Perşembe, Eylül 23, 2021

Lübnan Yine Sahnede

Lübnan Yine Sahnede

Selim Sinan öztürk

15.04.1981/01.05.1981 – Türkeli’nin Sesi

Arap Barış gücüne bağlı birliklerin son günlerde hıristiyan milisleriyle Zahle yakınlarında giriştiği çarpışmalar üzerine Lübnan’ın durumu yine gündeme geldi.

İran – Irak savaşı aylardır dikkatleri üzerine çekerken, Lübnan’da yer yer çatışmaların olduğu haberi gelince, yine İsrail’in yahudi entrikası aklımıza geldi ve ister istemez Lübnanın nereden nereye geldiğini hatırladık.

Lübnan, toprak bakımından bizim vilâyetlerimizi hatırlatan bir toprak bütünlüğüne sahip, küçük bir ülke. Toprak bakımından küçük olmasına rağmen, petrolün silâh olarak kullanılmaya başlandığı yıllara kadar diğer Arap ülkelerine nazaran hayat seviyesi yüksekti. Ülke ekonomisini ayakta tutan ticaretti. Orta-doğunun önemli bir ticaret merkezi sayılırdı.

Bir başka yanıyla da Lübnan, ortadoğunun kumar ve fuhuş yuvasıydı. Eğlenmek isteyen ve çölün sıcağından kaçan zevkine düşkün Araplar Lübnan dağlarının eteklerinde rahatça tatil geçiriyorlardı. Para borsasını elinde tutan zenginler Beyrut’tan bütün dünyanın altın, elmas, petrol, buğday, demir, gümüş, kalay borsasını idare ederlerdi. Kumarbazların, sarhoşların, kadın tüccarlarının cirit attığı bir yer halindeydi.

Resmi lisan Arapçadır. Cumhurbaşkanlığı makamına hemen hemen bir diktatörlük kudreti tanınmıştır. Sömürgeci Fransızlar burayı terketmeden önce kendilerine yakın gördükleri Hristiyanlara uydurma bir nüfus sayımı ile yönetimi ve ekonomiyi devretmişlerdir. 1943’lerde varılan bir anlaşmaya göre Cumhurbaşkanı hıristiyan marûnilerden, Başbakan Müslümanlardan meclis başkanı dürzîlerden seçilmektedir. Emniyet ve ordu hıristiyanların tekeli altındadır.

Ürdün’den silah zoruyla kovulan, Suriye’den kabul görmeyen, İsrail’in perişan ettiği Filistin mültecileri 1973 te Suriye sınırını geçerek Lübnan’a girdiler. Lübnan ordusuyla yaptıkları çarpışmalara rağmen ülkenin güneyine yerleştiler ve kendilerini kabul ettirdiler.

Lübnan’a yerleştikten sonra çadırlarda fakir bir şekilde yaşayan Filistin mültecilerine destek sağlamaya çalışan Yaser Arafat, Lübnan’da yer yer meydana gülen mevzi çatışmalardan kendini uzak tuttu. Karışmadı.

1975 te Sayda şehrinde balıkçılarla askerlerin çatışmasından sonra Lübnan’lı Müslümanlarla hıristiyanlar arasındaki gerilim iyice arttı. Müslümanların çoğunlukta olduğu bir ülkede Cumhurbaşkanı da Müslümanlardan seçilmeliydi. Tartışmalar büyüdü. Yer yer sokak çatışmaları oluyordu. Ordu da ikiye bölünmüştü. Askerler sokakta cereyan eden hadiselere karışmıyor, sadece seyirci kalıyordu.

Zenginler ve işadamları henüz rahattı. Nasıl olsa Amerika veya Fransa gelir bu başıbozukluğu düzeltir diye umuyorlardı.

