Ana Sayfa Haber Ayancıktan Haberler Sinop'ta İsrail'in Mescid-i Aksa'ya saldırıları protesto edildi

Sinop’ta İsrail’in Mescid-i Aksa’ya saldırıları protesto edildi

16 Kasım 2014 pazar günü Sinop’ta sahildeki Uğur Mumcu meydanında, İHH, MEMURSEN, AYİMMDER gibi sivil toplum kuruluşlarının organizesiyle, İsrail’in son günlerde Mescidi Aksa’da yaptığı zulümü protesto mitingi düzenlendi. Mitinge Ayancık’tan da bir otobüs ve özel arabalarla katılanların yanında diğer ilçelerden de katılım oldu. Ellerindeki Türk ve Filistin bayraklarıyla alanı dolduran grup, tekbir getirerek, “Kahrolsun İsrail”, “Hamas’a selam, direnişe devam”, “Katil İsrail, Filistin’den defol” sloganlarıyla İsrail’i protesto etti.

Proğram Din görevlisi Vasıf Aslan’ın Kur’an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Daha sonra İHH Sinop Temsilcisi Sefa Yalın, İsrail’in İslam coğrafyasının parçalanmışlığından, Müslümanların sessizliğinden, Müslüman halkların başındaki liderlerin İslam ülkelerinde yapılanlara kayıtsız kalmasından dolayı cesaretlendiği söyledi. Sinop’a gelerek mitinge katılan Gazeteci-Yazar Nevzat Çiçek de, İsrail’in asıl amacının Mescid-i Aksa’yı yıkmak ve ortadan kaldırmak olduğunu söyledi ve Mescid-i Aksa’nın Müslüman’ların namusu olduğu belirtti. Miting, din görevlisi Engin Balcı’nın okuduğu dua ile son buldu.

Gazeteci yazar Nevzat Çiçek’in konuşması videosunu buradan izleyebilirsiniz >>>

Sinop’a gelerek mitinge katılan, Ülke Tv yorumcusu gazeteci yazar Nevzat Çiçek konuşmasında şunları söyledi:

” Şimdi öncelikle şunu söyleyelim. İslam dünyası, belki klişe bir laftır ama tarihinde olmadık saldırıların tam şu an merkezinde bulunuyor. Sebebi çok basit. Çünkü İslam dünyası aynı zamanda bir uyanış hamlesini de kendisi gerçekleştiriyor. Yani siz Açe’deki kardeşlerinizi, Darfur’daki kardeşlerinizi, Mısır’daki kardeşlerinizi, Myanmar’daki kardeşlerinizi bu zaman diliminde hatırladınız. Ekmeğinizi onlarla yeni paylaştınız. Dualarınıza onları daha güçlü bir şekilde kattınız. Ve dolayısıyla aslında siz İslam dünyasını yeni yeni tanımaya başladınız. Aynı şekilde onlar da Türkiye’den Osmanlı’nın bir mirası olarak umudu yenei yeni vermeye başladı. En son seyahatimizde Patani’de bir camiyi ziyaret ettiğimizde onlarda bir deyim vardı. Şunu söylüyorlardı. Tayland Patani’de.. “İstanbul’dan yardım gelmezse Patani asla özgürleşmez.” Dedik ki bu neyin sözüdür. Gündelik yaşamda kullanıyorsunuz ama bu neyin sözüdür. Dediler ki İngilizler burayı işgal ettiklerinde biz Osmanlı halifesine bir mektup gönderdik. Dedik ki, bizim halimize bakın. Eğer cihad edin diyorsanız, cihad edelim. Hicret edin diyorsanız hicret edelim. Sesinizi çıkarmayın diyorsanız sesimizi çıkarmayalım. Ve Osmanlı bunun üzerine 44 tane askerini oraya gemiyle yollar. Ve o askerler İngilizlere esir düşer. O gün bugündür Patani’de o deyim kullanılır. “İstanbul’dan yardım gelmezse Patani asla özgürleşmez.” Biz biliyoruz ki İstanbul’dan yardımın gitmesi için Kudüs’ün Mescid-i Aksa’nın düşmemesi lazım. Çünkü biz biliyoruz ki Mescid-i Aksa aynı zamanda bir müslümanın namusudur. Bu namusu çiğnetmemek lâzım. Peki İslam dünyasında bu kadar saldırı niye yapılıyor?. İslam dünyasından ne isteniyor sorusunun cevabını bulmak lazım. Şimdi, batı yeni bir projeyi devreye koydu. O da şu. Daha önce bilfiil saldırı haline getirdiği İslam dünyasını kendi içindeki insanlarla karşı karşıya getirmekte bir strateji uyguluyor. Biz buna İslama karşı İslam diyoruz. Yani dikkat edin İslam dünyasındaki birçok saldırının karşısında İslam dünyasının unsurları olan müslümanlar birbirleriyle savaşır hale getirildi. Bu projeyi ortaya koyarken de şöyle bir strateji uyguladılar. Dediler ki, bazı coğrafyalarda coğrafyayı kutsallaştıracağız. İslam ülkeleri arasında coğrafyadan coğrafyaya karşı bir direnç hattı oluşturacağız. Nasıl oluşacak?. Yani kendi böldükleri sınırlar için müslüman dünyasının birbirine saldırması için olanak verecekler. Bu yaşanıyor mu? Yaşanıyor.  