T - (TA-TYURATAM)

Cumartesi, 20 Ekim 2012 21:42 Site Yönetimi
Yazdır

 

TA:Kat,büklüm anlamında eski sözcük.

TA:Tantal’ın simgesi.

TAACCÜP :Şaşma.

TAADDÜT:Çoğalma,sayısı artma.

TAAFFÜN:Kokuşma,pis kokma.

TAALLUKAT:Hısım ve akrabalar.

TAAM:Yemek.

TAAMMÜM : Yayılma.

TAAMMÜT (TAAMMÜD) :Bir işi yada suçu bilerek ve isteyerek tasarlayıp yapmak.

TAAN : Küfürbaz.

TAANNÜD:Bilerek inat etme,direnme.

TAASSUP:Bağnazlık.

TAAŞŞUK:Aşık olma.

TAAT:İbadet etme,Allahın emirlerine uyma.

TAAYYUN:Belirgin.

TAB:Tifo aşısı.

TABA:Kuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi.

TABAAT:Basımcılık.

TABAK: Derileri işleyen kimse,sepici.

TABAK: Kenarları yayvan,ortası az çukur,yemek kabı.

TABAK: Şap hastalığına verilen bir başka ad.

TABAKA: Cepte taşınan tütün ya da sigara kutusu.

TABAKA: Katman.

TABAKHANE:Hayvan postunu kullanılacak duruma getirme işleminin yapıldığı yer.

TABAKLAMAK:Hayvan postlarını kullanılabilecek duruma getirmek amacıyla değişik kimyasal maddelerle işlemek.

TABAL:Hitit döneminde Kızılırmak yöresine verilen ad.

TABAN: Kılıç,bıçak gibi şeylerin yapımında kullanılan iyi cins demir.

TABASKİ : Afrika ülkelerinde yaşayan Müslümanların kurban bayramına verdikleri ad.

TABASKO:Öğütülmüş acı biber ve sirkeyle hazırlanan bir tür sos.

TABBAH (TABİH) :Aşçı.

TABELA:Hastanelerde her hastanenin gündelik yemek ve ilacının yazıldığı kağıt.

TABERİ: İslam dünyasında Sünniliğin yerleşmesine önemli katkıda bulunmuş,İslam tarihi ve tefsir alanlarında çok kapsamlı yapıtlar vermiş İslam bilgini.

TABERİYE:İsrail’de bir göl.

TABESARAH: Toprağı temiz olsun anlamında ölüler için edilen dua.

TABGAÇLAR: Hunlardan sonra Kuzey Çin’de hüküm süren hanedan.

TABİ :Yayımlayan.

TABİR :Genellikle gerçek anlamından az çok ayrı,ilgi çekici bir anlam taşıyan kalıplaşmış söz öbeği.Deyim.

TABİSTAN:Yaz mevsimi.

TABİYE:Eski dilde hazırlama,yerleştirme.

TABL:Eski dilde davul.

TABLA: Hint müziğine özgü vurmalı bir çalgı.

TABLAKAR:Başkasının adına gezerek satıcılık yapan kimse.

TABLALIMOBİLYA:Masa,dolap,komodin gibi düz levhalardan yapılan mobilya.

TABLARULA:Marangozların lamba açmakta kullandıkları rende.

TABLATURA:Batı müziğinde bir nota çeşidi.

TABLATURA:Telli çalgılarda parmakların sapın neresine basacağını gösteren müzik yazım sistemi.

TABLDOT: Seçme olanağı olmayan,iki,üç ya da dört çeşit yemekten meydana gelen bir öğünlük yemek listesi.Listedeki bütün yemekler için sabit bir fiyat uygulanır.

TABLET: Değirmi biçimde yassı hap.

TABLET: Milattan Önce 4 bin ile Milat arasında Mezopotamya’da (Sümer,Asur ve Babil’de) üzerine çivi yazısı yazılarak pişirilmiş yassı kil levha.

TABLİYE:Köprülerde ilk yerleştirilen ve köprüyü oluşturan bölüm.

TABLO:Bez,tahta,kağıt gibi maddeler üzerine yapılmış yağlı boya,sulu boya,pastel boya veya kara kalem resim.

TABU: Bir sözcüğü,yasaklanmış sözcükleri kullanmadan anlatmaya dayanan bir oyun.

TABU:Kutsal olduğu için dokunulmaması gereken şey.

TABULARASA:Deneyci bilgi kuramı ile psikolojide,duyuların dış nesnelere tepki göstermesi sonucunda idea’ların ortaya çıkmasından önce zihnin durumu.İnsan zihninin deney edinmeden önce,üzerine hiç bir şey yazılmamış bir tabletten farksız olduğunu belirtmek için kullanılan felsefe terimi.

TABULE:İnce bulgur,maydanoz,nane ve domatesle yapılan bir tür meze.

TABUR:Dört bölükten kurulan,bir binbaşının komutasında bulunan asker birliği.

TABURE:Arkalıksız iskemle.

TABUT: İçine yumurta konulan uzun sandık.

TABUTLUK: Ancak bir kişinin hareketsiz ayakta durabileceği özel işkence bölmesi.

TABYA: Ayrı olarak yapılmış ve silahlarla güçlendirilmiş istihkam.

TACİN: Tunus ve Fas mutfağına özgü,aynı adlı güveç kabında pişirilen bir tür et yemeği.

TAÇ:Çiçeğin dıştan ikinci halkasında bulunan yaprakların hepsi.

TAÇKAPI: Önemli binaların avlularına giriş yerinde inşa edilen çok süslü kapı.

TADAT :Sayım. Toplanma.Sayma.

TADİLAT: Değişiklik.

TAEK: Türkiye Atom Enerjisi Kurumu.

TAEL :Çin’in eski para birimi.

TAFLAN :Kara yemiş ağacı. Süs bitkisi olarak bahçelerde yetiştirilen küçük bir ağaç.

TAFOTA: İstanbul Rum cemaatinin Hz. İsa’nın vaftizinin yıldönümünü kutlamak için düzenlediği,denize atılan haçı çıkarma temeline dayanan tören.

TAFRA:Çalım. Kendisini olduğundan büyük gösterip böbürlenme.

TAFSİLAT: Ayrıntılar.

TAFTA: Çözgüsü organzen ipliği ve atkısı pişirilmiş ipekten olan kumaşlar. İpekle dokunmuş,sert bir kumaş türü.

TAGALOG:Filipinlerde konuşulan bir dil.

TAGALOGLAR: Filipinlerde yaşayan bir halk.

TAGUK: Muş yöresinde,odun ya da eşya taşımakta kullanılan kızağa verilen ad.

TAGUT:İslamlıktan önce Arapların taptıkları Lat ve Uzza putlarına verilen ad.Büyücü.Şeytan.Haddini aşan,ilahlık taslayan anlamına gelir.

TAĞŞİŞ:Dürüstlük ilkesine aykırı hareket edilerek tüketicilerin farkına varamayacakları şekilde, bir malın içine değersiz veya daha düşük değerli madde karıştırılması.

TAĞUT: Ceylan.

TAĞYİR:Bir şeyi değiştirme, başkalaştırma, aslından saptırma,bozma.

TAHA: Kuran’da bir sure.

TAHACCÜM: İrileşme,büyüme.

TAHACCÜR: Taşlaşma,taş kesilme.

TAHAKKUK:Gerçekleşme.

TAHAMMÜL: Katlanma.

TAHANNEBİ:Uzun ve sarı taneli bir üzüm cinsi.

TAHAR:Dokunacak kumaşın deseninin özelliğine göre çözgü ipliklerini gücü tellerindeki boncuklardan geçirme işlemi.

TAHARRİ: Arama,araştırma.

TAHASSUN:Korunmak için bir yere çekilme,sığınma.

TAHASSÜR: Kavuşmak istenen şey veya kimse için üzülme,özlem.

TAHASSÜS: Duygulanma,duygulanım.

TAHAŞİ :Korkma.

TAHATTUR: Hatırlama.

TAHAYYÜL:Hayalde canlandırma. Sembolleştirme.

TAHFİF: Hafifletme,yükünü azaltma.

TAHHAN:Eski Türklerde demirci ve zanaatçı ustalarına,esnaf temsilcilerine verilen ad.

TAHİN :Öğütülmüş susamın koyu sıvı durumu.

TAHİR: Temiz.

TAHİTİ:Pasifik Okyanusu’nda Fransa’ya ait bir ada.

TAHKİK:Soruşturma.

TAHKİKAT:Soruşturmalar.

TAHKİM :Sağlamlaştırma.

TAHKİR: Aşağılama,onur kırma,onuruna dokunma.

TAHKİYE: Hikaye etme,anlatı.

TAHLİ: Koparma,çıkarma,sökme.

TAHLİL:Çözümleme,analiz.

TAHLİSİYE:Kazaya uğrayan gemilerin yolcularını ve gemi adamlarını kurtarma işi.

TAHLİYE: Boşaltma.

TAHMİD: Hamdetme,şükretme.

TAHMİL: Yükleme.

TAHMİS:Divan edebiyatında bir gazelin her beytinin başına üç mısra eklenerek yazılan şiir türü.

TAHNİT: Ölüyü bozulmaması için ilaçlama.Mumyalama.

TAHRA: Eğri bir budama bıçağı türü.

TAHRİF: Değiştirme.

TAHRİFAT:Aslını bozma,değiştirme.

TAHRİK: Kışkırtma.

TAHRİLLİCAM: Çeşmibülbül.

TAHRİR: Yazma,kitabet,kompozisyon.

TAHRİRAT :Resmi bir dairece yazılan yazılar ve mektuplar.

TAHRİREN: Yazılı.

TAHSİLAT: Alacakların toplanması.

TAHSİN: Beğenip alkışlama.

TAHSİR:Hasret bırakma.

TAHSİS: Ayırma.

TAHSİSAT: Ödenek.

TAHTA:Uzun biçilmiş ağaç.

TAHTABI: Takunya.

TAHTABOŞ:Eski İstanbul evlerinde çatının döşemesi tahta üstü çinko çatılı bölümü.

TAHTAKALE:Türk kentlerinin çoğunda, surla çevrili alanın dışında kalan yerleşmelere verilen ad.

TAHTAKUŞLAR:Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı,etnografya müzesiyle tanınmış köy.

TAHTAPAMUK:Döşemecilikte kullanılan bir dolgu ve örtü malzemesi.

TAHTEREVALLİ:İki ucuna birer kişi oturup,karşılıklı olarak havada yükselip inerek eğlenmeyi sağlayan,ortasından bir yere dayalı tahta kalas.

TAHTIREVAN:İnsan omzunda veya deve,fil,at,katır gibi hayvanlara yüklenerek götürülen portatif,üstü örtülü taht,tekerleksiz taşıt.

TAHVİL:Devletin yada özel bir kuruluşun ödünç para almak için çıkardığı,yıllık faiz getiren yazılı senet.

TAİFE: Bir gemide bulunan,türlü işlerde çalıştırılan sefer işçileri,tayfa,mürettebat. Eski dilde mürettebat. Kavim,kabile.

TAİKO:Deri yüzeyleri sırım yada küçük çivilerle gerilmiş,genellikle sopalarla çalınan,fıçı biçiminde çeşitli Japon davullarına verilen ad.

TAİLLE:Devrimden önce Fransa’da soylu olmayanlardan alınan bir vergi.

TAİPEİ: Tayvan’ın başkenti.

TAİR:Uçan,uçucu .

TAİŞ: Japonya’da bir ordunun başkomutanına verilen ad.

TAJİTA: Meksika mutfağına özgü bir tür et yemeği.

TAK :Caddelerde kutlama için kurulan süsler.

TAK:Üzüm kütüğü.

TAKA :Bangladeş’in para birimi.

TAKA: Tavana yakın küçük pencere.

TAKA:Duvar içindeki kapaksız küçük dolap.

TAKA:Karadeniz’de balıkçı teknelerine verilen ad. 8-12 m boylarındadır ve 5-10 ton yük taşıyabilir.

TAKADDÜM: Eski dilde önce davranma,önce gelme.

TAKALAK: Bütün olarak fırında kurutulmuş armut.

TAKALAK: Kahramanmaraş iline özgü,sarımsaklı yoğurtla yenilen yuvarlak bulgur köftesi.

TAKALAK: Keçeden yapılan çoban başlığı.

TAKALLÜS: Büzüşme,kasılma.

TAKAMİKURA: Japon imparatorlarının tahtına verilen ad.

TAKANA: Halk dilinde mutfağa verilen ad.

TAKASBANK:İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında gerçekleştirilen alım satım işlemlerinin menkul kıymet ve nakit takasının yerine getirilmesinden sorumlu merkezi takas kurumu.

TAKATUKA: Tütün içilen çubuğun külünün silkildiği odanın ortasına yerleştirilen yayvan kül tablası.Ağaçtan yapılıp üzeri gümüşle kaplanmıştır.

TAKATUKA:Basım evlerinde dizilmiş harfleri iyice yerleştirmek için üzerlerine vurmaya yarar takoz.

TAKAV: Nal,at nalı.

TAKAYAMA: Japonya’da bir kent.

TAKAZA: Azarlama,serzeniş,başa kakma.

TAKBİH: Kınama,ayıplama.

TAKDİR:Beğenme,değer verme.

TAKDİS:Kutsama. Kutsal sayma.

TAKEOMETRE :Düzenlenmiş arazinin yüzölçümünü bulup planını yapmaya yarayan alet.

TAKIM:Aynı görev için bir araya gelen ve birbirini tamamlayan ekip.

TAKIR:Çöl bölgelerinde bazı çukurların tabanını kaplayan tuzlu ve killi toprak.

TAKİ:On iki imamın dokuzuncusu.

TAKİBAT:Kovuşturma.

TAKİM:Mikroptan arındırma,sterilize etme.

TAKİM:Verimsiz duruma getirme,sonuçsuz bırakma,kısırlaştırma.

TAKİMETRE:Hareket durumundaki bir cismin hızını ölçmeye yarayan alet.

TAKİR:Bir uzvu derince,kötü bir şekilde kesme.

TAKİYE :Mezhebini gizleme.

TAKKE:İnce kumaştan yapılan ve külahın altına giyilen yarım küre biçiminde bir başlık türü.

TAKKO :Antil adalarında yaşayan uzun gagalı,geniş kuyruklu ve boz renkli bir kuş.

TAKLA:Ön veya arkaya dönme hareketi.

TAKMAK: Halk dilinde makaraya verilen ad.

TAKNİN: Kanun koyma.

TAKO:Meksika’ya özgü, bir tür mısır ekmeği.

TAKOFOBİ: Yüksek hızdan duyulan korku .Sürat korkusu.

TAKOZ: Çivi çakmak için duvarın içine yerleştirilen ağaç parçası.

TAKOZ:Lakerda yapılmak için kesilmiş torik balığı parçası.

TAKRAK:Küçükbaş hayvanların boynuna takılan küçük çan.

TAKRİBEN:Aşağı yukarı,yaklaşık olarak.

TAKRİR: Önerge.

TAKRİR:Anlatma,ders verme. Yerleştirme,yerleştirilme.

TAKRİZ:Bir yapıtın başına konulan,övücü tanıtma yazısı,övme,övüş.

TAKRİZAT:Bir yapıtta,o yapıt için yazılmış övgülü sunuş yazılarının yer aldığı bölüme verilen ad.

TAKSA: Pulu yapıştırılmadan gönderilen mektup için,alıcının cezalı olarak ödediği posta ücreti.

TAKSALI:Pulu yapıştırılmadığı yada eksik yapıştırıldığı için parası,cezasıyla birlikte kendisine gönderilen kimseden alınan mektup.

TAKSİR: Kusur.

TAKSİRAT: Alın yazısı.

TAKSİRAT: Kusurlar,suçlar.

TAKSONOMİ:Canlıları benzerlik ve farklılıklarına göre sınıflandıran bilim,sistematik.

TAKT:Yerinde konuşma yada davranma.

TAKTAKI: Halk dilinde ağaçkakana verilen ad.

TAKTİ:Kesme, parçalama.Aruz ölçüsünde bir dizeyi ölçünün kalıplarına göre ayırma.

TAKVA:Günahtan sakınma,züht.

TAKYİDAT: Kayıtlamalar,kısıtlamalar.

TAKYİT:Eski dilde bağlı kılma,kısıtlama.Şart koşma.

TAL :Kök, sap ve yaprak şeklinde farklılaşmamış bir bitkinin yaşama ve büyüme organı.Ağaçlarda çiçek ve meyveyi dala bağlayan ince bölüm.

TAL:Eski dilde çiçek tozu.

TALA:Bir Pasifik ülkesi olan Batı Samoa’nın para birimi.

TALA:Hindistan ve Pakistan müziğinde ritim ve ölçüye verilen ad.

TALAK:İslam dininde evliliğin sona ermesi. Erkeğin karısını boşaması.

TALAKAT:Düzgün söz söyleme kolaylığı.

TALAMUS:Beyin yarımkürelerinin derinliğinde,üçüncü karıncığın alt tarafında bulunan sinirsel bozmadde oluşumu.

TALAN: Yağma,çapul.

TALAPAT:Tıraşlı başlarını güneş ışınlarından ve gözlerini günaha sokacak nesneleri görmekten korumak için Buda rahiplerinin taşıdıkları palmiye yaprağından yapılmış büyük yelpaze.

TALAR:İran saray ve evlerinde avluya bakan,üç yanı açık sundurma.

TALARİ:Etiyopya’nın eski para birimi.

TALASEMİ : Akdeniz çevresinde yaşayanlarda görülen kansızlık.Cooley hastalığı. Akdeniz anemisi de denilen kansızlık hastalığı.

TALASOFOBİ:Denizden aşırı derecede korkma.

TALASOTERAPİ:Deniz suyuyla yapılan tedavi yöntemi.

TALAŞ:Tahta kırpıntısı. Yonga.

TALAŞKEBABI:İçine pişirilmiş kuş başı et ve sebze konularak hazırlanan bir tür börek.