Ancak 12 Nisan 1975 te meydana gelen bir katliam olayların tuzu biberi olmuştu. Bir grup Filistinli genç bir dini merasimden sonra otobüslerle evlerine dönüyorlardı. Otobüs hıristiyan falanjistlerin mahallesinden geçerken bir yaylım ateşi başlamış, kurşunların nereden geldiği bilinmeden otobüsteki 26 genç derhal ölmüş, bir o kadar çocuk da ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştı. Bir anda 26 kişinin ölümü o güne kadar hiçbir olaya karışmayan Filistin örgütünde bomba tesiri yaptı. Silâhını kapan sokağa döküldü.

Artık kimse kimseyi zaptedemiyordu. Kanlı olaylar peşpeşe devam etti. Beyrut boşalıyordu artık. Müslümanlarla hıristiyanlar arasındaki çarpışmalar gittikçe şiddetlendi. Radyo ve Tv.lerde olay dünyaya, sağcı Müslümanlarla solcu hıristiyanlar çarpıştılar diye aksettiriliyordu.

Sokak çarpışmaları tam 19 ay sürdü. Gazeteler o sıralarda “30 yıldır dünyamız Lübnan iç savaşı gibi bir savaş görmedi” diye yazıyorlardı.

Bu arada Suriye birlikleri de devreye girdi. İsrail devleti kurulduğundan bu yana bütün Arap ülkelerinin ihanetine uğrayan, yıllardan beri çadırlarda paçavralar içinde yaşamaya zorlanan Filistinliler, bu defa da Lübnan’da oyuna gelmişlerdi. Sovyet silâhları ile donatılmış olan Suriye, Amerika’nın, işaretini vermesinden sonra Filistinlileri katlederken hiçbir Arap ülkesi ses çıkarmamıştır. İsrail Başbakanının “General Esad’a teşekkür borçluyuz, istediğimizden de fazla Filistinli öldürdü” sözü karşısında herkes duymamayı tercih etmiştir. Filistin hareketini yok etmeyi amaçlıyorlardı herhal..

Suriye Filistini vurur da hıristiyanlar durur mu. Altmış gün muhasara ve top ateşi altında tuttukları Tel Zaatar mülteci kampını yerle bir ettiler. Hıristiyanların çoluk çocuk ayırmadan yaptıkları bu katliam basınımızda da geniş akisler uyandırmıştı, o zamanlar.

Suudi Arabistan, Libya, Sudan ve Suriye’den müteşekkil Arap Barış gücü teşkil edildi ama bu güç de iç savaşı sona erdiremedl.

Nihayet 19 ay sonra sustu silâhlar. Neticede yapılan resmi açıklama şöyleydi: “64 bin ölü, 218 bin yaralı, 6 bin kayıp, 6 bin sakat, 1 milyon göçmen, herşeyiyle iflâs etmiş bir ekonomi, 20 bin kişilik bir işgal ordusu ve yıkılmış bir demokrasi.”

Bir zamanlar Ortadoğunun eğlence ve kumar merkezi olan zengin Beyrut, bir harabe haline gelmişti. Hiç şüphesiz bu olayların ardındaki emperyalist güçler ve İsrail durumu sevinçle karşılamıştır. Tahminimiz odur ki müslümanların birbirine düşürüldüğü yerlerde mutlaka siyonizmin parmağı vardır.

Son günlerde Lübnan’da yine çarpışma haberleri geliyor. İran – Irak savaşı ise aralıksız sürüyor. Fakat alıştık herhalde ölenlere öldürenlere. Nuri Pakdil’in dediği gibi : “Hepimiz ölüm karşısında duyarlığımızı mı yitirdik ne? Yoksa kanıksadık mı ölümü? Neden ırgalamıyor bizi insanların birbirlerini durmadan öldürmeleri? Bununla insan soyu tükenmiyor ama birşeyler tükeniyor insanda; insanın erdemi, insan ölüm karşısında duygusuzlaştıkça, çözülüyor, dağılıyor, tükeniyor.”

SeSiÖz
Selim Sinan Öztürk. Ayancık doğumlu. İHO ve AÖF Önlisans mezunu. Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardı, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu kişisel olarak hazırladığı site ismi olarak benimsedi. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadı. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments