferde bir alçak basınç alanı çevresinde hızla dönen rüzgarların oluşturduğu şiddetli fırtına.

SİKLUS: Döngü.

SİLA: Eskimolarda doğaüstü güçlere verilen ad.

SİLAHENDAZ: Eskiden,gereğinde karaya çıkarılan,özellikle tüfeklerle donatılmış deniz eri.

SİLAHTAR: Osmanlılar döneminde devlet büyüklerinin silahlarına bakan ve koruyan kimse.

SİLAJ:Taze bitkileri kıydıktan sonra,laktik mayalanmadan yararlanmak üzere bir siloya doldurarak yada yığın haline getirerek koruma ve saklama yöntemi.

SİLBİÇ: Küçük çocukların yatağını kirletmemeleri için beşiğe yerleştirilen oturak.

SİLBO: Kanarya adalarına özgü,ıslık dili de denilen,dört ünlü ve dört ünsüz harften oluşan dil.

SİLEK: Halk dilinde havluya verilen ad.

SİLESİL (SİRESİL): Hatay iline özgü bir tür yoğurtlu pilav.

SİLESİL: Ağzına kadar dolu.

SİLEZYEN:Hem astar hem de şemsiye yapımında kullanılan yarı ipekli yarı yünlü kumaş cinsi.

SİLİ :Yünden dokunmuş yaygı, kilim.

SİLİ:Namuslu, iffetli. Temiz.

SİLİKON:Isı yada suya karşı dayanıklı olduğu için yağ,plastik,merhem gibi maddelerin yapımında kullanılan silisyumlu organik cisimlerin genel adı.

SİLİKOZ: Havadaki serbest silis tozlarının uzun süre solunması sonucunda ortaya çıkan kronik akciğer hastalığı.

SİLİSYUM: Doğada oksijenden sonra en bol bulunan element.

SİLKİ: Uykuda sıçrama.

SİLKME:Çeşitli sebzelerin etle pişirilmesiyle yapılan sıcak yemek.

SİLLE: Açık elin iç yüzüyle vurulan tokat.

SİLME: Duvar ya da tavan gibi yerlerde yapılan kabartma kenar.

SİLO: Genellikle silindir biçiminde tahıl ambarı.

SİLOR: Küçük bir hıyar cinsi.

SİLOR:Artvin yöresine özgü,yufka üzerine tereyağı ve şeker dökülerek pişirilen bir tatlı.

SİLSİLE: Birbirine bağlı,birbiriyle ilgili şeylerin oluşturduğu dizi,sıra.

SİLTEMEK: Darılmak,kızmak.

SİLY:Gine’nin para birimi.

SİM:İşlemelerde kullanılan gümüş görünümünde parlak sırma yada metal tel iplik.

SİMARUBA: Tropikal Amerika’da yetişen,çok acı kabuğu güçlendirici ve ateş düşürücü olarak kullanılan bir ağaç.

SİMBAL: Müzikte,birbirine çarpılarak ses veren madeni yuvarlak iki levhadan her biri.

SİMENA :Antalya ilinde ,Likya bölgesinde antik bir kent.

SİMENLİK:Yeşil ırmak deltasının kuzeydoğu kesiminde,yüzlerce kuş türünü barındıran küçük bir göl.

SİMİ:Ege denizindeki Sömbeki Adasının Yunanca adı.

SİMİN:Gümüşe benzeyen,gümüş gibi olan.

SİMİT: İnce bulgur,düğürcük.

SİMKEŞ: Haddeden gümüş tel çeken,sırma yapan sanatçı.

SİMSAR:Komisyoncu.

SİMURG:İran mitolojisinde 30 kuş büyüklüğündeki , Elbruz dağının doruğuna tünemiş efsanevi kuş.Bir gözüyle tüm geleceği,ötekiyle geçmişi görür.Halk arasındaki adı Zümrüdü Anka.

SİMÜLTANE:Anında çeviri.

SİN :Mezar.

SİN:Yaşanılmış olan süre,yaş.

SİNA:Kutsal kitapta geçen ve Horeb olarak da adlandırılan kutsal dağ.

SİNAGOG:Yahudi tapınağı.Havra.

SİNAMEKİ :Mızmız, sevimsiz.

SİNAMEKİ: Baklagillerden,bir çok türü bulunan bir bitki ve bu bitkinin kimi türlerinden elde edilen,hekimlikte iç sürdürücü olarak kullanılan madde.

SİNAN: Mızrak ya da süngünün sivri ucu.

SİNARA:Büyük zoka.

SİNARİT (SİNAGRİT):İzmaritgillerden, Akdeniz’de yaşayan pullu,eti beğenilen bir balık.

SİNCAN: Sakızlı bir tür dikenli çalı.

SİNE:El dokuması halılarda kullanılan tek atmalı düğüm biçimi.

SİNEKKUŞU :Serçegillerden,güzel bir kuş türü

SİNEKOLOJİ: Hayvan ve bitki topluluklarının ekolojisi.

SİNEMA: Beyaz perde.

SİNEMATEK:Sinema filmlerinin sanat,eğitim ve kültür amaçları göz önünde tutularak toplandığı ve korunduğu kurum.

SİNERAMA:Mercekleri 27 mm aralıklı üç ayrı alıcının yan yana birleştirilip eşlemeli olarak çalıştırılmasıyla ortaya çıkan bir geniş perde ve üç boyutlu sinema tekniği.

SİNERJİ :Bir görevin yerine getirilmesi için birkaç organın birlikte çalışması durumu,iş ortaklığı.

SİNGLE :Tekli.Tek şarkılık kaset.

SİNİ: Büyük,yuvarlak metal yemek tepsisi.Çevresinde bağdaş kuran insanların üzerinde yemek yediği bakır,pirinç,ahşap yuvarlak tepsi.

SİNİK:İnsanın erdeme ve mutluluğa ve hiçbir değere bağlı olmadan bütün gereksinmelerden sıyrılarak bağımsız olarak erişebileceğini savunan Antisthenes’in öğretisini benimseyen kimse.

SİNİZM:Kinizme verilen bir ad.

SİNKONTA:İzmir yöresine özgü bir tür kabak yemeği.

SİNLİCE : Trabzon ilinde bir yayla.

SİNOD:Hıristiyanlıkta kilise temsilcilerinin çeşitli konuları tartışmak ya da karara bağlamak üzere toplandığı meclis.

SİNOFOBİ :Köpekten aşırı korkmak.

SİNOFOBİ:Çin’den ve Çin mallarından korkma.

SİNOLOJİ:Çin filolojisi.

SİNONİM :Eş anlamlı.

SİNOPSİS:Bir filmin konusunun ortalama on sayfa uzunluğundaki yazılı özeti.

SİNSİN :Geceleyin ateş çevresinde , genç erkeklerin davul zurna eşliğinde oynadıkları bir halk oyunu.

SİNTER: Isıtma yöntemiyle topaklaştırılmış cevher.

SİNTİGRAFİ: Gama ışınları yayan radyoaktif bir izotopun organizma içindeki yolunu izlemek temeline dayanan teşhis yöntemi.

SİNTİNE: Bir teknenin su altında kalan ıslak kısmının iç tarafı. Geminin içinde tüm suyun biriktiği en alt bölüm.

SİNTZ:Parlak perkal (kaba iplikten pamuklu,havsız dokuma) olarak da adlandırılan,çok ince pamuklu bez.

SİNUZİT :Ateş , baş ağrısı , burun tıkanıklığı ve akıntısı ile beliren yüz kemiklerinin içindeki hava boşluklarının iltihabı.

SİNÜS:Trigonometrik bir çember üzerine taşınmış bir yayın ucunun ve yaya karşılık olan merkez açısının ordinatı.

SİNYAL:Çevir sesi.

SİON: Bir Hıristiyan tarikatı.

SİON: İsviçre’de bir kent.

SİPALİ:Argo’da bir şarkıcı yada çalgıcının yaptığı iş karşılığında aldığı ücrete verilen ad.

SİPARONER:Maltalıların altı düz,pruva etrafında bir direği olan,küçük teknelerine verilen ad.

SİPEHSALAR:Selçuklu devletinde başkomutana verilen unvan.

SİPOLİN:Katmanlarında içi içe daireler bulunan billurlaşmış bir kalker türü.