TALAT: Yüz,çehre.

TALATUR: Kıbrıs’ta cacığa verilen ad.

TALAZ: Dalga,kasırga.

TALAZAN: Tokat ilinde,Danişmentliler döneminden kalma ünlü tarihi köprü.

TALEP: İstem.

TALER: Almanya ve Avusturya’da kullanılmış eski gümüş para.

TALER:Almanya dışına sürülmüş Musevilerin 14. asırdan başlayarak kullanmış oldukları Almanca.

TALET: Yahudi dinsel törenlerinde kullanılan yünlü veya ipekli şal.

TALİ: İkinci derecede.

TALİA:Eski dilde öncü.

TALİBİ: Onsekizinci asırda yaşamış koşma ve destanlarıyla tanınmış halk şairimiz.

TALİD:Sözü kolay anlaşılmaz, karışık ve kapanık duruma getirme.

TALİK :Asma,yukarı kaldırma.

TALİK: Erteleme.

TALİK:Hat sanatında Arap abecesiyle yazılan bir yazı türü.

TALİKA :Boşanmış kadın.

TALİKA:Dört tekerlekli,üstü kapalı,yaylı bir tür at arabası.

TALİMAR:Baş bodoslamasından omurgaya kadar uzanan,cıvadra donanımına desteklik etmek amacıyla konulan ekleme.

TALİMAT: Yönerge,direktif.

TALİMATNAME:Yönetmelik.

TALİMİ:Öğretici,didaktik.

TALK:Özellikle süt çocuklarının pişik gibi deri hastalıkları için kullanılan bir tür pudra.

TALKSHOW :Çene yarıştırma.

TALON: Hisse senedinin kuponlarından oluşan kısmına verilen isim.

TALONİK: Yapısında beş alkol fonksiyonu bulunan asit.

TALTİF: Gönül okşama,yumuşatma,rütbe,nişan,maaş artırımı gibi şeylerle sevindirmek. İyilik ederek gönül alma.

TALUS: Aşık kemiği

TALVEG:Bir akarsu yatağının en derin yerlerini birleştiren çizgiye verilen ad.

TAM OYMA:Yüksek kabartma gibi bir zemine bağlı veya alçak kabartma gibi yassılaştırılmış olmayan,üç boyutta da gelişmiş olan heykelcilik yapıtı.

TAMAH : Açgözlülük.

TAMAHKAR :Aç gözlü.

TAMALE: Meksika yemeği,acılı.

TAMAMİ :Eski dilde integral.

TAMANİT: Doğal kalsiyum ve demir fosfat.

TAMARİN: Amerika’nın tropikal ormanlarında yaşayan bir maymun cinsi.

TAMAS: Halk dilinde eriğe verilen ad.

TAMBO: Kısa bir sopanın kullanılmasın dayanan Japon savaşma sanatı.

TAMBUR: Yay veya mızrapla çalınan,uzun saplı,telli bir çalgı türü.(Çalınacak ezgiye göre akort edilir.(Kara düzen,misket düzeni,bağlama düzeni v.s.)

TAMBURA: Türk Halk Müziğinde kullanılan cura, bulgari,çöğür, bağlama gibi telli ve çalgıçla çalınan çalgıların genel adı.

TAMBURATA: Eski savaş gemilerinin baş taraflarında bulunan topsuz lombar.

TAMBUREN:Fransa’nın Provence bölgesine özgü,iki derili,uzun ve dar gövdeli,tek değnekle çalınan bir davul.

TAME:Böcek ısırmasıyla oluşan yumru.

TAMENG:Güneydoğu Asya’da,Assam’dan Vietnam’a kadar,bataklıklarda sürüler halinde yaşayan geyik.

TAMİA: Kuzey Amerika’da yaşayan küçük bedenli bir sincap cinsi.

TAMİK :Derinleştirme.

TAMİLLER: Hindistan’da ve Sri Lanka’da yaşayan bir halk.

TAMİM :Genelge,sirküler.

TAMPERE: Müzikte bir oktavın 12 eşit yarım sese bölündüğü akort düzeni.

TAMPİKO:Meksika’da yabani olarak yetişen bir otun yapraklarından elde edilen bitkisel lif.

TAMPON:Çarpışmaların etkisini azaltan donanım.

TAMTAM :Çin gongu.

TAMU :Eski dilde cehennem.

TAMURE: Hawaii havalarına uyarak karşı karşıya oynanan bir Polinezya dansı.

TAMZARA :Doğu Anadolu’da toplu olarak oynanan bir halk oyunu.

TAN: Eski dilde sövme,küfür etme anlamında sözcük.

TANA:Etiyopya’nın en büyük gölü.

TANAKA: Myanmar’da kabuk ve köklerinden sarı boya elde edilen bir ağaca ve bu boya kullanılarak yapılan kadın makyajına verilen ad.

TANATOFOBİ: Sebepsiz ölüm korkusu.

TANATOLOJİ:Ölümün ve ölme olayının psikososyal boyutlarıyla tanımlanması ya da incelenmesi.

TANDANS:Eğilim,yöneliş.

TANDEM:Arka arkaya oturmuş,iki kişi tarafından sürülen bisiklet. İki kişilik bisiklet.

TANDIR: Kuyuda pişen et.

TANDIR: Yere çukur kazılarak yapılan bir tür fırın.

TANDIRNAME: Yararsız sayılan masalların,gerçekdışı bilgilerin,boş inançların yazılı bulunduğu ileri sürülen ama gerçekte var olmayan halk kitabı.

TANE: Pirinç,buğday,mısır gibi bitkilerin tohumu.

TANEN:Bir çok bitkisel maddede bulunan,deri tabaklamada,hekimlikte kullanılan,tadı buruk madde.

TANGA: Çok ince bir bikini türü.

TANGARA: Amerika kıtasında yaşayan ötücü bir kuş.

TANGRAM: Yedi karton parçasından oluşan ve bunlarla çeşitli şekiller elde etmeyi amaçlayan eski bir Çin oyunu.

TANILAMA (TANI):Teşhis.

TANIŞTIRMAK: İki kişiyi birbirine tanıtmak.

TANIT: Öne sürülen bir şeyin doğruluğunu göstermede izlenen düşünsel süreç.

TANITMAK: Takdim etmek.

TANİN: Hüseyin Cahit Yalçın tarafından İstanbul’da yayımlanan günlük gazete.

TANİN:Tınlama,çınlama.

TANİNİ: Türk müziğinde dokuz koma değerindeki tam aralık.

TANJANT:Başka bir çizgiye,eğriye veya yüzeye dokunan,fakat onu kesmeyen çizgi,eğri veya yüzey.Bir şeye yalnız bir noktadan değen.

TANKER:Sıvı maddeleri taşıyan gemi yada kamyon.

TANNANLIK: Rezonans.

TANPURA: Hint müziğine özgü bir tür lavta.

TANREK: Madagaskar’da yaşayan,oklu kirpiye benzer bir hayvan.

TANRIKUT:Hun hükümdarlarının unvanı.

TANSIK:Mucize.

TANTAL :Afrika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan iri bir leylek cinsi.

TANTALOS: Yunan mitolojisinde,tanrıların kendisine uyguladığı işkenceyle tanınan ve mezarının Bayraklıda(İzmir) olduğuna inanılan efsanevi Lidya kralı.

TANTRA:Hinduizm,Budizm ve Caynacılığın bazı mezheplerinde Batıni (içrek) uygulamaları konu alan çok sayıda metnin ortak adı.

TANTUNİ:Kuşbaşından daha küçük et parçalarının soğan,biber,maydanoz,domates vs ile bir sac üzerinde pişirilmesi sonunda hazırlanan Mersin yöresine özgü kebap türü.

TANYERİ:Güneş doğarken başlayan hafif aydınlık.

TANZİFAT : Belediyece yaptırılan temizlik işleri.

TANZİM: Düzenleme.

TANZİMAT:Sultan Abdülhamit zamanında 1839’da Gülhane Hattı Hümayunu adıyla anılan bir fermanla ilan edilen yönetimi iyileştirme tasarısı ve bu iyileştirmenin yapıldığı dönem.

TAO:Eski Çin felsefesinde,evrenin birliğini sağlayan düzen ilkesi. Lao Tse (çe)’nin dinsel öğretisi.

TAP: Ev tavanlarında direkler üzerine konan tahtalar.

TAPA:Top mermisinin ucuna vidalanan ve mermi atıldıktan sonra patlamasını sağlayan ayarlı kapak.

TAPAMOL:Beyinde üçüncü karıncığın iki yanında yer alan ve beynin öbür bölümleriyle ilişkili çekirdeklerden oluşan boz madde kitlesi.

TAPAN :Tarlaya atılan tohumu örtmek için gezdirilen ağaçtan yapılmış araç ,sürgü.

TAPAS:İspanya’ya özgü, içkilerle birlikte servis yapılan küçük meze tabağı.

TAPAŞ :Yoğrularak yuvarlanmış topak edilmiş bulgur.

TAPINCAK:İlkel toplumlarda tapınılan cansız nesne, fetiş.

TAPİ: Az pişmiş kalın yufka ekmek.

TAPİ:Pokerde kağıtlar dağıtılmadan önce oyunculardan birinin yere sürdükten sonra önünde fişi yada parası kalmadığını belirtmek için söylediği söz. Paralı oyunlarda kar ve zarar olmadığını belirtmek için kullanılan sözcük.

TAPİR: Asya ve Afrika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan,2 m uzunluğunda,kısa hortumlu bir hayvan türü. Karınca yiyen hayvan.

TAPKUR:Beygir haşasını tutan küçük kolan.

TAPLAMA: Adıyaman yöresine özgü,kuşbaşı et ve bulgurla yapılan bir yemek.

TAPLAMA: Bazlamaya benzer bir çeşit tandır ekmeği.

TAPMACA: Halk dilinde bilmece,bulmaca anlamında kullanılan sözcük.

TAPON:Niteliği düşük,eski,elde kalmış.

TAPŞIRMA:Halk edebiyatında mahlas anlamında kullanılan sözcük.

TAPU: Taşınmaz mallarda mülkiyet hakkı belgesi.

TAPUĞ:Gülşeni tarikatında ilahiye verilen ad.

TAPYOKA :Manyok kökünden çıkarılan nişasta.

TAR: Asya’da bir çöl.

TAR:Asya’da yaşayan yabanıl bir keçi.

TAR:Doğu Anadolu ile Azerbaycan’da çalınan tezeneli bir çalgı türü.

TARA (TAHRA) :Bağ budamaya yarayan eğri bıçak. Küçük odun baltası,nacak.

TARA :Japonya’da Buda tapınaklarına verilen ad. Budistlerin en büyük tanrısı.

TARA: Süpürge sapı.

TARAB: Sevinç, şenlik.

TARABA:Tahta perde. Tahtaların yan yana getirilmesinden meydana gelen her türlü kaba kaplama.

TARABALAR:Sinop’un Ayancık ilçesindeki aileleri özel albümlerinden derlenen fotoğraflarla Volkan Atılgan tarafından oluşturulan,Ayancıktan sonra İstanbul,İzmir,Bursa,Ankara,Bodrum’da sergilenen,adı tahtadan yapılmış çit anlamına gelen etkinlik.

TARAÇA: Oturup hava almaya yarayan düz, çevresi ve üstü açık,yüksekçe yer, seki, teras.

TARAFTAR: Yandaş.

TARAK: Balık solungacı.

TARAK: Toprağın taşını ayıklamakta kullanılan araç.

TARAK:İnsanda ayağın yüksek olan üst bölümü.

TARAK:Kabukları yuvarlak ve yelpaze biçiminde bir deniz yumuşakçası.

TARAKÇIN:Çavuşkuşu,ibibik gibi adlar da verilen bir kuş.

TARAKDİŞ:Yurdumuzun sulak alanlarında da yaşayan bir ördek cinsi.

TARAKLI :Yol yol nakışlı.

TARAKOTU: Dikenli bir bitki.

TARAKS :Böceklerde baş ile karın arasında kalan beden bölümü.

TARAMA :Balık yumurtası ile yapılan meze.

TARANÇÇILAR: Asya’da yaşayan bir Türk boyu.

TARANGA:Bir tür tatlı su balığı.

TARANTAS: Eskiden Rusya’da kullanılan dört tekerlekli köylü arabası.

TARANTULA: Güney Avrupa’da yaşayan ısırması iltihaplara yol açan iri bir örümcek türü.

TARASSUT:Gözleme.Gözetleme.Dikkatli bakma.

TARASUN :Darıdan yapılan şarabın kımızla karıştırılmasıyla elde edilen eski Türk içkisine verilen ad.

TARAŞ:Tarla,bağ,bahçe gibi yerlerden kaldırılan ürünlerden arta kalanlar.

TARATOR:Ekmek içi, ceviz, zeytinyağı, sarımsak ve sirke ile yapılan bir tür meze Midye tava sosu.

TARAVET:Eski dilde körpelik,tazelik.

TARAY:Güneydoğu Asya’nın bataklık ormanlarında yaşayan balıkçıl kedi.

TARAZ: İpek gibi düz ve parlak bir kumaşın üzerinde bulunan tel tel iplik.

TARÇIN:Defnegillerden bir ağaç ve bu ağacın içinde kokulu bir yağ bulunması dolayısıyla bahar gibi kullanılan kabuğu.

TARD :Kovma.

TARDİYE:Divan edebiyatında beşer dizelik bentlerden oluşan şiir türü.

TARET: Topu düşman ateşinden koruyan zırhlı bölme.

TARH:Bahçelerde çiçek dikmek için ayrılmış olan yer.

TARHAN(TURHAN):Soylu ve seçkin kimse.

TARHAN:Eski Türklerde demirci ve zenaatçı ustalarına,esnaf temsilcilerine verilen ad.

TARHANA: Mayalanmış yoğurtlu hamurun kurutulup ufalanmasıyla yapılan çorba.

TARHUN: Hititlerin fırtına tanrısı.

TARHUN: Yemeklere tat ve koku vermek için ve hekimlikte kullanılan , birleşikgillerden ıtırlı bir bitki.

TARIK AKAN: Ünlü bir sinema oyuncumuz.

TARIK: Sabah yıldızı.

TARİK: Yol.

TARİKAT:Aynı dinin içinde bir takım yorum ve uygulama farklılıklarına dayanan,bazı ilkelerde birbirinden ayrılan,Tanrı’ya ulaşma ve onu tanıma yollarından her biri.Tasavvufta,Tanrı’nın doğrudan bilgisine götürdüğüne inanılan manevi yol.

TARİZ : Taşlama, iğneli söz.

TARLA: Ekilebilir belirli toprak.

TARLAKOZ:İki çift kürekli balıkçı kayığı. Bir tür küçük manyat ağı.

TARLATAN: Gelinlik gibi bazı giyeceklerde etekleri kabarık tutmak için kullanılan, apreleyerek belirli bir sertlik verilen ince muslin kumaş.

TARMUK:Kütük kesmeye yarayan testere.

TARO:Tropikal bölgelerde yetişen ve yumruları besin olarak kullanılan bir bitki.

TAROGATO:Rumen ve özellikle Macar halk müziklerinde yaygın olarak kullanılan tek kamışlı nefesli çalgı.

TAROT:İskambilin atası sayılan 78’lik desteye ve bu desteyle bakılan falcılık yöntemine verilen ad. Özel kağıtlarla bakılan bir fal türü.

TARPAN :Atgillerden soyu tükenmiş olan küçük, çevik bir yaban atı.

TARPUŞ: Kırmızı yünden örülmüş bir tür başlık.

TARRAKA:Eski dilde gürültü,patırtı.

TARSİ: Divan şiirinde birbirini izleyen iki dizedeki sözcüklerin birbirine denk düşürülmesi.

TARSUSİ: İnce belli bardakta içilen Türk kahvesine verilen ad.

TART:Çıkarma,uzaklaştırma,kovma.

TART:Kalıpta pişen bir tür meyveli pasta.

TARTAN: Akdeniz’de kullanılan yelkenli bir gemi.

TARTAN: Atletizm pistlerinin kaplanmasında kullanılan döşeme gereci. Özellikle atletizm pistlerinin kaplanmasında kullanılan plastik madde.

TARTAN: Yünlü kumaş dokumasında bazen ipek de katılarak oluşturulan ve Türkçe de genellikle ekose olarak bilinen,birbirini kesen kareli desen.Şal,eteklik ve örtü yapımında kullanılan yünlü bir kumaş.

TARTAR: Diş diplerinde oluşan kireç tabakası.

TARTARİK:Yapısında iki alkol ve iki asit bulunan madde.

TARTAROS: Yunan mitolojisinde,ölüler ülkesinin dibinde bulunan cehennem. Yenilmiş tanrıların ve Zeus’a hakaret eden kahramanların atıldığı cehennem hapishanesi.

TARTI:Yelkenleri indirip kaldırmaya yarayan ip.

TARTMA: Baş örtüsü,yemeni.

TARTURA:Çıkrıkçı çarkı.

TARUMAR: Dağınık.

TARZ: Üslup.Bir kimse için özel anlatım biçimi.

TARZİYE:Yapılan kötü bir davranış için özür dileme,gönül alma.

TAS: Bakırdan yemek ve su kabı.

TAS: Eski bir Türk sazı.

TASADAYLAR: Filipinler’in yağmur ormanlarında yaşayan küçük bir topluluk.

TASADDUK: Sadaka verme.

TASALLUT: Musallat olma,saldırma,sarkıntılık.

TASANNU:Bir şeyi olduğundan daha değerli gösterme,yapmacık.

TASAR: Plan.Bir iş,bir düşünce sırasını,düzeyini gösteren resim,yazı. Layiha.

TASARIM: Bir şeyi zihinde biçimlendirme.

TASHİH: Düzeltme.

TASIM:Doğru olarak kabul edilen iki yargıdan üçüncü bir yargı çıkarma temeline dayanan bir uslamlama yolu .Çıkarım.Kıyas.

TASIMSAL: Kıyaslama ile ilgili.

TASİR:Sıkıp suyunu çıkarma.