Birçok yerde yaşanıyor mu? Evet, yanı başımızda Suriye’de 80 yıl önce aynı olduğumuz insanlarla şu an biz sınır hattının diğer tarafındayız. Diğer taraftan dediler ki, o tutmazsa mezhebe karşı mezhebi oluşturacağız. Bu insanları mezheple birbirine düşman edeceğiz. Birbirlerini kesmelerinin olanağını araştıracağız. Bunu yapıyorlar mı? Yapıyorlar. Allahü Ekber diyen de müslüman kardeşini öldürüyor mu? Öldürüyor. Suriye’de ve birçok yerde bu karşımıza çıkıyor mu? Çıkıyor. Üçüncüsü dediler ki, bu da tutmazsa ozaman diyeceğiz ki kardeşim bakın bir ılımlı islamcı var, bir radikal islamcılar var. Dolayısıyle ılımlı islamcılarla radikal islamcıları karşı karşıya getireceğiz. İktidar için bunlar birbirini boğazlıyacaklar. Bu gerçekleşiyor mu? Gerçekleşiyor. Peki bütün bunlar yaşanırken batı dünyası İslam dünyası için ne diyordu. Bu insanlar sandığa inanmaz. Bu insanlar demokrasiye inanmaz. Bu insanlar halka inanmaz diyorlardı, değil mi? Mısır’da ne oldu? Mısır’dan önce Cezayir’de ne oldu? İnsanlar sandığa gitti. O batının inanmaz dedikleri insanlar kendi tercihlerini kullandılar. Yüzbine yakın insan katledildi Cezayir’de ve o sandıklar geçersiz sayıldı. Mısır’da, yanıbaşınızda ihvan hareketini nasıl kendi içerisinde Sisi belasıyla alaşağı edildiğini görüyorsunuz. Ben Mısr’a gittiğimde şaşırmıştım. Niye şaşırmıştım, biliyor musunuz? Ramazan ayında o katliamlar gerçekleşirken şahit olduğum için, Allah’ın huzurunda rahatlıkla konuşabiliyorum. İnsanların, o askerlerin elinde Kur’anı Kerim inmiyordu. Boş zamanlarında Kur’anı Kerimi sürekli ellerinden düşürmüyorlardı. Ama o insanlar, iftarlarını açtıktan sonra Adeviye meydanında yanıbaşımızda duran insanları katletmekten de çekinmiyorlardı. O kanlı ellerini yıkayıp namaza durabiliyorlardı. İşte tam da batının istediği İslam, böyle bir İslamdı. Şimdi Mescid-i Aksa’yı İsrail niye yıkıyor? İslam dünyası bu haldeyken, bu sorunlarla uğraşırken, kendi içinde bitün bunlarla birlikte mücadelesini verirken, İsrail şunun farkında. Bana kimse söz söyleyemez. Zaten İsrail’in efendileri İslam dünyasını İsrail’le birlikte bu hale getirdiler. Zaten kan gölüne çevirdiler. Zaten onlar herhangi bir şekilde bir uyanışın gerçekleşmesini istemiyorlar. Mısır’da birşey gerçekleşecekse alaşağı ediyorlar. Türkiye’de birşey gerçekleşecekse alaşağı ediyorlar. Bunun yolunu hemen kapatıyorlar. Peki niye istiyor İsrail? İsrail şunun farkında. Diyor ki, kendi kitabına göre, tahrif edilmiş kaynağına göre söylüyor. Diyor ki; Ben Süleyman Mâbedini inşa etmediğim sürece benim burada kalıcı olmamın herhangi bir olasılığı yok. Peki, ne yapacağım, o zaman Mescid-i Aksa’yı yıkacağım. Şimdi bunu, İsrail, kuruluşundan itibaren çok net biçimde, sistematik biçimde uyguluyor. Benim anlamadığım İslam dünyası bunu bildiği halde, hâlâ bunu alaşağı edecek herhangi birşey yapmadığı takdirde, bir de üstüne üstlük, bunlara ciddi anlamda destek çıkıyor. Bakın en son, o Mescid-i Aksa’nın etrafındaki evlerin finansmanını kim verdi biliyor musunuz? Bir İslam ülkesi olan Birleşik Arap Emirlikleri verdi. Onlar o evleri aldılar İsrail’lilere teslim ettiler. Peki İsrail bu hamlesiyle neyi söylüyor? Diyor ki;