SİPSİ :Zurnanın dudaklara gelen kamış bölümü.Su kamışından kesilen parçaya takılan 3-5 cm uzunluğundaki cukcuk ya da sipsi denilen parçadan oluşan ilkel üflemeli bir halk çalgısı.

SİPSİ:Gemici düdüğü.

SİPSİPULLAH:Yüzü uzun,kafası sivrice kimse.

SİR:Tunceli yöresine özgü,sac sırımı da denilen bir tür hamur yemeği.

SİRAC: Meşale,kandil,ışık.

SİRE :Parafinli veya plastikli kumaştan su geçirmez giysi.

SİREN: Canavar düdüğü.

SİREN: Yunan mitolojisinde,büyüleyici şarkılarıyla denizcileri tehlikeye düşüren yarı kuş,yarı kadın yaratık.

SİRENG: Eski dilde Anka kuşu.

SİRER:Deniz kızı.

SİRESATEN:Beyaz iş işlemekte kullanılan beyaz ve parlak iplik.Bir çeşit parlak ipekli kumaş.

SİRET: Ahlak, karakter,huy.

SİRET: Eski dilde biyografi anlamında kullanılan sözcük.

SİRETİANTER:Seçili nesirle yazılmış 32 kitapçıktan oluşan bir Arap kahramanlık romanı.

SİRİŞK: Gözyaşı.

SİRK: Buz yalağı,buzul ve don etkisiyle oluşmuş,sarp kenarlı çukur.

SİRKAF:Bir iskambil kağıdı üzerine hileci tarafından yapılan işaret.

SİRKAT :Çalma, hırsızlık.

SİRKE:Bit,tahta kurusu gibi böceklerin yumurtası.Yeni doğan bit yavrusu.

SİRKEN:Yabani ıspanak.

SİRKENCEBİN:Bal ve sirke karıştırılarak yapılan şerbet.

SİRKERUHU:Asetik aside verilen bir ad.

SİRMO:Van’da yapılan otlu peynirin içine konulan ve Doğu Anadolu’da da yetişen yabani sarımsak türü.

SİROKO : Akdeniz havzasında görülen çok sıcak bir rüzgar.

SİRON: Gümüşhane ve Bayburt yöresine özgü,yufka ve yoğurtla yapılan bir yemek.

SİROZ: Karaciğerin irileşmesi ya da körelmesi ile beliren hastalık.

SİRRUS:Saçak bulut.

SİRTAKİ :Yunan dansı.

SİRTO:Türk müziğinde bir oyun havası.

SİS: Adana’nın Kozan ilçesinin eski adı.

SİS: Kalın su buğusu.

SİSAL :Tropikal bölgelerde yetişen ve yapraklarından değerli bir tekstil elyafı elde edilen bitki.

SİSDAĞI : Trabzon ilinde bir yayla.

SİSMİK:Depremle ilgili.

SİSMOGRAF: Depremyazar.

SİSMOLOJİ :Yer sarsıntılarının oluş kökenini,deprem işleyişini,boyutunu,etkilerini ve alt yapısını araştıran jeofiziğin bir alt kolu. Deprem bilimi.

SİSTİKOLA: Afrika ve Avrasya’da yaşayan,terzi kuşu da denilen,ötleğene benzer bir kuş.

SİSTİRE:Sert ağaçtan masif yada kaplamalı yüzeyleri perdahlamaya yarayan çelik kazıma aleti. Bir tahtanın üzerinden ufak pürüzleri giderip onu dümdüz bir duruma getirmeye yarayan ince çelik lama.

SİSTİT:Genellikle bakterilerin neden olduğu sidik torbası iltihabı.

SİSTOL:Kalp kasının kasılma devresinden biri.Kalp kasının kasılması.

SİSTOLİK: Tıp dilinde büyük tansiyona verilen ad.

SİSTOLİT:Hücre içi kalsiyum karbonat çıkıntısı.

SİSYPHOS:Yunan mitolojisinde kurnazlığın simgesi olan Korinthos kralı.

SİT: Doğal ve tarihsel özelliklerinden dolayı devletçe koruma altına alınan yer veya bölge.

SİTA:Hindu mitolojisinde Rama’nın karısı.

SİTAR: Hint müziğinde kullanılan bir grup telli çalgıya verilen ad. Bir hayli uzun saplı,perdelerin altından geçen ahenk telleri bulunan ve sapının yanında yer alan burgularla akort edilen Hint çalgısı.

SİTARE:Eski dilde yıldız.

SİTATUNGA :Afrika’nın orta kesimlerindeki bataklık ve longozlarda yaşayan bir antilop türü.

SİTAYİŞ : Övme, övgü.

SİTCOM: Tek bir mekanda geçen TV komedi dizilerine verilen ad.

SİTE: Bilgisayarda,bir kişi ya da kuruma ait internet kurulumu.

SİTE: İlkçağda kendi yasalarıyla yönetilen bir ya da birkaç kentten oluşan devlet.

SİTE:Belli amaçlarla kurulmuş konutlar topluluğu.

SİTİL: Büyük bakraç.Madeni su kovası.Altında mangal bulunan,içinde su kaynatılan ve kahve pişirilen,zincir askılı kahve takımı ve güğümü.

SİTİYOFOBİ:Beslenme fobisi.

SİTİYOMANİ:Ruhsal kökenli oburluk hastalığı.

SİTKA:Siyaha boyanmış Sibirya tilkisi kürküne verilen ad.

SİTOFOBİ:Yemek yemekten korkma.

SİTOGENETİK:Hücre genetiği.

SİTOLOJİ:Genel biyolojinin hücre bölümü,hücrebilim.

SİTTEİSEVİR: Nisan ayında görülen ve yaklaşık 6 gün süren bir fırtına.

SİTTİNSENE :Altmış yıl.

SİVA:Eski dilde gayri, başka.

SİVASİYE:Halvetilik tarikatının bir kolu.

SİVİK: Dam saçağı.

SİVİŞ:Osmanlı maliyesinde Hicri takvimle Rumi takvim arasındaki 11 günlük farkın giderilmesi için her 33 yılda bir atlanan yıla verilen ad.

SİVRİALAN: Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı,Aşık Veysel’in doğum yeri olan köy.

SİVRUŞKA: Mersin balığına verilen bir başka ad.

SİYA:Kürekleri tersine kullanarak sandalı geriye yürütme.

SİYABO: Doğu Anadolu’da yetişen ve otlu peynire katılan bir ot.

SİYAKAT: Rakamla yazı.Eskiden Maliye,Tapu ve Vakıflardaki kayıtlarda kullanılmış bir yazı türü.

SİYAM : Tayland’ın eski adı.

SİYANET: Koruma.

SİYATİK:Bacaktaki iki sinire ve bunların ağrılı hastalığına verilen ad.

SİYEÇ: Tarla ve bağ çevresine çekilen,çalı çırpıdan yapılmış çit.

SİYEK: Çadır için kullanılan kazık.

SİYER :Hazreti Muhammed’in yaşamını anlatan kitap.

SİYER: Ankara yöresine özgü,kuzu eti,patlıcan,domates,biber,sarımsak gibi malzemeyle yapılan bir tür güveç.

SİYEŞ:Halk dilinde dikenlik anlamında kullanılan sözcük.

SİYEZ:Kastamonu’ya özgü bir cins bulgur.Binlerce yıldır Anadolu’da ekilen bir buğday cinsi.

SK:Slovakya’nın plaka işareti.

SKA:Jamaika’da 1960’lı yıllarda doğan ve daha sonra reggae’ye dönüşen müzik türü.

SKALA:Bir müzik yapıtında kullanılmaya elverişli tüm seslerin oluşturduğu dizi,sesler kümesi.

SKALA:Genellikle ölçü aygıtlarında gösterge çizelgesi.

SKALD: Ortaçağda İskandinav ülkelerindeki saray şairlerine verilen ad.

SKALER:Bir birim sistemindeki ölçüsü tek bir sayı olan büyüklük. Yalnızca büyüklüğü ile belirlenebilen fiziksel nicelik.

SKALP:Düşmanın kafa derisini,savaş ganimeti olarak kesip alma eylemi.

SKALYOLA: Renkli macunlar üzerine kakıldığında değerli mermer görünümü alan,parlak katmanlardan oluşmuş taş.

SKAT: Üç kişi arasında 32 kağıtla oynanan,briçe benzer oyun.

SKATOLOJİ: Pisliği,dışkıyı konu alan söz ya da yazı.Kaba saba cinsel anlatım.