TASLAK: Bir işin,özellikle bir sanat ya da edebiyat yapıtının genel biçimini gösteren ön çalışma.

TASMA :Hayvan boyunduruğu.

TASMİM:Eski dilde tasarlama.

TASNİF: Bölümleme,sınıflama.

TASRİH: Açık söyleme,belirtme.

TASVİR: Birini,bir şeyi ayrıntılarıyla anlatma.

TAŞ:Birine dokunsun diye söylenen söz.

TAŞAĞIL: Antalya’nın Manavgat ilçesine bağlı bir belde.

TAŞÇEVİREN:Deniz kıyılarında yaşayan bir kuş.

TAŞDELEN:İstanbul’un tanınmış bir içme suyu.

TAŞDÖŞEK:Beton bloklarla ya da küçük moloz taşlarla yapılan temel.

TAŞELİ :Akdeniz Bölgesinde,Cennet-Cehennem obruklarının ve Narlıkuyu mağarasının da yer aldığı platonun adı.

TAŞEMEN: Suda yaşayan,çok ilkel yapılı omurgalı hayvan.

TAŞERON: Yapılacak işi,asıl yükleniciden üzerine alan ikinci yüklenici. Götürü iş yapan.

TAŞIL: Geçmiş yer bilimi zamanlarına ilişkin hayvan veya bitkilerin,yer kabuğu kayaçları içindeki kalıntıları veya izleri,fosil.

TAŞISIRAN: Tatlı sularda yaşayan bir balık.

TAŞİKARDİ:Tıp dilinde kalp atışının hızlanmasına verilen ad.Kalp atım hızının 100’ün üstüne çıkması hali.

TAŞİR: Bir sayıyı ona çıkarmak ya da ona bölmek.

TAŞİZM:Lekecilik de denilen soyut resim anlayışı.

TAŞKIZIL:Kaya ardıcı da denilen göçmen bir kuş.

TAŞKÖPRÜ: Kastamonu’nun bir ilçesi.

TAŞKÖPRÜ: Trabzon ilinde bir yayla.

TAŞLAMA: Halk edebiyatında bir kimseyi yermek ya da toplumun bozuk yanlarını eleştirmek amacıyla yazılan şiir türü.

TAŞLAMA: Sert madenleri aşındırıcı bir araç yardımıyla parlatma eylemi.

TAŞLIK: Kuşların sindirim kanalları üzerinde bulunan kaslı,öğütücü mide.

TAŞNAKTZUPYUN: Doğu Anadolu topraklarını da kapsayan bir Ermeni devleti kurmayı amaçlayan ve 1890’da kurulan siyasal örgüt.

TAŞRA: Dışarlık.

TAŞTHANE:Osmanlı saraylarında padişaha ait bazı eşyanın saklandığı yere verilen ad.

TAŞTIR:Gazelin beyitlerinde iki dize arasına aynı vezinde birbiriyle uyaklı dizeler ekleyerek bentlerden oluşan yeni bir şiir (Musammat) meydana getirme.

TAŞUCU: Mersin’in Silifke ilçesine bağlı turistik bir belde.

TAT:Kekeme yada dilsiz kimse.

TAT:Türklerin egemen olduğu yerlerde yaşayan Arap ve İranlılara verilen ad.

TATAMİ :Judo, karate gibi sporlarda yer minderi olarak kullanılan ve pirinç saplarının örülmesiyle yapılan kalın halı. Japon hasırı.

TATAR:Osmanlı devletinde atlı ya da arabalı posta görevlisi.

TATAR:Yoğurtlu kızartma,yoğurtlama.

TATARAĞASI:Mecazen beceriksiz,başarısız,dikkate alınmayan.

TATARCIK: Sıcak ülkelerde yaşayan,türlü hastalıklara yol açan küçük bir sinek. Yakarca.

TATARİ :Az pişmiş et.

TATARİ: Posta hizmeti görmeye alıştırılmış güvercin.

TATAVA:Argo’da söz kalabalığı,kuru gürültü anlamındaki sözcük.

TATBİKAT: Uygulama.

TATİL: Dinlence.

TATİLNAME :Eskiden bir gazetenin geçici olarak kapatıldığını bildiren resmi yazı.

TATLARİN: Nevşehir ilinde bir yeraltı şehri.

TATLICA:Sinop’un Erfelek ilçesinde,birbirine yakın 28 şelalenin ortak adı.

TATO:Argo’da hamama verilen ad.

TATOS:Doğu Karadeniz dağlarının doruk kesimine verilen ad.

TATU: Eskiden Karagöz oynatılan kahvelere verilen ad.

TATU:Amerika’nın tropikal bölgelerinde yaşayan ve top gibi olabilen bir hayvan.

TATULA: Patlıcangillerden,kasların kasılmasını giderdiği için hekimlikte kullanılan, çiçekleri beyaz yada mor renkte,meyveleri dikenli bir bitki.Boru çiçeği.

TATYAN :Geceleyin söylenen ağır ve feryatlı türkülerde uygulanan bir halk ezgisi.

TAU: Sinir hücrelerinde bulunan protein.

TAUN :Veba hastalığı.

TAV: En uygun durum ve zaman.

TAV:İşlenecek bir nesnede bulunması gereken ısının,nemin yeterli olması durumu.

TAVA :Tuzlalarda deniz suyu çekilen bölüm.

TAVA :Fide yetiştirmek için ayrılmış toprak.

TAVA:Gemilerde borda iskelesinin alt başındaki sahanlık.

TAVA:Kireç karıştırılan tekne.

TAVAHİMAHİ:Lübnan mutfağına özgü kıyma,patlıcan,pekmez,tahin gibi malzemelerle hazırlanan bir yemek.

TAVANFİYAT:Hisse senetlerinin bir seans içinde işlem görebileceği en yüksek fiyat.

TAVAŞİ:Osmanlılarda saraylarda hizmet eden hadımların genel adı,hadım ağası.

TAVAT: Gürcistan’da soylu kabul edilen kimselere verilen ad.

TAVERNA :Çalgılı meyhane.

TAVHANE:İçinde bitki yetiştirilen sobalı camlık,limonluk,sera.

TAVIR: Davranış.

TAVİÇE:Osmanlılarda akıncıların amiri durumundaki çeribaşılara verilen ad.

TAVİL: Aruz ölçüsünün ana kalıplarından biri.

TAVLA :At ahırı.

TAVLA: On beşer pulla ve iki zarla oynanan oyun.

TAVLI: Semiz,şişman.

TAVSAMAK: Gücünü,hızını kaybetmek,yavaşlamak,gevşemek.

TAVSİF: Nitelendirme,niteliklerini söyleme.

TAVŞAN: Tahta oymacısı.

TAVŞANATLET: Koşu yarışlarında, rekor kırılabilmesi için önde koşarak tempoyu artıran atlete verilen ad.

TAVŞANKANI: Parlak ve koyu kırmızı renk.

TAVUK:Sülüngillerden,eti ve yumurtası için üretilen kümes hayvanı.

TAVUKKARASI :Az aydınlık yerlerde görememe biçiminde beliren göz hastalığı.

TAVULGA:Kabuğu kırmızı ya da erguvani renkte olan ve sepicilikte kullanılan bir söğüt türü.

TAVUSKUŞU: Sülüngillerden,erkeğinin tüyleri uzun,kuyruğu parlak,güzel renkli,acı ve tiz sesli bir kuş türü.

TAVZİF: Görevlendirme.

TAVZİH: Açıklama,aydınlatma.

TAY: Atın yavrusu.

TAY: Denk,eşit,eş.

TAY:Hayvanın bir yanındaki yük.

TAYA: Dadı.

TAYDAŞ: Yaş,meslek,toplumsal durum vs bakımından birbirine eşit olanlardan her biri,öğür,akran.

TAYF:Birleşik bir ışık demetinin bir biçmeden (prizmadan) geçtikten sonra ayrıldığı basit renklerden oluşmuş görüntü. Işığın bileşenlerine (temel gökkuşağı renklerine) ayrılması.

TAYFA:Gemide türlü işlerde çalıştırılan işçi.

TAYFBİN:Güneşin yedi rengini ayrıştıran spektroskop.

TAYFUN:Çin denizinde ve Hint denizinde görülen güçlü tropikal siklon.

TAYFURSÖKMEN:Hatay devletinin ilk ve tek cumhurbaşkanı olan Türk devlet adamı.

TAYGA:Sibirya’da çok geniş yer tutan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan sık ormanlara verilen ad.

TAYGELDİ:İkinci kez evlenen kadının beraberinde götürdüğü çocuklar.

TAYIN: Asker azığı.

TAYİNAT: Hatay ilinde ünlü bir arkeolojik buluntu yeri.

TAYKO:İki sopayla çalınan,fıçı biçiminde Japon davulu.

TAYKONOT: Çin’de uzay pilotu ya da uzay yolcusuna verilen ad.

TAYLASAN: Sarığın omuza sarkıtılan ucu.

TAYLORİZM:İşçi emeğinden mümkün olduğu kadar fazla yararlanmayı hedef alan bir üretim yöntemi.

TAYR:Eski dilde kuş(Arapça).

TAYT: Esnek kumaştan yapılan ve bacakları sımsıkı saran bir tür pantolon.

TAYYAR: Uçucu.

TAYYARE: Uçak.

TAYYİP: İyi,güzel,hoş.

TAZ :Rusya’da kıyı ırmağı.

TAZAMMUN : Kapsama, içerme, içine alma.

TAZARRU:Yakarma.

TAZI:Genellikle tavşan avında kullanılan,uzun bacaklı,çekik karınlı,çok çevik bir köpek cinsi.

TAZİM: Saygılı olma,yüceltme.

TAZİP: Azaba sokma,üzme.

TAZİYE: Şiilerin Kerbela olayıyla ilgili olarak genellikle muharrem ayında düzenledikleri seyirlik oyun.

TAZİYE:Başsağlığı dileme.

TAZİYE:Murathan Mungan’ın ödüllü bir tiyatro eseri.

TAZMİN: Zararı ödeme.

TAZMİNAT: Ödence,zarar ödentisi.

TB:Terbiyum’un simgesi.

TC: Teknesyum.

TC:Türkiye Cumhuriyeti kısaltması.

TE : Tellür’ün simgesi.

TE: Borudan kol almakta kullanılan bağlantı parçası.

TE:Mühendis cetveli.

TEADÜL:Birbirine denk olma,denklik.

TEALİ :Yükselme, yücelme.

TEAMÜL: Gelenekler. Bir yerde öteden beri olagelen davranış.

TEATİ: Karşılıklı alıp verme.

TEAVUN: Çerkez cemiyeti.

TEB:Eski dilde sıcaklık,hararet.

TEB:Eski Mısır’ın en parlak dönemindeki başkenti.

TEBAA :Uyruk.

TEBAH:Bozuk,çürük,yıkılmış.

TEBARÜZ: Belirme,görünme.

TEBCİL: Yüceltme,ululama.

TEBDİL: Değiştirme.

TEBE:Eski dilde tabi olanlar.

TEBELLEŞ:Dadanma.

TEBER: Eskiden kimi dervişlerin silah olarak taşıdıkları sapı uzun,keskin ayça biçiminde küçük ve hafif balta.

TEBER:Meşin kesmek için kullanılan araç.

TEBERİK:Armağan,andaç.

TEBEROTU: Halk dilinde havuca verilen ad.

TEBERRU: Bağış.

TEBESSÜM: Gülümseme.

TEBEYYÜN: Belirlenme.

TEBLİGAT: Bildirimler.

TEBLİĞ:Bildiri.

TEBRİYE :Aklama,temize çıkarma.

TEBRİZ: Türk müziğinde bileşik bir makam.

TEBŞİR: Müjdeleme,muştulama.

TECAHÜL:Bilmez gibi görünme,görmezlikten gelme.

TECANÜS: Bir bütünü oluşturan öğeler arasında uyum bulunması durumu.

TECDİT: Yenileme.

TECEDDÜT: Yenileşme,yenilik.

TECELLİ : Kader, alınyazısı.

TECELLİ: Belirme,görünme,ortaya çıkma,meydana çıkma.

TECESSÜM: Cisimlenme,boyut kazanma,görünmeye başlama,belirme.

TECESSÜS: Belli etmeden,kendisini ilgilendirmeyen şeyleri öğrenmeye çalışma.

TECHNOFOBİ:Teknoloji korkusu.

TECİL: Erteleme.

TECİM:Eski dilde ticaret.

TECİMEN: Tüccar.

TECRİT: Ayırma,ayrı bir yerde tutma,yalıtım.

TECVİT: Kelimelerin söylenişinde,seslerin çıkışlarına,uzunluk ve kısalıklarına göre okunması.

TECZİYE:Cezalandırma.

TEÇHİZAT:Silah dışındaki savaş gereçleri,donatı. Donanım.

TEDAİ: Çağrışım.

TEDARİK: Araştırıp bulma,sağlama,elde etme.

TEDAVÜL: Sürüm.Geçerlilik.Mal ya da paranın elden ele dolaşması.

TEDHİŞ: Korku salma,yıldırma,terör.

TEDİP: Uslandırma,yola getirme,terbiye etme.

TEDİYE: Ödeme.

TEDRİCEN: Azar azar,giderek,gittikçe.

TEDRİS:Ders verme,öğretme,öğretim.

TEDRİSAT:Öğretim.

TEDVİR: Asıl görevlisi olmadığı halde diğer kişi tarafından o işi yapma. Çevirme, döndürme.

TEESSÜF: Acınma,yerinme.

TEESSÜR:Üzülme,üzüntü.

TEESSÜS: Kurulma,ortaya çıkma.

TEF:Etiyopya’da yetişen,ekşimsi ve hoş bir çeşit ekmeğin yapımında kullanılan tahıl.

TEF:Zilli bir kasnağa geçirilmiş kursak zarından oluşan çalgı.

TEFARİK:Kokulu ve esanslı yağı halk hekimliğinde kullanılan otsu bir bitki.

TEFAZÜL:Erdem ve meziyette birbiriyle yarışma.

TEFE:Dokuma tezgahında tarağı tutan ağaç veya metal parça.

TEFEKKÜR: Düşünme,düşünüş.

TEFERRUAT: Ayrıntılar.

TEFERRÜÇ: Açılma,rahatlama.

TEFESSÜH: Çürüme,bozulma,kokuşma.

TEFEÜL:Şiir kitapları açılarak bakılan eski bir falcılık yöntemi.

TEFİL:Eski dilde fal açma,fal baktırma.

TEFİLE:Aruz ölçüsünde bir dize ya da beyitte bulunan kalıp parçalarının her biri.

TEFRİK: Ayırma.

TEFRİKA:Eski dilde yazı dizisi.

TEFRİŞ:Bir yeri gerekli eşya ile döşeme.

TEFSİR: Yorum.

TEFTİŞ:Denetleme,denetim.Bir görevin yolunda yürütülüp yürütülmediğini anlamak için yapılan araştırma.

TEGANNİ:Şarkı söyleme.

TEGUCİGALPA: Honduras’ın başkenti.

TEĞELTİ: Eyerin altına konan keçe.

TEĞET:Matematikte,bir eğrinin yanından geçen ve ona ancak bir noktada değen doğru.

TEHACÜM: Birlikte ve birden hücum etmek.

TEHAŞİ: Çekinme,korkma.

TEHECCÜD: Gece namazı.

TEHİ :Boş,ıssız.

TEHİR: Sonraya bırakma,erteleme.

TEHYİÇ: Coşturma,heyecanlandırma.

TEHZİP: Düzeltme,ıslah etme.

TEİZM:Tanrıcılık.

TEKA: Antik çağlarda lahit olarak kullanılan mermer sandık.

TEKABÜL:Karşılık olma, karşılama.

TEKALİF: Eski dilde vergiler anlamında sözcük.

TEKAMÜL: Olgunlaşma,evrimleşme.

TEKAPU: Dalkavukluk etme.Birinin her dediğini ve yaptığını onaylama.

TEKÇİ:Monist.

TEKE: Antalya ve Fethiye körfezleri arasında yer alan yarımadanın adı.

TEKE:Bir cins karides.

TEKE:Erkek keçi.

TEKEBBÜR: Kibirlenme,büyüklenme,kurum,çalım.

TEKEDİKENİ:Patlıcangiller familyasından yüksek çalı biçiminde dikenli bitki.

TEKEFFÜL: Kefil olma.

TEKEL: Kısa bacaklı ve tıknaz bedenli bir köpek cinsi.

TEKELİ:Orta Karadeniz bölgesinde bir dağ.

TEKELLÜF:Zahmet veren bir iş görme,güçlüğe katlanma.

TEKERRÜR: Tekrarlanma.

TEKESAKALI:Bileşikgillerden,kökleri sebze olarak kullanılan otsu bir bitki

TEKEVVÜN: Oluş,oluşma,var olma,doğuş.

TEKEZORTLATMASI:İç Ege yöresinde oynanan bir halk oyunu.

TEKFUR: Bizans imparatorluğu zamanında vali düzeyinde olan yöneticilerle Anadolu ve Rumeli’deki Hıristiyan beylerine verilen ad.

TEKİLA:Meksika’ya özgü sert bir içki.

TEKİN: Uğurlu.

TEKİN:Eski Türklerde bir babanın taşınmaz mallarının mirasçısı olan en küçük oğul.

TEKİNARAL:Bir karikatürcümüz.(1941-1999 yılları arasında yaşadı).

TEKİR: Postu siyah çizgili ve benekli, kül renginde kedi.

TEKİR:Barbunyaya benzeyen bir balık.

TEKİROVA:Antalya’nın Kemer ilçense bağlı turistik bir yöre.

TEKİT:Önceden yazılmış ve gerekli süre içinde cevaplandırılmamış bir yazıyı yineleme. Üsteleme,kuvvetleştirme,sağlamlaştırma.