1) Ben burada Süleyman mâbedini inşa edeceğim.

2) Mâbedi inşa ettikten sonra, Hz. Musa’nın sandukasına ulaştıktan sonra Hz. Süleyman’ın mührüne ve yüzüğüne ulaştıktan sonra ben dünyada kalıcı olacağım. Nasıl olacağım? Hz. Süleyman o yüzükle cinlere hükmediyordu. Ben o yüzüğü bulduğum takdirde cinlere hükmedeceğim. İslam dünyasına hükmedeceğim ve güç, ben olacağım. Böyle film gibi geliyor değil mi?

Ama adamlar buna inanmış. Çok acı bir şey. Adam bir duvarı için bütün ulusunu feda ediyor. Bir duvarı için herşeyi yapıyor. Ama yanıbaşımızda binlerce yıllık tarihimizi yine bizim içimizden çıkanlar yıkıyor. Dolayısıyla aslında şunu anlamamız lazım. İsrail’in bugün yaptığı yeni bir olgu değil. Bunu islam dünyası böyle çaresiz olduğu sürece, sürekli olarak deneyecek. Yani bir suyun kaynaması noktası gibi islam dünyasının reaksiyonuna bakacak. Mescid-i Aksa işgal edildi değil mi? Mescid-i Aksa’ya postallarla girdiler değil mi? Peki, Mescid-i Aksa ilk kıblemiz mi? Allah’ın Rasûlünün Mi’rac hadisesinin gerçekleştiği yer mi? Ecdadımızın emaneti mi? Peki, buna karşı islam dünyası ne yapıyor? İslam dünyasının yetkilileri ne yapıyor? İslam dünyası bunun üzerinde ortak bir mutabakata varabiliyor mu? Niye? Çünkü İsrail şunun farkında. Zaten bir çok yönetimi Amerikayla birlikte, batıyla birlikte kukla haline getirmiş. Burada işte asl olan halkların ayaklanması. Asl olan halkların buna tepki göstermesi. Ürdün’de hâlâ kendi askeriyesinin İngiliz subayı olduğu bir İslam ülkesinden birşey bekleyemezsiniz. Diğer ülkelerden bekleme şansınız yok. Ancak beklerseniz buradan beklersiniz. Onun için buradan çıkacak olan ses, aynı zamanda Myanmar’a da ulaşıyor, Darfur’a da ulaşıyor, İslam dünyasının farklı yerlerine de ulaşıyor.