SKAVUT :Çok hızlı gidebilen bir tür keşif gemisi.

SKAY:Modacılıkta ve dekorasyonda kullanılan,deri taklidi sentetik malzeme.

SKAZ: Rus halk edebiyatına özgü bir şiir türü.

SKEÇ:Daha çok radyo için hazırlanmış,genellikle güldürü niteliğinde kısa oyun. Diyalog halinde yazılmış,genellikle eğlendirici sahne eseri

SKEET:Atıcılık sporunda bir dal.

SKELETON:Yüzükoyun yatılarak kullanılan bir tür kayak koltuklu uzun yarış kızağı.

SKENE:Eski Yunan tiyatrolarında sahneye,oyunun oynandığı yere verilen ad.

SKİ :Kayak.

SKİBOB: Bisiklet ve kayağın özelliklerini birleştiren bir kış sporu aracı.

SKİF:İçine yalnız kürek çekenin girebildiği çok uzun ve çok dar yarış kayığı.

SKİNK :Çöl bölgelerinde yaşayan bir sürüngen türü.

SKLEROZ:İçindeki katılgan dokunun artmasından dolayı bir organ veya dokunun patolojik sertleşmesi.

SKOLASTİK:İnanç ve bilgiyi kiliseyle,özellikle Aristoteles’in bilimsel sistemini uyumlu bir biçimde birleştirmeye çalışan Ortaçağ felsefesi.

SKOPOFİLİ:Çıplak kişiyi gizlice seyretmekten cinsel haz duyma.

SKOPOFOBİ: Başkası tarafından gözetlenmekten duyulan aşırı korku.

SKORBORD:Sayı göstergesi.

SKOTOFOBİ: Karanlıktan korkma.

SKUBADALIŞ: Su altı solunum aygıtı kullanarak dalış yapma.

SKUTER: Gövde biçiminde açık kadrolu ve düztaban döşemeli özel bir motosiklet.

SKYPHOS: Pişmiş topraktan yapılmış sırlı içki kabı.

SLALOM:Kayak sporunda bir yarış dalı.

SLAV :Rus, Beyaz Rus,Ukraynalı,Leh, Sırp, Hırvat,Sloven,Bulgar,Slovak ve Çek halklarına dillerindeki yakınlık dolayısıyla verilen ortak ad.

SLAYT:Saydam tabaka üzerine çekilen pozitif fotoğraf.Yarı ya da tam karartılmış bir odada bir gösterici ile beyaz perdeye ya da duvara yansıtılarak öğretim etkinliklerinde kullanılan saydam resim.

SLİCE:Tenis ve golf sporlarında,topa yanlamasına vurulan darbe.

SLİME: Altının siyanürle işlenmesinde,bir madenin siyanürlenmesinde oluşan çökelek.

SLİP: İç çamaşırı ya da mayo olarak kullanılan külot.

SLİP:Kredi kartlı alışverişlerde ödemenin daha sonra denetlenmesi için verilen fiş.

SLİVOVİÇ:Sırplara özgü erik rakısı.

SLO :Slovenya’nın plaka işareti.

SLOGAN: Kısa ve çarpıcı propaganda sözü.

SLUGİ: Kısa kıllı Arap tazısı.

SLV:Salvador’un uluslar arası kodu.

SM :Samaryumun simgesi.

SMAÇ: Voleybolda ve teniste küt inme,yukarıdan aşağıya topu sertçe yere vurma.

SMALT: Kobalt oksitle mavi renk verilmiş özel cam.

SME :Surinam’ın plakası.

SME: Surinam’ın plakası.

SMETANA:Ulus ve vatan temalarını etkileyici bir biçimde kullandığı opera ve senfonik şiirleriyle tanınmış çek besteci.

SMOG:Hava kirliliği gibi sebeplerle oluşan duman tabakası.

SMOKİN:Gece ziyafetlerinde,galalarda ve gece eğlencelerinde erkeklerin giydikleri,önü açık,ceketi daha çok atlas yakalı takım elbise.

SMS:Cep telefonu ile gönderilen kısa mesajlara verilen ad.

SMULTANE:Aynı anda olan.

SMYRNA:İzmir’in eski adı.

SN :Kalayın simgesi.

SN:Senegal’in plakası.

SNACK:Büyük bölümü hazır olarak buzdolaplarında saklanan,sonradan birleştirilip çabucak hazırlanabilen basit ve standart yiyecek servisinde uzmanlaşmış lokanta.

SNACKBAR :Atıştırmalık.

SNİK:Hollanda’ya özgü,yelkenli bir tekne.

SNİPE:Yelkenli bir yarış teknesi.

SNOP:Züppe.

SO: Japon müziğine özgü,on üç telli bir tür gitar.

SO:Somali’nin plaka işareti.

SOAPOPERA : Pembe dizi de denilen, gerçek yaşamdan kopuk TV dizilerine verilen ad. ABD’de,değişmeyen bir oyuncu kadrosu ve kalıp olaylara dayalı sürekli bir öyküsü olan,eylemden çok diyalogun önemsendiği ve gerçek yaşamdan daha ağır bir tempoda gelişen radyo ve televizyon dizilerine verilen ad.

SOBESOS: Nevşehir’in Ürgüp ilçesinde antik bir Roma kenti.

SOBİBOR:İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya’nın doğusunda kurulan,yaklaşık 250 bin Yahudi’nin öldürüldüğü Nazi imha kampı.

SOBOL:Bazı bitkilerde tomurcuk , meyve ya da tohum yerinde bulunan ve bitkinin çoğaltılmasına yarayan soğancık.

SODA:Billurlaşmış sodyum karbonatın piyasadaki adı.

SODOM: Lut Gölü kıyısında,günahları nedeniyle yok edildiğine inanılan iki kentten biri (Diğeri Gomorra).

SODOMİ: Erkekler arasındaki cinsel ilişki. Makat yoluyla cinsel temas; livata.

SODRA:Milas ovasında bir dağ.

SOF :Ham ipekten yapılmış astarlık kumaş.

SOF: Ankara keçisinin yumuşak tiftiğinin yıkanıp eğrilerek iplik haline getirilmesi ile Ankara ve çevresindeki el tezgahlarında dokunan yünlü kumaş.Softan erkek ve kadın elbiseleri (kaftan,şalvar,cepken,entari),bel kuşakları,perdeler,yatak örtüleri, döşemeler, seccadeler yapılmıştır.

SOFA:Evlerde oda kapılarının açıldığı genişçe yer,giriş bölümü.

SOFİSTİKE:Aşırı karmaşık ve incelikli şeyler için kullanılan sözcük.

SOFİTA:Tiyatro sahnesinde dekorların hareket edebilmesi için yapılmış parmaklıklı tavan.

SOFİZM:Bilgicilik.

SOFT :Hard sözcüğünün tersine , pornografik filmlerden daha erotik filmler için kullanılan sözcük.

SOFTA: Bir görüşe,bir inanışa körü körüne bağlanan kimse.Medrese öğrencisi.

SOFTABOĞAN:Uludağ’da bir şelale.

SOFTWARE:Bilgisayarda yazılım.Bilgisayarda program,kural ve belgelerin tümü.

SOFU:Dinin buyruk ve yasaklarına bütünüyle uyan kimse. Medrese öğrencisi.

SOFYAN : Türk müziğinde bir makam adı.

SOGMATAR :Harran ovasında ünlü bir ören yeri.

SOĞANLAMA:Aksaray iline özgü,kıyma ve soğanla yapılan bir yemek.

SOĞUCAK: Sakarya’nın Sapanca ilçesinde bir yayla.

SOĞUKSU:Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde ulusal park kapsamına alınan orman alanı.

SOK: Pulluğun uç demiri.

SOKALAK: Çimlenmiş ekin.

SOKAN:İskorpit balığına verilen bir başka ad.

SOKAR: Kızıldeniz’den Akdeniz’e geçen,istilacı ve otçul bir balık.

SOKARIÇ: Yağda kavrulmuş soğan ve salçadan oluşan bir tür sos.İnce doğranmış soğanı yağda kavurarak yapılan bir yemek.

SOKET: Kısa çorap.

SOKMAN: Bir tür uzun konçlu çizme.

SOKRA:Güverte döşemesinde iki ağacın uç uca gelmesiyle oluşan aralık.

SOKRANMAK:Söylenmek,homurdanmak,isteksiz iş görmek.