TEKKE:Derviş denilen tasavvuf ehlinin toplandığı,barındığı,zikrettiği,ibadet ettiği yer.(Dergah).Aslı,tekye’dir.Farsçada dayanmak,dayanılan yer anlamına gelir. Dinsel işlevin dışında eğitim,öğretim ve sanat kurumu niteliği taşıyordu.

TEKKOZ:Hatay’ın Dörtyol ilçesinde,tabiatı koruma alanı kapsamına alınan bir orman bölgesi.

TEKLİF: Öneri.

TEKNOKRASİ:Sanayi,ekonomi ve devlet yönetiminin politikacılar değil, uzmanlar, teknisyenler ve uygulayımcılar tarafından yönetilmesine dayanan sistem.

TEKRE:Çevre,bölge.

TEKS (TEX VİLLER): Novajo kabilesinin beyaz reisi olan,Bonelli’nin yazıp Galeppini’nin hayat verdiği efsanevi İtalyan çizgi roman kahramanı.

TEKSİF: Yoğunlaştırma,toplama,koyulaştırma.

TEKSTİL:Dokumacılık.

TEKTONİK :Parçalanıp dağılmış yer katmanlarının birbirleriyle olan ilgilerini,süreçlerini araştıran yerbilim dalı.

TEKVİN: Oluşturma,var etme,yaratış,yaratma. Eski Ahit’in ilk kitabı.

TEKZİP:Yalanlama.

TELA:Kumaşla astar arasına konularak giysinin dik durmasını sağlayan kolalı bez.

TELAFFUZ: Söyleyiş,söyleniş.

TELAFİ:Yerine koyma.

TELAKİ:Buluşma,kavuşma.

TELAKKİ:Anlayış,görüş.

TELAMAN: Akhalar döneminde kılıç ve kalkanın asıldığı,altın yada gümüş işlemeli deri omuz kayışı.

TELATİN :Bir tür kalın,sağlam ve yumuşak dana veya öküz derisi.

TELCİK:Botanikte çok ince bazı organlara özellikle köklerin ince ayrıntılarındaki ince iplikçiklere verilen ad.

TELDOLAP:Yanları ve kapağının aynası sinek telinden yapılmış yemek dolabı.

TELE: Yapısına girdiği sözcüğe uzak anlamı katan yabancı bir önek.

TELEF:Boş yere harcama,yıpratma.

TELEFOTO:Fotoğraf,yazı,resim gibi görüntülerin elektrik akımıyla iletilmesi yolu.

TELEK:Kuşların gövde,kanat ve kuyruğunda bulunan,uçma,örtü ve kuyruk telekleri olarak üçe ayrılan çeşitli renklerde kalın eksenli tüy.

TELEKE: Kanat teleklerinin uzun ve serti.

TELEKİNEZİ:Parapsikolojide,zihnin madde üzerinde yoğunlaşarak maddede hareket yada değişime yol açması. Ruh biliminde nesnelerin dokunulmaksızın hareket edişi.Uza devim.

TELEKOMÜNİKASYON:Haber,yazı,resim,sembol veya her çeşit bilginin tel, radyo, optik ve başka elektromanyetik sistemlerle iletilmesi,bunların yayımı veya alınması, uziletişim.

TELEKS :Uz yazım.

TELEM:Pulluğun toprakta bıraktığı çizgi iz.

TELEME: Bir tür yağsız ve tuzsuz peynir.

TELEME: Samsun yöresine özgü,süt ve kuru incirle yapılan,dondurmaya benzer bir tatlı.

TELEMETRE:İki nokta arasındaki uzaklığı ölçmeye yarayan gereç.

TELEOBJEKTİF:Uzaktaki cisimlerin çok yakın görüntülerinin elde edilmesini sağlayan,çok uzun odaklı mercek türü.

TELEOLOJİ:Felsefede,olayların ve ilişkilerin bir amaca yada sona yönelik olduğu görüşü,erekbilim.

TELEPATİ :Uzaduyum.

TELESİMEK :Çok yorulmak.

TELESİNE:Bir sinema filmini televizyonda göstermeye yarayan cihaz.

TELESİYEJ: Kayakçıları ya da yayaları,sürekli hareket halindeki bir kabloya asılı oturma yerlerinde taşıyan bir tür teleferik.

TELETE: Bir tarikata giriş,kabul töreni.

TELETE:Zeugma’da şarap tanrısı Dionysos’un yanında resmedilen kadın.

TELİF: Eski dilde uzlaştırma.

TELİF: Kitap yazma. Bir eser üzerindeki hak.

TELİK: Eskiden kadınların çarşaf yerine başörtüsünün üstünden örtündükleri örtü.

TELİN:Lanetleme.

TELİS :Bitkisel tellerden yapılmış kaba örgülü büyük çuval.

TELKARİ: Tel haline getirilmiş altın ya da gümüşü işleyerek yapılan kuyumculuk işleri.Altın veya gümüş telleri eğip bükerek desenler yapma ve bu desenleri birbirine ya da bir zemine kaynakla tutturma tekniği.

TELKIRMA: Tül üzerine sırma işleyerek yapılan elişi.

TELKUYRUK: Denizlerde ve iç sularda yaşayan,küçük bedenli ve göçmen bir yaban ördeği.

TELLAK:Hamamda insanları keseleyip yıkayan erkek.

TELMİH:Anlatılmak istenen şeyi söz arasında imalı olarak belli etme,açıkça söylememe. Bir mısrada yada beyitte bilinen bir olayı,bir atasözünü yada fıkrayı hatırlatma sanatı.

TELŞEHRİYE:İnce tel biçiminde, hamurun kurutulup kesilmesiyle elde edilen ve genellikle çorbası yapılan bir yiyecek türü.

TELTEL: Pişmaniyeye verilen bir başka ad.

TELTİK:Bir şeyin tamamlığını bozan eksiklik ya da fazlalık

TELVE:Fincanın dibine çöken kahve tortusu.

TELVİS:Kirletme, pisletme.

TEM: Kuzey Avrupa ülkeleri ile Ortadoğu’yu birbirine bağlayan otoyolun simgesi.

TEMADİ:Sürme,sürüp gitme,uzama.

TEMARUZ: Kendini hasta gibi gösterme.

TEMAŞA:Hoşlanarak bakma.

TEMAŞAHANE:Eskiden tiyatroya verilen bir ad.

TEMATİK:Bir tema etrafında oluşan. Konusal.

TEMAYÜL:Bir tarafa meyletme,eğilim.

TEMAYÜZ: Başkalarına göre üstün duruma gelme,sivrilme,seçkinleşme.

TEMBUL:Hindistan’da yetişen tırmanıcı bir biber ağacı.

TEMCİT: Recep,Şaban ve Ramazan ayları süresince sabah ezanından sonra minarelerden okunan ve Allah’ın ululuğunu belirten dua.

TEMDİT: Uzatma.

TEMEK: Ahırlarda gübreyi dışarı atmak yada ahıra saman almak için kullanılan kapaklı yada kapaksız delik,pencere.

TEMEL: Zeminin üzerinde oluşturulan,kolonların yükünü alan taşıyıcı yapı elemanı.

TEMELLÜK: Kendine mal etme.

TEMENOS: Bir ya da birçok tapınağı içeren etrafı duvarlarla çevrili kutsal alan.

TEMERRÜT: Gecikme.Karşı durma.Borçlunun borcunu zamanında ödememesi.

TEMETTÜ:Kazanç.

TEMİLAV: Doğu ve İç Anadolu’da yaygın bar türü bir halk oyunu.

TEMİNAT: Güvence.

TEMİR:Vali olarak atama.

TEMKİN:Bir işin sonunu düşünerek ölçülü,tedbirli davranma.

TEMLİK: Devretme.Mülk olarak verme. Bir malın sahipliğini başkasına devretmek.

TEMPERA:Suyla karışabilen pigmentlerle yapılan resim.

TEMPO: Bir müzik yapıtının seslendirilme hızı.

TEMPURA: Deniz ürünlerinin ve sebzelerin tavada çok kızgın yağda pişirilmesiyle yapılan Japon yemeği.

TEMRE:Temriye de denilen deri hastalığının halk arasındaki adı.

TEMREN: Demir parmaklık çubuklarının ucundaki sivri kısım.

TEMREN:Ok,kargı gibi şeylerin ucundaki delici ve kesici sivri demir.

TEMRİN:Tekrarlatarak alıştırma.

TEMSİL: Benzetme.

TENAKUS:Azalma,eksilme.

TENAKUZ: Çelişme,çelişki. Anlam aykırılığı.

TENASÜH: Ruh göçü.

TENASÜP: Oran,orantı,uyma,yakışma.

TENASÜP:Birbiriyle ilgili sözcük ve kavramların dizelerde toplanması sanatı.

TENDER :Bir buharlı lokomotifin hemen arkasına yerleştirilen ve lokomotifin beslenmesi için gerekli yakıt ve suyu taşıyan araç.

TENDON:Kasları vücuttaki öbür organ ve dokulara bağlayan yapı,kiriş.

TENEBBÜH: Uyanma,uyarım.

TENEDOS: Bozcaada’nın antik dönemlerdeki adı.

TENEKAR: Mukavva yapımında ,kabı kurtlanmaktan korumak için kolaya katılan bir madde.

TENEKE: Yaşar Kemal’in bir romanı.

TENEKE:Yumuşak çelikten yapılmış üzeri kalay kaplı ince sac.

TENENTİSMO: Ülkede toplumsal adaleti sağlamaya yönelik reformlar yapılmasını amaçlayan,çoğu yoksul ailelerden gelme genç ve idealist Brezilyalı subaylar arasında 1920’lerde gelişen hareket.

TENEŞİR :Üzerinde ölü yıkanan kerevet, salacak.

TENEVVÜR:Aydınlanma.

TENEZZÜL: Alçalma,alçakgönüllülük gösterme.

TENG:Eski dilde zor.

TENGE :Kazakistan’ın para birimi.

TENİS :Alan topu.

TENKİS: Azaltma,eksiltme.

TENKİYE:Anüsten su vermek yoluyla kalın bağırsağın içini temizleme.Lavman.

TENNURE:Mevlevi dervişlerinin giydiği kolsuz,yakasız,yırtmaçlı,beli kırmalı,uzun ve geniş etekli beyaz giysi. Tennure,insan sevgisini ve barışı temsil eder.Üzerine giyilen siyah pelerin ise maddi dünyanın nimetlerini sembolize etmektedir.

TENOR:En tiz erkek sesi.

TENÖR: Maden cevheri içindeki saflık oranı.

TENSIKAT: Bir işyerinde kadro düzenlemeleri,işten çıkarma.

TENSİP: Uygun görme,yaraştırma. Uygun bulma.

TENŞİT:Şenlendirme.

TENTE: Güverteyi yağmur ve güneşten korumak için açılan branda,bez,naylon veya başka bir malzemeden (çoğu çadır bezinden) yapılmış örtü.Gölgelik.

TENTENE:Dantela sözünün halk dilinde söylenişi.

TENVİR (TENVİRAT): Aydınlatma, ışıklandırma.

TENYA:Bir bağırsak asalağı,şerit.

TENZİH: Kusur kondurmama.

TENZİL: İndirme,azaltma,çıkartma,aşağı düşürme,aşağılatma.

TENZİLAT: Fiyat indirimi,ıskonto.

TEOFOBİ: Tanrıdan aşırı derecede korkma.

TEOLOJİ:İlahiyat.Tanrı bilimi.

TEOREM:Kanıtlanabilir bilimsel önerme.

TEORİ: Kuram,nazariye.

TEOS : İzmir’in Seferihisar ilçesindeki ünlü antik kent.

TEOSOFİ:Kökeni ilk çağa dayanmakla birlikte özellikle 19. ve 20. yüzyıllarda Batı’da dinsel düşünceyi etkilemiş olan mistik eğilimli dini felsefe.

TEPELİK:Anadolu’da köylü kadınların kullandıkları, altın ve gümüş paralarla,bazı değerli taşlarla süslü başlık.

TEPENGİ:Enli eyer kolanı.

TEPEROTU:Havuca verilen bir başka ad.

TEPHİR: Buğulama,buğuya tutma,etüvden geçirme.

TEPİR:Tahılı saman ve kavuzlardan ayırmaya yarayan,kıldan yada kamıştan yapılmış elek.Tahılın taşını ayıklamaya yarayan elek.

TEPİSKİ:Tespih.

TEPKİ: Herhangi bir etkiye yanıt olarak doğan söz ya da davranış.

TEPSİ: Maden,cam,emaye ve ağaçtan yapılan,bardak,fincan,tabak gibi eşyaların taşındığı kenarlı,kenarsız,kulplu,kulpsuz tabak.

TER: Bazı işlere karşılık ödenen ücret.

TER: Kastamonu yöresinde yufka ekmeğine verilen ad.(Ter,ince anlamına geliyor).

TER:Testi,küp gibi şeylerden sızan su damlacıkları.

TERA:Japonya’daki Buda tapınaklarına verilen ad.

TERAHİ: Bir işi zamanında yapmama,ihmal etme.

TERAKKİ: Gelişme.

TERAN: Deve yavrusu.

TERANE :Ezgi,makam,nağme.

TERAPİ:Sağaltım,tedavi.

TERAS: Bir yapının damında çevresi ve üstü açık yer.

TERAS: Toprak seki.

TERATOLOJİ:Ucubeleri inceleyen bilim.Doğuştan gelen bozukluklar ya da kusurlar için kullanılan bir terim.

TERAZİ:İp cambazlarının dengeyi sağlamak için kullandıkları uzun sırık.

TERBİ: Küçük bitkilere verilen ortak ad.

TERBİYEETMEK: Et gibi bazı çiğ malzemelerin hoş bir aroma kazanmaları ve yumuşamaları için zeytinyağı,soğan,defne yaprağı,tane karabiber,sarımsak gibi baharat ve otlarla bir süre bekletilmesi.

TERBİYEETMEK: Yemeklerin duru olan sularının un,yumurta,yoğurt,limon gibi malzemelerle koyulaştırılması,lezzetlendirilmesi.

TERCÜMAN: Çevirmen.Dilmaç.

TERCÜMEİHAL: Özgeçmiş.

TERE :Turpgillerden,yaprakları salata olarak yenen baharlı bitki.

TEREBENTİN (TEREMENTİ): Kozalaklılardan ve bazı ağaçlardan ya da kendi kendine ya da ağacın çizilmesiyle akan,yağlı boya,yağlı vernik üretiminde ve inceltilmesinde kullanılan,ince,renksiz,kokulu reçine.

TEREK: Ahırdaki gübreyi dışarı atmak için kullanılan pencere.

TEREK: Evlerde yada dükkanlarda yüksekçe yerde yapılan raf.

TEREK: Nişastayla yapılan bir çeşit tatlı.

TEREKE: Ölen bir kimseden kalan her şey,bırakıt,miras,kalıt.

TEREKEMELER:Kars ve Ardahan yöresinde yaşayan Türkmen kökenli bir halk.

TERENCE YOUNG :Doktor No, Rusya’dan Sevgilerle, Yıldırım Harekatı gibi James Bond filmleriyle tanınan İngiliz sinema yönetmeni.

TERENNÜM: Güzel ve alçak sesle şarkı söyleme.

TEREŞKOVA:Uzaya çıkan ilk kadın olan Rus kozmonot(6 Haziran 1963)

TERFİ:Bir görevde yükselme.

TERGAL:Sentetik polyester lifleri veya ipliği.

TERHİN :Rehin verme.

TERİLEN :Tergal adı da verilen,sentetik iplikle dokunmuş kumaş türü.

TERİM:Bir bilim,sanat,meslek dalıyla veya bir konu ile ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan kelime.

TERİYAKİ:Tavuk,et yada balığı ızgarada pişirerek yapılan bir Japon yemeği.

TERİYE :Cesareti ve gücü ile tanınan dayanıklı bir köpek cinsi.

TERK :Tarikat ehlinin başlığında bulunan kabarık dilimler.

TERKİ:Eyerin arka bölümü. Eyer çantası,sırt çantası.

TERKİBİBENT: Divan edebiyatında uyakları başka başka olan birkaç bentten oluşan ve her bendin sonunda kafiyeleri aynı birer beyti bulunan manzume biçimi.

TERKİN: Silme.Kayıt silme.

TERKİP :Bileşim, bileştirme.

TERKOS: İstanbul’da bir göl.

TERLİK:Beyaz patiskadan dikilen yada yünden örülen takke.

TERLİK:Genellikle ev içinde giyilen hafif ayakkabı.

TERLİKSİ:Kirli ve durgun sularda yaşayan,yassı gövdeli,bir gözeli hayvan.

TERMALİZM:Şifalı sulardan yararlanma etkinliği.

TERME:Bir tür yaban turpu.

TERMİK:Isının üretilmesini,iletilmesini ve kullanılmasını inceleyen fizik dalı.

TERMİKSANTRAL: Katı ve sıvı yakıtları yakarak elektrik enerjisi üreten santraller.

TERMİNOLOJİ:Bir sanat kolunda,bilim dallarında yada teknik alanlarda özel olarak kullanılan terimlerin tümü.

TERMİT:Ak karınca, divik gibi adlar da verilen bir böcek.

TERMİYE: Acıbakla,Yahudi baklası gibi adlar da verilen ve nohuda benzer meyveleri kaynatıldıktan sonra yenen bitki.

TERMOFOR: Kauçuktan veya türlü maddelerden yapılan,içi sıcak su veya kimyasal bir madde ile doldurularak sürekli ısı sağlayan kap.

TERMOMETRE: Sıcaklık ölçer.

TERMONİ:Doğu Karadeniz yöresine özgü,pekmezle yapılan aşuremsi bir tatlı.

TERMOPLAST:Sıcakta biçim verilmeye elverişli,soğukta oldukça sert olan,kalıplandıktan sonra biçim değiştirmeyen yapı malzemesi.

TERMOS:Yalıtım maddesiyle kaplı metal bir kılıf içine yerleştirilen,aralarında hava boşluğu bulunan çift çeperli cam şişeden oluşan,içine konan sıvının sıcaklığını uzun süre koruyan kap.

TERMOSTAT: Isı denetir.