Peki, İsrail uzun süre bunu yapabilir mi? Bakın 2021 – 2023 tarihi çok kullanılıyor değil mi? 2021 – 2023 tarihi İsrail açısından önemli. Müslümanlar açısından da önemli. İki sebebini açıklayacağım. Yıllar önce, Allah rahmet eylesin, Şeyh Ahmet Yasin bir gazeteciye verdiği röportajında diyordu ki; İsrail ya 2021 de ya 2023 de yıkılacak. İlk okuduğumuzda dedik ki herhalde Şeyh Ahmet Yasin, içindeki bir duyguyu ifade ediyor, bir temennisini ifade ediyor.. Daha sonra, bundan altı ay önce, -bunu internette çok rahat bulabilirsiniz- Amerika’nın 17 istihbarat örgütü rapor hazırladı. Kissinger bu raporu açıkladı. Dedi ki; İsrail bu şekilde giderse 2023’te İsrail’in olma şansı yok. Şimdi dedik ki, bir taraftan Şeyh Ahmet Yasin, bir taraftan Amerikalı istihbarat uzmanları bunu söylüyor. Acaba nedir hikmeti. Sonra Filistin’li dostlarımıza sorduğumuzda, inşallah müjde yerine geçer. Birşey söylediler. Dediler ki; biz İsrail’in bu coğrafyada iki defa geldiğini biliyoruz. 72 yılla 80 yıl arasında kaldılar. Dolayısıyla o tarihe baktığımızda 2021 ve 2023 tarihinde İsrail’in yıkılma ihtimali çok yüksek.. Şimdi İsrail de bunu bildiği için, dikkat edin bütün açıklamalarında 2021 ve 2023’e kadar Mescidi Aksa’yı yıkacağım diyor. Peki yıkmak için ne yapıyor? Bu bize doğru anlatılmıyor. Bakın Mescid-i Aksa’nın şu an altını adamlar dinamitlerle doldurdular. Bu farazi bir bilgi değil. Bu Zaid Salah’dan tutun, Filistin’deki bütün yetkililerin ifade ettiği birşey. Çünkü adamlar şunu söylüyorlar. Bizim varoluş savaşımız Mescid-i Aksa’nın yıkılışı. Peki, Mescid-i Aksa’nın yıkılışı islam dünyası için neyi ifade eder. İslam dünyasının üzerine ölü toprağı serpilmesi demek. Mescid-i Aksa’yı islam dünyası İsrail’e yıktırırsa, İsrail bunu başarırsa, aslında islam dünyası kendi içerisinde herşeyi yıkmış olacak. Peki, bunun için ne yapmalı? Yani bütün bunları bildiğimiz halde ne yapmalı? Çok basit birşey var. İsrail’i destekleyen ne varsa elimizi ayağımızı çekmemiz lazım. Önce düşünce olarak bir kere berraklaşmamız lazım. Kendi kendimize inanmamız lazım. Kendi içimizde kavgaları bırakmamız lazım. Kendi yönetimlerimiz dahil, herkesi üslubunca uyarmamız lazım. Dualarımızı etmemiz lazım. İbadetlerimizi terketmememiz lâzım. Düşünebiliyor musunuz? İsraillileri Doğu Romalılar kovdu, Yunanlılar kovdu. Onlara o kapıları açan İslam fetihi oldu. İslam fatihi, Hz. Ömer orayı fethettiğinde Yahudiler şehre giremiyorlardı. İslam Yahudilere o şehri açtı. Ama bugün o Siyonizme inanan -ki hepsini ayırmak gerekiyor-