SOKU:Taş dibek.Tahıl dövmeye yarayan büyük taş dibek.

SOKUM: Yufka ekmeğinden yapılan dürüm. Lokma.

SOKUR: Köstebek.

SOL: Meksika’ya özgü bir tür bira.

SOL: Peru’nun para birimi.

SOLAK: Osmanlı devletinde padişahın muhafızlığını yapan asker sınıfı.

SOLANAHTARI:Portedeki notaların “fa” yüksekliğinde olacağını gösteren işaret.

SOLAR: Güneş enerjisi.

SOLARİS:Stanislaw Lem’in ünlü bilimkurgu romanı.

SOLARKAR: Güneş enerjisiyle işleyen otomobillere verilen ad.

SOLARYUM:Hastalıkları güneş ışınları ile tedavi etmeyi amaçlayan kuruluş. Güneş odası.

SOLAS(Safety of life at sea):Uluslar arası denizde can emniyeti sözleşmesi.

SOLDUÇ:Anadolu’nun bazı yörelerinde sağdıcın işlevini paylaşan kişiye verilen ad.

SOLFATAR: Yanardağların püskürmesindeki başlangıcı gösteren gaz tütmeleri.

SOLFEJ: Notaları değerlerine göre seslendirmeyi amaçlayan müzik çalışması.Nota eğitimi.

SOLİ:Mersin’in 10 km güneybatısında Pompeipolis de denilen antik bir kent.

SOLİDARİZM :Dayanışmacılık.

SOLİPSİZM:Felsefede tekbencilik.

SOLİTER:Tek başına oynanan bir iskambil oyunu.

SOLMA: Trabzon ilinde bir yayla.

SOLMİZASYON :Müzik notalarını hece adlarıyla gösterme sistemi.

SOLO:Tek çalgı veya tek sesle verilen konser.

SOLSTİS: Gün dönümü (21 Haziran-21 Aralık).

SOLT :Pokerde rest.

SOLUĞAN:Uzaklarda esen rüzgardan sonra başlayan dalga hareketi.

SOLVENT: Kimi maddeleri çözme özelliği taşıyan sıvı.

SOM :Masif. İçi dolu olan,dışı kaplama olmayan.Katışıksız.

SOM:Kırgızistan’ın para birimi.

SOM:Rıhtımın su üstünde kalan bölümü.

SOMA :Hint mitolojisinde ayin içkisinin elde edildiği bitkiyi kutsallaştırma.

SOMA(SUMA):İlk damıtılan ve içinde anason bulunmayan rakı.

SOMA:Cinsiyet hücreleri dışında,vücut hücrelerinin tümü.

SOMAK :Antep fıstığıgillerden , sıcak bölgelerde yetişen,kabuğu hekimlikte,yaprakları dericilikte kullanılan bir ağaç.

SOMAK:Hayvanlarda yüzün çıkıntılı ve az çok sivri olan bölümü.

SOMAKİ :Kızıl veya yeşil renkte sert porfir türü bir mermer.

SOMAT:Bektaşi ve Mevlevi tekkelerinde belli tören kuralları olan meşinden,kalın kumaştan yapılan yer sofrası.

SOMATA :Badem sübyesi.Bademden yapılan şerbet.

SOMATİK :Bedenle ilgili olan.

SOMELİYE :Görevi sadece şarap dağıtmak olan garson.

SOMON: Pembemsi turuncu renk.

SOMON: Yurdumuzda da üretilen bir balık.

SOMONİ:Tacikistan’ın para birimi.

SOMUN: Yuvarlak fırın ekmeği.

SOMUN:Cıvatanın ucuna geçirilen,içi yivli demir başlık

SOMYA:Şilteyi taşımaya ve ona esneklik vermeye yarayan yaylı kerevet.

SON: Küba kökenli bir dans.

SON:Ses gürlüğü birimi.

SONALAR: Zimbabwe’de yaşayan bir halk.

SONAR Batmış olan nesnenin yerini ve durumunu akustik dalgalarla belirleyen sistem. Çalışma ilkesi ses ötesi dalgaların yansımasına dayanan ve akustik işaretlerin denizde yayılmasıyla algılamada, ölçmede ve iletişim kurmada kullanılan dinleme aygıtı.

SONAT:Bir veya iki çalgı için yazılmış beste formu,3 veya 4 bölümden oluşan müzik eseri.

SONATİN: Kısa sonat.

SONDA: Suyun derinliğini ölçmek ya da dip tabakaların yapısını incelemek için kullanılan araç.

SONDA: Vücut içinde herhangi bir boşluk ya da mesafeye sokulan, teşhis, inceleme, tedavi için dışarı sıvı atmada kullanılan araç.

SONDAJ: Bir durum,bir düşünce ile ilgili olarak yapılan yoklama.

SONE:İki dörtlü ve iki üçlüden oluşan,on dört dizeli bir Batı şiir türü.

SONSUZPANAYIR:Halide Edip Adıvar’ın bir romanı.

SONURTU:Mantıkta,birbirine bağlı iki önermeden sonraki.

SOPRANİST: Soprano sesi bozulmasın diye gençliğinde hadım edilen erkek şarkıcılara verilen ad.

SOPRANO: En tiz kadın sesi.

SORBE:Meyveli dondurma.

SORGUÇ: Genellikle İslam ülkeleri hükümdarlarının başlıklarına takılan balıkçıl kuşu tüyü ve değerli taşlarla süslü takı.

SORGUM :Taneleri için yetiştirilen ve dıştan bakıldığında mısırı andıran tarım bitkisi(yem).

SORGUN (SORKUN) :Çalı görünümünde olan ve dallarından sepet yapılan çeşitli söğüt türlerine verilen ad.Sepetçi söğüdü.

SORİT:Öncül sayısı ikiden çok olan tasımsal çıkarım.

SORMACA :Anket.

SORMAGİR:Bartın’ın Amasra ilçesinde Roma döneminden kalma bir kale.

SOROPTİMİST:Uluslar arası iş ve meslek kadınlarını içine alan dernek.

SORORAT:Bir erkeğin karısı sağken yada öldükten sonra baldızıyla evlenmesi.

SORTİ: Askeri havacılıkta çıkış anlamında kullanılan sözcük.

SORTİ: Elektrik döşeminde lamba ya da fiş konacak kolların her biri.

SOS: Yemeğin suyu.Et,tavuk,balık suları.Yumurta,yağ gibi çeşitli malzemelerden elde edilen,yemeğe tat veren sıvı ya da krem şeklindeki kıvamlı malzeme.

SOSEH: Şanlıurfa yöresine özgü bir halk oyunu.

SOSİS:Kıyılmış,baharat katılmış etle,tütsüleme ve pişirme gibi işlemlerden sonra yapılan bir tür sucuk.

SOSYALFOBİ:Rezil olacağını düşünerek soru soramama,arkadaşlık kuramama,flört etmekten , telefonla konuşmaktan kaçınma biçiminde ortaya çıkan psikolojik hastalık.

SOSYALİZASYON:Toplumsallaştırma.

SOSYOLENGÜİSTİK :Dil,toplum ve kültür arasındaki ilişkileri konu edinen dilbilim adı.

SOSYOLOJİ: Toplumbilim.

SOTA :Argo’ da gizli yer. Argo’da,uygun durum,fırsat anlamında sözcük.

SOTE:Küçük parçalar halinde doğranmış et ve sebzelerin kızgın yağda karıştırılarak kısa sürede pişirilmesi.

SOTHOLAR: Afrika’nın güneyindeki yüksek otlaklarda yaşayan bir halk.

SOUL: Amerika’da 1960’lı yıllarda geliştirilmiş ve son derece güçlü duygular taşıyan bir kompozisyon tarzı.Bu müzik türü esas olarak ağlama,sızlama,iç çekme,feryat etme,fısıltı ve falsettolar (yüksek perdeden sesler) da içeren dramatik bir vokal üzerine kuruludur.

SOVTAJ: Kısmen hasara uğrayan sigortalı malın,sigorta şirketi tarafından sigorta bedelinin tamamı ödenerek devralınması.

SOY: İz sürmede av hayvanının aldığı koku.

SOYA: Eğimli,yatık.

SOYA:Menzil oklarının ucuna takılan,yüksük biçiminde kemik parça.

SOYKA: Tüyleri alacalı,küçük bir karga türü.

SOYLU:Asil.

SOYMANTI: Kabuğu soyulmuş değnek ya da sopa.