TERÖR:Yıldırma, korkutma.

TERRAKOTTA: Sırsız seramik.Arkeolojide pişmiş toprak anlamına gelen İtalyanca bir terim.Sarıdan kızıl kahveye kadar değişik renklerde,tuğla ve kiremitten çok daha düzgün,ince dokulu pişmiş toprak(Kalıplı kornişler,vazolar,heykelcikler ,kap kacaklar ve duvar blokları yapımında kullanılır).

TERS:Hayvan pisliği.

TERSA:İskambilde üçlüye verilen ad.

TERSAKAN :Yeşil ırmağın bir kolu.

TERSAKAN:Tuz gölünün batısında bir göl.

TERSANE:Gemi yapılan yer ,fabrika,tezgah veya sanayi merkezi..

TERSANELİ:Osmanlı İmparatorluğunda deniz subay ve erlerine verilen ad.

TERSELME: Sıcaklık nedeniyle su buharı ve kirli gazların atmosfere yükselmeyip yeryüzüne çökmesi,inversiyon.

TERSO:Argo’da elverişsiz iş ya da durum.

TERTİP :Beraber asker olanlar.Askere alınma dönemi.

TERZARİMA:Üçer dizelik bentlerden oluşan bir İtalyan şiir türü.Dante’nin İlahi Komedya eserinde kullandığı şiir biçimi.

TERZİ:Patron kullanan işçi.

TERZİALANI:Çanakkale’nin Çan ilçesinde bir kaplıca.

TESANÜT: Dayanışma.

TESARİF: Tanrının kulları ve dünya üstündeki tasarrufu,istediği gibi hükmetmesi.

TESCİL: Resmi kayda geçirme.

TESELLİ:Avutmak,acısını gidermeye çalışmak.

TESELLÜM: Teslim alma. Verilen bir şeyi alma.

TESELSÜL: Zincirleme.

TESETTÜR:Kadınların kapalı giyinmesi. Örtünme,saklanma.

TESEYYÜP: Kayıtsızlık,tembellik,ihmalcilik.

TESHİLAT :Kolaylıklar.

TESİR : Etkime.

TESİT:Kutlama.

TESKERE:Yapılarda gereç taşımak için kullanılan,dört kollu ve iki kişinin taşıdığı tahta araç.Sedye.

TESLİM:Klasik Türk Müziğinde,saz semaisi ve oyun havası gibi çalgı yapıtlarında her haneden sonra çalınan nakarat bölümü.

TESLİS: Üçe çıkartma,üçleme.

TESPİH: Bir ipe dizili olan ve zümrüt,yakut,firuze,akik gibi değerli taşlardan, inci, mercan, sedef gibi deniz ürünlerinden,kehribar,oltutaşı,lületaşından,abanoz,zeytin çekirdeği,gül ve sakız ağacından,camdan yapılan tespihler aslında bir ibadet eşyasıdır. Tespihin 99 tanesi Allah’ın Esmaülhüsna denilen 99 adının sayılmasıdır. Tespihlerin 33’lükleri cepte taşınan ve elde bulundurulan bir alışkanlık olarak yaygındır. Namaz sonunda tespihin ilk 33 tanesi ile “Süphanallah”,ikinci 33 ile “Elhamdülillah”,son 33 ile “Allahüekber” denir.Sonra okunan dua ile yüz sayısı tamamlanmış olur.Tespih yapımı 33’lük ve 99’luk olarak sanat dalı haline getirilmiştir.

TESTİ:Kulplu,geniş gövdeli,dar boğazlı,emzikli veya emziksiz olabilen pişmiş topraktan su kabı.

TESVİYE:Düz duruma getirme,düzleme.

TESVİYE:Hükümet tarafından bir yere gönderilen erlere verilen ve bilet yerine geçen kağıt.

TEŞBİH:Benzetme.

TEŞCİ: Cesaret verme,yüreklendirme.

TEŞERRÜF: Şeref duyma.

TEŞİ:Bir tür iplik bükme aracı.

TEŞMİL: Kapsama, içerme, içine alma.

TEŞNE: Susamış.

TEŞNE:Mecazen çok istekli.Bir şeye büyük bir istek ve heves duyan.

TEŞRİF: Gelmesiyle bir yeri onurlandırma.

TEŞRİH: Anatomi.Bir konuyu tüm ayrıntılarıyla inceleme.

TEŞRİNİSANİ:Eskiden Kasım ayına verilen ad.

TEŞRÜBE:Kilis yöresine özgü,kemikli et,patlıcan ve nohutla yapılan bir yemek.

TEŞT:Çamaşır leğeni.

TEŞYİ:Uğurlama.

TET:Vietnam takviminde yılbaşı.

TETA: Yunan abecesinde bir harf.

TETABU: Aralıksız birbiri ardına gelme.

TETANOS:İnsan ve hayvan vücuduna açık yaralardan giren,genellikle toprakta,gübrede yaşayan bir basilin yol açtığı kasların sürekli ağrılı kasılmasıyla kendini gösteren ateşli ve tehlikeli bir hastalık.Kazıklıhumma.

TETARİ :İribaş.

TETEBBU: Bir şeyi inceleme.onunla ilgili bilgi edinme,araştırma.

TETERİ:Derileri yumuşak hale getirmek için içine batırıldığı tanenli bitki suyu.

TETİK: Çabuk davranan,çevik.

TETİLE:Derilerin sepilenmesinde yada hayvan yaralarının iyileştirilmesinde kullanılan meşe kabuğu tozu.

TETİR :Cevizin yeşil kabuğu veya yaprağı. Ceviz kabuğu lekesi.

TETİS: Satürn’ün bir uydusu.

TETRA:Bir akvaryum balığı.

TETRALOJİ:Eski Yunan tragedya yazarlarının yarışmalar için hazırladıkları üç tragedya ve bir dramdan oluşan dörtlü yapıt.

TEVALİ:Arası kesilmeksizin sürme.

TEVARÜS: Bir kimseden miras kalması,mirasa konma.

TEVARÜT: Divan edebiyatında,iki şairin birbirinden habersiz aynı dizeleri ya da beyirleri söylemesi.

TEVATÜR: Yaygın söylenti.

TEVAZU: Alçak gönüllülük.

TEVCİH: Yöneltme,verme,çevirme.

TEVDİ: Verme.Bırakma.

TEVECCÜH: Yakınlık duyma,hoşlanma,sevme,güler yüz gösterme.

TEVEK:Asma,kavun,karpuz,kabak ve hıyarın sürgünü veya uzun dalları.

TEVEKKEL:Her şeyi oluruna bırakan.

TEVEKKÜL: Kadere razı olma.

TEVELLÜT:İnsanın doğumu,doğma.

TEVEM:Eski dilde ikiz anlamında sözcük.

TEVERE:Değirmende üstteki taşı döndürmeye yarayan demir.

TEVESSÜL: Başlama,girişme.

TEVFİKAN: Uygun olarak.Uyarınca.

TEVHİT: Birleştirme.

TEVİL: Bir sözü yada davranışı görünür anlamından başka bir anlamda kabul etme,çeviri.

TEVKİ: Padişah buyruklarına çekilen tuğra.

TEVKİF:Tutuklama.

TEVLİT: Bir şeyin oluşmasına,ortaya çıkmasına neden olma.

TEVRAT: Yahudi dininin kutsal kitabı.

TEVRİYE:Birden çok anlamı olan bir sözcüğün yakın anlamının değil de uzak anlamının kullanılması sanatı.

TEVSİ: Genişletme.

TEVSİK :Belgeleme.

TEVZİ:Dağıtma,üleştirme.

TEYAKKUZ :Uyanıklık.

TEYEL : Seyrek ve eğreti dikiş.

TEYEMMÜM: Su bulunmayan yerde su niyetiyle toprak,kum gibi şeylerle aptes alma.

TEYİT: Doğrulama.

TEZAHÜR:Belirme,ortaya çıkma.

TEZAT :Karşıtlık,çelişki.

TEZEK :Kurumuş sığır gübresi.

TEZENE:Telli çalgıları (Bağlama ve cura gibi) seslendirmede kullanılan ve kiraz ağacı kabuğundan yapılan mızrap.

TEZGAH :Uzun masa.Genellikle şimşir,ceviz gibi sert ağaçlardan yapılmış, halı, kilim, bez,kumaş dokunan ağaç çatkı.

TEZHİP:Süsleme,bezeme,yaldızlama. El yazması kitapların,yazılı levhaların yaldız ve boya ile bezenmesi,altınla süsleme.

TEZKİRE: Divan edebiyatında şairlerin yaşam öykülerini derleyen yapıtlara verilen ad.

TEZKİYE: Temize çıkarma,aklama.

TEZVİR: Yalan söyleme.

TEZYİF: Değersiz gösterme,küçültme.

TEZYİN: Bezeme, süsleme.

TH:Toryum’un simgesi.

THEMİS: Yunan mitolojisinde elinde bir terazi olarak betimlenen adalet tanrıçası.

THEREMİN:Bulucusunun adını taşıyan ve iki metal antenden oluşan elektronik bir çalgı.

THOR:Eski İskandinav mitolojisinde,göksel güçler,yıldırım tanrısı.

TIFIL (TIFL): Küçük çocuk,küçücük.

TIFLİ: Dördüncü Murat’ın nedimi ve aynı zamanda şair de olan ünlü meddah.

TIĞ:Dantel veya yün örmekte kullanılan ucu çengelli kısa şiş.

TIH:Çöl.

TIKIM : Ağzın alabileceği büyüklükte yiyecek parçası, lokma.

TIKIZ:Dolgun,kalın,yağlı,tıknaz. Çok sıkıştırılmaktan ya da çok sıkı doldurulmaktan katılaşmış olan.

TIKNAZ :Şişmanca, kısa boylu, yapılı.

TILA:Eskiden hattatların aharlı kağıtların üzerine sürdükleri eriyik.

TIMAR: Binek hayvanlarının kıllarının,derisinin temizlenmesi.

TINAZ:Savrulmak için hazırlanan dövülmüş ekin yığını. Saman yığını.

TINAZTEPE: Konya’nın Seydişehir ilçesinde Türkiye’nin en uzun mağaralarından biri.

TINGIL:Küçük sepet.

TINI:Türlü müzik araçlarının verdiği sesleri birbirinden ayırt etmeyi sağlayan ses özelliği. Bir cismin titreşiminden çıkan ses.

TIP: Uzun süre konuşmama ilkesine dayalı bir çocuk oyunu.

TIP:Hekimlik.Sağlık bilim.

TIR: Uluslar arası karayolu taşımacılığı.

TIRABZAN:Merdiven parmaklığı,merdiven korkuluğu.

TIRAKA: Hamağı yatılabilir konuma getirmek için baş ve ayak ucuna konulan ağaç.

TIRAKA:Argo’da gösteriş,fiyaka,kabadayılık anlamında sözcük.

TIRIS:Atın kısa adımlarla hızlı yürüyüşü.

TIRIŞKA: Argo’da uydurma söz,yalan anlamında sözcük.

TIRKAZ :Kapı mandalı,sürgü. Kapıyı sıkıca kapamak için arkasına enine sürülen demir veya ağaç.

TIRKI:Kapının,pencerenin dışarıdan açılmasını engellemeye yarayan ve çengele benzeyen küçük aygıt.

TIRMAŞIK:Yurdumuzun orman alanlarında da yaşayan bir kuş.

TIRMIK: Tırnak beresi.

TIRNAK:Bir çeşit yüksekçe komodin.

TIRNAK:Gemi demirinin ucundaki yassı parça.

TIRSMAK: Korkudan yapacağı işten vazgeçmek,geri dönmek.

TIRTAK: Karadeniz’de yaşayan bir yunus balığı.

Tİ :Boru sesi.

Tİ: Titan elementinin simgesi.

TİAMAT:Eski Mezopotamya halklarının deniz tanrıçası.

TİAN:Çin kökenli dinsel inançta ikincil tanrıları ve insanları yöneten yüce güç.

TİARA:Eski Doğu’da ve Bizans’ta hükümdarlık simgesi olan tören başlığı. Eskiden papaların kullandığı tören başlığı .Papalığın simgesi olan üç katlı haç.

TİBA:Vietnam’a özgü armut biçiminde ve ipek telli bir tür lavta.

TİBET:Dünyamızın damı.

TİBR: Altın tozu ya da altın külçesi.

TİBYA:Afrika’da yaşayan bir antilop.

TİC :Eski dilde taçlar.

TİCANİ: Yobaz,gerici.

TİCANİLİK :Kuzey Afrika’da kurulmuş bir tarikat.

TİCARETODASI: Tüccarlar arasında dayanışmayı sağlamak,ortak sorunlarla uğraşmak,yabancı tüccarlarla ilişki kurmak,ortak çıkarları korumak için kanun ile kurulan kurum.

TİEKE: Yeni Zelanda’da yaşayan bir kuş.

TİFİN: Karamandola da denilen bir çeşit kumaş.

TİFLİS:Gürcistan’ın başkenti.

TİFO:Kirli sularda bu sularla sulanmış sebzelerde bulunan Eberth basilinin sebep olduğu ortalama üç hafta süren ateşli ve tehlikeli bir bağırsak hastalığı.

TİFTİK:Aynı adlı keçiden elde edilen ince ve yumuşak yün,keçi yünü.

TİFÜS: Ateşli ve tehlikeli bir hastalık.Lekeli humma.

TİG:Divan edebiyatında sevgilinin kaşı, kirpiği, bakışı için kullanılan benzetme.

TİG:Eski dilde kılıç.

TİGALA:Hekimlikte kullanılan,sütleğengillerden bir bitkinin verdiği zamk ve özsu. Sığla yağı’da denilen ve günlük ağacından elde edilen balsam.

TİGİN:Eski Türklerde kullanılan bir unvan.

TİH: Eski dilde çöl. Sina yarımadasının ortasında yer alan çöl.

TİK: İstemsiz meydana gelen spazmotik kas hareketleri.

TİK: Kaplamada kerestesinden yararlanılan çok sert bir ağaç.Hint meşesi.

TİKAL:Guatemala’daki en büyük Maya kenti ve tören merkezi.

TİKE :Çoban düdüğü.

TİKE:Bir bütünü oluşturan parçalardan her biri. Et, ekmek, peynir vb lokması, dilimi. Dilim, lokma. Küçük küçük doğranmış et parçası.

TİKEL:Cüzi, kısmi.

TİKFİNİK: Edirne yöresine özgü bir tür kabak yemeği.

TİKİ:Argo’da marka kaygısı olan modayı takip eden züppe kimselere verilen ad.

TİKİ:Büyük Okyanus halklarının yiğitlik ve bereket tanrısı.

TİKO:Argo’da peşin paraya verilen ad.

TİKTAALİK:Evrim kuramına göre karaya çıkan ilk canlı olan ve 2006’da fosilleri bulunan hayvan.

TİL:Buzul kökenli blok kil.

TİLAK: Halk dilinde taya verilen ad.

TİLAKA:Brahma tarikatından olanların vücutlarına ve alınlarına renkli toz,kül,beyaz tebeşirle yaptıkları işaretlere verilen ad. Hint kadınlarının alınlarına taktığı süs.

TİLALİ: Diyarbakır’da,ilk tunç çağa tarihlendirilen bir höyük.

TİLAVET :Kuranı düzgün , usulünce ve yüksek sesle okumak.

TİLİ:Bilgi,malumat.

TİLKİKOVAN: Muğla yöresine özgü bir armut cinsi.

TİLKİŞEN:Kuşkonmaz,acı ot gibi adlar da verilen ve Ege yöresinde körpe sürgünleri sebze olarak kullanılan otsu bitki.

TİLMİZ: Eski dilde öğrenci,çırak.

TİLŞİT:İnek sütünden yapılan sarı renkli bir peynir cinsi.

TİLT:Metal bilyelerin savrulması ilkesine dayanan,elektrikli bir oyun makinesi.

TİM:Belirli bir hizmeti başarabilecek en küçük askeri birlik.

TİMBAL(TİMPANİ):Üstü deri ile kaplı,bakırdan küre biçiminde bir tür davul.

TİMİ: Böcek ısırmasıyla meydana gelen yumru.

TİMİN: Yirmi ya da yirmi dört kiloluk tahıl ölçeği.

TİMOKRASİ:Siyasal hakların yalnız varlıklı sınıfa tanındığı toplum düzeni.

TİMOR:Batı Endonezya’ya ait, doğusu ise bağımsız bir devlet olan ada.

TİMSAL : Simge,sembol.

TİMUR: Demir.

TİMURLENK:Aksak lakaplı,Asya’da Cengiz Han’dan sonra en büyük fatih.

TİMURÖZÜ: Ankara ilinde bir mağara.

TİMÜS: Özden de denilen ve göğüs kemiğinin arkasında bulunan iç salgı bezi.

TİN :Ruh.

TİNAMU:Tropikal Amerika’da yaşayan tavuğa benzer bir kuş. Uçabildikleri halde genellikle yürümeyi ve koşmayı yeğleyen 46 kuş türünün ortak adı.

TİNER: Boyaların inceltilmesinde kullanılan kimyasal bileşimlerin genel adı.

TİNİ:Hatay ilinde incirden yapılan rakıya verilen ad.

TİNİKLİNG:Filipinlerden tüm dünyaya yayılmış bir halk dansı.

TİNK: Gergin anlamında yerel sözcük.

TİNKA :Turna balığı büyüklüğünde eti lezzetli bir balık.

TİNTORETTO: Maniyerizm akımının ve geç dönem Rönesans sanatçılarının en önemli temsilcilerinden biri olan ünlü Venedikli ressam.

TİPİ: Amerika Kızılderililerinin geleneksel konutu olan,koni biçiminde çadır.

TİPİTAKA:Budacılığın güney okullarına ait kutsal metinler bütünü.

TİPİTİ:Güney Amerika yerlilerinin manyok bitkisinin zehrini almak için kullandıkları silindir biçimindeki aygıt.

TİPO (TİPOGRAFİ):Kabartma biçimlerle ilgili baskı yöntemi.