Siyonizme inanan o Yahudilerin büyük bir kısmı bugün Mescid- Aksa’yı kirletmeye başladılar. Kirletmekle kalmıyor. Sistematik bir oyunu devam ettiriyorlar. Şimdi geldiğimiz noktada aslında Mescid-i Aksa üzerinden islam dünyasının bir dizyanı var. Bunu çok net görmek gerekiyor. Bakın dikkat edin. Hayatınızda hiç duymadığınız örgütleri duymaya başladınız. İslam adına birçok işi yapan örgütleri görmeye başladınız. Peki bunlar niye çıktı. Bu soruyu soruyor muyuz? Afganistan işgal edilmeseydi mücahid hareketleri çıkacak mıydı? Çıkmayacaktı. Irak işgal edilmeseydi, bugünkü yapıların büyük bir kısmı çıkacak mıydı? Çıkmayacaktı. Somali işgal edilmeseydi Şebab çıkacak mıydı? Çıkmayacaktı. Adamlar şimdi her yeri işgal ediyorlar. İşgal ettikleri takdirde sadece oranın yeraltı yerüstü kaynaklarını değil düşünce yapısını da yerle bir ediyorlar. Ve ondan sonra diyorlar ki; “radikal islam yükseliyor.” Yahu sen zaten bunu yükseltiyorsun. Bu zaten senin işine geliyor. İşbirlikçilerinle sen zaten konumunu yükseltiyorsun. Şimdi düşünün, yapacağımız şey çok basit. Sinop’tan bir ses çıkıyor. Belki çok anlamsız gibi geliyor bu ses size. Ama şunu unutmayın. Yeni gençliğin büyük bir kısmının Mescid-i Aksa’dan, İslam dünyasından haberi yok. Siz, orta yaş grubu olarak bir bedel ödediniz. Türkiyedeki oyunları gördünüz. Belli bir şeyleri keşfettiniz. Ama yeni gençliğin, bu iletişim çağında, bu bilgi kirliliğinde İsrail’i anlaması gerekiyor. İslam dünyasını anlaması gerekiyor. Malcom X den tutun, ta Mevdudi’den Seyyid Kutub’una kadar, Tarık Ramazan’ından diğerlerine kadar, olumlu olumsuz, her kaynağı ve her insanı görmesi ve tanıması gerekiyor. Bizim de şunu yapmamız gerekiyor. Bizim artık bir şekilde silkelenmemiz gerekiyor. Biz silkelenmiyoruz. Kolaycılığına kaçıyoruz. Kolaycılığı artık terketmek gerekiyor. Yani kolaycılık dediğim, bu miting meydanında, evet önemlidir duruşumuz, gelmemiz önemlidir, ses çıkartmamız önemlidir, ama burayla iş bitmiyor. Burayla işi bitirdiğiniz takdirde aslında o zaman Mescid-i Aksa yıkılıyor. Burayla işi bitirmemeniz gerekiyor. Evinizde, çoluğunuzla çocuğunuzla, yakın çevrenizde bir şuurlanma hareketine gitmeniz gerekiyor. Bakın bir Mavi Marmara gitti değil mi? Bir gemiydi. Bir Mavi Marmara… İsrail, o Mavi Marmara’yı nıye batırmak istedi, orda 10 insanı niye şehid etti biliyor musunuz? Çünkü İsrail, kendisine göre, o geminin geleceğini, kendi kutsal kitabında işaretini görüyordu. Aştod limanına o geminin yanaşmaması gerektiğini kendisi ifade ediyordu. Peki, Mavi Marmara’nın bereketiyle biz neyi öğrendik? Biz Mescid-i Aksa davasına, biz Filistin davasına, biz Gazze’ye daha iyi sahiplenmeye başladık. Selahaddin Eyyubi diyoruz, Hz. Ömer diyoruz, Kudüs diyoruz, Gazze diyoruz, Filistin diyoruz. Ama tarihini çok net bilmiyoruz. Tarihini doğru dürüst öğrenmiyoruz, öğretmiyorlar. O yüzden esas büyük şekilde yapmamız gereken, Kudüs’ün yıkılmaması, Mescid-i Aksa’nın yıkılmaması, teslim olmamasının temel yolu bizim kafalarımızdan geçiyor. Önce kafalarımızdaki hapishaneleri bir yıkmamız gerekiyor. Yani bir mesele olduğunda şunu çok net görmemiz gerekiyor. Bu oyun kime yarıyor? İslam dünyasının bu kendi kavgası kime yarıyor. İslam dünyasının diktatörleri kime yarıyor. İslam dünyasının yeraltı kaynaklarının sömürülmesi kime yarıyor. Müslüman duruşumuz, bizim medeniyetimizden gelen, Allah’ın Rasûlünden, Kitabımızdan aldığımız bir duruşumuz var. O da şu; her yerde her zaman adaletli olmak, adaleti haykırmak, haksızlık karşısında susmamak. Çünkü biz inanıyoruz ki, kim haksızlık karşısında susarsa, hakkıyla birlikte şerefini de kaybeder. O nedenle Kudüs’deki bu duruşunuz, yani tabiri yerindeyse itfaiye butonu gibi sürekli hazır olmanız gerekiyor. Çünkü İsrail, İslam dünyasındaki tepkileri görmediği andan itibaren vallahi de billahi de orayı dinamitler. Çünkü adam bunu bir inanç gereği olarak görüyor. Bunu bir imani mesele olarak görüyor kendisi açısından. İşte biz bunun farkına varmadığımız takdirde Kudüs’ü de Mescid-i Aksa’yı da kaybetmeye başlarız, ve esasında şunu anlamış oluruz. Biz emanete sahip çıkmamış oluruz. Biz namusumuza sahip çıkmamış oluruz. O nedenle yine tekrarlıyorum. Çok vaktinizi almıyacağım. Esas yapmamız gereken birşey var. Bütün idarecilerimizi, ilim adamlarımızı, din adamlarımızı uyarmamız gerekiyor. İslam dünyasına hangi saldırı yapılıyorsa kurmay bir akılla yapılıyor. Yani adam Mısır’da Mursi’yi indirirken, Sisi’yi getirirken Türkiye’yi hesaplıyor. Türkiye’deki yapıyı bir şekilde yerinden oynatmaya çalışırken Kudüs’ü hesaplıyor, Cezayir’i hesaplıyor, Myanmar’ı hesaplıyor, Somali’yi hesaplıyor, Darfur’u hesaplıyor. O yüzden İslam dünyasının yapması gereken bir şey var. Kendisine karşı kurmay akılla yapılan bütün saldırılar karşısında bir kurmay akılla cevap vermesi lazım. Ama islam dünyası ne yapıyor? Adam Mısır’da Mursi’yi indirirken sadece Mısır’lılardan biz bekliyoruz. Yetmiyor. Niye? Çünkü bir sonraki adımını hesaplıyor. Bakın Mursi inmeseydi Kudüs’te İsrail bu kadar rahat hareket edemezdi.