SÖBE:Yumurta biçiminde olan, oval, beyzi.

SÖBÜCE:Antalya’nın Korkuteli ilçesinde bir yayla.

SÖĞÜRTME:Ateşte közlendikten sonra dövülen patlıcanla yapılan bir yemek.Kuzu etinin fırında pişirilmesiyle yapılan bir tür kebap.

SÖKEL:Sakat kimse.

SÖKÜNTÜ :Ağaçlık yerden açılan tarla.

SÖLPÜK: Gevşeyip kendini koyuvermiş.

SÖLPÜMEK: Şişmanken zayıflamak.

SÖR :Katoliklerde kendini dine adayan ve manastırda yaşayan kadın.

SÖVE :Eşik.

SÖVE (SÜVE): Kapı ve pencerenin yerleştirildiği kasa,çerçeve.

SÖVEN:Büyük sopa.

SÖVEN:Çit yapmakta kullanılan büyük kızak.

SÖYLEM:Bir düşünce biçiminin yazılı ve sözlü anlatımı.

SPA:Şifalı kaynak sularıyla yada çamurla tedaviyi amaçlayan kuruluşlara verilen ad.

SPAGETTİ: İnce ve uzun İtalyan mutfağına özgü çubuk makarna.

SPALYA:Herek.

SPAM:Bilgisayarda istenilmeden gönderilen ticari duyum içerikli e-posta.Çöp posta.

SPANDAU:Nürnberg Mahkemesince 1946 da mahkum edilen Nazi savaş suçlularının kapatıldığı ünlü hapishane.

SPARADRAP:Kağıt,kumaş veya plastik madde gibi değişik maddelerden yapılan ve deri üzerine gelecek yüzüne etken madde sıvanmış olan sargı.

SPARTAKİSTLER : Almanya’da 1914-1918 yılları arasında etkinlikte bulunan devrimci sosyalist grup.

SPASİMO: Hazreti İsa’nın çarmıha getirilişinde Meryem Ana’nın çektiği acıları betimleyen resimlere verilen ad.

SPASTİK: Beyni zedelenmiş.

SPATA: Sarmaşık,palmiye gibi bitkilerde çiçekliği saran boru şeklindeki bürgü.

SPATULA :Küçük mala. Ağaçtan veya çelikten yapılmış,yiyecekleri bir yerden bir yere aktarmaya yarayan yassı alet.

SPATYOM:Bedenden kesin olarak ayrılan ruhun geçtiği mekan.

SPAZM:Özellikle kalp ve diz kaslarının elde olmadan kasılması.

SPEHSALAR:Selçuklularda başkomutana verilen ad.

SPEKÜLASYON:İleride meydana gelebilecek fiyat dalgalanmalarından yararlanarak kazanç sağlama.Kurgu.

SPEKÜLATÖR:Vurguncu. Alavereci.

SPELEOLOJİ :Mağaraları inceleyen bilim dalı.

SPENCER:Uzunluğu bel hizasına kadar olan ceket.

SPESİFİK: Yalnız bir türe özgü olan. Bir türün,bir olayın karakteristik yönünü veren.

SPESİYAL: Özel.

SPİN:Bir atom altı parçacığın yada çekirdeğin açısal momentumu.

SPİRİTÜALİZM:Evrenin gerçeğinin manevi nitelikte olduğunu,insan ve öteki varlıkların hepsinin fiziksel yapıdan ayrı ve bağımsız bir ruhsal yapısı bulunduğunu ileri süren görüş.

SPİSSENTE: Kılkuyruk ördek.

SPLİT:Klimanın iç ve dış iki ayrı üniteden geldiğini anlatan sözcük.

SPONSOR: Destekçi.Etkinliğin maddi yönünü üstlenen kimse veya kurum.

SPONTANE: Kendiliğinden.

SPOR:Çiçeksiz bitkilerde üreme organı.Mantarların,bakterilerin ve diğer tek hücreli organizmaların başka bir üreme hücresiyle birleşmeden yeni bir birey oluşturabilen üreme hücresi.

SPORADİK:Bir toplulukta az sayıda ve seyrek olarak bireylerin yakalandığı hastalıklara verilen ad.

SPOROFİT:Döl değişimi gösteren bazı bitkilerdeki eşeysiz evre.

SPOT :Kısa süreli tanıtım filmi.Kısa,çarpıcı,akılda kalıcı reklam.

SPOT:Belli bir alana verilen çok güçlü ışık.

SPOT:Bir malı çok miktarda toptancıdan veresiye aldıktan sonra piyasada değerinden daha aşağıya peşin olarak satma.

SPREY: Püskürteç.

SPRİNT: Bir yarış atının son metrelerde yaptığı kuvvetli ataklara verilen ad.

SPUTNİK: Sovyetlerin 1957’de uzaya fırlattığı ilk yapay uydu.

SR:Stronsiyum elementinin simgesi.

SRİLANKA : Eski adı Seylan olan ülke.

SRUTİ: Brahmanizm’in kutsal kitaplarının genel adı.

SS :Nazi partisinin askeri polis örgütünü simgeleyen harfler.

STABİL :Genellikle birbirine ekli metal levhalardan oluşan soyut heykel.

STABİLİTE: Dayanıklılık.

STABİLİZASYON:İstikrar.

STABİLİZATÖR:Otomobillerde eğikliği yada yayların genliğini azaltmak için şasi ve tekerleklere yerleştirilen düzen.

STABİLİZE: Dengeli,kararlı duruma getirilmiş olan.

STABİLİZE:Kum, çakıl ya da mıcırla yapılan ve buldozerle sıkıştırılan henüz asfaltlanmamış düz duruma getirilmiş,sağlamlaştırılmış yol.

STAFİLOKOK: Çeşitli hastalıklara neden olan,küre biçimli bakteriler cinsi.

STAJ:Herhangi bir meslek edinecek olan kimsenin geçirdiği uygulamalı öğrenme dönemi.

STALAG: İkinci Dünya Savaşında Almanya’da savaş tutsağı astsubayların ve erlerin toplandığı kamp.

STALAKMİT:Dikit.

STALAKTİK:Sarkıt,damla taş.

STAMEN: Erkek organ(Çiçeğin).

STAND (STANT): Sergilerde çeşitli firmalara ayrılmış yerlerin her biri. Bir sergide yada fuarda malların sergilendiği yer. Tezgah,sergi.

STANDART:Örnek veya temel olarak alınan tek biçim.

STANDUP :Sözçatar.

STANT :At yarışlarında seyirci tribünü.

STAR:Yelkenli bir yarış teknesi.

STARKİNG:Kırmızı renkli bir elma cinsi.

STARLİÇE:Cennet kuşu da denilen ve gösterişli çiçekleri olan bir süs bitkisi.

START: Çıkış,çıkış yeri.

STARTER:Yarışlarda çıkış işaretini veren hakem.

STASİ:Eski Doğu Almanya’da etkinlik gösteren gizli polis örgütü.

STATER:Antik çağlarda Akdeniz dünyasında kullanılan bazı paralara verilen ad.

STATİK: Durağan.Hareketsiz bir cisme etki eden kuvvetleri inceleyen mekanik dalı.

STATOLİT:Omurgalılarda,denge ve yönelimle olan ilgileri bakımından işitme taşlarına verilen ad.

STATOR:Duruk.

STATÜ:Bir topluluk içinde bir kimsenin durumu ya da kazandığı saygınlık.

STATÜ:Kamu kuruluşlarının ve devlet memurlarının temel hak ve yükümlülüklerini belirleyen yasalar,tüzükler ve yönetmelikler bütünü.

STATÜKO:Yürürlükte bulunan antlaşmalara göre olması gereken veya süregelen durum

STAVANGER :Norveç’te kent.

STAZ : Organizmada oluşan bir sıvının akışının durması.

STAZOFOBİ:Sinirsel hiçbir bozukluğu olmadığı halde bazı kişilerin sıkıntı verici bir kaygı sonucu ayakta duramaması ya da durmakta güçlük çekmesi.

STEL:Antik çağda daha çok mezar taşı işlevi gören ama adak,anı veya sınır taşı olarak da dikilen yekpare taş levha. Yazılı dikilitaş.Ölünün portresini taşıyan mezar sütunu.

STEN:Dokuz milimetre çapında,İngiliz yapısı,hafif,kullanışı kolay bir tür makineli tüfek.