TİPOLOJİ:İnsan tiplerini belirleme ve ayırt etme yöntemi.

TİR: Divan edebiyatında sevgilinin kirpiği için kullanılan mazmun.

TİR:Eski dilde ok..

TİRAD(TİRAT) : Yazı veya konuşmada bir düşüncenin kesintisiz gelişimi,uzun ve tumturaklı konuşmaBir tiyatro oyununda oyuncuların bir defada söylediği parça.

TİRAJ:Gazete ve dergilerin baskı sayısı.

TİRAJE:Eski dilde gökkuşağı.

TİRAJEDİKMEN:Özellikle manzara resimleri ve portreleriyle tanınmış kadın ressamımız.

TİRAMİSU:İtalyan mutfağına özgü bir cins pasta.Kreması Labne adlı peynirle yapılan,üzerine bol kakao dökülen bir pasta cinsi.

TİRAMOL :Makaraları birbirine kavuşan bir palangayı açıp uzatmak işi.

TİRAMOLA:Geminin rüzgar üstüne yada altına dönmesi için yelkenlerin kimini gevşetme,kimini germe işlemi.

TİRAN: Amerika’da yaşayan,sinekkapan familyasından bir kuş.

TİRAT :Uzun ve tumturaklı konuşma . Bir tiyatro oyununda oyuncuların bir defada söylediği parça.

TİRBUŞON :Genellikle mantardan yapılan tıpaları çekmeye yarayan burgu.

TİRE:Dikişte kullanılan pamuk ipliği.

TİRE:Kısa çizgi.

TİREBAHTİ:Her çeşit teknenin,baştan demirleyerek kıçtan da palamarlanarak yatması.

TİREBEZİ: Pamuklu dokuma,basma bez.
TİREK :Küçük ok.

TİREN: İtalya’nın batı kıyısı ile Korsika,Sardinya ve Sicilya adaları arasındaki deniz.

TİRENDAZ :Eski dilde zarif giyinen kimse. Hamarat,elinden her iş gelen.

TİRENDAZ:Ok atan,okçu.

TİRGERAN: Osmanlılarda saray için süslü ok yapan ustalara verilen ad.

TİRHANDİL: Eskiden sünger avcılığında kullanılan başı ve kıçı sivri gelen ahşap tekneler. Yelken ve kürekle yürütülen bir tür gemi. Yelken ve kürekle yürütülen ve genellikle Bodrum’da kullanılan dayanıklı ve zarif tekne türü.

TİRİK: Ensiz tahta.

TİRİLTİRİL:Titrer gibi dalgalanan ince kumaş.

TİRİLTİRİLOLMAK: Çok ince olmak.

TİRİLYE :Bursa’nın Mudanya ilçesine bağlı,tamamıyla sit alanı olan Zeytinbağı bucağının eski adı.

TİRİLYE:İnce kabuklu ve yağ oranı yüksek,sofralık bir zeytin cinsi.

TİRİM:Bir geminin baş ve kıç taraflarında çektiği sular arasındaki fark.

TİRİNA:Gümüşhane yöresinde un çorbasına verilen ad.

TİRİNK: Argo’da peşin paraya verilen ad.

TİRİŞ:Ekşi.

TİRİŞİN:Van-Hakkari sınırında, kaya resimleriyle ünlü bir yayla.

TİRİT :Kızartılmış ekmeği et suyuyla haşlayarak yapılan yemek.

TİRİT:Yaşlı ve zayıf kimse.

TİRİZ:Dar ve ensiz tahta.

TİRKEŞ: Ok atan,okçu.Meşinden yapılan ve sırtta taşınan ok torbası.

TİRLE :Meme başı üzerine yerleştirilip sütün alınmasına yarayan araç.

TİRLİN: Türlü kalınlıklarda mürekkeple çizgi çizmeye yarayan gereç.

TİRMA:Trabzon yöresine özgü bir tür un çorbası.

TİRNELE:Üç yada daha çok sayıda halat telinden elle örülerek yapılmış kısa ip.

TİRNİK:Burnunun ucunda şark çıbanı (Halep çıbanı) izi olan kimse.

TİROİT:Gırtlağın ön ve alt bölümlerinde bulunan,salgısını kana veren,çok damarlı önemli bir bez.

TİROTOMİ:Tiroit kıkırdağı dikine kesilerek gırtlağın açılması.

TİRPİTİL:Ufak bahçe çapası.

TİRSİ : Hamsigillerden, Alosa’da denilen ,yumurtalarını tatlı sulara bırakan bir balık.

TİRŞE: Eskiden üzerine yazı yazmak için hazırlanan deri, parşömen. Dana, koyun, keçi,ceylan derisinden özel atölyelerde ince ve yumuşak,gök yeşili,beyaz,sarı,kırmızı renklerde kağıt haline getirilmesiyle elde edilir.

TİRŞE:Yeşil ile mavi arası bir renk.

TİRŞİK:Yemeği yapılan tadı ekşi bir ot.

TİRYAK:Bitkisel,hayvani yada madeni maddelerin karışımından yapılan macun,panzehir.

TİŞÖRT:Genellikle kısa kollu,pamuklu spor gömlek.

TİTAN : Satürn’ün en büyük uydusu.

TİTAN:Parlak beyaz renkli basit bir element.

TİTANİK :Bin dokuz yüz on iki yılında batan ünlü transatlantik.

TİTİCACA ( TİTİKAKA):Güney Amerika’nın ikinci büyük,dünyanın en yüksek gölü.

TİTOTALİZM:Her türlü alkollü içkinin içilmesini yasaklayan sistem.

TİTR:Ad,unvan,etiket.

TİTREM:Sesin yükselip alçalması; ton.

TİTREYENGÖL:Manavgat Çayı’nın Akdeniz’e dökülürken oluşturduğu, doğal güzelliğiyle tanınmış göl.

TİVİK: Akkarınca,termit.

TİVOLİ:İtalya’da bir kent.

TİYNET:Yaradılış,huy,maya.

TİZE: Denizcilikte halatı germe.

TJ:Çin’in plakası.

TJ:Tacikistan’ın internet harfleri.

TJURUNGA: Avustralya yerlilerinin inancında,mitolojik bir yaratık ve bu yaratığı temsil eden,ahşap ya da taştan yapılma dinsel tören figürü.

TL: Talyum elementinin simgesi.

TL: Türk Lirası kısaltması.

TLON: Vietnam’da yetişen ve gövdesinden tıpta kullanılan bir zamk elde edilen büyük ağaç.

TLOS:Muğla’nın Fethiye ilçesinde antik bir kent.

TM:Tulyumun simgesi.

TM:Türkmenistan’ın plaka imi.

TMO: Toprak Mahsulleri Ofisi.

TN:Tunus’un plakası.

TNT: Trinitrotoluen’in kısaltması.

TO :Japonya’da kullanılmış eski bir hacim ölçüsü birimi.

TOBALAR:Arjantin, Bolivya ve Paraguay’da yaşayan Kızılderili bir halk.

TOBOGGAN:Bir kavşağı aşmaya olanak veren,viyadük biçiminde kısa karayolu.

TODİ: Karagöz oyununda Çingene karakteri.

TODİ:Antil adalarında yaşayan ötücü bir kuş.

TOGA: Eski Romalıların ulusal giysisi olan geniş,kıvrımlı ve uzun harmani.

TOHMA: Ankara yöresine özgü karaciğer,bulgur,un ve pirinçle hazırlanarak yağda kızartılan bir tür köfte.

TOHMA:Fırat ırmağının Türkiye sınırları içindeki en önemli kolu.

TOHT: Köpeklerin boynuna takılan,dikenli demir halka.

TOK:Jokeylerin giydiği kenarsız başlık.

TOKA: Kadınların saçlarını tutturmaya yarayan araç.

TOKA:İçki içerken birinin şerefine,sağlığına kadeh tokuşturulması.

TOKAÇ (TOKUÇ): Çamaşırı su içinde döverek yıkamada, temizlemede kullanılan yassı,kulplu tahta tokmak.

TOKAK:Biralık bir arpa cinsi.

TOKALOĞLU:Yurdumuza özgü bir kayısı türü (Tekel’in kayısı likörü bundan yapılır).

TOKALON: Güzel olan anlamında kullanılan sanat terimi.

TOKARA:Akarsularda balık avlamaya yarayan üçgen biçiminde çubuklardan yapılmış bir balık ağı.

TOKAT: Tarla,bahçe ya da mandıra kapısı.

TOKAT:Hayvan ağılı.

TOKATA: Klavyeli çalgılar için bestelenen bir müzik formu.

TOKAY: Ünlü Macar şarabı.

TOKLU:Altı aylıkla iki yaş arasındaki koyun.

TOKMAK: Ağaçtan yapılmış iri çekiç,ağaç takoz.

TOKMAKBAŞ:Azman kaya da denilen bir balık. Kayabalığına verilen bir ad.

TOKMAKLAR: Ayvalık ilçesinde,dalış sporu için ideal bir deniz yöresinin adı.

TOKMAR: Mersin’in Silifke ilçesinde bir kale.

TOKOFOBİ: Doğum yapmaktan duyulan korku.

TOKSİFOBİ: Zehirlenme korkusu.

TOKSİKOMAN:Uyuşturucu madde kullanma alışkanlığı olan kimse. Dıştan sağlanan her türlü maddeye karşı fiziksel ve ruhsal bir bağımlılık duyan kimse.

TOKSİN:Canlı organizmalarda görülen zehir.

TOKUR:Halk dilinde büyük bilyeye verilen ad.

TOL :Yayla veya bahçe kulübesi, küçük köy.

TOLA: Islatılarak yünü alınmış ham koyun derisi. Tüyü,yünü,kılı alınmış, kırkılmış ham derilere verilen ad.

TOLAMAN: Trakya ve Muğla yöresinde yetişen,büyük kırmızı çiçekleri bulunan bir tür yabani lale.

TOLERANS :Hoşgörü.

TOLGA :Savaşçıların,eski Türk komutanlar ve askerlerinin başlarına giydikleri zırhlı başlık.Miğfer.

TOLÜEN:Maden kömürü katranında benzinle birlikte bulunan,eritici ve leke çıkarıcı olarak kullanılan,yanabilir sıvı hidrokarbür.

TOM:Olgun Hindistan cevizinden yapılan bir tür tespih.

TOMAK: Ağaçtan yapılmış top.

TOMAK:Bir tür kalın ve ağır çizme.

TOMAKA:Kadın baş süslemelerinde kullanılan, çene altından ve yanakların üzerinden yukarı doğru geçirilerek baş örtüsüne kancalanan, genellikle gümüşten yapılmış takı.

TOMAKAN (TOMEKAN) (TÖHMEKAN): Halk dilinde semizotuna verilen ad.

TOMAR: Topun içini silmekte kullanılan ucu fırçalı çubuk.

TOMARA (TOMARİS) :Anadolu’nun Lidya bölgesinde kent.

TOMARA:Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yetişen, salatası, yemeği ve turşusu yapılan, pazıya benzer bir bitki.

TOMARA:Gümüşhane’nin Şiran ilçesinde bir şelale.

TOMAS:Serto,dorak gibi adlar da verilen bir cins tulum peyniri.

TOMBAK :Kuyumculukta kullanılan yüzde sekseni bakır, yüzde yirmisi çinkodan oluşan sarı renkli alaşımdan yapılan ve üzerine altın yaldız çekilen şişkin kapaklı sahan veya leğen.

TOMBAZ : Irmaklarda işleyen bir çeşit altı düz tekne.

TOMBOLO:Bir adayı anakaraya bağlayan kıyı dili yada kıyı oku. Karaya bağlanarak yarım adaya dönüşmüş ada.

TOMBUL: Yuvarlak,şişman.

TOMOFOBİ: Ameliyat olmaktan duyulan aşırı korku.

TOMOGRAFİ:Bir organ yada organizma kesitinin röntgen filmini çekme yöntemi.

TOMRİS:Pers kralı Keyhüsrev’i öldürmesiyle tanınan İskit kraliçesi.

TOMRUK:Kesilmiş ağacın silindir biçimindeki gövdesi.

TON: Bin (1000) kg.

TON:İnsan ya da çalgı sesinin yükseklik ya da alçaklık derecesi.Konuşmada sesin duyguları belirtecek biçimde çıkması.

TONADİLLO:İspanyol dilinde şarkının küçültülmesi.Eski İspanyol edebiyatında müziklendirilmiş,ezgiler ve şarkılarla çeşnilendirilmiş küçük piyes.

TONAJ: Bir ticaret gemisinin iç hacminin hesaplanmasıyla elde edilen, 2.83 m3 ya da 10 İngiliz ayak küpü bir ton hesabı ile,hacim tonu olarak belirtilen taşıma kapasitesi.

TONALİTE:Belirli bir tonda yazılmış müzik parçasının niteliği.

TONER: Fotokopi makinelerinde renk tonunu veren kimyasal madde.

TONET:Buharla ısıtıldıktan sonra bükülerek biçim verilen ahşap çubuklarla yapılan mobilya.

TONGA:Argo’da hile,düzen,tuzak.

TONGA:Kurumuş tütün yaprakları destesi.

TONGURAK: At arabalarına,develerin kuyruğuna,davar ya da köpeklerin boynuna takılan küçük küre biçiminde çan.

TONİK :Acı portakal esansı ve kınakına özütü içeren soda tipi.

TONİK:Organları uyaran ve güçlendiren ilaç.

TONİLATO:Gemilerin alabileceği yükü belirtmekte kullanılan bir tona eşit birim.

TONİTROFOBİ: Gök gürlemesinden ve fırtınadan aşırı korkma.

TONMAYSTER:Radyo ve televizyonda ses sorumlusu,ses yönetmeni.

TONO:Burgu da denilen uçağın havada dönerek yaptığı akrobasi hareketi.

TONOMETRE: Göz içi basıncını ölçmeye yarayan aygıt.

TONOZ :Bir mekanı örten kemerli yapı. Biçimi alttan içbükey(obruk) olmak üzere taş yada tuğla ve harçla örülmüş yarım silindir biçiminde tavan

TOOLBAR:Bilgisayarda araç çubuğu.

TOPAK:Yufka açmak için avuç içinde yuvarlak bir biçim verilen hamur parçası.

TOPAKEV: Orta Asya’daki kimi göçebe Türk boylarının içinde yaşadığı,tepesi kubbe görünümlü yuvarlak çadır.

TOPALAK:Hünnapgillerden,yapraklarından yeşil boya çıkarılan bir bitki.

TOPALAK:Kıyma ve bulgurla yapılan sulu köfte.

TOPALAN: Samsun yöresine özgü kuşbaşı et ve bulgurla yapılan bir yemek.

TOPALKOŞMA: Çankırı yöresinde bir oyun havasına verilen ad.

TOPAN: Yuvarlak patlıcana verilen ad.

TOPAN:Aydın iline özgü bir zeytin cinsi.

TOPAN:Kefal balığına verilen bir başka ad.

TOPATAN:Güzel kokulu,sarı renkte,uzunca bir kavun türü.

TOPAZ: Alüminyum silikatı ve flüorinden oluşan, kahverengi ya da soluk sarı renkte sert,değerli süs taşı.

TOPİ: Eski Türklerde başa giyilen bir çeşit başlık.

TOPİK:Nohut,tahin,patates ve kuru soğanla yapılan bir tür meze.

TOPKARIN: Boz bakkal da denilen ardıç kuşu.

TOPLA: Üç parmaklı dirgen.

TOPLESS: Üstsüz.

TOPOGRAFYA:Bir kara parçasının doğal engebe ve özelliklerini kağıt üzerinde çizgilerle gösterme işi.

TOPOĞRAFYA: Yer şekil.

TOPOLOJİ: Aralarında belirli bir ilişki bulunan fiziksel ya da soyut öğelerden oluşmuş kümelerin özelliklerini inceleyen matematik dalı. Cisimlerin nitel özelliklerini ve bağıl konumlarını,biçim ve büyüklüklerinden ayrı olarak alıp inceleyen geometri dalı.

TOPONİMİ:Belli bir coğrafi bölgedeki yer adlarını,bunların kökenlerini,bölgede konuşulmakta olan dille yada ortadan kalkmış dillerle bağlantılarını inceleyen dilbilimi.

TOPUK: Ayağın arka kısmı.Yaylada ot çeşidi.

TOPUKDÖVEN: Etekleri yere kadar uzanan kadın entarisi.

TOPUR:Kestanenin dikenli olan dış kabuğu.Çotanak.

TOPUR:Kök sökmekte kullanılan bir tür büyük balta.

TOR :Sık gözlü ağ.

TOR(TOR) : Acemi.

TOR: Hamam havlusu.

TOR:Bir dairenin kendi düzleminde bulunan fakat merkezinden geçmeyen bir doğru çevresinde dönmesiyle oluşan cisim.

TOR:Burularak esneklik sınırı yükseltilmiş özel beton çeliği.

TORA: Tevrat’ın Hazreti Musa’ya vahiy edildiğine inanılan ilk beş kitabından oluşan birinci bölümü.

TORAK :Kömürleştirilecek ağaç veya pişirilecek tuğlalarla dolu olan ve dışı çamur ile sıvanan kümbet.

TORAK: Çökelek peynirine verilen bir başka ad.

TORAKS : Göğüs, bağır(Tıp dilinde).

TORAMAN:Tombul, iri yapılı.

TORANA: Hint mimarisinde üzerinde tonoz bulunan giriş sundurmasına verilen ad.

TORBEŞLER:Makedonya ve Kosova’da yaşayan etnik bir topluluk.

TORBİL :Gobene’de denilen bir balık.

TOREADOR:Boğa güreşçisi,matador.

TORERO : Boğa güreşçisi.

TORF:Göl kenarlarından çıkarılan ve çiçekçilikte kullanılan değerli bir toprak.

TORİK:Argo’da büyük sigara izmaritine verilen ad.

TORİK:İri palamut balığına verilen ad.

TORİL: Arenada güreşten önce boğaların kapatıldıkları yer.