Son olarak şunu söyleyeyim. Şimdi, Sezai Karakoç’un çok güzel bir dörtlüğü var. Der ki;

“Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak.

Halbuki biz sussak tarih susmayacak.

Tarih sussa hakikat susmayacak.

Hakikat sussa insanlık susmayacak. “

Biz ne kadar susarsak susalım, sonuçta konuşması gerekenler, yapılması gereken işleri yapması gerekenler, bunları yapacaklar. Ama asl olan sizin duruşunuzun nerede olduğu. Yani o Hz. İbrahim meselesindeki karınca gibi, nerde durduğunuz çok önemli. İslam dünyasının bir şekilde kendisine gelmesi lazım. Ortak bir akılla hareket etmesi lazım. Ortak bir düşünceyle hareket etmesi lazım. Biz daha Ramazan ayında iftarlarda bir olamıyoruz. Bayramlarda bir olamıyoruz. İbadet meselelerinde bir olamıyoruz. Siyasi meselelerde bir olamıyoruz. Şimdi siz şöyle düşünün. İsrailli olduğunuz düşünün. İsrailsiniz siz. İslam dünyasının bu halini gördüğünüz zaman ne yaparsınız? Herşeyi gerçekleştirirsiniz. Bakın bir stratejisi var İsrail’in. İsrail, niye uzun savaşlar yapmaz biliyor musunuz? Hep 6 gün savaşlarıdır, 21 gün svaşlarıdır. Çünkü İsrail’in güvenlik konseptinde şunu yazar. Der ki; İsraildeki insan sayısı azdır. Yahudi sayısı azdır. İnsana dayalı bir savaş yapıldığında biz insanlarımızı kaybettiğimizde onun arkasından gelecek insanlarımız yoktur. O nedenle yapmamız gereken şey teknolojik savaştır. Yani silahı yukarıdan atmadır, uçağıdır, teknolojisidir, istihbaratıdır ve İsrail böyle savaşır. 6 gün savaşları böyle oldu 21 gün savaşları böyle oldu. İsrail bizi bizden iyi tanıdığı için zaten herşeyi rahatlıkla yapabiliyor. Eğer İsrail bizi bizden iyi tanımasaydı, bizim bu sessizliklerimizi görmeseydi emin olun Mescid-i Aksa’yı bu kadar rahat kirletmezdi. Ama biz şunu biliyoruz. İnşallah ilk başta dediğim gibi ya 2021 ya 2023, biz bunu bir müjde olarak kabul ediyoruz. İnşallah İsrail bir şekilde tarih sahnesinde bu haliyle silinecek. İkinci olarak, şunu biliyoruz. Allah nurunu er ya da geç tamamlayacak, biz istesek de istemesek de… Bunu da biliyoruz. Üçüncü bir şey daha biliyoruz. O da şu. Biz normalde duruşumuzu sergilemesek bile Allah Ebu Hureyre’nin annesinin kalbiyle oynadığı gibi insanların kalbiyle oynar ve orayı savunacak bir kavim getirir. Ama meselemiz şu. Biz bu bilinci ne zaman alacağız? Biz bu bilinçsizlikten ne zaman kurtulacağız? Biz kendi yanıbaşımızdaki olaylara ne zaman Kur’anî bir vicdânî akılla bakacağız? Şu cu, bu cu önemli değil. Sonuçta onlar için asl olan Müslümandır. Yani seküler olmuş, laik olmuş, ılımlı olmuş, cumadan cumaya gitmiş, sorun değil. O top yekün düşünüyor. İşte bizim bunu topluma anlatmamız lazım. Bizim bunu topluma göstermemiz lazım. Son şunu söyleyeyim. Sinop’a geldiğimiz için, Sinop’un hassasiyetlerini bildiğim için.. Bir zamanlar Türkiye’deki solcuların hepsi Filistin davasının sahibiydi. Türkiye’deki sol hareketlerinin büyük bir kısmı Filistin davası için, ordaki kamplarda gidip eğitim gördüler, savaştılar, Allah razı olsun… Bir haksızlığın karşısında durdular. Peki şunu sormak lazım. O gün o sol hareketler Filistin davasının yanındayken bugün niye yanında değil? Kudüs onlar için niye önamli değil? Eğer bu haksızlık değilse, gerçekten o günkü duruşları mı sıkıntılıydı. Eğer haksızlıksa bugün onu niye gerçekleştirmiyorlar? Bunu da sorgulamak gerekiyor. Allah’a emanet ediyorum. Selamün aleyküm….”

SeSiÖz
Okulda duvar gazetesi çıkarırken bazan isim olarak sesiöz yazardım, Necip Fazıl'dan esinlenerek. Sonradan bunu site ismi olarak benimsedim. Ayancık'tan iyiye güzele yönelik haberler ve yazılar yazmaktı maksadım. Yazmak bazan ihtiyaç gibi oluyor. Böylece birşeyler ortaya çıkıyor işte...

Most Popular

Recent Comments