STENO:Kısa ve yalın işaretlerden oluşan bir yazı yönteminin kısa yazılışı.Çabuk yazmaya elverişli bir yazı sistemi.

STENOGRAFİ: Söylenen sözleri söylendiği kadar çabuk yazmaya elverişli,kısa ve yalın işaretlerden oluşan yazı yöntemi.

STENOTİP:Stenografi için yapılmış yazı makinesi.

STENSİL: Duvarlara çiziktirilen resimlere verilen ad.

STENT: Tıpta,kalbe giden damarlardaki tıkanıklığı gidermek amacıyla takılan cihaz.

STEP:Müzik eşliğinde yapılan bir çeşit jimnastik.

STEPNE : Motorlu taşıtlarda yedek olarak bulundurulan tekerlek.

STEPS:Basketbolda hatalı yürümeye verilen ad.

STER: Yığın durumundaki yakacak odun için kullanılan,1 metre küpe eşit hacim ölçüsü birimi.

STEREOTİP:Etnik bir grup,kabile ya da ulus için öngörülen basmakalıp yargı.

STERİLİZASYON:Bir yaranın,bir maddenin laboratuar ya da ameliyat araçlarının taşıdığı ferment ve mikropları yok etme.

STERİLİZE: Her türlü mikroptan arınmış.

STETESKOP:Doktorların kulaklarına takarak insanların iç organlarını dinlemek için kullandıkları tıbbi alet.

STEVYA:Anayurdu Paraguay olan ve şeker otu,tatlı ot gibi adlar da verilen bir bitki.

STİCKER: Çıkartma.

STİFNO: İt üzümü,bambul otu gibi adlar da verilen ve salatası yapılan,Ege yöresine özgü bir ot.

STİGMA: Nazi Almanya’sında Yahudilerin takmak zorunda oldukları,altı köşeli sarı yıldız simgesi.

STİL:Tarz,biçem,üslup.

STİLİST:Giyim eşyası alanında uzmanlaşmış moda desinatörü.

STİLTON:İnek sütünden yapılan mavi küflü klasik İngiliz peyniri.

STİPA:Mantarlarda şapkayı taşıyan sapa verilen ad.

STL :Suriye Plakası.

STOA: Önünde sütunların yer aldığı üstü örtülü salon.Eski Yunan mimarlığında,genellikle bir agora içinde yer alan revak.

STOK: Bir satış yerinde satışa hazır bulundurulan malların tümü.

STOLA:Eski Romalı kadınların elbisesi.

STOMA:Bitkilerde gaz alışverişine yarayan aralıklar.

STOMATİT :Ağız ve diş etleri mukozasının iltihaplanması.Ağız yangısı.

STONEHENGE:İngiltere’de ünlü bir eskiçağ anıtı.

STOP:Dur anlamında bir sözcük.

STOPAJ:Vergi için,ödenilen paradan kanunun öngördüğü ölçüde yapılan kesinti,kaynaktan kesme. Ön kesinti.

STOPER:Futbolda defansta oynayan ön orta oyuncu.

STOR :Ağaç veya kumaştan yapılmış bir kanal içinde hareket ederek açılıp kapanan perde.

STORNELLO:Özellikle doğaçtan söyleme yarışmalarında kullanılan İtalyan halk şiiri biçimi.

STRATEJİ:Önceden belirlenen bir amaca ulaşmak için tutulan yol.

STRATOSFER: Yer atmosferinin 10-60 km yükseklikleri arasında kalan katman.

STRATUS:Gri renkli,sise benzeyen fakat yere kadar inmeyen bulut tabakası,katmanbulut.

STREÇ: Yiyecekleri korumak amacıyla kullanılan saydam ve esnek kaplama gereci.

STREPTOMİSİN: Verem basiline,şarbon,difteri,menenjit gibi hastalıklara sebep olan mikroplara karşı kullanılan bir tür antibiyotik.

STRES:Kaygı,üzüntü,gerilim.İnsanın bedensel ve ruhsal dengesini bozan her türlü etkene verilen ad.

STRİKNİN:Kargabükenden çıkarılan etkili bir zehir.

STRİPTİZ:Genellikle gece kulüplerinde,pavyonlarda genç bir kadının müzik eşliğinde dans edip soyunarak yaptığı gösteri.

STRUDEL:Avusturya mutfağına özgü,rulo biçiminde sarılan ince yufkadan yapılan elmalı bir tatlı.

STRUMA: Romanya’daki Nazi soykırımından kaçan 769 Yahudi sığınmacıyla 1941 yılında İstanbul’a gelen,Türk yetkililer tarafından karaya çıkma izni verilmeyince 70 gün İstanbul açıklarında bekleyen ve bir infilak sonucu batan gemi.

STRÜKTÜR :Yapı.

STRÜKTÜRALİZM:Yapısalcılık.

STRÜKTÜREL:Yapısal.

STUKA: İkinci Dünya Savaşında Almanya tarafından kullanılan bir savaş uçağı tipi.

STUPA:Budizm’in en önemli yapısı olan ve içinde kutsal emanetler saklanan Hint kökenli anıt.

STÜDYO:Tek odalı daire.

STYGİOFOBİ: Cehennem korkusu.

SU :Kenar süsü. Mendil ve peçeteler de kenara yapılan işleme.

SU: Hidrojenle oksijenin bileşimi ve hayatın kaynağı olan madde.

SU:Çiçeği,terazisi ve böreği vardır.

SUATDERVİŞ :Toplumsal gerçekleri konu alan “Fatma’nın Günahı”, “Buhran Gecesi” “Ankara Mahpusu”, “Fosforlu Cevriye” gibi romanlarıyla tanınmış kadın yazarımız

SUATTAŞER:Tiyatro oyunculuğunun yanı sıra Haraç-Mezat,Evrende Ellerimiz gibi şiir kitaplarıyla da tanınmış şair ve oyuncumuz.

SUBA :Hindistan’da Ekber döneminde büyük eyaletlere verilen ad.

SUBATAN:Düden de denilen ve karstik yörelerde kapalı havzaların sularını toplayan oyuk.

SUBRA: Giysinin koltuk altına teri tutmak için konulan parça.

SUBRET:Komedilerde hafifmeşrep genç kadın veya şen,şakrak,iğneleyici tavırlı hizmetçi rollerine çıkan kadın oyuncu.

SUBUN:Kadın giysisi,entari.

SUBURA: Sivas yöresine özgü,üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek hazırlanan bir tür hamur işi.

SUBYA: Mürekkep balıklarının mürekkebe benzeyen sıvısı olan türü.

SUBYE: Bir gün önceden ıslanmış pirincin ezilmesiyle elde edilen ve koyultma işlerinde kullanılan malzeme.

SUCRE:Ekvador’un para birimi.

SUDA: Rahatsız etme,sıkıntı verme anlamında eski sözcük.

SUDAGABO:Eskiden bahriye topçusuna verilen ad.

SUDAK:Levrekgillerden eti beyaz ve lezzetli bir balık.

SUDOKU:Karelere çeşitli rakamları yerleştirme ilkesine dayalı,Japon kökenli bir mantık oyunu.

SUDÜŞEN:Yalova ilinde bir şelale.

SUFİ: Tasavvufa mensup olanların giydikleri yün elbisenin adı olan sof kelimesinden türemiştir.

SUFLE: Yuvarlak ve derin fırın kabında yumurtası bol tatlı veya tuzlu karışımın fırınlanması.Süt,peynir,yumurta ve yufkayla yapılan bir tür yiyecek.

SUGATO: Ege yöresine özgü,patates ve yumurtayla yapılan Girit kökenli bir yemek.

SUHTE: Medrese öğrencisi.

SUHUF: Bazı peygamberlere gelen ilahi buyruklar.

SUHUNET:Isı derecesi,sıcaklık.

SUİSTİMAL: Kötüye kullanma.

SUK:Arabistan’da çeşitli yerlerde kurulan pazarlar.

SUK:Kore’ye özgü,pirinçten elde edilen bir cins bira.

SUKA:Esnaf,küçük dükkan sahibi.

SUKARNO:Endonezya bağımsızlık hareketinin önderi ve Endonezya’nın ilk devlet başkanı olan devlet adamı.

SUKİYAKİ: Japon mutfağına özgü,ince dilimlenmiş sığır etiyle yapılan bir yemek.

SUKKULENT: Yaprak ve dallarında su biriktiren bitkilere verilen ad.