TORK :Bir kuvvetin uygulandığı kütleyi bir eksen etrafında döndürme eğilimi.

TORK:Meşrubat kapaklarının kapanma sıkılığı.

TORLAK:Bektaşilikte tarikata yeni girmiş acemi dervişlere verilen ad. Genç, toy.

TORLUK:Lido da denilen ve bir lagünü denizden ayıran kıyı kordonu.

TORNA: Ağaç yada metal eşyaya yuvarlak bir biçim vermek için kullanılan çarklı tezgah.

TORNADA:Hızla dönen rüzgarların oluşturduğu şiddetli siklon fırtınası. Batı Afrika kıyılarında esen çok kuvvetli fırtına.

TORNADO:İki kişilik ve yelkenli bir yarış teknesi.

TORNET:Bilyeli tekerlekler ve küçük bir sandıktan oluşan basit taşıma aracı.

TORNİSTAN:Gemi için, pervaneyi ters yönde çevirme.Teknenin geriye hareketi.

TORS:Gövde heykeli.

TORTA: Kimi yörelerde külde pişmiş mayasız ekmeğe verilen ad.

TORTİLLA:Meksika’da mısır unundan yapılan mayasız yassı ekmek.

TORTU: Çökelti.

TORTUM:Erzurum ilinde,Türkiye’nin en yüksekten dökülen şelalesi ve bir göl.

TORUM: Deve yavrusu.

TORY:İngiltere’de XIX. yüzyıl başına kadar monarşi ve Anglikan geleneğini savunan parti.

TOSBAĞA: Kaplumbağa.

TOSKA: Genç ve küçük manda.

TOSMANKARA: Burdur ve Isparta’ya özgü,pekmezle yapılan cevizli un helvası.

TOST:Özel makinede kızartılmış ekmek dilimi.

TOSUN :Bir ile üç yaş arasında bulunan burulmuş erkek sığır.

TOTAL :Bütünsel.

TOTALİTER:Demokratik hak ve özgürlüklerin tam anlamıyla baskı altında tutulduğu, terör ve zulme dayanan devlet yönetimleri için kullanılan söz.

TOTALİZER:Bütüncül.

TOTEM:İlkel toplumlarda topluluğun ondan türediği sanılan ve kutsal sayılan hayvan,ağaç,rüzgar gibi herhangi bir doğal nesne. Ongun.

TOTOLOJİ: Klasik mantıkta tutarsız olmadıkça reddedilemeyecek kadar açık ifade. Mantıki biçimi nedeniyle her daim doğru olan bir ifade.

TOTOLOJİ:Top yuvarlaktır örneğinde olduğu gibi,aynı düşünceyi değişik terimlerle tekrarlamaya dayanan üslup kusuru yada oyunu.

TOY: Acemi,tecrübesiz.

TOY: Kızıl tüylü bir kuş.

TOY:Yemekli eğlence.

TOYAKA :Bükerek germek için iki kat edilmiş bir ipin ucuna geçirilen tahta parçası.

TOYGA:Anadolu’nun bir çok yöresinde yoğurtlu bulgur yada pirinç çorbasına verilen ad.

TOYGAR: Tarla kuşu.

TOYNAK:At,eşek gibi hayvanların tırnağı.

TOZ:Çok küçük ve hafif parçalara bölünmüş toprak.

TOZAK:Gizli düzen.

TOZAK:Toz fırtınası.

TOZAN:Çok ince toz tanesi.

TOZKOPARAN:Çok rüzgarlı yer.

TÖDÜRGE:Sivas ilinde bir göl.

TÖHMET:Birine yüklenen henüz aydınlanmamış suç. Suçlama.

TÖLT:Yalnızca İzlanda atlarında görülen dinamik bir koşu.

TÖMBEK: Diken meyvesi,böğürtlen çileği.

TÖMBEKİ:Özellikle İran’da yetişen ve nargile ile içilen bir tütün türü.

TÖMBELEK(DÜMBELEK): Küçük davul.

TÖMER:Türkçe öğretim Merkezinin kısa yazılışı.

TÖNGE: Tırpanla ekin biçenlerin korunmak için sol ayaklarına bağladıkları ot bağlamı.

TÖNGÜL:İzmir’in Ödemiş ve Tire ilçelerine özgü bir tür pide.

TÖR:Geleneksel Anadolu evlerinde,odada en saygın kişilere ayrılan baş köse.

TÖRE:Bir toplulukta benimsenmiş,yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin,kuralların,gelenek ve göreneklerinin,alışkanlıkların bütünü. Bir toplumdaki ahlakla ilgili davranış biçimleri.

TÖREN:Anma,kutlama,nişan,evlenme,ölüm gibi sebeplerle yapılan toplantı,merasim,seremoni.

TÖRPÜ:Bir şeyin yüzündeki pürüzleri gidermek,düzgünleştirmek için kullanılan kısa,ince,pürtüklü iğne.

TÖTON: Ortaçağda kurulan Alman şövalyelik tarikatına verilen ad.

TÖTONLAR: Eski Germanya halkı.

TÖVBE:Günahtan dönme.

TÖZ :Kök, asıl, cevher. Değişenlerin özünde değişmeden kaldığı varsayılan idealist kavram.

TR:Türkiye’nin plaka imi.

TRABLUS:Libya’nın başkenti.

TRAFALGAR: İngiliz donanmasının Amiral Nelson kumandasında 1805 de Fransız-İspanyol birleşik donanmasını yenilgiye uğrattığı deniz savaşı.

TRAFİK:Seyrüsefer.

TRAFO: Kent elektrik akımını sağlayan kuruluş.

TRAHOM: Bulaşıcı bir göz hastalığı.

TRAJEDİ:Konusunu efsanelerden veya tarihi olaylardan alan,acıklı sonuçlarla bağlanan bir tür tiyatro eseri,ağlatı.

TRAK:Bandırma açıklarında 1944 yılında batan Türk yolcu gemisi.

TRAK:Tropikal Asya kökenli bir pelesenk çeşidi.

TRAKE:Soluk borusu.

TRAKİT : Yanardağ kayalıkları arasında bulunan bir feldispat türü.

TRAKUNYA: Levrekgillerden ,yüzgeçleri dikenli ve zehirli, eti sevilen bir balık, çarpan balığı.

TRAM :Bir mimarlık yada şehircilik planını oluşturan ızgara,ağ. Fotomekanik işlemlerde duyarlı tabaka önüne yerleştirilen kareli veya ağımsı saydam bir malzemeden oluşan elek. Fotoğraf klişesi üzerindeki noktaların sıklığını,seyrekliğini belirleyen ölçü.

TRAMBOLİN:Somyaya benzer bir jimnastik aracı ve bu araç üzerinde zıplayarak yapılan spor.

TRAMPA:Para aracılığı olmaksızın,bir nesnenin dolaysız olarak başka bir nesne ile değiştirilmesi.

TRANÇA:İzmaritgillerden kemikli,beyaz etli bir balık.

TRANS: Medyumların ruhlarla temasa geçtikleri zaman içine girdikleri değişik bilinç hali.

TRANS: Odaklanmış dikkat ve farklı bir bilinçlilik halinin adı.

TRANSANDANTAL : Deney üstü.

TRANSATLANTİK:Atlantik Okyanusunu aşarak Avrupa ile Amerika arasında çalışan gemi.

TRANSFORMASYON:Biçim değişimi,dönüşüm.

TRANSFORMİZM :Dönüşümcülük.

TRANSFÜZYON :Kan aktarımı.

TRANSİLVANYA:Romanya’da tarihi ve coğrafi bir bölge.

TRANSİSTOR:Germanyum ve silisyum elementlerinin iletkenliklerinden yararlanmayı sağlayarak elektronik tüplerin elektrik titreşimlerini genişletmekte kullanılan alet.

TRANSİT: Bir yerden beklemeden,durmadan geçmek.

TRANSKRİPSİYON:Bir dildeki kelimelerin başka bir dilin alfabesi ile veya belirli işaretlerle yazılması,yazı çevrimi.

TRANSLİTERASYON:Yabancı yazıların,okunuşları dikkate alınmadan harf harf aktarılması,harf çevirisi.

TRANSPLANTASYON:Organ aktarımı.

TRANSPORT: Taşımacılık,nakliyat.

TRANSPOZE: Müzikte,bir şarkıyı yazıldığı tondan başka bir tona,aralıklarını koruyarak taşıma ya da aktarma.

TRANSVESTİZM: Genellikle cinsel haz alma amacıyla karşı cinsin kılığına girme.

TRANŞ:İnek veya dana budunun orta bölümü.

TRANŞÖR:Bir lokantada etlerin kesilmesiyle görevli metrdotel,

TRAP: Tiyatro sahnesinde yerde bulunan kapak.

TRAP:Havaya fırlatılan bir plakanın vurulması ilkesine dayanan atıcılık dalı.

TRAP:Hendek,tuzak.

TRAPEZ:Uçlarına bir çubuk bağlanmış iki düşey ipten oluşan bir jimnastik aracı.

TRAPEZUS (TRAPEZOS): Trabzon kentinin antik dönemlerdeki adı.

TRAPİST:Ömür boyu konuşmama ilkesine dayalı bir Hıristiyan tarikatının üyelerine verilen ad.

TRAPP:Büyük merdiven basamakları şeklinde volkan kayası.

TRATA :Çekilerek balık avlamaya yarayan,genellikle daire şeklinde el ağı. Torbalı balık ağı.

TRATTORİA: İtalya’da basit ve ucuz küçük restoranlara verilen ad.

TRAVERS: Üzerine rayların yerleştirildiği, yere enine konulmuş demir veya ağaç parçalarının her biri.

TRAVERTEN:Irmak ve kaynarca sularının buharlaşması sonucunda oluşan, çoğunlukla beyaz yada gri renkli katmanlı bir kayaç, pamuktaşı. Pamukkale örneğinde olduğu gibi,kimi kaynak sularının yığdığı kalker tortu.

TRAVESTİ: Karşı cinsin kılığına girmiş eşcinsel.

TRAVMA :Organizmada darbeyle oluşan bozukluk.Dışarıdan bir etkenin yol açtığı fiziksel ya da ruhsal yaraya denir.

TRAVMATOFOBİ: Travmaya maruz kalmaktan aşırı korkma.

TRE: Manyetik momentleri ölçmeye yarayan alet.

TRE:Bir maddedeki kükürt oranını tespit etmek için kullanılan alet.

TREAZ:İçinde deniz kabuğu kalıntıları olan kum.

TREBLİNKA:Polonya’da,binlerce Yahudi’nin öldürüldüğü ünlü Nazi toplama ve imha kampı.

TREFL: İskambildeki sinek rengine verilen bir başka ad.

TREFON:Embriyonlardan çıkarılan ve kullanılması hayvansal doku kültüründe kesinlikle gerekli olan besleyici madde.

TREKKİNG:Yüksek rakımlı ülkelerde turizm ve dağcılık etkinlikleri arasında yer alan yürüyüş gezileri . Dağ yürüyüşü.

TREMA:Kimi sesli harflerin üstüne konan yan yana iki nokta.

TREMOFOBİ:Titreme korkusu.

TREMOLA: Yaylı çalgılarda yayın süratli olarak çekilip itilmesini belirten müzik icra terimi.

TREMOLİT :İçinde magnezyum , kalsiyum , demir ve alüminyum bulunan amfibol grubundan doğal silikat.

TREN: Lokomotif ve onun çektiği veya ittiği vagonlardan oluşan ulaşım aracı.

TRENÇKOT:İçi astarlı,kemerli,su geçirmez pardösü,yağmurluk.

TREND:İstatistikte uzun süreli eğilim,yönelim. Gidiş,gidişat.

TREPAK:Ukrayna’ya özgü bir halk dansı.

TREPAN:Cerrahide kemikleri delmeye yarayan alet.

TRETMAN:Senaryo özeti.

TRETUVAR: Yaya kaldırımı.

TREVİ:Roma’yı tekrar görebilmek için içine para atılması adet olan ünlü aşk çeşmesi.

TREYİRA:Sentetik polyester ipliği ve bu iplikle dokunmuş kumaş türü.

TREYLER:Traktör veya kamyonlara,daha çok yük taşımalarını sağlamak için takılan araba.

TRİBOLOJİ :Birbirine sürtünen cisimlerin karşılıklı etkileşimini inceleyen bilim dalı.

TRİBUTUM:Eski Roma’da vatandaşlardan alınan dolaysız ve şahsi vergi.

TRİERES: Eski Yunanlıların savaş gemisi.

TRİGONOMETRİ:Üçgenleri hesaplamayı konu edinen matematik kolu.

TRİKE:Üç tekerlekli Alman motosikleti.

TRİKİNOFOBİ: Gıda zehirlenmesinden duyulan korku.

TRİKO:Örülerek dokunan bir cins yün kumaş.

TRİKOPATOFOBİ: Saç hastalıklarından korkma.

TRİKOSEFAL:Kırbaç kurdu.

TRİKOTAJ:Örme işleri.

TRİKOTÖZ: Fransız devrimi sırasında giyotinle idam edilenleri elinde örgüsünü örerek izleyenlere verilen ad.

TRİL:İki yanaşık notayı hızlı ve almaşık bir biçimde yineleyerek ortaya konan vokal ya da enstrümantal ses.

TRİLOJİ:Üçleme.

TRİM:Yelken-rüzgar açı ayarı.

TRİMARAN:Sert bir armatürle birleştirilmiş,uzun ve birbirine koşut üç gövdeden oluşan ve özellikle açık deniz yelken yarışlarında kullanılan tekne. İki yerine üç gövdeli katamaran türü.

TRİNKETA:Yelkenli gemilerde pruva direğinin en altta bulunan ana sereni ve bu serene bağlanan yelken.

TRİO :Müzikte üçlü.

TRİP:Uyuşturucu maddenin etkisinde olma,keyif hali.

TRİPOD:Fotoğraf makinesinin hareketsiz kalması ya da uzun süreli pozlama istendiğinde makinenin üzerine takılabileceği üç ayaklı sehpa sistemi.

TRİPOLİS: Denizli’nin Buldan ilçesinde antik bir kent.

TRİPTİK:Otomobiller için verilen geçici gümrük belgesi.

TRİREM :Üst üste üç ayrı güvertedeki kürekçilerin kol kuvveti ile yürüttükleri antik savaş gemisi.

TRİSKAİDEKAFOBİ: On üç sayısından korkmak.

TRİŞİN: Domuzlar,insanlar ve bir çok memelinin ince bağırsağında asalak olarak yaşayan ipsi bir solucan türü.

TRİŞÖR:Oyunda,özellikle pokerde hile yapan kimse,üçkağıtçı.

TRİTON: Dünyanın çevresini su altından dolaşan ilk denizaltı.

TRİTON: Yunan mitolojisinde belden aşağısı balık,belden yukarısı insan biçiminde ikincil deniz tanrısı. Yunan mitolojisinde Yunan kökenli olmayan deniz tanrısı.

TRİTYUM: Radyoaktif bir element.

TRİYAS:İkinci çağın yaklaşık 45 milyon yıllık dönemi.

TRİYO: Üç kişilik müzik topluluğu.

TRİYOLE: Kafiye şeması “ab aaa bbb” şeklinde olan 10 mısralı bir nazım biçimi.

TROCADERO: Bandırma vapurunun ilk adı.

TROÇKİ:Kızıl ordunun kurucusu olan Sovyet lider.

TROK:Ekonomide değiş tokuş,takas anlamında kullanılan terim. Değiş,mal değişi,trampa.

TROL :Teknelerle suyun dibinde sürüklenerek çekilen, geniş ağızlı balık ağı.

TROLL:İskandinav folklorunda,bazen büyü de yapabilen kötü ruhlu dev canavar.

TROMB :ABD’de,Batı Afrika’da ve dünyanın benzer başka ülkelerinde zaman zaman beliren,dönercesine yükselen dar çerçeveli hava hareketi.

TROMBOLİN: Üzerinde atlayarak ve sıçrayarak çeşitli hareketler yapılan, çelik yaylar üzerine gerilmiş bez ve bu bez üzerinde yapılan spor.

TROMBON: Sürgü kolunun hareketiyle değişik yükseklikte seslerin elde edildiği nefesli çalgı.

TROMBUS :Kan pıhtısı.

TROMP:Binanın bir bölümünü tutmaya yarayan köşe kubbesi.

TRONA:Cam üretiminde ve sanayide kullanılan soda külü.

TROPİKA:Dönence.

TROPOSFER : Atmosferin 11 km kalınlığında olan ilk katmanı.

TROS: Truva’yı kuran ve kente adını veren kahraman.

TROTİNET:Bir ayakla üzerine binilip,öbür ayakla yeri teperek yol alınan bir çocuk oyuncağı.

TROY:Değerli madenler için kullanılan İngiliz ağırlık sistemi.

TROYA: Çanakkale ilindeki Truva kenti.

TROYKA :Bir devletin yada bir şirketin yönetimini birlikte yürüten üç kişilik topluluk.

TROYKA:Rusya’da üç atla çekilen kızak veya araba.

TRÖST:Aynı alanda iş yapan çeşitli ortaklıkların hisse senetlerinin bir denetim teşkilatına teslim edilmesi ve yönetimin bir teşkilatı yöneten gruba aktarılmasıyla oluşan,tekelci sermayedarlığa dayanan ortaklıklar birliği.

TRUBADUR:On birinci yüzyılın sonundan on üçüncü yüzyılın sonuna değin Fransa,İtalya ve İspanya’nın bazı yörelerinde halk dilini kullanarak ürün veren şair-müzisyenlere verilen ad.

TRUD: Sovyetler Birliği döneminde para yerine kullanılmak üzere 1921 ve 1922’de kabul edilen emek hesap birimi.

TRUP:Aynı tiyatroda çalışan oyuncular topluluğu.

TRUPİYAL:Güney Amerika’da yaşayan ve Venezüella’nın ulusal kuşu sayılan güzel ötüşlü bir kuş.