SUKUK: Şeriat kurallarına uydurulmuş sözde faizsiz bir tür bono.

SUKUT:Düşme.

SULAWESİ :Cava ve Bali gibi, Endonezya adalarından biri.(Eski adı Selebes).

SULB: Döl.

SULTAN: Padişahların erkek ve kız çocukları ile anne ve eşlerine verilen unvan.

SULTANA: Ege bölgesine has bir beyaz üzüm.

SULTANGALİYEV:Rusya Müslümanlarını federatif bir sosyalist devlet içinde birleştirmeye yönelik çalışmalarıyla tanınan Tatar düşün ve devlet adamı.

SULTANIYEGAH: Türk müziğinde bir makam adı.

SULTANİ:Küçük taneli bir bezelye türü.

SULTANİ:Osmanlılar döneminde lise dengi okullara verilen ad.

SULTANİBUSELİK: Türk müziğinde bir makam.

SULTANİHÜZZAM: Türk müziğinde bir makam adı.

SULTANİYE:Muğla’nın Köyceğiz ilçesinde bir kaplıca.

SULTANMURAT : Trabzon’un Çaykara ilçesinde bir yayla.

SULU: Yersiz şakaları ve hoş olmayan davranışlarıyla çevresindekileri rahatsız eden kimseler için kullanılan sözcük.

SULUİN:Antalya’nın Finike ilçesinde,Asya kıtasının en uzun su altı mağarası.

SULUSEPKEN:Yağmurla karışık kar yağışı.

SULUYAYIM: Tarhana çorbasına verilen bir başka ad.

SULUZIRTLAK:Halk dilinde limona verilen ad.

SUM:Özbekistan’ın para birimi.

SUMAK: Antep fıstığıgillerden,sıcak bölgelerde yetişen,kabuğu hekimlikte,yaprakları dericilikte kullanılan bir ağaç ve aynı adı taşıyan meyvesinin adı.

SUMAK:Heybe,yaygı,kolan,kuşak gibi şeylerin yapımında kullanılan bir dokuma türü.

SUMATRA: Endonezya’nın ikinci büyük adası.

SUMELA: Trabzon’daki Meryemana Manastırı’na verilen bir başka ad.

SUMEN(SÜMEN):Üzerinde yazı yazmaya,arasında evrak saklamaya yarayan deri kaplı altlık.

SUMO:Bin beş yüz yıl öncesine dayanan Japon güreşi.

SUMRU:Deniz kırlangıcı da denilen bir kuş.

SUMSIRA: Mersin yöresine özgü pekmez ve susamla yapılan bir tatlı.

SUMSUK :Halk dilinde yumruk.

SUMUHALLEBİSİ:Nişasta,süt ve su karışımının önce pişirilmesi,buz dolabında katılaşmasından sonra ceviz büyüklüğünde kesilip şeker ve gül suyu içinde üzerine fıstık serpilerek sunulan bir tatlı türü.

SUNA :Erkek ördek.

SUNAK :Tören yapılan taş masa.

SUNDURMA :Ticari malların geçici olarak konulduğu yer.

SUNDURMA: Yağmur veya güneşten korunmak için bir kapı üstüne veya duvar önüne yapılan saçak. Evlerin önündeki taşlık. Üstü kapalı balkon.

SUNGU: Bir tanrıya ya da tapınağa sunulan şey.

SUNGUR:Doğana benzeyen yırtıcı,avcı kuş.

SUNTA:Doğramacılıkta kereste olarak kullanılan,sıkıştırılmış talaş ve yongadan yapılan tahta. Ahşap yonga levhası.

SUNTALAM :Formika görünümlü sunta .Ucuz mobilya ve lambri yapımında kullanılan,yüzü suni reçineyle kaplanmış,formika görünümlü malzeme.

SUNTIRAÇ: Nalbantların,hayvanın tırnağını keserken kullandıkları keskin araç.

SUOMİ:Finlandiya’nın resmi adı.

SUP:Çikolata ile yapılan bir çeşit tatlı.

SUPALAN:Eşyanın sundurma veya antrepoya boşaltılmaksızın bulunduğu aracın üzerinde muayene edilerek sahibine teslim edilmesi işlemine verilen ad.

SUPARA :Osmanlı İmparatorluğu’nda okul kitaplarının genel adı.

SUPHİ: Sabahla ilgili.

SUPLEMAN: Bir kitabı,bir yayını tanımlamak ve zenginleştirmek için yapılan ek.

SUR: Boynuzdan yapılan nefesli bir çalgı.Kıyamet günü İsrafil’in öttüreceği borunun adı.

SURA: Antalya ilinde antik bir kent.

SURA:Koyun yada kuzu kaburgası içine pirinç doldurularak yapılan bir yemek.

SURA:Yumuşak ve ince bir ipekli kumaş.

SURATİ:Manda sütünden yapılan bir Hint peyniri.

SURE: Kuran’ın bölünmüş olduğu 114 bölümden her biri.

SURET: Görünüş,biçim.

SURET:Türkiye-Suriye sınırındaki yerlerde konuşulan ve yok olmak üzere olan dil.

SURETA:Görünüşe göre,görünüşte.

SUREZENESİ:Maydanozgillerden,su kıyılarında ve bataklıklarda yetişen zehirli bir bitki. Su baldıranı da denilen bir bitki.

SURİ:Eski dilde biçimsel anlamında bir sözcük.

SURİ:İçten olmayan,yapmacık.

SURİNAM:Güney Amerika kıtasında bir ülke.

SURNAME: Divan edebiyatında şehzadelerin sünnet düğünleriyle hanım sultanların doğum ve evlenme törenlerini anlatan şiirlere verilen ad.

SUS:Elamın başkenti.

SUSAK:Su kabağından yapılmış yada ağaçtan oyulmuş maşrapa.

SUSAM : Sıcak bölgelerde yetişen küçük bir bitki. Yağı çıkarılan,öğütülerek tahin elde edilen ve simit üzerine serpilen küçük sarımtırak tohum.

SUSTA:Emniyet yayı.

SUSUZ: Konya’nın Seydişehir ilçesinde bir mağara.

SUŞİ:Çiğ balık dilimleriyle,deniz ürünleriyle v.s. süslenmiş yada yosun yaprağına sarılmış sirkeli pirinç topakçığı. Japon mutfağında pirinçle yapılan temel yemeklerden biri.

SUTAVUĞU:Gri kızıl karışımı tonda benekli veya çizgili tüyleri olan bir kuş.

SUTERAZİSİ: Basıncı çok olan suyun basıncını azaltarak künklerin patlamasını önleyen,belli aralıklarla yapılmış,depo görevindeki kule.

SUTERAZİSİ:Çeşitli yüzeyleri istenilen konuma getirmek için kullanılan ölçü aleti.

SUVARMAK:Hayvana su vermek,su içirmek.

SUVLA:Gelibolu yarımadasında,Anafarta da denilen bir koy.

SUVLAKİ:Yunanistan’da çöp şişe verilen ad.

SUZAFON:Tuba ailesinden nefesli bir çalgı.

SUZAN :Yakıcı,yakan.

SUZENİ (SÜZENİ): İğne ve tığla kumaş üzerine işleme. Kasnağa geçirilmiş kumaşa iğne ya da tığla yapılan bir tür nakış.Daha çok yorgan yüzü,bohça ve giysi bezemede kullanılır.

SUZİDİL: Türk müziğinde bir makam.

SUZİDİLARA: Türk müziğinde bir makam adı.

SUZİNAK: Türk müziğinde bir makam adı.

SÜ:Eski dilde asker.

SÜBEK: Kimi yörelerde beşikteki çocukların bacakları arasına yerleştirilen sidik şişesine ya da sidiği bir kaba akıtacak boruya verilen ad.

SÜBJEKTİF:Öznel.

SÜBUT: Gerçekleşme,şüpheye yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkma.

SÜBVANSİYONEL:Yardımsal.

SÜBYAN: Çocuklar.

SÜBYE: Badem içi,kavun çekirdeği vs ‘den elde edilen ve bazı sütlü tatlılara nişasta yerine katılan beyaz bulamaç.

SÜBYE: Hafif işlerde kullanılan ve bir ağırlığın aksi yöne çekilmesine yarayan donanım.

SÜBYEARMALI: Seren yelkenleri bulunmayan,yalnız yan yelkenleriyle donatılmış yelkenli tekne.

SÜCUT: Secdeye varma,secde etme.

SÜET: Tüylü kundura derisi. Yumuşak ve yüzü ince havlı bir tür deri.

SÜFLİ: Aşağı,aşağılık,bayağı,adi.

SÜFRAJET: Eskiden İngiltere’de kadınlara millet vekili seçme ve seçilme hakkını kazandırmak için çalışan kadınlara verilen ad.

SÜHAARIN :Safranbolu’da Zaman, Urartu’nun İki Mevsimi, Kula’da Üç Gün gibi belgesel filmleriyle tanınmış yönetmenimiz.

SÜHAN: Söz,lakırdı.

SÜHEYL:Güney yarımkürede bulunan parlak yıldız,Yıldırak.

SÜHEYLA: İyi huylu kadın.

SÜHULET: Kolaylık.

SÜHUNET: Sıcaklık.

SÜİT: Aynı tonda yazılmış çalgı parçaları dizisi.

SÜİT: Otellerde birden çok odaya sahip olan özel bölüm.

SÜJE:Gramerde özne.

SÜKKAR: Erzurum yöresine özgü,pirinç ve yumurtayla yapılan bir tür köfte.

SÜKRE:Ekvator’un para birimi.

SÜKUT: Susma,sessizlik.

SÜLFAMİT: Mikroplara karşı etkili olan azotlu ve kükürtlü organik birleşimlerin ortak adı.

SÜLFAT: Sülfirik asidin tuzu veya esteri.

SÜLFÜR: Kükürdün başka bir elementle yaptığı birleşik.

SÜLİNE:Dar ve uzun kavkılı bir deniz yumuşakçası.

SÜLÜĞEN: Pas önleyici astar boyaların hazırlanmasında kullanılan kırmızı boya.

SÜLÜN:Kuyruğu çok uzun,eti beğenilen bir kuş.

SÜLÜNGÜR: Muğla’nın Dalyan beldesinde bir kıyı gölü.

SÜLÜS: Arap abecesiyle yazılan hat sanatında bir yazı türü.

SÜMBÜL: Zambakgillerden,çiçekleri kuvvetli kokulu ve türlü renkli bir süs bitkisi.Akdeniz ve Ortadoğu kökenli,çok gösterişli salkım çiçekli,soğanlı otsu bitki

SÜMBÜLTEBER :Zambakgillerden, beyaz renkli ve güzel kokulu Meksika kökenli bir çiçek.

SÜMEK:Eğrilmek için temizlenmiş ve taranmış yumak biçiminde yün.

SÜMSÜK: Sivri gagalı ve kısa bacaklı bir deniz kuşu.

SÜMSÜK: Uyuşuk davranan,miskin,aptal,mıymıntı,sünepe,pısırık,yalaka,şımarık.

SÜNDÜRME: Taze peynir ve şekerle yapılan bir tatlı.

SÜNDÜS:Dokusunda altın ve gümüş tellerin de bulunduğu ipekli bir kumaş.

SÜNE:Yarım kanatlılardan,yumurtalarını ekin yapraklarına bırakan esmer renkli,zararlı böcek.

SÜNEK: Esnek nesne.

SÜNEPE: Kılıksız ve uyuşuk kimse.

SÜNGERİYE:Beyaz peynirle yapılan bir çeşit tatlı.

SÜNNET GÖLÜ:Bolu’nun Göynük ilçesinde, doğal güzelliğiyle tanınmış bir göl.

SÜNNET: Peygamberin adet,söz ve hareketleri.

SÜPEREGO: Üst benlik.

SÜPERNOVA: Çok büyük kütleli bir yıldızın,güneşten milyarlarca kez daha güçlü bir şekilde patlaması.

SÜPHAN: Allah.

SÜPTİL:Yoğunluğu az ve ince olan anlamında bir sözcük.

SÜPÜRGELİK: Yapılarda,duvarların döşeme ile birleştiği yerlere yerleştirilen ve boydan boya giden 5-8 cm yüksekliğinde ahşap,taş,metal veya plastik şerit.

SÜRA:İlk kez Hindistan’da dokunan,yumuşak ve hafif bir çeşit ipekli kumaş.

SÜRAHİ: İçerisine su,şerbet,içki konabilen camdan,seramikten ve porselenden yapılan şişkin gövdeli,dar boğazlı,kulplu-kulpsuz kap.

SÜREĞEN :Müzmin,kronik.

SÜRGÜ: Hastanın büyük ve küçük aptesini yapabilmesi için altına sürülen kap.

SÜRGÜ: Kapının kapanması için arkasına yatay olarak yerleştirilen demir veya ağaç kol,sürme.

SÜRGÜ: Sıvayı bastırıp düzeltmek için kullanılan büyük mala.

SÜRGÜ: Sürülmüş tarlayı bastırmak ve düzeltmek için kullanılan tarım aracı.

SÜRH: Kırmızı mürekkep.

SÜRK: Hatay yöresine özgü,çökelek peynirinin baharat ve salçayla yoğrulup kurutulmasıyla hazırlanan bir yiyecek.

SÜRREALAYI :Mekke ve Medine’de oturan ileri gelenlere dağıtılmak üzere törenle gönderilen parayı taşıyan topluluk.

SÜRREALİST:Gerçeküstücü.

SÜRSAT:Osmanlı devletinde savaş zamanında ordunun gereksinimlerini karşılamak için halktan toplanan erzak.

SÜRÜM: Bir ticaret malının satışa sunulması.

SÜRÜR: Kırmızı cıva oksit.

SÜRVEYAN:Gözetmen,gözetici.

SÜRYANİLER: Ortadoğu’da ve Türkiye’de yaşayan Hıristiyan halk.Kökeni Mezopotamya’ya dayanmaktadır.

SÜSEN :İri ve kokulu çiçekler açan bir süs bitkisi.

SÜT:Erkek balığın tohumu.

SÜTLABİ :Yurdumuzun sulak alanlarında kışlayan,beyaz tüylü ve küçük bedenli bir ördek cinsi.

SÜTLAÇ: Süt,şeker ve pirinçle yapılan bir tatlı türü.

SÜTLEĞEN:Adını,içerdiği beyaz renkli sütsü özsudan alan,hekimlikte ve sanayide kullanılan bir bitki cinsi.

SÜTLÜCE:Düğün çiçeği de denilen bir süs bitkisi.

SÜTRE: Perde,örtü.

SÜTÜVEN : Balıkesir’de doğal güzelliğiyle ünlü bir şelale.

SÜVANYÖB: Karşılaşma sırasında boksörün bakımıyla ilgilenen kimse.

SÜVARİLİK:Pantolonun dizine ve arkasına konulan parça.

SÜVEN : Bozuk ve gevşek arazide ya da göçük açmada bağ direklerinin üst ve yanından arazi içine çakılarak sürülen ucu sivri direk ya da kama.

SÜVETER:Genellikle altına gömlek veya bluz giyilen örgü kazak.

SÜYEK:Atel.

SÜYÜN: Süzülmüş,biraz zayıflamış.

SÜZEK: Süzgeç, kevgir,filtre.

SÜZEREN:Derebeylikte,kendisine itaat edilen efendi.

SÜZGÜ:Delikli çanak.

SÜZÜM:İğneye geçirilen bir sap iplik.

SVAHİLİ: Afrika’nın doğu kıyılarında konuşulan Bantu dili.

SVASTİKA: Gamalı haç.Hindistan’da kullanılan gamalı haç biçiminde falcılık simgesi.

SVAZİLER:Afrika’nın güneyinde yaşayan bir halk.

SWAP:Bankalar arasında çeşitli paralar için ön mutabakat ve emaneten satışla sağlanan takas işlemi.

SWİNG: Kökeni 1930’lu yılların Amerika’sına dayanan bir caz müzik türü. Hem ritmin sürükleyiciliğini hem de belirli bir üslubu anlatan terim.Geniş bir caz orkestrası,solo pasajlara yapılan gösterişli vurgu ve4/4 temposu başlıca özelliklerdir.

SWİNG:Boksta vurulan bir yumruk çeşidi.

SY: Seyşeller’in plakası.

SYEDRA:Alanya ilçesinde antik bir kent.

SYNTHESİZER:Çoğunlukla dijital bir bilgisayar yardımıyla elektronik yolla ses üreten ve sesleri değişikliğe uğratan aygıt.

SYR : Suriye’nin plakası.

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:52