TRUVAKAR :Uzunca kadın ceketi.Boyu ceketten uzun,mantodan kısa olan kadın giysisi.

TRUVAKARKOL:Dirsekle bilek arasında biten,bileğe kadar uzamayan kısa kol veya boyu.

TRÜF :Genellikle kahveyle birlikte yenilen bir tür çikolata.

TRÜF: Toprağın içinden çıkarılan siyah,yuvarlak,aromatik,çok kıymetli ve pahalı bir mantar türü. Yeraltında yetişen ve yenilebilen değerli bir mantar cinsi.

TRÜK:Sinema ve tiyatroda teknik ustalıkla yapılan gösteri.

TSAMPA:Tibet köylülerinin temel besinini oluşturan arpa unu.

TSANTSA: Güney Amerika’da yaşayan Jibarolar (Jivarolar da denir) ,özel işlemlerle portakal kadar küçültülen düşman kafasına verilen ad.

TSE: Türk Standartları Enstitüsü.

TSODİLO:Botsvana’da,4500 den fazla kaya resmini barındıran ve bu nedenle unesco tarafından dünya mirası listesine alınan yöre.

TSUNAMİ:Deniz tabanında oluşan depremin yarattığı büyük dalga. Deprem dalgası.

TSUZUMİ:Gövdesinin ortası kum saati biçiminde boğumlu,iki yüzlü Japon davullarının genel adı.

TT:Trinidad-Tobago’nun plaka imi.

TUAK:Endonezya’ya özgü,palmiyeden elde edilen bir içki.

TUAL:Yağlı boya resim yapmaya yarayan bez.

TUAREGLER:Cezayir,Libya ve Mali’nin bazı bölgelerinin de içinde olduğu geniş bir alanda yaşayan ve Berberi dillerinden birini konuşan halk.

TUATARA:Yeni Zelanda’da yaşayan iri bir kertenkele.

TUBA :Kökü yukarıda dalları aşağıda olduğuna inanılan cennet ağacı.

TUBA:Romalılardan kalma bakırdan yapılmış bir nefesli saz.

TUBELESS :İçsiz.

TUDE: Küme, yığın.

TUDOR: İngiltere’de 1485-1603 yılları arasında hüküm süren Gal kökenli hanedan.

TUFA:Argo’da silahla yapılan hırsızlık.vurgun,kazanç.

TUFEYL: Küçük çocuk.

TUFEYLİ :Asalak.Başkasının sırtından geçinen kimse.

TUGAY: Alayla tümen arasında bir askeri birlik.

TUĞ: Bazı kuşların tepelerinde bulunan uzunca tüy,sorguç.

TUĞ: Makam,rütbe ve iktidarı temsil eden ve bir gönder (sırık) üzerine takılan at kılından yapılmış alem.Tuğ,aynı zamanda bağımsızlığın bir sembolü sayılmıştır.

TUĞ:Padişahların ve vezirlerin başlarına taktıkları başlıkların ön tarafında bulunan tüy veya püskül biçimindeki süs.

TUĞLA: Duvar örmekte kullanmak için kalıplara dökülüp güneşte kurutulduktan sonra özel ocaklarda pişirilen balçık.

TUĞRA: Osmanlı padişahlarının hükümdar mührü ya da imzası yerine kullandıkları sembolleşmiş işaret.Resmi belgelere veya paralara tuğrakeş denilen katiplerce basılmıştır.

TUĞRİK: Moğolistan’ın para birimi.

TUĞYAN: Akarsu taşması, kabarması.

TUHAFİYE: Çorap, mendil,eldiven gibi giyime ve kurdele,dantel gibi giysi süsüne yarayan şeyler. İncik boncuk işleri.

TUHALA(TUHANA): Gümüşhane yöresine özgü,süt kaymağına un katılarak yapılan bir yiyecek.

TUHFE: Armağan,hediye.

TUİ: Yeni Zelanda’da yaşayan ötücü bir kuş.

TUJ:Kars, Ardahan ve Iğdır yörelerinde yetiştirilen beyaz yünlü koyun cinsi.

TUKAN:Tropikal Amerika’da yaşayan kimi hafif gagalı kuşların ortak adı.

TUL:Eski dilde boylam. Uzunluk.

TULANİ:Uzunluğuna,uzunlamasına olan,boyuna.

TULAREMİ:Tavşan vebası da denilen,özellikle yabanıl hayvanlarda,bazen de insanda görülen,akut enfeksiyon hastalığı.

TULKU:Tibet Budizm’de,ölen bilge bir kişinin ruhunun girdiğine inanılan çocuklara verilen ad.

TULLAB:Eski dilde öğrenciler anlamında sözcük.

TULU:Güneşin doğması.

TULUAT: Yazılı metni olmayan,kararlaştırılmış taslağı, yerine zamanına göre oyuncular tarafından,sahnede yakıştırılan sözlerle tamamlanan oyun,doğaçlama tiyatro.

TULUK: İçine pekmez, peynir, yağ vs konulan ya da yayık olarak kullanılan deri tulum.

TULUM: Bazı yiyecek ve içecekler için koruyucu kap olarak kullanılan,önü yarılmadan bütün olarak yüzülmüş hayvan derisi.

TULUM:Deriden hava deposu bulunan üflemeli bir çalgı,gayda.Delinmeden ve bozulmadan çıkarılmış bir koç tulumu ile bunun kol bölümlerine takılmış nav ve ağızlıktan oluşma üflemeli bir halk çalgısı.

TULUMBA: Sıvıları alçak yerlerden çekmeye veya yüksek yerlere çıkartmaya yarayan bir araç.

TULUMİNİ: Konya’nın Beyşehir ilçesinde bir mağara.

TULUNTAŞ: Ankara’nın Gölbaşı ilçesinde,sarkıt ve dikitleriyle ünlü mağara.

TULUP :Atılmış, eğrilmeye hazırlanmış, top biçiminde yün veya pamuk .

TULUP:Rus köylülerinin giydiği koyun postundan yapılmış üstlük.

TULUYHAN:Cengiz Han’ın oğullarından biri.

TUM:Ham incir.

TUMAĞAN: Karabatak kuşuna verilen bir başka ad.

TUMAN:Halk dilinde don,şalvar. İç donu.

TUMBA: Tek yüzeyi deriyle kaplı davul.

TUMBADIZ:Kısa ve şişman kimse.

TUMŞUK:Papağan,kartal gibi kuşların kemerli gagası.

TUMTURAK: Gerekli olmadığı halde kulağa hoş gelen,gösterişli kelimeler kullanma.

TUMTURAKLI :Bir anlam bildirmeyen , anlama bir şey katmayan ama kulağa hoş gelen söz ve anlatımı ifade eder.

TUN:Gizli yer,köşe bucak.

TUNA: Avrupa’nın Volga’dan sonra ikinci uzun ırmağı.

TUNÇ: Bakır,çinko ve kalay alaşımı,bronz.

TUNDRA(TUNDURA): Kutup bozkırı.Üstü karla örtülü topraklara ve kuzey kutbuna yakın bozkırlara verilen ad.

TUNER:Bir elektrofonun veya başka elektro-akustik sistemin yükseltici ve hoparlörleriyle birlikte kullanılmak üzere tasarlanmış güç yükseltici olmayan radyo alıcısı.

TUNG :Çin’de yetişen ve meyvelerinden kurutucu bir yağ elde edilen ağaç.

TUPACAMARU: Peru köylülerinin İspanyol egemenliğine karşı giriştiği başarısız ayaklanmanın önderliğini yürüten ve 18. Yüzyılda yaşayan Perulu yerli devrimci.

TUPİ: Güney Amerika yerlilerinin konuştuğu bir dil ailesi.

TUR:Dolaşma.

TURA:Halat gibi örülmüş iplik çilesi.

TURA:Metal paranın resimli yanı.

TURABDİN:Mardin’in Midyat ilçesinde Süryani mimarisi açısından zengin bir bölge.

TURAÇ: Bıldırcına benzer bir kuş. Sülüngillerden soyu azalmış bir kuş türü.

TURAKO: Afrika’da yaşayan,rengarenk parlak tüylü bir kuş.

TURAN:Türklerin Orta Asya’daki en eski yurtlarına verilen isim.

TURANDOT:Carlo Gossi’nin bir komedyası.

TURANİ: Eskiden Orta Asya’da yaşamış olan halklar için kullanılan sözcük.

TURBA :Yarı kömürleşmiş bitki yakıtı.

TURBALIK: Tabanında çürümüş bitki artıklarından bir katmanın bulunduğu bataklık.

TURFA:Az bulunan,eski,nadir.

TURFANDA: Mevsimin başında ilk yetişen meyve sebze.

TURGAY:Tarlakuşu,toygar.

TURHANBAYTOP:Türkiye’nin tıbbi ve zehirli bitkileri,Türkiye’de bitkiler ile tedavi,Türkçe bitki adları sözlüğü gibi yapıtlarıyla tanınmış eczacımız.

TURİNG:Gezinti,seyahat.

TURİZM: Dinlenmek,görmek ve tanımak gibi amaçlarla yapılan gezi.

TURKUAZ:Yeşile çalan mavi renk.

TURNA:Göçebe bir kuş.

TURNAGEÇİDİ:Baharda esen bir fırtına.

TURNAGÖZÜ:Berrak ve parlak sarı. Açık sarı renk.

TURNAKIRI:Kırmızımtırak gri renk.

TURNALAR:Bingöl’ün Solhan ilçesinde,içinde yüzen iki adacığı da bulunan bir göl.

TURNALIK: Ordu ilinde bir yayla.

TURNİKE: Basketbolda koşarak potaya en yakın mesafeden,çarptırarak veya direk çembere tek elle atılarak yapılan şut.

TURNİKE: Acil durumlarda bir kol ya da bacağın ana atardamarını sıkıştırmak ve kanamaları durdurmak için kullanılan alet.

TURNO: Denizcilikte kullanılan tek dilli makara.

TURNUSOL:Bir takım bitkilerden elde edilen mavi boya maddesi.

TURPİZM:Geleneksel şiirin estetizmine sırt çeviren çirkine ve biçimsizliğe dayanan şiir akımı.

TURSUNFAKİH: Kayınpederi olan Şeyh Edebali’den tefsir,fıkıh ve hadis dersleri almış,Osman Gazi adına ilk hutbeyi okumuş din bilgini ve şair.

TURTA: Üzeri yufka kaplı meyveli ya da kakaolu bir pasta çeşidi.

TURTA:Bir pasta çeşidi.Meyveli ya da kakaolu bir pasta türü.

TURUNCU: Kızıl sarı renk,turunç rengi.

TURUNÇ:Marmaris ilçesinde doğal güzelliğiyle tanınmış bir koy.

TUŞ:Haldun Taner’in bir öykü kitabı.

TUŞE :Eski dilde nevale,azık.

TUŞE:Klavyeli çalgıları çalma biçimi.

TUŞPA:Urartu devletinin başkenti olan Van’ın o dönemdeki adı.

TUTA: Bir domates hastalığı.

TUTAÇ: Laboratuar maşası.

TUTAK :Ağrı’nın bir ilçesi.

TUTAM: Çok küçük bir miktar,fiske.

TUTARIK (TUTARAK)(TUTARGA) : Sara hastalığı.

TUTİ:Eski dilde papağan.

TUTKAL:Deri ve kıkırdak gibi hayvansal maddelerden elde edilen,katılaşıp sertleşme özelliğiyle tahta,kağıt vb yapıştırmaya yarayan bir madde.

TUTMAÇ:Dört köşe kesilmiş küçük hamur parçalarından yapılan yoğurtlu çorba.

TUTSİLER: Ruanda ve Burundi topraklarında yaşayan bir halk.

TUTTİ:Bir orkestradaki tüm çalgılarla çalınan bölüm.

TUTTİFRUTTİ:Meyve şekerlemeleriyle süslenmiş çilekli dondurmayla kaplı vanilyalı dondurma.

TUTTURGAÇ:Ataş.

TUTU :İpotek, rehin.

TUTULUM:Bir yıl boyunca Güneş’in gökküresi üzerinde çizdiği çemberin sınırladığı daire.

TUTYA:Çinko.

TUVAL:Ressamların kullandığı gerdirilmiş,astarlanmış keten,kenevir veya pamuklu kaba kumaş üzerine yapılan resim. Yağlı boya resim yapmaya yarayan bez ve bu bez üzerine yapılmış tablo.

TUVALU:Büyük Okyanusta bir ülke.

TUYUĞ:Divan edebiyatında,dört dizeden oluşan bir şiir türü. Mani biçiminde aruzla yazılmış manzume.

TUZ: Bir asitteki hidrojenin yerini bir bazın almasıyla oluşan bileşim.

TUZLA: Kıyılarda,tava denilen havuzlara deniz veya göl suları akıtıldıktan sonra kurutularak tuz çıkarılan yer,memleha.

TUZLAMA: Suda haşlanmış kestane.

TUZLAMA: Taneleri büyük parçalar halinde doğranmış işkembe çorbası.

TUZRUHU: Hidroklorik asit.

TÜF :Yanardağların püskürttüğü kül, kum ve lav parçacıklarından oluşan gözenekli ve hafif çökelti taşı.

TÜFE :Tüketici fiyat endeksinin kısaltması.

TÜKENMEZ:Peynirli bir çorba.

TÜL:Çok ince gözenekli pamuk,ipek veya sentetik dokuma veya bu dokumadan yapılmış perde.

TÜLAREMİ:Avcı hastalığı,tavşan vebası gibi adlar da verilen ve kenelerle bulaşan bir hastalık.

TÜLBENT:Pamuktan ince ve seyrek dokunmuş hafif ve yumuşak bezden yapılmış baş örtüsü,yemeni,yazma veya sarık.

TÜLE: Bir çeşit av köpeği.

TÜLİNTEPE: Elazığ ilinde,MÖ beş bin yıla tarihlenen bir höyük.

TÜLÜ:Karaman’da Yörükler tarafından dokunan bir cins halı.Yünden ve tiftikten el tezgahlarında dokunan uzun havlı (tüylü) halı.Örtü ve döşemelerde kullanılır.

TÜLÜ:Kimi yörelerde uzun tüylü,süslü,güreşçi erkek deveye verilen ad.

TÜLÜŞAH: Konya yöresinde yetişen,bir buçuk metre kadar boylanabilen,sarı çiçekli ve kokulu bir bitki.

TÜLÜTABAK: Kurtuluş Savaşı yıllarında,Balıkesir yöresinde,ürkütücü bir görünüşe bürünerek düşman askerlerini korkutmayı amaçlayan kişilere verilen ad.

TÜMEN:Tugayla kolordu arasında yer alan birlik.

TÜMEVARIM:Felsefede tekil olandan genel olana giden,tek tek olgulardan genel önermelere varan yöntem,endüksiyon.

TÜMÜLÜS:Bir mezar odasının üstüne taş ve toprak yığılarak oluşturulan yapay tepecik.Eski mezar odalarının üzerine yapılan küçük hücre.

TÜMÜR:Bağırsakların iç yüzeylerinde bulunan pürtüklerin adı

TÜN:Gece.

TÜNGÜR: Şamanların ayin sırasında ruhları çağırmak için çaldıkları davul.

TÜNİK:Pantolon ya da etek üzerine giyilen uzun bir kadın giysisi.

TÜRAB(TURAB): Toprak,toz.

TÜRBE: Genellikle ünlü bir kimse için yaptırılan ve içinde o kimsenin mezarı bulunan yapı.

TÜRBEDAR: Türbe bekçisi.

TÜRBÜLANS:Burgaçlar oluşturarak akan bir akışkanın devinimi.

TÜRE:Hak ve hukuka uygunluk,adalet.

TÜREV: Bir madde üzerinde yapılan kimyasal işlemler sonucu elde edilen bir başka madde.

TÜRKAN: Türkler.

TÜRKANİ: Türk kadınlarının giydiği bir tür ferace.

TÜRKANSAYLAN:Türkiye’de cüzam hastalığının tedavisinde büyük başarı göstermiş,kız çocuklarının okuyabilmesi için Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ni kurmuş olan ünlü bilim kadını.

TÜRKBÜKÜ:Bodrum yakınlarında turistik bir belde.

TÜRKELİ: Sinop’un bir ilçesi.

TÜRKELİ:Avşa adasına verilen ad.

TÜRKGÖZÜ: Türkiye ile Gürcistan arasındaki sınır kapısı.

TÜRKMANİ:Azerilerde özel bir ezgiyle okunan halk türkülerine verilen ad.

TÜRKOFİLİ: Türkleri sevme.

TÜRKOFOBİ: Türkleri sevmeme,Türklerden korkma.

TÜRKOPOL: Ortaçağda Latin devletlerinin hafif süvari birliklerine verilen ad.

TÜRKUVAZ: Firuze,Firuze rengi,Türk mavisi.

TÜRKYEMEZ: Bir armut cinsi.

TÜTEKLİK: Hamamlarda,duvar içinde sıcak hava ve dumanın dolaşımı için yapılmış özel künk düzeni.

TÜTÜ:Balerinlerin giydiği eteklik.

TÜVAN: Güç,takat.

TÜVANA:Eski dilde dinç, güçlü, kuvvetli.

TÜVEYÇ: Eski dilde taç yaprak.

TÜVİT: Çeşitli kalınlıkta ve kaba yüzeyli kumaşların ortak adı.

TÜYO:Yarış öncesinde belirlenen yada tahmin edilen yarışmacı hakkında verilen gizli bilgi. Bir kaynaktan duyma,kopya.Gizlice verilen önemli haber.

TÜZE:Hukuk.

TÜZEL:Hükümle ilgili,hükmi.

TÜZÜK:Statü.

TYAGLO: Eski Rusya’da,sağlıklı bir karı kocanın sürebileceği toprak parçası.

TYKHE: Mitolojide iyi ve kötü kader tanrıçası.

TYURATAM: Kazakistan’daki Baykonur Uzay üssüne verilen bir başka ad.

 

Son Güncelleme: Çarşamba, 30 Nisan 2014 14:55